Şike operasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şike operasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2011 Pazar

3 Temmuz'dan bugüne, dilimiz döndüğünce!



Tam 44 yazı.
3 Temmuz'dan beri kaleme aldığımız;
Gözyaşımız, haykırışımız, isyanımız..
Belki de uyanışımız..


Kronolojik olarak derlenmiş yazıların isimlerine tıklayarak tekrar göz atabilirsiniz.


Film şeridi gibi..


3 ay olacak yakında, şaka gibi!




Buyrunuz Efendim..








18 Temmuz: Aziz Yıldırım Vs. Usame Bin Ladin


19 Temmuz: Bir taşla Kırk kuş


20 Temmuz: En büyük delilimiz Alınterimiz!


20 Temmuz: Sırp askeri miydi o hançeri tutan gerçekten?


22 Temmuz: "Liboş" Fenerbahçe taraftarlarına mektup


22 Temmuz: Haklıyken haksız duruma düşmek


23 Temmuz: Pardon, şike mi dediniz?


24 Temmuz: Bülent Ataman'ı gören oldu mu?


24 Temmuz: Trabzonspor tele takipten nasıl kaçtı?


27 Temmuz: Tevatür Vs. Inception


28 Temmuz: Bu düşmanlık neden?


28 Temmuz: Normal!


30 Temmuz: Tümevarım mı tümden gelim mi?


31 Temmuz: O "Yıldırım" mı?


31 Temmuz: Tapesini bulamadım Sayın Savcım, bu videoyla idare edersiniz artık!




1 Ağustos: Peki ya Anadolu?


4 Ağustos: Köstebek kim?


15 Ağustos: Fitne değil fitre!


15 Ağustos: Kız sen İrlanda'nın neresindensin?


15 Ağustos: Mevsimlik işçiler kadro bekliyor


15 Ağustos: Bir dezenformasyon örneği "İskender"


16 Ağustos: Çok afedersin ama; Sana giren çıkan ne kardeşim?


17 Ağustos: AİHM: Yüzde 1 bile şerefiniz varsa istifa edin!


23 Ağustos: Moda klişeler #1: "Alınacak en kötü karar bile, karar vermemekten iyidir!"


26 Ağustos: İlmik ilmik, Şike Operasyonu (Giriş)


29 Ağustos: Fenerbahçeli Savcı!


29 Ağustos: Fenerli Başbakan, Fenerli Medya, Fenerli Savcı, Fenerli Federasyon Başkanı


29 Ağustos: Nefs'i Müdafaaydı hepsi!


30 Ağustos: Kaldırın artık şu lügattan "Ebedi dostluk" yalanını


30 Ağustos: İlmik ilmik, Şike Operasyonu (Gelişme)


30 Ağustos: Şiş yandı, kebabı neyleyim?


31 Ağustos: Eski Federasyon yasayı neden oldu bittiye getirdi?






4 Eylül: Bu, resmen bir Halk Hareketi'die artık!!!


5 Eylül: Galatasaray lobisi seferberlik halinde


5 Eylül: Başka söze gerek var mı?


8 Eylül: Güneşe Yolculuk


8 Eylül: Su ıslak mıymış, değil miymiş?


8 Eylül: Bu ne yaman çelişki Anne?


9 Eylül: Bu ne yaman çelişki Anne #2


10 Eylül: Conviction


13 Eylül: Ama sizin de ağzınızda bakla ıslanmıyor Sadri Bey!


15 Eylül: Satır araları: Tolga Zengin'in açıklamaları


16 Eylül: Halk arasında buna "Toshack" denir!


18 Eylül: İlmik ilmik, Şike operasyonu (Sonuç)


28 Eylül: Rüşvet yemeyen devlet memurunun hazin sonu









Devamını oku...

18 Eylül 2011 Pazar

İlmik ilmik, Şike Operasyonu (Sonuç)




3 Temmuz'da gördüğüm bir rüyayı yazmaya devam ediyorum. Daha önce anlattıklarım ve aşağıda yazılanlar tamamen hayal ürünüdür.


Şike operasyonuna giriş ve gelişmeden sonra artık sonuca gelelim isterseniz. 


Sonuç bölümünde, olaylar bazında değil, kavram ve yargılar ekseninde görüş belirteceğim. Bu yüzden yukarıdaki satırlarda link verilen yazıları okumanızı öneririm.

Aslına bakarsanız herşey aşağıdaki soruların cevaplarında gizli. Gelin birlikte yanıtlamaya çalışalım "Giriş" ve "Gelişme" deki derlemeler ışığında.
  1. Bu işten kim, ne kazandı/kazanacak?
  2. Amaç tam olarak neydi, ne kadar sapma oldu?
  3. Neden Fenerbahçe, Neden Aziz Yıldırım?
  4. Yapımcı kim?
  5. Yönetmen kim?
  6. Senarist kim?
  7. Kimler figüran?
  8. Kimler başrolde?
  9. Görev dağılımı ve senaryo nasıl oluşturuldu?
  10. Bundan sonra ne olacak?


        Bu işten kim, ne kazandı/kazanacak?

  • Siyaset kazandı. İktidarının maddi manevi çapını genişletti.
  • Başta Trabzonspor olmak üzere, Galatasaray ve diğer Fenerbahçe rakipleri; maddi ve manevi çok gerisinde oldukları rekabette Fenerbahçe'ye bir adım daha yaklaştı.
  • Aziz Yıldırım ve Serdar Adalı'nın içeride kaldığı sürede; yokluklarında ihalelere girenler kazandı/kazanacak.
  • Bu sürecin en başından itibaren görevlerini layıkıyla ifa edenler, gelecek için önemli birer koltuk adaylığı kazandı.

       Amaç tam olarak neydi, ne kadar sapma oldu? 

Toplamda istedikleri sonuçları elde etmiş olsalar da ciddi sapmalar olduğu muhakkak. Özellikle işin içine UEFA'nın girmesi planları bozdu. Ama planları asıl bozan şey, Fenerbahçe taraftarının oltaya gelmemesi ve Başkanı'nı satmaması oldu.

Her daim rest çeken Fenerbahçe olunca, pazarlık masasına karşı taraf oturmak zorunda kaldı.

Amaç, çok net bir biçimde; şüpheleri pazarlayıp tevatür yaratarak Fenerbahçe'yi öncelikle rakiplerinin ve ardından kendi taraftarının gözünde suçlu ilan etmekti.

Onlar bu işi çok iyi yapsalar da hesaplayamadıkları şey Fenerbahçe taraftarının verdiği mücadele oldu. İnanmadılar, yılmadılar, korkmadılar!

Fenerbahçe taraftarı, büyük bir oranda inanmış olsaydı, lig ve Avrupa mücadelesi başlamadan Aziz Yıldırım ile kulübün bağlarını koparacak ve Başbakan'ın konuyla ilgili ilk ve tek demecinde olduğu gibi kurumlarla kişileri ayırıp dosyayı iddianame oluşmadan karara bağlayacaklardı.

Aziz Yıldırım ve "Çetesi" suçlu, Fenerbahçe suçsuz.

Satır aralarında birçok devlet büyüğünün ve hatta TFF'nin uyarılarına rağmen direnen Fenerbahçe, onların tabiriyle, kendini yaktı. Oysa baştan kabullenselerdi bu yalanı, hiç canları acımadan batıracaklardı iğneyi.

Peki Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe'den kopararak neyi amaçladılar?

Çok net bir şekilde hem maddi hem de idari anlamda Türk Futbolu'nu yönetmek, Türkiye genelinde tüm kurumlarda sağladıkları sonsuz hakimiyeti bu mecrada da sürdürmekti elbette öncelikli amaçları.

Nasıl ki; önlerine bir Türkiye haritası aldıklarında, sarı rengi yaymaya çalışıyorlar, kıyılara kıyılara; burada da durum farksız aslında.

Siyasi baskı diye bir deyim kalmadı yurtta, tüm kurumlar, özerk olanlar bile bakanlıklara bağlandı sonunda.

Ama Spor Federasyonlarını, Avrupa ve Dünya Federasyonlarıyla bağları olduğu için Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlayamıyorlar. Bu durumda Avrupa ve Dünya Federasyonları o ülke takımlarını direk ihraç ediyor. E hal böyleyken de Aziz Yıldırım gibileri çıban başı oluyor. Düşünsenize tüm kurumlar hizada, ordu parmaklıklar arkasında ama bir adam kafasına göre at koşturuyor futbol sahasında.

Üstelik aynı Aziz Yıldırım ayaklarına sadece futbol sahasında dolanmıyordu.

Bir diğer amaç da; seçim sonrası büyük bir hızla değişen siyasi gündemi, şike operasyonu gölgesinde konforlu bir şekilde yönetebilmekti elbette. "Gelişme" de madde madde bu takvimde neler yaşandığını yazmıştık hatırlarsınız.

    
       Neden Fenerbahçe, Neden Aziz Yıldırım?

  • Bir yeri fethetmek istiyorsan, ilk tok yumruğu en güçlü düşmana vuracaksın.
  • Fenerbahçe; Atatürk'ün Takımı, askerin takımı.
  • Fenerbahçe; diğer tüm takımların, aleyhinde cephe oluşturacakları tek kulüp.
  • Yapımcı, Yönetmen ve Senarist Galatasaraylı.
  • Aziz Yıldırım; malumunuz Nintendo Müteahhidi.
  • Aziz Yıldırım; asker ile dost.
  • Aziz Yıldırım; hatıra gönüle binaen ihalelerden çekilmeyen, paylaşmayan işadamı.
  • Aziz Yıldırım'ın Emre transferinden sonra sorulan soruya verdiği cevap: "Fenerbahçe´ye Fenerbahçe´nin ´F´si dışında hiçbir ´F´ giremez!"
  • Fenerbahçe; maddi anlamda rakipleriyle arayı misli misli açmış tek kulüp.


        Yapımcı kim?

  • Ergenekon ve Balyoz Operasyonlarının yapımcısı.
  • Yimpaş Organizasyonu'nun yapımcısı.
  • Deniz Feneri Organizasyonu'nun yapımcısı.
  • Deniz Baykal, MHP'li Bürokratlar, Işık Koşaner, Metin Metiner, PKK-MİT görüşmeleri gibi ses ve görüntü kayıtlarının yapımcısı.

        Yönetmen kim?

  • Başbakanlık
  • Gençlik ve Spor Bakanlığı
  • Türkiye Futbol Federasyonu
  • Özel Yetkili Savcılık

        Senarist kim?

  • "Deep" Cemaat  

       Kimler figüran?

  • Mehmet Ali Işıldar 
  • Lütfü Ayıboğan
  • Mehmet Liseterk
  • Sadri Şirin
  • Yunus Egemenoğullarından
  • Mehmet Varansugiller
  • Adnan Jöntürk
  • Yıldırım Demirezen
  • Erman Köroğlu
  • Aziz Yolmaz

       Görev dağılımı ve senaryo nasıl oluşturuldu?

Aziz Yıldırım'ın ipi Aralık 2010'da Halı ihalesi sebebiyle tutulmuştu malumunuz. Nisan ayında Halı ihalesinin sonucunun bardağı taşırmasıyla ipi çekildi. Senaryo yazıldı. Oyunculara dağıtıldı ve seçim sonrası beklendi. PKK-MİT görüşmelerinden de net bir şekilde anlaşılacağı üzere; Şike Operasyonu, PKK'nın ateşkesiyle birlikte seçim sonrasına bırakıldı.

Aralık ayında kalemi eline alanlar, nisan ayında o kalemi kırdı. Ancak biz bunu 3 Temmuz'da öğrendik.

Çok daha detaylısı şurada olan Kronolojik bir özet ile;

  1. Emniyete Aralık 2010'da Aziz Yıldırım'ı takip talimatı geldi. Muhtemelen bir e-mail ihbarıyla.
  2. Mart sonu Ergenekon Savcısı ve Galatasaray Kongre Üyesi Zekeriya Öz başka bir göreve atandı. Yerine gelenlerden biri Fenerbahçeli Savcı Mehmet Berk'ti. 
  3. Nisan ayında kalem kırıldı.
  4. TFF, Suat Kılıç'ın tabiriyle apar topar Sporda Şiddet Yasasının çıkması için meclis komisyonunu ikna etti. Adeta lig sonu yaşanacak telefon trafiğini kaçırmamak için. Mihmandırı Yunus Egemenoğlu'ydu.
  5. Emniyetten Trabzonspor'a, kamuoyu oluşturmaları için bilgi sızdırıldı. O kamuoyu ilerde lazım olacaktı.
  6. Bakanlar, milletvekilleri Trabzonspor lehine açıklamalar yaptı.
  7. Alem Trabzonspor'a yattı. Hatta taraftarı yalvardı.
  8. Alem Fenerbahçe'ye kök söktürdü, 94'te gol yiyince oturup ağladı.
  9. Lig tamamlandı, Fenerbahçe şampiyon oldu.
  10. Seçim Dönemi bitti, Ustalık Dönemi başladı.
  11. Bariz ve galiz Fenerbahçeli Mehmet Ali Aydınlar şapkadan çıkarak TFF Başkanı oldu.
  12. Ve 3 Temmuz.
  13. Emniyet tapeleri sızdırdı.
  14. Tapeleri Baransugiller yaydı.
  15. Şüphe dağları yaratıldı, tevatür oluşturuldu.
  16. Tapeleri okuyan Fenerbahçe taraftarı yalanı çözdü. Fezlekeler dekman, şike operasyonu safsataydı. Sokaklar doldu taştı. İş karıştı.
  17. Düşerdi, düşmezdi.
  18. Olay Fenebahçe operasyonu değildi, Türk futbolunun bahar temizliğiydi, Beşiktaş'tan da içeri alınanlar oldu.
  19. Beşiktaş kupayı iade edeyazdı. Ve kamuoyu önünde aklandı.
  20. Trabzonspor teşviğe teşebbüs edeyazmış olabileceği şüphesiyle aklandı.
  21. Mersin İdman Yurdu Ahmet Çakar'ın iddiasıyla, Zafer Çağlayan tarafından kurtarıldı.
  22. Toz bulutu dağıldı ve pranga sadece Fenerbahçe'nin ayağındaydı.
  23. Fenerbahçe taraftarı 4 Temmuz'da ne dediyse o oldu. O zaten farkındaydı ama Şampiyonlar Ligi için yapılan TFF-UEFA kumpasında, tüm Türkiye anladı. Bu bir Aziz Yıldırım & Fenerbahçe operasyonuydu.
Yurtdışı yasağı kalkmış, UEFA'ya mektup gitmiş, Cornu gelmiş vs.. gibi detaylara burada girmeye lüzum görmüyorum.


Görev dağılımı ise ana hatlarıyla şu şekildeydi:

Emniyet: Türk futbolunu teknik takibe almak ve Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe alehinde delil toplamak.

Özel Yetkili Savcılık: Emniyetin topladığı teknik takip detaylarını derlemek ve Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe alehinde fezleke oluşturmak.

Trabzonspor: Fenerbahçe'ye karşı rekabet edecek, onu Nefs'i Müdafaaya zorlayacak. Emniyetten sızan bilgilerle gelecekte kullanılmak üzere Fenerbahçe aleyhine şike, teşvik vs. konularla kamuoyu oluşturacak. Karşılığında şampiyon olması için yardım edilecek. Şampiyon olmasa dahi operasyon sonunda Fenerbahçe'nin maddi hakları Trabzonspor'a verilecek.

Galatasaray: Oluşturulan bu kamuoyunu yönetecek. İşleyecek ve gelecekte hasatın aslan payını alacak.

Beşiktaş: Aziz Yıldırım ile ucndan kıyısından da olsa benzer sebepten Serdar Adalı'yı kurban verecek. Kamuoyu önünde aklanması ve Fenerbahçe aleyhinde kullanılması için kupayı iade edeyazacak. Taraftarıyla ve yönetimiyle, operasyon boyunca yönetmenin güdümünden çıkmayacak. 

TFF: İçerdeki Galatasaray menşe yapının yönetim yetenekleriyle, süreci yumurtaları kırmadan yönetecek. Pazarlığın merkez üssü olacak. Danışıklı dövüşlerle Galatasaray ile arasındaki sahte kavgada kalkan tozu herkese yutturacak ve süreci birlikte yönetecek. Amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu için; Fenerbahçe'yi düşürmemek için direnirken, bir yandan Savcının elini zayıflatmamak için UEFA'yı devreye sokup kanaat oluşturacak.

Embedded Medya: Her zamanki temel görevini yapacak. Kamuoyunu yönetecek. Fikir ekecek. Suya yön vermek için çukur kazacak. Yapımcı, yönetmen ve senariste eskortluk yapacak.


        Bundan sonra ne olacak?

Bakın işte orasını Allah bilir; tam o esnada uyandım çünkü.


İş biraz karıştı. Bir süre tozun yere inmesini bekleyecekler sanıyorum. Soruşturma çoktan Spor mahkemelerine gitmeliydi ve hatta ne kadar daha tutabilecek Sayın Savcı bilemiyorum ama Aziz Yıldırım teorik olarak içerde daha fazla tutulamaz.


Pratiğini ben bilmem, devlet büyüklerim bilir.


İddianame oluşana kadar gündem futbola kayar. 
Fenerbahçe rüzgara karşı oynamaya devam eder.
Trabzonspor görevini yapmıştır ve artık yalnızdır.
Galatasaray mükafatını alacaktır.
Beşiktaş yine hiçbir şey kazanamamıştır.


Ve eski 55, yeni 58. madde değişmesin diyerek rest çeken Fenerbahçe, hesapları çok fena bozacaktır.


Çünkü; şike ve teşviğe teşebbüste dahi küme düşürün diyen madde değişmezse, Fenerbahçe'yi düşürseler bile, beraberinde en az 6 takım da 2. ligi boylayacaktır.


E düşürmezlerse de Savcımızın işi zorlaşacaktır.


Valla bu saatten sonra yönetmenin işi zor.


Daha CAS var, AİHM var..


İddianame, duruşma, tahliye var..


Kısacası bu hikaye bitmez.






Rüyadan hatırımda kalanları yazabildim, birçok şeyi unutmuş da olabilirim.
E kıçımız açıkta uyuyunca epey bi saçmalamışız işte..


İşte eyle..


















Devamını oku...

26 Ağustos 2011 Cuma

İlmik ilmik, Şike operasyonu (Giriş)


Bir rüya gördüm; epey çetrefilli, 3 bölümde anlatacağım müsaadenizle. Kişiler, kurumlar tamamen hayal ürünüdür.




18'de 17 yaptık,
İlmik ilmik..
18. kez şampiyonluk kupasını kaldırdık.

Biz tribunlerde, futbolcularimiz sahada ter dokerken, ilmik ilmik..
Birileri de bugünleri hesaplamış..
İlmik ilmik..

Şöyle bir bakalım ve hafızaları tazeleyelim mi, neler olmuş son zamanlarda :

3 Temmuz'dan başlamayacağız elbette.
Bursaspor'un şampiyonluğundan, 2010 yılından başlayacağız.


Nisan-Mayıs 2010;

Şampiyonluk yarışının at başı gittiği dönem. Fenerbahçe, Ali Sami Yen'deki son derbiyi kazanıp, şampiyonluk yarışında potaya girerken, Bursaspor da Anadolu'nun sesi oluyordu. Ben bu yaşıma kadar bir milletvekilinin ya da bakanın şampiyonluk yarışında Fenerbahçe lehine konumlandığına şahit olmadım. Ama Bursaspor'u destekleyenlerin arasında genelde milletvekillerimiz vardı. Gerek TFF'ye gözdağı veren açıklamalar olsun, gerekse Fenerbahçe'yi töhmet altında bırakan suçlamalar olsun; sağolsunlar, Bursaspor adına müthiş bir PR, kampanya başlattılar.

Fenerbahçe ise bu dönemde, vidaları sıktı her zaman olduğu gibi ve haftalarca gol yemeden yoluna devam etti. Yine yenerek tüm rakiplerini eze eze, son haftaya girdi. Futbolun cilvesi, 34 şuttan sadece biri kaleye girebildi ve hazin bir son yaşadık Kadıköy'de. O gün, daha kötüsünü yaşar mıyız diye isyanlardaydık, bilemezdik bugünleri ya..

Kupa finalinde Trabzonspor'a yenildikten sonra herkes maçları paylaştığımızı söylüyordu ama tabii ki söylendiği gibi olmadı.

Haftalarca Fenerbahçe'nin rakip kalecileri satın aldığı safsatasıyla bilediler anti Fenerbahçeli kamuoyunu ve bu sefer yeşil beyaz renkler etrafında birleştiler.

Bu işlerin mihmandırı, şimdilerde olduğu gibi Telegol ve Serhat Ulueren'di elbette. Türkiye derin futbolunun kirli kutusu.

Son maçta yaşanan kaza ile şampiyon oldu netekim, yeşil beyazlılar.
Kendileri ise son maçta, düşman bildikleri Beşiktaş'ın özür kabilinden hediyesini nazikçe kabul ettiler.
Sonra içlerini de döktüler; Ozan İpek, gibi..

Bahanesi yok. İnanılmaz goller kaçtı. Bir tanesi girse şampiyon olacaktı Fenerbahçe ve belki 3 Temmuz 2010'da başlayacaktı bu ooperasyon. Ama durun bir dakika, seçim yoktu geçen yıl, muhtemelen kutlamalardan hemen sonra harekete geçerlerdi, değil mi, bekleyecek ne var ki?

Velhasıl; bildiğimiz ya da bilmediğimiz devlet, Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemedi 2010 yılında, bunu net bir şekilde ifade etti.
Yahu kardeşim, psikopat mısın sen; Devletin işi gücü yok Fenerbahçe ile mi uğraşsın diyorsunuz değil mi?
Onu da yazacağız inşallah, inşallah..

Peki 2011 yılında ne değişti? Çok kafa karıştırmamak için mümkün olduğunca madde madde ilerleyelim isterseniz.


Aralık, 2010 : Aralık ayında yapılacak ihalede nihayetlenmesi beklenen 4 milyar dolarlık meşhur helikopter ihalesi, gerekçesi kabul görür bir sebeple açıklanmadan ertelendi. Sonuçlanması Nisan 2011'i buldu. İhaleyi Sİkorski'yi temsil eden konsorsiyum kazandı. Aralık 2010'un kulislerdeki favorisi ise İtalyanlar'dı. Temsil eden gruplarda kimler mi vardı? E araştırıverin, beni "günaha" sokmayın.

Aralık 2010 : Giresunspor Başkanı Olgun "Peker"in telefon dinlemelerinden yola çıkılarak Aziz Yıldırım da teknik ve fiziki takibe alındı.

Ocak, 2011 : Ligde Trabzonspor'un ardından 9 puanla 2. durumda olan Fenerbahçe, 2 maçla; ki birinde Trabzonspor'u net bir şekilde yenerek, farkı 4 puana indirdi.

Şubat-Nisan, 2011 : Fenerbahçe ve Trabzonspor yarışa dolu dizgin devam ederken, yaşananlar giderek çirkinleşmeye başlıyordu. Bursaspor'un şampiyon olduğu 2010 yılında olduğu gibi, Anti Fenerbahçe timi, milletvekilleri ve bakanlar devredeydi. Anlaşılıyor ki bu sezon da Trabzonspor'un şampiyon olması gerekliydi. Trabzonspor ile oynayacakları maçlardan önce stadyum protokolleri imzalanan Anadolu şehirleri, Wikileaks'e uzanan ve hala bir tekzip almayan Trabzonspor'a örtülü ödenek yardımı, tek elden, aynı kalemden çıkmışçasına Fenerbahçe alehine yürütülen kampanya ve dezenformasyon, çirkin pankartlar ve kapalı kapılar arkasında yaşananlar..

Mart, 2011 : Galatasaray Kongre Üyesi Zekeriya Öz terfi edilerek ve özel yetkileri alınarak Ergenekon savcılığından alındı. Yerine Fikret Seçen geldi. Fikret Seçen'in birlikte çalıştığı savcılardan biri de Fenerbahçeli Mehmet Berk; şurada bir bilgilendirme var.
Nisan, 2011 : Şiddet yasası yürürlüğe girdi. Taraftarlar için ağır müeyyideler içeren yasada en köklü değişiklik; şike ve teşvik suçlarında oldu. Yeni yasaya göre, şike ve teşvik artık hapis cezası ile cezalandırılacaktı.

Nisan, 2011 : 4 milyar dolarlık helikopter ihalesi sonuçlandı. Aralık 2010'da kulislerde favori olmayan Sikorski konsorsiyumu, ihaleyi kazandı. Kimin kazandığı, kimi kaybettiği malum. İddialara göre söz dinlemeyen ve Aralık 2010'da karşı taraf lehine sonuçlanması beklenen ihalenin Sİkorski lehine sonuçlanmasında etkili olan Aziz Yıldırım birilerini fena kızdırmıştı.

Mayıs, 2011 : Şampiyonluk yarışı kızıştı ve Fenerbahçe son maçta ecel terleri döktüğü Sivasspor karşılaşmasında 4-3 galip gelerek şampiyon oldu. Kutlamalar yapıldı. Kurtlar döküldü. Artık transfer zamanıydı, hedef 2011-12 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde ses getirmekti.

Haziran, 2011 : Malum 12 Haziran Seçimi. AKP kurulduğu yıl iktidar olan parti, 3. kez üst üste ve oy artırarak iktidarı kimseye bırakmadı. Ustalık dönemi başladı.

Haziran, 2011 : Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener yeni dönemde aday olmadı ve yerine sürpriz bir şekilde, Galatasaray ve Beşiktaş camiası tarafından aday gösterilen Fenerbahçeli Mehmet Ali Aydınlar seçildi.

Temmuz, 2011 : 3 Temmuz'da start verildi ve Pazar sabah 7:00'de Hannibal Lecter, pardon Aziz Yıldırım yakalandı. Onlarca kişi Temmuz ayı içerisinde gözaltına alındı ve bir kısmı tutuklu yargılanmak üzere Metris cezaevine yerleştirildi.

Temmuz ayı Fenerbahçeliler için adeta kabusa dönüşmüştü. Eregenekon muhabirleri ekranları sarmış, çarşaf çarşaf delillerden bahsediyorlardı. Emenike para sayıyordu, Sezer arkadaşlarına para dağıtıyordu vs..

Soruşturma hakkında gizlilik kararı olmasına rağmen, hergün, belirli gazete ve televizyonlarda görüntü ve ses kaydından uzak, tape adıyla tabir edilen telefon dinlemesi dökümleri saçıldı ortalığa.

Lehine bir hakem hatasında bile mecliste gensoru verilen Fenerbahçe; konu şike olunca Fenerbahçe'yi tutmayan ve yıllardır maruz kaldıkları dezenformasyon neticesinde sarı laciverte nefret besleyenler için artık suçluydu bile.

Şike ve Fenerbahçe.
Kardeşti artık.

Her ne kadar akabinde Beşiktaş ve Trabzonspor hakkında da gözlatı ve ifadeler olsa da, soruşturmanın merkezi Fenerbahçe'ydi.

Temmuz ayında yaşanan diğer konuyla alakalı olaylar da şurada yazılmıştı.

Ağustos, 2011 : Düşer mi, düşmez mi; kanaat mi, iddianame mi derken kopan kavga gürültüde, son dakikada Şampiyonlar Ligi hakkı elinden alındı Fenerbahçe'nin. Aynı gün bu hak Trabzonspor'a verildi ve ertesi gün kefaletle serbest bırakılarak tutuksuz yargılanan Sadri Şener'in yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı. Bu komedi biraz olsun gözünü açtı Fenerbahçe'nin ilelebet karşısında olmaya yemin etmiş muhterislerin.

Ardından koptu kıyamet Fenerbahçe kanadında ama öyle bir noktaya gelmişti ki sarı lacivertliler, elleri kolları bağlı, manevra ve hareket kabiliyetinden uzak, biçare ligden düşürülmesini talep etmişti.

Öyle ya; soruşturma altında olduğu için, UEFA'nın Sıfır tölerans kaidesi gereği Şampiyonlar Ligi'nden men eilen Fenerbahçe'nin yerine, yine soruşturma altındaki Trabzonspor kupaya davet ediliyordu; hem de ön elemesinde oynayıp elendiği bir turnuvaya.

Teknik direktörü ve yöneticisi Metris'te olan Beşiktaş da Avrupa'da yoluna devam eiyordu.

Minareyi çalan kılıfı hazırladı.

Sıfır tölerans.
Şampiyonlar Ligi kıymetli.
Fenerbahçe hakkında iddialar daha fazla.
Türkiye'den yönlendirmeler yapıldı.

Vs..

Altı boş.
Ama durum gayet net.

Trabzonspor'un şampiyon olması gerekiyordu.
Fenerbahçe şampiyon oldu.

Aziz Yıldırım'ın kontrol edilmesi gerekiyordu.
Yok edildi.

Şampiyonlar liginden gelecek para, Trabzonspor'undu.
Kaderde öyle yazıyordu.

Daha fazla uzatmadan;

Özellikle detaylarına inmek istemediğim, yukarıdaki tablodan bile olayın ne minvalde geliştiği çok ağık değil mi?

1959'dan futbolun tüm kademelerinde var olan muhtelif illegal olgular, 2011 Temmuz'unda bir günahkara zimmetlendi.

Peki neden?

Neden mi?

Sebep sonuç ilişkisiyle yürüyelim;

Sonuçları bulalım, bu işten kimler nasıl fayda sağlıyor, yazalım alt alta, yazalım onu da..







Devamını oku...

16 Ağustos 2011 Salı

Çok afedersin ama; Sana giren çıkan ne Kardeşim?


Söz TFF'deydi dün akşam.
Elimdekilerle bir kanaate varamadım ayrıca savunma almadan ceza veremem dedi.
Ve ekledi; savcı iddianamesi hakim tarafından kabul edilsin ondan sonra görüşelim.
Bu şartlarda bu sezon bu şekilde oynanır muhtemelen.

Açıklamalar; aklı selim, objektif, az biraz hukuku ve adaleti zihninde doğru konumlandırmış kişiler için sürpriz değildi. Hatta en başından beri kopan yaygara sürprizdi.

Ama şimdi isyanda Galatasaraylılar, bir tek onlar, Türkiye'nin yüz akı, medarı iftarı, isyanda adalet önderi, temizlik timsali Galatasaray..

Bu iş çocuk oyuncağı mı?

Baskıyla, presle; aceleye getirerek böyle bir karar aldırabileceğini sananlar; neden her Fenerbahçe maçı öncesi "Bu sene o sene!" diyerek ümitlenen ve maç sonunda aynı hayal kırıklığını yaşayanlarla aynı kişiler?

Sonra;

Buca konuşsun,
Konya konuşsun..

Kayseri konuşsun,
Bursa konuşsun..

Ama sanane be kardeşim?
Sana giren çıkan ne?

Şampiyonluğu mu kaçırdın, küme mi düştün?
Avrupa hayalin vardı da Fenerbahçe mi mani oldu?

Sana giren çıkan ne?

Tekrar soruyorum;

Derdin tam olarak nedir?

Temiz bir lig ve adalet mi istiyorsun gerçekten, yoksa her sene içerde dışarda ağır tecavüzüne uğradığın bir takımdan paçayı kurtarmak mı?

Hadi biz saflık yapalım ve diyelim ki temiz bir lig istiyorsun;

Devletin sana göz göre göre peşkeş çektiği bir stadyumda, rakiplerin ile aranda bariz bir haksız rekabet doğduğunu göre göre neden "TT Arena Fenerbahçe Kompleksiyle" övünüyorsun kardeşim?

Peki Fatih Terim neden teknik direktörün kardeşim?

Adnan Polat başkanındı; 20:45'in de foyası çıktı, geçmiş başkanlarıyla övünen Ünal Aysal'a neden biad ediyorsun kardeşim?

Aziz Yıldırım'ın bokunda boncuk buldun, Ünal Aysal'ın geçmişini bir araştırsana be kardeşim!

Bülent Tulun mudur yüz akın peki, soruyorum kardeşim!

Ergun Gürsoy'ları, meşhur deşifre olan Malatya, Ankaragücü maçlarının ve deşifre olmayan onlarcasının sonunda ben mi sevindim kardeşim?
98. dakikada İstanbulspor maçında Arif'in kendini attığı, Cübbeli Vahap Beyaz'ın da orta sahadan tereddütsüz düdüğünü çaldığı, Hagi'nin attığı temdit penaltısına neden sevindin peki kardeşim?

Bir sezonda 24 penaltı atarken, Hakan Şükür bir Altay deplasmanında 3 penaltıyla Şanver'i avlayarak hat-trick yaptığında ben mi göbek attım kardeşim?

Haluk Ulusoy, Mehmet Ağar Fenerbahçeli mi be kardeşim?

Yazsam biter mi?
Biter dersen yazayım be kardeşim..

Bitmez ama, bitmez yormayalım birbirimizi.

Sen en iyisi söyle;

Sana giren çıkan ne?
Devamını oku...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Köstebek kim?


İfadeleri, tutanakları nasıl olduysa, okuduktan sonra söyleyebileceğim tek şey.

Nereye bakarsan oraya gidersin.

Oyunun ve oyuncuların belli olduğu bir sektörde, bu oyuncuların doğrudan ve dolaylı yollarla birbirleriyle yaptığı görüşmeler üzerinden; şüpheden öteye geçmiş bir bakış açısıyla, suç yorumlamak ancak, ince ince işlenmiş, karı ve zararı üzerine yol haritaları çıkarılmış bir komplo ile olabilir.

Bugün aklı selim her insan, şu tutanakları okuduğunda tüm şu yaşananların nasıl bir düzmece olduğuna eminim ki inanacaktır.

Üzerindeki forma ile yorum yapanlara söyleyecek birşey yok.
Daha önce de yoktu zaten.


Gelelim merak ettiğim bir başka konuya.

Bu denli geniş çaplı bir operasyonda; istihbarat, yönlendirme, tuzak vs.. işlere atanmış ve şu komik tutanaklarda okunan şüpheyi oluşturacak mutlaka bir başka faktör var.

Bir köstebek.

Yalan yanlış bilgilerle emniyeti yönlendiren.
Bugünkü şüphelerin oluşmasına sebebiyet verecek konuşmaları yapan.
Menajerlere, futbolculara, yöneticilere saçma sapan yöntem ve söylemlerle yaklaşmaya çalışan.
Yeri geldiğinde üzerine oyun oynanan, başta Aziz Yıldırım olmak üzere diğer tutukluları şüphe bulutlarına çekip tuzak kuran.

Mutlaka bir kösebek var.

Var ama kim?

Kıratlı mı, İşçen mi?
Ya da ismini bilmediğimiz biri mi?
İçerde mi, dışarda mı?

Ortada sadece derlenmiş tutanaklar mevcut.
Yani sızan belgeler bile manüple.

Köstebeği nerede arar, nasıl buluruz bilmiyorum ama işin düğümünün çözüldüğü yer olabilir.

Tabi çözmek isteyen varsa..









Devamını oku...

31 Temmuz 2011 Pazar

Yoksa?

Şu yazıyı yazdıktan sonra sabah gazetelerde Kemal Burkay'ın 31 yıl sonra Türkiye'ye döndüğünü okumak.

Diplomat pasaportuyla.
Vali yardımcısının hazır bulunduğu bir karşılama töreniyle.

Şike operasyonunun toz bulutu yere inmeden daha neler olacak bakalım.

Herkes aynı kokuyu alıyor mu?

31 yıllık sürgünden, bir "devlet" büyüğü gibi karşılanmaya..

Fenerbahçem de kurban tüm bu olanlara..

Hay sen aklınla bin yaşa..

Devamını oku...

28 Temmuz 2011 Perşembe

Normal..




Kuran-ı Kerim'i tek bir sayfa okumamış,
Okuduğu surelerin anlamını öğrenmeye tenezzül etmemiş,
Hak yolunu, "hal" yoluyla karıştırmış menfaatçilerin, müslümanlık dersi verdiği yurdumda;

Tek bir maçı izlemeden,
Her iki tarafı dinlemeden,
"Sızan" diyalogları, müspet menfii şüphelerle satır satır okumadan,
Sadece "görevli" medyadan aldığı aşırı doz enformasyon ve tevatürle;
Şike kanaatine varması kadar normal bir durum yok.

Yurttaşlarımızın; 4 yıldır yaşanan bu safsatalara karşı şüphe duyması ve ezilenler lehine kanaate varmaları gelecek adına ümitlendirici bir sürpriz olurdu.

Sürpriz olmadı.
Devamını oku...

Bu düşmanlık neden?




Genç yaşında, futbol oynamaya geldiği bir ülkede kısa zamanda basamak atlayan Afrikalı bir futbolcu, Emenike!

Fenerbahçe'ye transferine memnuniyetini Nijerya'nın Arjantin'i farklı yendiği maçta, Fenerbahçe bilekliği takarak göstermişti. Golünü de atmıştı nitekim.

Yar olmadı ama, yar etmediler.
Uzun süreli sakatlığıyla gol krallığı yarışmasında geriye düşen; sakatlığı iyileştikten sonra ilk çıktığı maçta, Anaragücü deplasmanında dökülen ve sonra sakatlanıp oyundan çıkan Emenike.

Bir sonraki hafta Fenerbahçe maçında sakatlığı sebebiyle oynamayınca şike yaptığı söylenen Emenike..
Ve gerek sakatlığı gerekse spekülasyonlar sebebiyle Trabzonspor'a karşı da oynayamayan Emenike..

Gördüğü işkenceyi, yaşadığı linci umarım kimselere anlatmaz.
Zira Türk futbolunun bittiği nokta olur.
Afrika'dan dahi futbolcu gelmez.

Şaka da değil kabus da..

Giderek saçma sapan bir hal alan ve ne safsatalarla dolu olduğu ortaya çıkan şike operasyonu, Ergenekon'a kardeş oldu.
İlk başlarda kıskanacaktır Ergenekon küçük kardeşini ama zamanla birbirlerine arkadaş olacaklardır.


Peki bu medyanın sorunu ne?
Anladık, patronlarınızın "bağları" var.
Belki de kasetleri.

Ama bu kadar bariz yapmayın bu işi kardeşim..
Kimsenin üstüne bu kadar gitmeyim hemşerim..

Dolar, dolar da bir taşarsa ademoğlu, sele kapılır plazaların anteninden tutarken bulursunuz kendinizi alimallah..

Anladık.
Talimat aldınız.

Dezenformasyonun dozunu artırın dediler.
Bir doz artırdınız.

Ama baraj suları yükseliyor haberiniz olsun.
Ne set dayanır sonra ne sahte surlarınız..


Sonra, lütfen, ağlamayınız;)
Devamını oku...

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Tevatür Vs. Inception



Tevatür: Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti.


Alışkanlık mı yoksa tembellik mi bilinmez;

Türk insanı okumaz.
Okuyanı çok okur da toplasan, yekünde birşey etmez.

Sorsan okuyordur tabi. Gazete okuyordur mesela.
Turkish tabloid her dem.

Tirajlar ortada.
İnternet ratingleri de ortada.

Okursa da 20 punto okur yurdum insanı.
Manşetlerle yaşar.
Kısmen de sürmanşet.

Bir süzgeci yoktur maalesef. Manşet direkt gider kanallara.
Filtre yok, mikrop çok.

"Güç" manşetlerle zehirler yurdu.
Şehir suyuna virüs verilen Amerikan filmleri gibi.

Gazete, televizyon vs..
Hakim medyayla işi bitirir Sam Amca..

Ergenekon 4. yılına girmiş. Balyoz cabası.
Yeni trend Şike operasyonu.

4 yıldır toplanamamış, derlenememiş delillerin, konu futbol olunca 3 günde iddianameye dönüşmesini bekliyor herkes.


Okumak?
YOK!
Düşünmek?
YOK!
Sorgulamak?
YOK!

E ne duruyorsun?
Helva yapsana, helva yapsana..
Ölmüşlerinin canına, sahi bir helva yapsana..


Inception'ı izleyenleriniz olmuştur.
Bir yöntem ile rüyalarla insanların bilinçaltına girip fikir ekiyordu Di Caprio ve saz arkadaşları.

Beyin yıkıyorlardı tabiri caizse.

Yöntem farklı, amaç aynı.


Nedense hiçbir güç, objektif ve demokratik yollarla varılan kanaatlara tahammül edemiyor.
Geleceğini ve hedeflerini riske atmamak uğruna her kanala müdahele ediyor.

Muhalefetin sesini sürekli kısmak da bir sağırlık yapmaz mı en sonunda?

Yoksa ikna edersin beni, kandırırsın yeri geldi mi?
Ama sonunda, kendini de kandırmış olmaz mısın?


"İkiz kuleleri vurmuşlar aaabi!"
"Pentagonu vurmuşlar aaabi!"
"Koca generalleri içeri almışlar aabi"
"Pazarın sabahında Aziz Yıldırım'ı almışlar aaabi!"

"Ee birşey vr demek ki be aabi!"

Muğlak, gri, yoruma açık hepsi..

Ama bir anket yapsan şimdi;

Pompalanan karmakarışık, organize, sistematik enformasyon ile..

Tevatürle atılan şaplar dondu şimdi.

Ektiler fikri..
Öptüler geleceğimizi..

İşte bu hepsi..
Devamını oku...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Aziz Yıldırım Vs. Usame Bin Ladin



(Usame Bin Ladin Vs. Aziz Yıldırım) (11 Eylül Vs. 3 Temmuz) (El Kaide Vs. Fenerbahce)


Gunlerdir dilimde, bu is BOP kokuyor diye..
Fazlasıyla American style cunku.
Bol, parcala, yonet!

Bir vukuatin failini bulmak icin once vukuatin sonuclarinin kime/nasil yaradigini incelemek gerekir ya.
Algoritma oldukca anlasilir ve net aslinda, sanilanin aksine.

Bircogumuzun neredeyse her ayrintisina hakim oldugu bir 11 Eylul sendromu.
Kocaaaa Pentagonu ve kuleleri vurdular.
Kahrolsun El Kaide.
Bu teror bitecek!

Basit; dusman yarat. Catisma cikar. Nefsi mudafaa pozisyonu al. Nisan al. Ates et!

Artik JFK suikastinin ayrintilari kadar kamuoyunun birlestigi 11 Eylul yalani ve sonuç; ortadoğunun işgali.
Belki de Amerika'nın 100 yıllık petrol rezervi ve bilimum konjunkturel avantajlar.

Sen 2 kus vurdun mu tek tasla gogsunu gerersin ya; Amerika kus surusunden asagisina tek bir tas sallamaz.


Ergenekon, Balyoz ve simdi "Sike"..

11 Eylul'den zerre farki var mi gunlerdir yasadiklarimizin?

Abi adam koca Pentagon'u vurmus, deli misin sen?
Abi adam pazarın 7'sinde koca Aziz Yıldırım'i almis, deli misin sen?


Islami teror!
Sike!

Kahrolsun El Kaide!
Gunahlarin takimi Fenerbahce!

Seytan Usame!
Aziz Yildirim kodese!


8 aydir yasananlar.
Trabzonspor yonetimine verilen sufleler.

Sampiyonluk, sonrasi..

3 Temmuz.

Tiyatro. Tek satir yazmaya gerek var mi?
Malumunuz iste..

Kus surusu nerede peki?

Asil mesele;

"El" değiştirecek olan NATO ve askeri ihaleler..
Rusya silahi (Ki Amerika'nin en cok bozuldugu konu)
Milyar dolarlik futbol endüstrisi ve siyasi getirileri.
Ve onlarca altbaslik.


Tezgah,

"Sen ne akilli kadinsiiiin" vari..

Bir tasla kirk kus!


Yem "sike".
Tirda yakalanan 50 kg eroin yemiyle gecen 50 tir misali..

Degismistir artik Turkiye.
Ve sanki goz ayni goz..
Akil ayni akil 11 Eylul ile..


Detaylarla kitap olur da uzatmaya luzum yok.
Gayet.net

Bu filmlerin basrol oyuncusu Kevin Spacey'dir aslinda; ki Basbakanimiz Sn. Recep Tayyip Erdogan benzer kendisine;)
Devamını oku...

Yuruduk, yine yururuz!

Degisirse ne ala,
Degismezse bir daha,
Yururuz, Metris'e de yururuz!
Devamını oku...