Kronik veya genetik bir hastalık mıdır bilinmez; ama milletimiz için birşey ya iyidir ya kötü. Ortası olmaz ca'nım memleketimin.
Öve öve bitiremez, eksikleri görmez.
Yere yere bitiremez, artıları görmez.
Mütemadiyen peşin hüküm ve önyargıları geçer aklının direksiyonuna.
Gelin biz bir muhasebe yapalım sezon finali yaklaşırken, bardak muhasebesi.
Bardağın boş tarafı ile başlayalım:
Bir de dolu tarafına bakalım şu bardağın:
Ana hatlarıyla bardağın boş ve dolu taraflarında gördüklerim yukarıda.
Mükemmel değiliz.
Ama yerlerde de sürünmüyoruz.
Uzun vade hedeflerimiz doğrultusunda, doğru yolda ilerliyoruz.
Eksiklerimiz var, biliyoruz.
Ama 2008 zirvesindeki hataya düşmeden, 2013 zirvesi üzerinden yeni bir devir inşa etmek zorundayız.
Bu bir proje.
Ve engellenmezse, Fenerbahçe'yi hak ettiği yere, bir daha inmemecesine çıkartacak.
İnşallah, maşallah, amin.
Devamını oku...
Öve öve bitiremez, eksikleri görmez.
Yere yere bitiremez, artıları görmez.
Mütemadiyen peşin hüküm ve önyargıları geçer aklının direksiyonuna.
Gelin biz bir muhasebe yapalım sezon finali yaklaşırken, bardak muhasebesi.
Bardağın boş tarafı ile başlayalım:
- İki senedir şampiyon olamıyoruz.
- İki senedir Galatasaray şampiyon oluyor.
- 1959'dan bu yana sayılan şampiyonluklarda Galatasaray 19'a 18 önümüze geçiyor.
- Galatasaray Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılarak ciddi gelir elde ediyor ve kadrosu her geçen gün güçleniyor. [Ödenmeyen vergiler ve borsa vurgunu asıl gelir kalemi olsa da.]
- Geçen yıl Süper Final'i saymazsak, iki senede yediğimiz puan farkı şu an için 16.
- Taraftarın -oranını bilemediğim- bir kısmında Başkan ve Hoca'ya karşı güvensizlik var.
- Takımın ana iskeletinde bazı mevkilerde kalite problemi var.
- Oyun akışkanlığı ve hücum varyetelerinde arzuladığımız seviyede değiliz.
- Takım içinde ciddi maliyetleri olan ancak yararlanamadığımız oyuncular var.
- Başkan'ın hukuki süreci devam ediyor.
- Metris'ten zor şartlarda kurulan yönetim, kuvvet ve kamuoyu algı yönetimi konularında zaafiyet gösteriyor.
- Zalim mağduru oynayıp atını koştururken, mazlum ve haklı olan sessiz kalıyor. Ve bu sessizlik zalimin ekmeğine yağ sürüyor.
Bir de dolu tarafına bakalım şu bardağın:
- İkincilik Fenerbahçe için başarı değil, ancak şampiyonluğa oynama geleneğimiz tüm şartlarda devam ediyor.
- Avrupa'da 2008'de yükselttiğimiz çıtayı bir tık ileri götürdük ve 5 yıl sonra bu sefer yarı final gördük.
- Bu yarı final, Avrupa'da birilerinin lekelediği ismimizi, layık olduğu mertebeye yeniden yükseltti.
- Geçen yıl birilerinin gasp ettiği Avrupa puanımız, bu yıl aldığımız rekor puanla kendine geldi.
- En çok sponsorluklar ve futbolcu transferlerinde işimize yarayacak derecede raputasyonumuz arttı.
- 3 kulvarda büyük bir direnç gösterdik. Ve bu anlamda gelecek yıllar için ciddi bir testten geçmiş olduk.
- Rekor sayıda maç yaptık. Ve adeta maçlarla rehabilite olduk.
- Arzu ettiğimiz oyun akışkanlığını henüz yakalamasak da, kolektif ve kompakt futbol, koşan takım, dinamizm, takım oyunu, taktik disiplin gibi Alman/Yugoslav ekolünü bir Türk Hoca ile kazandık.
- Kazandığımız bu kolektif ve kompakt anlayış, gelecek sene yapılacak yetenek ve kalite rütuşlarıyla kombine ve akışkan olacak.
- 19 yaşında bir Salih kazandık.
- Bence en önemli madde: Neden ve nasıl gittiği bir kenara, Fenerbahçe'nin 8 yıl boyunca merkezi olmuş, skor ve oyun kurma yükünü adeta tek başına sırtlamış, olmadığı maçlarda daima puan kaybı yaşadığımız Alex'in ayrılığından sonra; herkes Hagi ve Hakan Şükür sonrası Galatasaray sendromunu yaşayacağımızı düşünürken, Avrupa'da tarihimizin en büyük başarısını yakaladık. Bu, Alex gitti yarı final geldi manası çıkarmasın. Tam tersine; sezon ortası 8 yıllık merkezin eksikliğine rağmen, muhteşem bir veda ile ayrılsa dahi yaşayacak olduğumuz saha içi geçiş sürecine bir yarı final sıkıştırdık.
- Bir oyuncuya bağlı olmaktan kurtulduk. Konu Alex değil. Takım neredeyse hiçbir ceza ve sakatlıktan etkilenmedi. Ya da etkilenme düzeyi asgariydi.
- Kazandığımız kolektif futbol anlayışını açmak gerekirse; takımın ana pas bağlantısı diagramlarına en az 8 futbolcu sokar olduk. 9 ve 10'u da gördük. Bu, topun tüm takıma homojen ve eşit paylaşıldığını ifade ediyor. Ve tarifsiz bir kazanç.
- Bir Alman yapsa avuçlarımız patlayana kadar alkışlayacağımız "Koşan takım" felsefesi, Aykut Kocaman başarınca eleştirilir hatta alay edilir oldu. Oysa Şampiyonlar Ligi finalinde Almanların olması tesadüf değildi. Kalite dinamizm ile birleşti.
- Maç başı ortalama 90 km. mesafe alan bir takımdan, 110 km. ortalamalara geldik. Dediğim gibi, bir Alman başarsa heykelini dikerdik.
- İskeletimiz hala kuvvetli. Kötü bir yıl geçirse de Volkan, Gökhan, Kuyt, Sow, Salih, Meireles, Emre, Topal, Webo, Caner gibi bir iskelete sahibiz. Bu iskeleti destekleyen Cristian, Yobo, Egemen, Hasan Ali, Topuz gibi futbolcular performanslarını artırdığında ve ana iskelete 3-4 "kalite" şırınga edildiğinde yukarıdaki maddelerde saydığımız kolektif, kompakt ve dinamik kazanımlar meyvesini seyir zevki açısından da verecek.
- Geciken transferler ve kötü sezon başlangıcı açısından örnek bir sezondu. Bu musibet, eminim bin nasihattan kıymetli olacaktır Fenerbahçe için. Ve gelecek yıl bomba gibi başlayacağımıza eminim.
- Kulüp kurumsal yapılanma yolunda önemli adımlar attı. Özgeçmişi oldukça kuvvetli bir CEO ve altında ciddi bir ekip geldi. Şu an yürürlüğe girmemiş olsa da, önemli pazarlama çalışmaları arka planda hazırlanıyor.
- Kulübün öncelikli hedeflerinden biri gelir kalemlerini artırarak kalıcı başarılara zemin hazırlamak. Bu konuda çok ciddi çalışmalar yapılıyor ve umarım yeni sezon öncesi birçoğunu görmüş olacağız.
Ana hatlarıyla bardağın boş ve dolu taraflarında gördüklerim yukarıda.
Mükemmel değiliz.
Ama yerlerde de sürünmüyoruz.
Uzun vade hedeflerimiz doğrultusunda, doğru yolda ilerliyoruz.
Eksiklerimiz var, biliyoruz.
Ama 2008 zirvesindeki hataya düşmeden, 2013 zirvesi üzerinden yeni bir devir inşa etmek zorundayız.
Bu bir proje.
Ve engellenmezse, Fenerbahçe'yi hak ettiği yere, bir daha inmemecesine çıkartacak.
İnşallah, maşallah, amin.
