Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi Play-off: Arsenal - Fenerbahçe: 2-0: Büyük sahnenin dışında kalmak.





Zaten kendi evimizde 0-3 mağlup olunca çok bir şey beklemeden geldik bu maça. Biraz daha konsantrasyon, biraz daha etkili oyun, biraz daha istek bekledi taraftar sadece. Neticeden bağımsız olarak hem de. Takım bugüne kadarki resmi maçlarda olduğu kadar göründü. 30-40 dakika kadar diri, sonrasında sahada olmayan bir oyuncu grubu. Kenardan yine gelmeyen, veya gelmesi geciken müdahaleler de tuzu biberi oldu.

İLK YARI

Takımın nispeten istekli başladığını söylemek yanlış olmaz. Hele ki İstanbul'daki oyunla karşılaştırdığınız zaman arada büyük fark vardı. Yine de kısa süreli oldu ve devamı gelmedi. Yine ileride tek santraforla orta saha arası mesafe çok açıktı, Emenike bir kez Wilshere'a pres için yaklaştı  ilk 5 dakika içinde. Walcott'a tedbir olarak da Kuyt Caner'in önünde solda başladı. Bu esnada da sağda olan Sow ilk başlarda Monreal'e üstünlük sağlasa da bunun devamını getiremedi.

11. dakikada ilk kez ciddi bir tehlike yarattık. Caner'in sürüklediği toptan gol çıkartmış olsak belki bir şeyler olabilirdi. Burada Caner'in son top tercihi de biraz garip. Geçen sene Lazio maçında daha zor açıdan kaleye vuracak özgüveni olan Caner'in burada daha uygun açıdan vurmamayı tercih etmesi benim garibime gitti.

18. dakikada Bruno Alves topla bir hayli çıkmak zorunda kaldı, ki bunun da sebebi orta sahadan hiç kimsenin savunmaya yeterince yanaşmamasıydı. 2 dakika sonrasında da Emenike kaleye yaklaşık 30 metre mesafede rakip oyuncuyu indirmek zorunda kaldı. Sanırım sorunun yine orta sahanın olanı biteni izlemesi olduğunu söylememe gerek yok.

İlk gol gelene kadar hücumda 4-2-3-1, top rakibe geçince de Meireles'in ileri fırlamasıyla daha 4-1-4-1'e yakın bir dizilişe büründük. Daha başlarda Meireles bundan önceki maçlarda Topal'ın yaptığı gibi iki stoperin arasına girerek savunmayı 3'ledi ve beklerin oyuna çıkmasını sağladı.

1-0

3 pasta golü yedik. Cristian'ın vurdumduymazlığı ve esas pozisyonu sol bek olmayan Caner'in hamle yapmakta gecikmesiyle oldu pozisyon. Zaten mükemmel bir savunma kurgumuzun olduğunu söylemek mümkün değildi gol anına kadar da. Eşleşme burada zaten bitti ve bundan sonrası resmen formalite gibi oynandı.

İlk yarının sonuna kadar bazı anlık parlamalarımız oldu. Yer yer oyunu forse ettik ama golü bulamadık. Zaten sahadakilerin de pek bunun olacağına inancı yoktu gibi.

İKİNCİ YARI VE 2-0

Yine yer yer kıpırdandığımız bir ikinci yarı oldu 2. gol gelene kadar. İlk yarıya oranla daha etkisiz kaldığımız, Arsenal'in yine topa daha fazla hakim olduğu, bizim topu koşturmak yerine topun peşinden koştuğumuz bir süreç daha izledik. 2-0'dan sonrasının zaten analizini yapmaya gerek bile yok. Formalite olarak oynandı geri kalan süre.

TERCİHLER VE OYUNCU DEĞİŞİKLİKLERİ

Baskılı Arsenal takımına karşı orta sahadan top çıkartmamız gerekecekken Selçuk-Meireles-Cristian üçlüsünün merkezde olmasına ben çok anlam veremedim. Meireles arkada tek kalıp Alper sahada olabilirdi. Bunu Selçuk kötü oynadığı için söylemiyorum, aksine Selçuk kapasitesi el verdiğince mücadele etti ama işte sadece mücadelenin yetmediği bir seviyede oynandı bu maç.

Cristian için çok şey yazılabilir ve emin olun yazılabilecek şeylerin hiçbirisi bizim daha önce bu blogda yazdığımız şeylere benzemeyecektir. Hiçbir şey söylemek veya yazmak istemiyorum bu konu hakkında.

Meireles ise resmen piyasa maçı oynadı. İlk maçtaki Meireles'le bu maçtaki Meireles arasında dağlar kadar fark vardı. Maç seçen oyuncularımız daha önce de oldu ama bir şekilde rayına girdiler. Meireles iyi bir profesyonel ve bu çizgide devam etmesi kendisinden beklenen esas şey. Umarım bu çizgisini koruyabilir veya koruması sağlanır.

Alper'in 65 dakika kenarda beklemesine, iyi oynayan Kuyt'ın da oyundan çıkmasına pek anlam veremedim açıkçası. Gerisiyle ilgili çok bir şey söylemek istemiyorum, ki söylenecek çok bir şey de yok zaten...

SONUÇ

İlk resmi maçtan beri Ersun Hoca'nın kafasındakini, sahaya yansıtmak istediğini anlamaya çalışıyorum, empati yapmaya çalışıyorum, "bir bildiği vardır" diye yaklaşmak için ciddi anlamda uğraşıyorum ama hiçbir şekilde bir sonuç alamıyorum. Hoş, sorun bence Ersun Hoca'da değil, çok daha başka yerlerde.

Bu kadar sorumsuz ve yılgın bir oyuncu grubunu biz son 10 senede 2 kez gördük. Biri 2002-03 sezonunda zirvenin çok uzağında kalındığında, diğeri de 2008-09 sezonunda Aragones yönetiminde. İki sezonda da sahaya konulan futbol utanç vericiydi ve sonu revizyonla bitti. Bu sezonun o yönde gitmesini engellemek için fırsat var önümüzde. 08-09 yerine Zico'nun ilk sezonundaki o dokunuş yapılabilir takıma, ama bunun için de önce güçlü bir yönetim ve Aziz Yıldırım gerekli ki, onlar da ortalıkta yoklar. Ortalıkta olanların da dertleri başka...

Ben çok istememe rağmen olumlu bir gelecek şu anda göremiyorum. İnanmak istiyorum ama mantığım buna henüz elvermiyor.

Şöyle bir son 20 güne dönüp baktığımızda tablo gerçekten korkunç. Sabrımız her gün daha fazla sınanıyor ve bir de CAS kararı var beklediğimiz. Tabloya şöyle bir bakalım:

* Galatasaray'a Süper Kupa'yı kaybettik.
* MNG Kargo kulübe sponsor oldu.
* Konyaspor karşısında son 15 dakikada 0-2 giden maç 3-2 aleyhimize sonuçlandı.
* Emenike'nin Emre Bol imzalı röportajı yayınlandı.
* İki Arsenal maçında futbol namına ortaya bir şey koyamayıp, gol atamadan, 5 gol yiyerek Şampiyonlar Ligi'nden elendik.

Tablo ortada. Allah beterinden saklasın.

Devamını oku...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Play-Off: Fenerbahçe - Arsenal: 0-3: Fiyasko






Galatasaray maçındaki 120 dakikalık işkencenin üstüne Konya maçındaki 2-0'dan maç verme rezaletini ekleyince bugün takımın en azından reaksiyon göstereceğini ve işi daha sıkı tutacağını bekledik ve beklentilerimizi mükemmel bir şekilde boşa çıkardı gerek sahadakiler, gerek de Ersun Hoca.

90 dakika futbol adına tek bir olumlu noktanın daha olmadığı bir maçı geride bıraktık. Ben izlerken, yazarken çok üzülüyorum, çok sinirleniyorum, gece uykularım kaçıyor ama görünen o ki sahaya bir şey koymasını beklediğimiz insanlar pek o havada değiller.

Maçın çok fazla analizini yapmaya da gerek yok aslında. Neyin ne olduğu ortada. Sahada yürüyen futbolcular ve doğru hamleleri ne yazık ki yapamayan bir teknik direktör. Sonuç da böyle oluyor haliyle.

İLK YARI

Her halinden ne kafa olarak, ne de fiziksel olarak bu maça hazır olmadığı belli olan bir oyuncu grubu izledik. Geçen sezon da Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarını deneme tahtası gibi kullanmış ve sonuçta acı bir şekilde elenmiştik. İşin kötüsü biz geçen sezondan derslerin çıkarılmasını beklerken bu sene işlerin daha kötüye gittiği gerçeğiyle karşılaştık.

Rakibin topla oynayacağı, iyi bir pas takımı olduğu, kadrosundaki temel pas istasyonu olmamasına rağmen yine de bildiğinden vazgeçmeyeceği bilinen bir şeydi. Yıllardır böyle oynayan bir rakip varken bizim buna önlem almaktan dahi aciz olduğumuz ortaya çıktı.

Konyaspor bile ligin ilk haftasında ceza sahasında ve etrafında topla en çok oynayan takım olmuşken ve bunun işlemediği görülmüşken biz rakibin rahat rahat çıkmasına izin verdik. Birbirinden kopuk hatlarımız sayesinde de Arsenal çok rahat top dolaştırdı, biraz dikine oynayınca da pozisyona girdi. Açıkçası ilk yarıyı 0-0'la geçmemizi ben şans olarak değerlendiriyorum ama şans işte her zaman yanınızda olmaz ve bunu ikinci yarıda acı bir şekilde tecrübe ettik.

0-1

Gol bağıra bağıra geldi zaten. Bu kadar ceza sahasına yakın topla oynayan herhangi bir takım eninde sonunda golü bulur. Konyaspor 15 dakikada 3 tane atmıştı, Arsenal sadece biraz daha zamana yaydı bunu. Geçen sezon sürekli yediğimiz arka direk golünü yine yedik. Laçka olan bir sol kanat, yerini kaybeden savunma oyuncuları, geciken bir sağ bek ve rakibin sol bek/kanat oyuncusunun arka direkte bomboş vurup golü attığı bir pozisyon daha. Geçen senenin hatası bu. Ders hâlâ alınmamış.

0-2

Orta sahadan topla çıkan merkez oyuncusuna sıfır baskı, önünü sanki vursun diye açmak ve Volkan'ın hem topa geç hamle etmesi, hem de üzerine gelen topu içeri tokatlaması. Söyleyecek söz bulamıyorum. Bu kadar göstere göstere gol atmamalı bir rakip Fenerbahçe'ye. Hem de ismi ne olursa olsun.

0-3

Maç başından beri sürekli ne zaman topla buluşsa tehlike yaratan Walcott'a uzun top, Kadlec'in gecikmesi ve yaptığı orantısız müdahale. Haklı bir penaltıyla da 3 farkı yakaladı Arsenal. Sürekli yerini kaybediyor ve ters kademesi etkisiz diye eleştirdiğimiz Hasan Ali'den geri kalmadı Kadlec, maşallahı var.

TERCİH YANLIŞLARI

Bir kere bütün resmi maçlarda sağ bek oynatılan Mehmet Topuz'u kesip Bekir'i oynatmanın mantığını ben henüz çözebilmiş değilim. Tamam Topuz kötüydü oynadığı karşılaşmalarda ama savunma kurgusu takımın en hassas noktasıdır. Hiçbir resmi maçta sağ bek oynamayan Bekir'in çat diye en ciddi rakibe karşı sağ bek başlamasına ben anlam veremiyorum. Her topu ayağına doladı, saçma sapan pas hataları yaptı ve zaten ancak da 45 dakika oyunda kalabildi. Yerine Gökhan'ın oyuna girmesini ise hiç anlamıyorum. Gökhan uzun bir sakatlıktan çıktı ve bilmiyorum açıkçası kaç kez takımla çalışma fırsatı buldu. Hazır olsa zaten ilk 11 başlardı diye düşünüyorum. Böyle bir riskin ne gereği var? Üstelik zaten hazır olmadığı ortadaydı. Bu birinci yanlış.

İkincisi orta saha kurgusuyla ilgili. Cristian Konya maçında rezaletti ve bu maç haklı olarak kesildi, bu tamam. Peki Emre? Emre de çok kötü değil miydi acaba? Formayı hak eden bir Alper varken Emre'nin oynamasını ben hiç anlamadım. Forma adaleti nerede? Orta sahada birazcık kıpırdanan Emre yeterli olmuyor işte, bunu görmüş olmamız gerek ama biz göremedik. Belki de ilk oyundan çıkması gereken oyuncuyken 90 dakikayı tamamladı. Yazık.

Yürüyen Raul Meireles ise tahminen geldiğinden beri en kötü maçını oynadı. Takımın bu kötü haline o da ayak uydurdu diyelim. Ne sertlik gösterebildi, ne o alışık olduğumuz dirençli oyununu oynayabildi, ne de top ayağına gelince topu olumlu kullanabildi. 80 dakika oyunda kalmış olması da apayrı bir durum. Onun sertliği olmayınca Topal'ın artan yükü ve orta sahanın yol geçen hanına dönmesi de kanayan yaralarımızdan bir diğeri. Tam maçında şalteri kapattı Meireles ve suça ortak oldu.

Sonrasında daha geçen hafta "takımdaki en hazır oyuncu" olduğu söylenen Emenike neden ilk 11 değildi o zaman? Hayır iştahlı başlayıp bir gol atıp kontraya yatacak olsak anlardım ama ilk yarı boyunca hiçbir şey yapmamışız, üstüne bu takımın patlama gücü en yüksek ve "en hazır" diye tabir edilen oyuncusu maça başlayamadı! Şimdi diyeceksiniz ki "ama Kuyt-Webo-Sow uyumu var geçen seneden kalma" ve ben de diyceğim ki üçü de yokları oynarken ısrar neden? Yanlışta ısrarla istikrar mı gelir? Olsa olsa kaos çıkar öyle bir durumdan.

Oyuncu değişikliklerine zaten üstte değindim ama biraz daha açmakta fayda var. Takımda hatlar arasındaki mesafe çok açıkken, santrafor Webo ileride yalnızken, Sow ve Kuyt gelip geriden top çıkartmaya çalışırken, Emre ve Meireles top bize geçtiğinde hiç ileri çıkmaya teşebbüs bile etmiyorken, beklerimiz adam gibi bindiremeyip, stoperlerimiz sürekli yüksek top atarak forvetlerimizi ıska geçmeye devam ederken topu yere indirip, rakibi yumuşak karnı olan merkezinden delmeyi hiç akıl edemedik nedense. Alper 80 dakika kenarda beklememeliydi. Keza Caner bu tarz bir rakibe karşı çok etkili olabilecek bir oyuncuydu. Biz faydalanamadık.

Hatlar arasındaki mesafe dedim. Bugün birçok kişinin takım yönetiş tarzını beğenmediği ancak öyle veya böyle bir şekilde sonuca gitmeyi beceren, bu taktiği de yaklaşık 10 sene öncesine dayanan Rafa Benitez'den bir örnek vermek istiyorum. Benitez'in en önemli olayıdır bu, geçen sene Chelsea'yi takip edenler az çok biliyordur durumu. Takımdaki hatlar biraz birbirinden kopar gibi olsun, Benitez hemen kenara gelir ve "compact!" diye bağırır. Takım biraz daha derli toplu bir şekle girer, mesafeyi daraltır ve daha iyi alan parsellemeye başlar. Biz değil alan parsellemek, yaylada yayılır gibi top oynadık. Üstelik Şampiyonlar ligi play-off turunda. İnsan gerçekten hayret ediyor...

ARTILAR

Yobo'nun daha derli toplu görünmesi haricinde artımız yok. Alves ve Topal bu sezon görmeye alışık olduğumuz performanslarını sergilediler. Kuyt da üretememesine rağmen en azından topsuz oyunda alan daraltmaya yardımcı olmaya çalıştı. Şu son cümle bile aslında durumun vahametini ortaya koyuyor. Sağ forvetiniz bir şeyler üretmek yerine geriye gelip sağ iç ve sağ bekinizin açıklarını kapatmaya efor sarfediyor. Yazık.

SONUÇ

Yıllardır sezonlara iyi giremiyoruz dedik. Geçen sezon ilk 6 resmi maçta 4 farklı sistem ve 11 kullanmıştık. Yine o çizgide ilerliyoruz açıkçası. Her teknik direktör gelip aynı hatayı yapmaz. Demek ki sorun başka yerlerde. 09-10 sezonu istisnası dışında hiçbir şekilde sezonlara iyi giremiyorsak kulüpte futbolla ilgilenen herkes şapkasını önüne koyacak ve uzun uzun düşünecek. Faydalı olmadığı sonucunu çıkartıyorsa da görevinden ayrılacak. Bunu teknik adamlar özelinde söylemiyorum. Oyuncular da düşünecek, teknik adam da düşünecek, yönetim de düşünecek ve acı gerçekle yüzleşecek. Çünkü yanlışta ısrarla istikrar değil, kaos yakalarsınız.

Taraftar bu armaya, bu renklere ve çubuklu formaya sırtını dönmez. Bu asla olmaz. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki, bu armaya ve formaya layık olamayan herkese taraftar sırtını dönebilir. Bu da taraftarın verebileceği en ciddi mesajdır. Anlayana.
Devamını oku...

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu: Fenerbahçe - RB Salzburg: 3-1: İki farklı portre





45 dakika dolmadan fişin çekildiği ama ikinci 45'in de bir o kadar rahatsızlık verici olduğu bir maç izledik. Oyun kalitesinden ziyade skorun ve turu almanın önemi büyüktü ve bu alındı. Buraya kadar her şey güzel, ama bu yine de 2. yarıda oynanan kötü oyunu gölgelemiyor.

Taraftar olarak genellikle olumsuzu görmeyi ve Fenerbahçe üzerinden efkâr yapmayı seviyoruz, bu bir gerçek. Ben de çok söyleniyorum, "ama niye?" diye soruyorum ve çoğu zaman da cevap alamıyorum. Yine de henüz daha 2. resmi maçı oynamış bir takımı ne göklere çıkartıp umut dolu mesajlar vermenin, ne de yerin dibine sokup hakaretler etmenin zamanı.

0-1

Rakibin nereden yükleneceğini artık sağır sultan dahi biliyordu. Topuz-Yobo arasındaki boşluğa yine topu geçirmeyi başardılar. Topuz da Yobo da toptan uzaklaşmak yerine alanı daraltmaya yönelseler belki bu pozisyonu başlamadan engelleyebilirlerdi. Alves'e faul yapıldı, Kadlec de ters kademeye gecikti. "Ters kademesi yok" diye eleştirilen Hasan Ali'nin kesemeyeceği bir top değildi bu ama.

1-1

Çabuk reaksiyon verdik. Bu golde Cristian'ın hakkını teslim edelim ilk başta. Topu aldı, rakibi geçti, topu aktardı ve pozisyonun doğmasını sağladı. Kuyt'ın ribaundu alıp topu Meireles'e kazandırması ve onun da jeneriklik vuruşu cidden enfesti.

2-1

Skoru eşitledikten sonra da hız kesmedik. Sanıyorum Ersun Hoca rakibin direncini erken kırmak için baskıyı ilk baştan uygulama niyetindeydi. Geçen hafta da değindiğim rakibin gol yedikten sonra demoralize olma durumunu lehimize kullanmayı bildik. Sow'un topu alışı, dönüşü ve vuruşu adeta Dennis Bergkamp'ın yıllar önce attığı o müthiş golü anımsattı.

Skor 3-1'e gelene kadar rakip yine iki kez al verlerle önde yakalanan Topuz'un arkasına sarkmayı denedi. İlkinde bunu yapsalar da ikincisinde hamleyi önceden sezen Sow kademeye girerek buna engel oldu. Bu esnada topsuz oyundaki pres şiddetimizin ve alan parsellemenin geçen maça oranla çok daha iyi ve doğru yönde olduğunu vurgulamakta fayda var.

3-1

Yine güzel bir organizasyonla golü attık. Bu sefer Sow Webo'yu şahane besledi. Geçen sezon da değindiğimiz Yorke-Cole ikilisini andıran uyumlarından faydalanarak savunmayı ters ayakta yakaladılar.

Meireles'in zorunlu değişikliği ve Mehmet Topal'ın önce hatalı geri pasla yürekleri ağza getirip, sonra çizgiden şahane çıkardığı topla da ilk yarıyı bitirmiş olduk.

İKİNCİ YARI

Futbol adına bir şey koyduğumuzu söylemek mümkün değil. İlk yarı yine istekliydik, rakibi karşılama mesafemiz kendi kalemizden uzaktaydı ve orta sahada direnç gösteriyorduk. Meireles'in oyundan çıkışının orta sahamızın sertliğini etkilediği bir gerçek ama oyun merkezimizin geriye gelmesi ve değişiklik haklarımızı nispeten daha geç kullanmış olmamız rakibin daha etkili gözükmesine sebep oldu.

Volkan ve Bruno Alves oyun bizim yarı alanımızda daha çok oynanınca haliyle çok göze battılar. Volkan'ın çıkarttığı net pozisyonlar, Alves'in de oluşmadan kestiği çok önemli ataklar var. Skor tabelasına yansımamış olması da bunun can sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor açıkçası.

Rakibin 4'e 4 gelip uzaktan şut atmayı tercih etmesi, gol bölgelerindeki beceriksizlikleri ve Volkan'dan dönen toplarda etkisiz kalmaları da bizim şansımız diyelim.

İkinci yarıdaki ilk ve tek organize atağımızın 84. dakikada geldiğini göz önünde bulundurursak ofansif anlamda koca bir sıfır yazmak sanırım yanlış olmayacaktır. Skorun ve turun alınmış olması 45 dakikalık kötü oyunun göz ardı edilmesine kısa süreli olanak sağlayabilir ama bu uyarı sinyalini alıp gerekeni yapmamız şart.



PLAY-OFF TURU

Muhtemel rakiplere şöyle bir bakınca ciddi anlamda tablo çok karanlık ve zorlu görünüyor. Bu senenin böyle gelişeceğini Mayıs ayında ön elemelerle ilgili yazıda vurgulamıştım. Muhtemel rakipler yarın netleşecek ve PSV, Metallist ve Zenit üçü birden kaza yapmadığı takdirde Arsenal, Lyon, Milan ve Schalke'nin yanına eklenecek 5. en yüksek puana sahip takımdan biriyle eşleşeceğiz. Bekleyip göreceğiz neler olacağını hep birlikte.

SÜPER KUPA FİNALİ ÖNCESİ

Öncelikle bu 90 dakikada sahaya konulan oyunun süper kupa maçında yetmeyeceğini söylemekte fayda var. Rakip Salzburg'la benzer özelliklere sahip. Ön alanı etkili, topsuz oyunda hareketli ve ısıran bir yapıdalar ancak savunmaları defolu. Yani rakibin topla oynamasına izin vermek başa bela almak demek. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si son maçta saha içinde hem skor, hem de oyun üstünlüğünü sağlarken önde basmış, rakibi sürekli hataya zorlamış, geri düşmesine rağmen de maçı çevirmeyi bilmişti. İşleyen bir mantalite var ancak o mantalitenin kilit orta saha oyuncularından Meireles'ten cezası sebebiyle faydalanamayacağız. Emre'nin de kendisini toplamasını beklerken tekrar problemler yaşaması bu bakımdan can sıkıcı. Nitekim Alper ve Cristian ikilisi Salzburg karşısında bile yumuşak kaldılar.

Benim süper kupa maçı için önereceğim kadro ise aşağıdaki gibi:


                                    


SONUÇ

Kazanma alışkanlığı edinmemiz adına iyi bir adım atmış olduk. Şimdi devamını Galatasaray'ı yenerek getirmemiz gerekiyor. Süper kupa sezona psikolojik üstünlükle girmenin yanı sıra yakalanacak momentum ve takımın play-off turu öncesinde depolayacağı özgüven göz önünde bulundurulursa çok önemli olacak.

Yazının başında da vurguladığım gibi; Henüz daha 2. resmi maçı oynamış bir takımı ne göklere çıkartıp umut dolu mesajlar vermenin, ne de yerin dibine sokup hakaretler etmenin zamanı.
Devamını oku...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu: RB Salzburg - Fenerbahçe: 1-1: Kronik sezon başı hastalığı




Daha takım kimyası oturmadan atlet ve sezona başlamış bir takımla oynamak değil Ersun Hoca'nın, hiçbir hocanın tercihi olmazdı sanırım. Rakip için "uçana kaçana atlayacaklar, baskılı oynayacaklar ve hızla kaleye inmeye çalışacaklar" demiştik. Bizim oturmuş bir Avrupa düzenimiz vardı ve bu düzenin tamamen dışında bir onbirle sahadaydık. Düzene geri dönüşü yapıp, gol de yedikten sonra rakibin de skor koruma içgüdüsüyle geri çekilmesinin etkisiyle topa hakim olup son dakika penaltısıyla skoru kurtarmayı başardık. 90 dakika genelinde baktığınızda bu oyunla bu skoru alıp İstanbul'a dönüyor olmamız mucize gibi.

İLK YARI

Rakibin de baskısının şiddetiyle tam bir panikle başladık. Young Boys kadar iştahlı, Vaslui kadar iyi alan daraltan ve PAOK kadar sert oynayan bir takım vardı karşımızda. Biz ise daha gevşek göründük. Alper ve Kuyt'ın yerlerini yadırgamaları, Emre'nin silik oyunu, Topuz'un sürekli yerini kaybetmesi, Yobo'nun da ne yaptığını bilmez halleri ciddi anlamda göze battı. Sertliğe cevap verebilen Bruno Alves ve Meireles'in yanı sıra biraz da Mehmet Topal'ın ayakta kaldığı bir ilk yarı geneli izledik.

Rakibin ön alandaki atlet özellikli oyuncularının sürekli bindirmelerine ve 3. bölgede yaptıkları prese bizim topla çıkarken yaptığımız pas hataları eklenince oyun sürekli bizim ceza sahamızın etrafında oynandı. Geriden top çıkartmakta bu kadar zorlanınca adeta her top kalemize tehlike olarak geri döndü.

Kuyt ve Alper'in kanat değiştirmelerinden sonra biraz daha kıpırdandığımız gerçeği var ancak bu yeterli olmadı. Alper'in kanat forvet değil de kanada açılarak oynayan bir merkez orta saha olduğu gerçeği var. Kanatta görev verilince bu sefer ortaya doğru yönelerek oynadı ama ayarını tutturamadı. Yine de oyunda kaldığı süre içerisinde çok da kötü bir performans sergilediğini söyleyemem.

VOLKAN

Geçen sezon boyunca ne kadar eleştirdiysem bu maç özelinde de o kadar övmem gerekir. Alıştığımız ve görmek istediğimiz Volkan gibi oynadı. Fazla kilolarından kurtulmuş ve hamle çevikliğini de geri kazanmış. Tebrikler kendisine. Umarım rövanş maçında kendisine bu kadar iş düşmez.

İKİNCİ YARI

Rakibin baskısının dozu gole kadar artarak devam etti. Hatta bir ara öyle bir hale geldi ki biz yarı sahamızdan topla etkili çıkamadık. Bu esnada Sow-Alper değişikliği oldu ve daha alışık olduğumuz bir düzene geçiş yaptık. Golü yememizin üzerine de Cristian-Emre değişikliği geldi ve daha etkili görünmeye başladık.

Daha etkili görünmeye başlamamızdaki bir diğer etken de Avusturya temsilcisinin skoru korumaya yönelik değişikliği ve içgüdüyle baskının dozunu azaltıp biraz geri çekilmesi oldu. Nitekim planlı değil ama daha çok panikle olan yüklenmeye rağmen açıklar bulmaya başladık. Sow'un direkten dönen topunda Cristian'ın hamle zamanlaması daha iyi olsa o esnada skoru eşitleyip, momentumla 2. golü atmamız dahi mümkündü.

TERCİH YANLIŞLARI

Kadro gelince birçoğumuz 4-1-3-2 dizileceğimiz hissine kapıldı ama öyle olmadı. Alper'den kanat forvet olarak yararlanma planının tutmaması ve Kuyt'ın sol tarafta yerini yadırgamasına rakibin baskısı eklenince Webo'yla takımın geri kalanı arasındaki mesafe açıldı ve kısır bir 4-5-1'e dönüştük. Ersun Hoca'nın takımlarında blokların hep birbirine yakın kaldığı ve mesafenin bu kadar açılmadığı gerçeği vardır. Nitekim hamleler geldikçe takım boyu kısaldı, mesafe daraldı ve biz de topla daha fazla oynayarak daha etkili olduk.

Yobo ve Mehmet Topuz ikilisinin açık vermeye meyilli olacağı maç başlamadan tahmin edilen noktalardan birisiydi. Bu iki oyuncunun da Gökhan ve Egemen iyileşip takıma döndükten sonra forma şansı bulmakta zorlanacaklarını düşünüyorum. Görünen o ki Yobo olası yolcular listesindeki yükselişine devam edecek ve biz de Gökhan'ı yedekleyebilecek bir sağ bek aramak durumunda kalacağız.

Emre'nin fiziksel olarak istenilen seviyede olmadığı PSV maçında gün gibi ortadaydı ve nitekim orta alanda en çok aksayan isim oldu. Meireles'in rakibin sertliğine karşılık vermesine rağmen topla haşır neşir olma konusunda baskıyı yenememiş olması da direncin düşmesinde etkili oldu. Önde baskıyı başlatmasını beklediğimiz Webo ve Kuyt'ın da Sow olmayınca alışık olduğumuz direnci gösteremediğine tanık olduk.

SOW VE CRISTIAN

Sow konusu gayet basit. Ramazan nedeniyle formunu toparlamakta zorlanıyor, bu genel düşünce. Ancak Sow hiç de formu düşükmüş veya yorgunmuş gibi gözükmedi. Aksine çok diri, yıpratıcı ve ciddi şekilde hareketliydi. Direkten dönen şutunun dışında topsuz oyundaki hareketliliği ve Webo'nun etrafında yaptığı koşuları rakip savunmanın dengesini bir hayli bozdu. Bu noktada sormakta fayda var: Madem bu kadar diriydi, neden o kadar süre kenarda bekledi?

Cristian hakkında ise görüşlerim belli. Tek istikrarı istikrarsızlığı olan bir oyuncuya sıcak yaklaşmam mümkün değil ancak kadroda olduğu takdirde geçen sezon da sık sık kulübeden gelerek oyuna etki eden oyuncu olması gerektiğini savunmuştum. Nitekim oyunda kısa süre kalınca çok diri oluyor, kafasını tamamen oyuna veriyor ve skora ulaşmamızı sağlıyor. Bu rolü benimseyip küsmeyecekse takımda kalmasında bir sakınca görmüyorum ama aksi takdirde o bölgedeki şişkinlikten dolayı gitmesine ses çıkartmayacağım oyunculardan olacaktır. Kazanılan penaltıyı gole çevirmesi de bonusu olsun. Tebrikler.

STOCH?

Hazırlık dönemi maçlarındaki en etkili oyuncunun bugün 18'de olmamasını açıkçası yadırgadım, zira sahada olması çok şeyi değiştirebilirdi. Avrupa'da oynayan takımların ilgilendiğini ve transfer görüşmeleri olduğunu varsayarak şimdilik çok deşmiyorum ama formda bir oyuncunun teknik direktör tasarrufu dahi olsa kadroda olmamasına pek anlam verebildiğimi söyleyemem.

MAÇIN ADAMI

Benim gözümde tartışmasız Bruno Alves oldu bu maçın adamı. Hamle zamanlaması üst düzeydi, sertliğinden hiç ödün vermedi ve ciddi anlamda karşısına gelen her rakibi sindirmekle kalmayıp etrafındaki arkadaşlarının da açıklarını kapamaya çalıştı. Bu takımın sakatlık ve ceza durumu dışında banko oyuncusu olacağını bir kez daha bize gösterdi.

TRANSFER

Bu işin sadece forvet transferiyle olmayacağı ortada ama yönetim tarafından yapılan açıklama pek öyle bir hissiyat yaratmadı açıkçası. Zira forvet transferiyle birlikte transferin noktalanacağına dair bir izlenim oluştu bende. Ancak biz ne Topuz'dan, ne de Bekir'den sağ bekte istenilen performansı alamayacağız. Gökhan düzelene kadar orada bize nefes aldıracak bir sağ bekin yanı sıra Yobo gönderildiği takdirde bir de yerli veya yerli statüsünde oynayabilen bir stoper. Bu iki hamlenin yanı sıra bir de sonuca bağlanması beklenilen forvet transferi var. Bugünkü maç özeline baktığımız zaman takımın Cardozo veya Emenike'den birine değil, ikisine birden ihtiyacı varmış gibi göründü açıkçası. Zamanla oyuncuların form tutması ve kimyanın istenilen seviyeye gelmesiyle ileri uçtaki sorun aşılabilir diyelim ve transferi bekleyelim.

RÖVANŞ

Haftaya rövanş var. Bir hafta içerisinde biz mucizevi bir şekilde sistem oturtup yepyeni bir takıma dönüşemeyeceğiz ve rakibimiz de inanılmaz bir şekilde gerilemeyecek. Deplasmanda 1-1 her daim 0-0'dan iyidir ama gömülüp rakibi beklememek gerek. Topla biz daha fazla oynamalıyız ve skoru yakalamak için iştahlı olmalıyız. Avrupa'da öyle veya böyle bizi ileri taşıyan düzenin dışına çıkıp macera aramamak taraftarıyım ama tabii ki karar yine de Ersun Hoca'nın olacaktır.

Benim rövanş için seçeceğim 11 aşağıdaki gibi olur:


                                        


SONUÇ

Çok daha kötü bir şekilde sonuçlanabilecek bu maçtan şanslı sayılabilecek bir skorla ayrıldık. Futbol şansı umarım rövanşta da yanımızda olur ve bu turu kazasız atlatmayı başarırız. Çünkü Fenerbahçe'nin camia olarak şu anda son ihtiyacı olan şey kaos.
Devamını oku...

30 Temmuz 2013 Salı

Ersun Yanal'ın Fenerbahçesi ve resmi maçlar öncesi son durum



Genel olarak hazırlık dönemi esnasında takımın neler yaptığına çok fazla eğilemediğimiz gerçeği var öncelikle. Gerek önce Avrupa'dan men kararı, sonra Tahkim kararı ve gereğinden fazla takıldığımız forvet transferi sebebiyle takım ne çalışıyor, neler değişecek, neler aynı kalacak, yeterince ilgilenemedik demek yanlış olmaz.

Bütün bu kavga gürültüye rağmen takım Avrupa'da mücadele edecek ve ilk resmi maç yarın ve sorulacak da çok soru var. Önce hazırlık döneminde neler yaptık bir üstünden geçelim, sonra da önümüze bakalım.

HAZIRLIK DÖNEMİ VE HAZIRLIK MAÇLARI

İki kolay sayılabilecek maçın üstüne ciddi bir PSV Eindhoven maçı oynadık. Zayıf rakiplerle oynanan maçların takımın kazanma alışkanlığıyla ilgili önemine geçen sezonun değerlendirmesinde değinmiştim. İlk iki maçta da 4 gollü rahat galibiyetler aldık. Rakipleri yürüyerek yendik ve birçok oyuncuyu deneme fırsatı buldu Ersun Hoca.

Birçok kişi yazdı çizdi bugüne kadar. En keskin değişim takımın geçen sezon yer yer 4-2-3-1'i andıran üç santraforlu oyundan tam anlamıyla bir 4-3-3'e geçiş yapması oldu. Daha toplu ve kompakt oynamaya çalışan, presin dozunu artıran bir Fenerbahçe hedeflendiğini görmüş olduk.

Boluspor ve Lankaran maçlarınının sonuçtan çok gösterdiği şeyler önemliydi. Keza PSV maçında da mağlubiyete rağmen takımın gösterdiği istek daha önemliydi benim gözümde. Şu anda Gökhan ve Egemen'in sakatlıkları savunma dörtlüsünde iki as oyuncudan faydalanamıyor olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıya bıraksa da orta sahadaki alternatiflerin bolluğu takımın en azından önde daha şiddetli basarak savunma güvenliğini nispeten de olsa artırabileceğini hissettiriyor.

SİVRİLEN OYUNCULAR

Yeni transferler Bruno Alves ve Alper Potuk hazırlık maçlarında öne çıkan oyuncular kesinlikle. Alves'in forması sakatlık ve ceza durumu haricinde garantiyken, Alper'in de orta saha rotasyonu için çok önemli olacağı kesin ve hatta belki sezon başlamadan formayı alabilme ihtimali var.

Bu ikilinin yanında Mehmet Topal ve Raul Meireles'in de çok zinde ve formda göründüğünü söylememiz yanlış olmaz. Mehmet Topal'ın Fenerbahçe için ne derece önemli bir oyuncu olduğunu geçen sene acı bir şekilde tecrübe etmiştik. Meireles'in ise dalgalı grafikle geçen ilk sezonun ardından daha adapte ve hırslı olduğunu söylemek gerek. Tecrübesi de mutlaka takıma sezon boyunca fayda sağlayacak etkenlerden birisi olacaktır.

STOCH

Tahminen herkesin satılmasına hiç itiraz etmeyeceği oyuncuların başında geliyordu Stoch geçen sezon bittiğinde. Bu sezona çok diri ve istekli girmiş durumda. Kendisini çizgiye atıp top beklemiyor, gelince de hemen sağa çekip vurmayı denemiyor. Sıfıra inmesi, içe kat edip savunmayı yaran ara pasları ve topsuz oyundaki hareketliliğyle göze çarpıyor. Ancak takım için oynamadığını hissettirdiği koca bir sezonu geride bıraktı. Bir de istikrarsızlığı bunun üstüne eklenince yine soru işaretleri beliriyor kendisi hakkında ama bu yine de şu anda hücum hattının en etkili görünen ismi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

BEKLENENİ VEREMEYENLER

Kendi adıma Emre ve Caner'in henüz istenilen seviyeye ulaşamadıkları düşüncesindeyim. Özellikle PSV maçındaki performansları bunda etkili oldu. Emre'nin yeterince diri olmaması, Caner'in de sürekli rakip sağ bekin bindirmelerine seyirci kalmış olması ciddi anlamda düşündürücü. Bu ikilinin dışında geçen sezonun kayıplarından Krasic'in Lankaran maçındaki anlık 1-2 parlamadan fazlasını verememiş olması, Cristian'ın yine istikrarsızlıktaki istikrarı can sıkıcı olan noktalardan. Sow'un Ramazan sebebiyle olduğunu tahmin ettiğimiz formsuzluğu, Webo'nun da geçen sezondan kalan Sow sahada değilken ne yaptığını pek bilmez halleri yine değinilmesi gereken noktalardan.

SAĞ BEK

Gökhan Gönül'ün sakatlığı ve uzunca bir süre oynayamayacak olması en can sıkıcı noktalardan birisi takım adına, zira Gökhan bu takımın temel taşlarından birisi. Onun yerini doldurmaya çalışan Mehmet Topuz ve Bekir'den aynı randımanı alamayacağımız bilinen bir şeydi. Bekir'in stoperdekinden daha güvensiz halleri ve Topuz'un savunma yönündeki eksiklikleri göze çarpan en temel sıkıntılar. Buna sağ önde oynayan Kuyt'ın da henüz kendi standartlarına erişememiş olmasının etkisi olduğu düşüncesindeyim. Umarım şu ana kadar buraya yerli bir alternatif transfer yapmamış olmanın sıkıntısını ileride yaşamayız.

YABANCI SIKINTISI VE OLASI YENİ TRANSFER

Şu anda kadroda 11 yabancımızın olmasından dolayı Holmen için lisans çıkartamadığımız gerçeği var. Bir de Cardozo veya Emenike transferinin olacağı yönetim tarafından dile getirildi. İki yabancımızı elden çıkartmamız demek bu da. Şu andaki form grafikleri ve geçen sezondan kalan istikrarsızlıkları göz önünde bulundurulunca benim seçimlerim Cristian ve Yobo olur ilk planda. Krasic'in de pek üstüne koyamayacağı görüntüsü verdiğini düşünürsek onun da yolcular arasında yerini alması gayet olası. Daha bugün ise Holmen'in kiralık gönderileceği dedikodusu yayıldı. Henüz alınan bir oyuncunun hiç resmi maç oynamadan kiralık verilmesini biraz garipsemiyor değilim. Madem düşünmüyorduk veya eldeki fazla yabancıları elden çıkartamayacaktık, o zaman neden alındığını sorgulamaktan kendimi alamıyorum açıkçası.

CARDOZO MU EMENİKE Mİ?

Bir kere ikisinin de birbirinden farklı oyuncular olduğunu söyleyerek başlayalım. Yani birinin alternatifi öbürü olamaz, olmamalı. Gönül isterdi ki ikisini birden kadromuzda görebilelim. Cardozo bizim ihtiyaç duyduğumuz merkez oyuncu tipi. Orta sahaya yaklaşarak arkasındaki oyuncuların oyuna katılmasını sağlayan, ileride pas istasyonu görevi görebilecek, şut tehdidi olan, hava hakimiyetine sahip ve bitirici vuruşları üst düzey olan bir santrafor. Etkisi ortada. Yaşı ve bonservis bedeli negatifler arasında gösteriliyor bazı kesimlerce. Ben şu anda işin olumsuzundan ziyade Cardozo'nun bu takıma sınıf atlatabilecek oyuncu olduğunu düşündüğüm için kendisini kadroda görmek istiyorum.

Emenike ise bizim daha çok geçen seneki kurguda ihtiyaç duyduğumuz bir oyuncuydu kanımca. Özellikle Benfica deplasmanında diri bir Emenike'den inanılmaz faydalanabilirdik ve bu finale çıkmak, hatta belki de Avrupa Ligi kupasını almak demek olabilirdi. Şu kadro yapılanması itibariyle Emenike'nin kendisine yer bulabileceği pozisyonda Kuyt görev yapıyor. Emenike'nin takıma katılması Kuyt'ın merkeze geçmesi ve dolayısıyla kurguda ufak oynamaların olması demek. Bir de Emenike ismi uzun süredir ortada yokken birden ortaya atıldı. Belki de tamamen Cardozo için fiyat düşürme politikası. Sonuca bağlandığında göreceğiz diyerek bu konuyu da noktalıyorum.

RED BULL SALZBURG EŞLEŞMESİ

3. ön elemede takılma lüksümüz olmadığı gerçeği var. Salzburg acaba bir Young boys olur mu? sorusu var bazı insanların aklında. Benzer karakterde bir takımlar zira. Baskılı, uçana kaçana atlayan, saldıran, iştahlı, 3. bölgede pres yapan, ön alanda hızlıca yer değiştirerek rakip savunmanın dengesini bozan bir oyuncu grubuna sahipler. Takım hakkında güzel bir analiz mevcut isteyenler için bu linkten.

Olası bir kazaya uğramamak için rakibi önde karşılamamız ve agresif olmamız gerektiğini sanırım üç aşağı beş yukarı herkes biliyordur. Bu tarz takımların genellikle savunma zaafiyetleri çok belirgin olur ve biz de ön alandaki becerikli oyuncularımızla bu zaaflardan yararlanıp cezayı kesebiliriz. Alanı daraltmak, sekenlere hamle etmek ve akıllı pres uygulamak çok önemli. Topa sahip olduğumuzda da acele etmemize hiç gerek yok. Tempoyu istediğimiz şekilde ayarlayıp mümkün olduğunda 2 ve 3. bölgede top tutarak da rakibi yormak mümkün.

Benim yarınki maçta kadro tercihim şu şekilde olur form grafikleri ve sakatlıklar göz önünde bulundurulunca:


                                            


SONUÇ

Sezona genel anlamda nasıl hazırlandığımızı görmek adına en ciddi sınavımıza yarın çıkacağız. Umarım alnımızın akıyla deplasmandan iyi bir sonuçla dönmeyi başarabiliriz. İyi bir sonuç alarak turu orada bitirmek mümkün olursa bu baldan tatlı olacaktır. Sezonun stresini tüm şiddetiyle hissetmemize henüz var ve bu turun kazasız atlatılması gerek Süper kupa finali, gerekse de Play-off turu için büyük motivasyon ve özgüven kaynağı olacaktır.

Devamını oku...

28 Mayıs 2013 Salı

Şampiyonlar Ligi Ön Elemeleri: Fenerbahçe'nin seri başı olma-olamama durumu.




Ligi 2. sırada bitrirerek 2013-14 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne 3. ön eleme turundan katılma hakkı kazandık. Gönül isterdi ki şampiyon bitirip direkt katılım hakkı elde edebilseydik ama mümkün olmadı. 2 ön eleme oynayacak olmak sezonu erken açmak demek olacak yine.

3. ön eleme turundaki katılımcılar Champions route ve Non-Champions route olmak üzere iki farklı gruba ayrılıyor. Türkiye, ülke puanı sayesinde şampiyonu direkt olarak gruplara gönderebildiği için, 2. olan takım da Non-Champions route üzerinden elemelerini oynuyor.

Elemenin bizim katılacağımız kısmı 2 turdan oluşuyor. 3. ön eleme turu ve play-off turu. 3. ön eleme turuna 10 takım katılıyor. 10 takımdan şu anda 8 tanesi belli, geride kalan 2 tanesi de önümüzdeki hafta içerisinde netleşecek. Puanlara göre ilk 5 seri başı olacak. Fenerbahçe'nin 3. ön eleme turunda seri başı olması ise İsviçre liginden gelecek sonuca bağlı. 3. ön eleme turuna katılım hakkı elde eden ve etmesi muhtemel takımlara bir göz atalım.

KATILIMI GARANTİLEMİŞ OLANLAR

1. Olympique Lyonnais 95.800
2. Zenit St. Petersburg 70.766
3. PSV Eindhoven 64.945
4. Metalist Kharkiv 62.451
5. Fenerbahçe 46.400
6. Red Bull Salzburg 28.075
7. Nordsjælland 12.440
8. Zulte Waregem 6.880

Bu 8 takım içerisinde Fenerbahçe 5. sırada. İsviçre ligi ve Yunanistan play-offlarından da gelecek iki takımla 10 takım tamamlanacak. İsviçre ligini 2 maç kala 3 puanla lider olan 59.875 puanlı Basel şampiyon bitirdiği takdirde de Fenerbahçe seri başı olmayı garantileyecek. Lig bu şekilde bittiği takdirde 3. ön eleme turuna da 7.285 puanlı Grasshoppers katılacak. Yunanistan liginden gelebilecek en yüksek puanlı takım 28.800 ile Paok olduğu için, oradan gelen sonuç bu ön eleme kapsamında Fenerbahçe'nin sıralamadaki yerine etki etmeyecek.

Liglerin şimdiki halleriyle biteceğini varsayarsak muhtemel rakiplerimiz Paok, Red Bull Salzburg, Nordsjælland ve Zulte Waregem olacak. Bu maçlar gelene kadar takımın oturmuş olması gerek, zira bu turda kazaya uğramamız gibi bir durum kesinlikle kabul edilebilir değil. İşin yorum kısmını bir kenara bırakıp play-off turuna ve 3. ön elemeyi geçtiğimiz takdirdeki muhtemel rakiplere bakalım.

PLAY-OFF TURU

Bu tura da 5 takım direkt katılma hakkı kazanıyor. 4 takım belli, geriye kalan son takım da hafta sonu belli olacak. 5 takım da 3. ön eleme turundaki eşleşmelerden gelecek. Direkt katılım hakkı kazanan takımlar da aşağıdaki listede gördükleriniz:

1. Arsenal 113.592
2. Milan 93.829
3. Schalke 04 84.922
4. Paços de Ferreira 12.833

5. takım da La Liga'nın dördüncüsü olacak. Bitime bir maç kala 102.605 puanlı Valencia, 5. sıradaki Real Sociedad'ın 2 puan önünde. Sociedad son 5 yılda Avrupa kupalarında mücadele etmediği için puanı yok. Dolayısıyla 3. ön elemeyi geçip, play-off turunda seri başı olma hayalimiz varsa, Sociedad'ın play-off vizesi almasını ummamız gerekiyor. Son hafta Real Sociedad Riazor deplasmanına Deportivo'ya konuk olurken, Valencia da Sevilla deplasmanına gidecek. Valencia'nın puan kaybı ve Sociedad'ın galibiyeti durumunda da Sociedad play-off vizesi alacak.

FENERBAHÇE VE İHTİMALLER

Müthiş bir bilgi kirliliği oluşmuş durumda etrafta. Fenerbahçe kesin seri başı diye başlıklar atılıyor sağa sola, altına da yarısı doğru, yarısı yanlış haberler yazılıyor. 3. ön elemede seri başı olma durumumuzu yazdım yukarıda. Play-offlardaki durumumuza da bir bakalım:

Play-off turuna direkt katılan ekiplerden üçünün seri başı olacağı kesin. Valencia da dördüncü olma yolunda büyük avantaj sağlamış durumda. Şayet Valencia da play-off'a katılım hakkı kazanırsa, gerisinde kalmamızın kesin olduğu takım sayısı 4 olmuş oluyor.

Bu durumda 3. ön eleme turunda puan olarak bizim üstümüzde yer alan 4 takımın birden elenmesi gerekiyor ki biz seri başı olabilelim. Valencia değil de Real Sociedad geldiği takdirde de 3 takımın elenmesi şart. Yani büyük resme baktığımız durumda play-offlarda seri başı olabilmek adına 3. ön elemede seri başı olamayan takımların sürpriz yapmasını beklemek durumdayız.
Devamını oku...

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Hayallerden hedeflere




Twitter'da sordum: "Sizce Fenerbahçe'nin hedefleri mi büyük, yoksa hayalleri mi? Veya hayal kurmadan hedeflere yürünmez mi diyorsunuz?" diye. Gelen cevapları toparlayıp bir şeyler anlatmak da 140 karakterde pek mümkün olmayacaktı, geldik bloga.

Tartışmasız bir şekilde Türkiye'de en büyük potansiyele sahip spor kulübü Fenerbahçe.
Spor kulübü olmasıyla övünüyoruz her şart altında.
Ancak bir gerçek var ki, o da futbolun değil Türkiye'de, dünyadaki en popüler spor olduğu.
Dolayısıyla da futbolda başarı her şeyin önüne geçiyor. Normal bir durum bu.

Peki bizim başarı kıstasımız ne?
Aziz Yıldırım döneminde 2009-10 sezonuna kadar şampiyon olamayan teknik direktörün ertesi sezonu (Werner Lorant istisnası dışında) geçiremediği bir kulüpte, başkanın/yönetimin lig şampiyonluğunu başarılı, geri kalan her sonucu başarısız saydığı bir anlayış demek bu.

Bu anlayışın, o zamana kadar tarihin en büyük Avrupa başarısını yaşatan Zico'yu harcadığı hâlâ hafızalarda olsa gerek. Üstelik sonrasında Aragones'le kaybedilen sezon ve 2. Daum dönemi de cabası. İki teknik adam da şampiyon olamadıkları için ertesi sezonu göremediler.

Peki istatistiklere baktığımızda takım başında 3. sezonunu bitirmek üzere olan Aykut Kocaman neler yaptı?

1 lig şampiyonluğu, 2 lig ikinciliği, 1 Türkiye kupası ve 1 Avrupa Ligi yarı finali yazdı sonuç tablosuna. Haftaya futbol şansı da takımın yanında olursa, bir Türkiye kupası daha eklenecek. Peki bundan önce şampiyonluğu kaçıran teknik direktöre kapıyı gösteren zihniyet, nasıl oldu da Aykut Kocaman'a şampiyonluk gelmese de aynısını uygulamadı?

Hemen Aykut Hoca'nın 3 Temmuz sürecindeki liderliği cevabı verilecektir. Doğru da aslına bakarsanız. Aykut Hoca, futbol şubesini tek başına sırtlayıp götürmekle uğraştı 2011-12 sezonunda. Geride bırakmak üzere olduğumuz sezonda da bunun izlerini hem kendisinin, hem de takımın taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Çok yüksek konsantrasyonla oynanan maçların yanı sıra sahada ruh gibi gezinilen maçlar da oldu.

Peki ben olaya başka bir tarafından bakmak istiyorum. 3 bölümlü sezon değerlendirmesinde planlamayı eleştirmiş olsam dahi dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Aykut Kocaman daha sezonun başlarında Maraton programında Şansal Büyüka'nın konuğu olmuş ve orada Avrupa Ligi için şöyle bir cümle sarfetmişti:

"Gruptan çıkarsak, ilerleyebiliriz."

Üstelik bu cümleyi sarfettiği esnada Avrupa arenasında sadece bir galibiyeti vardı.
Sorayım: Bu cümle hayal miydi, yoksa hedef miydi?
Biz taraftar olarak hayal bile etmiyorken, Aykut Hoca hedef koymuştu.

TRANSFER MESELESİ

Aykut Hoca'nın iyisiyle kötüsüyle birçok transferi oldu. Bazıları beklediğimizin üstünde katkı yaptı, bazılarından neredeyse hiç faydalanamadık, bazılarının ise performansı çok dalgalı oldu. Peki acaba biz Aykut Hoca'nın her istediği oyuncuyu transfer edebildik mi? İşin bir de bu tarafına bakalım. Yani elde HazardLewandowski ve Mangala gibi üç örnek var, Aykut Hoca'nın istediği ama bizim alamadığımız. Tercih ettikleri takımları görünce de alamamamız normal görünüyor zaten.

Eğer koyduğumuz hedeflere ulaşmak istiyorsak, yönetimin bu sefer küçük hesaplar yapmadan, Aykut Hoca kimi istiyorsa getirmesi gerekiyor. Sezon değerlendirmesinde "Yönetimin görevi, teknik ekibin ve oyuncuların rahat çalışmasını sağlamak." demiştim. Başlangıç noktasının da transfer olduğu gün gibi ortada. Doğru transfer zamanında gelirse, bununla bağlantılı olarak sezon planlaması da istenildiği gibi yapılabilecektir.





HAYALLER VE HEDEFLER

Sık sık taraftar olarak kendimize olmadık misyonlar yüklediğimiz hissine kapılıyorum. Biz bu renklere gönül verenler olarak başarıyı hayal ederiz, isteriz zaten. Hedefi koyması ve uygulaması gereken ise yönetim ve teknik ekiptir. Koyulan hedefi veya uygulamayı beğenmediği anda taraftarın da bunu protesto etme, hatta istifaya davet etme hakkı vardır. Bunu bir kenara koyalım.

Şöyle bir sıkıntı var yalnız; Biz kendi kendimize de hedefler koyar olduk. Bunda geçtiğimiz sezonki yönetim boşluğunun ve taraftarın kulübü sırtlamasının da etkisi büyük. Artık işler normale döndüğüne göre, beğensek de beğenmesek de kulüp başkan ve yönetim tarafından idare ediliyor, saha içine dair kararlar da teknik ekip tarafından alınıyor.

Taraftar olarak biz hayal edeceğiz, isteyeceğiz. yönetim bu doğrultuda hedefi koyacak, teknik ekip de uygulayacak. Gayet basit. Teknik ekibin hayal ettiği, bizim hedef koyduğumuz, yönetimin de uyguladığı herhangi bir şeyin tutma olasılığı mutlaka vardır ama ne kadar sürekliliğe sahip olacağı tartışılır. Veya yönetimin bizi istifaya davet ettiği bir dünya düşünün. İşte öyle bir şey.

İşte bu noktada en başta sorduğum soruya geliyoruz geri. Bence en güzel cevabı sevgili Ozan Cılga (@ozitr) verdi bu soruya:

"Fenerbahçe'nin en büyük sıkıntısı, hayallerinin beklenenden daha kısa bir sürede hedefleri haline dönüşmüş olmasıdır."

Buna da bir karşı argüman geldi. 2008'de CL'de çeyrek finalden sonra EL'de yarı final oynamak için 5 yıl bekledik. 5 yıl kısa bir süre değil diye. Doğru, çok uzun bir süre 5 yıl, ancak iki faktör var direkt bu konuya etki eden.

Birincisi o başarıyı yakalyan Zico'yla sözleşme yenilememiştik. Sonrasında gelenlerle de ne yaptığımız ortada. Oturmuş iskeletin üstüne eklemeler yapacağımıza iskeleti yeni baştan kurmaya çalışmıştık. Dolayısıyla tökezledik ve her darbede hedeflerden uzaklaştık. Koyulan hedefler bir hayal olmaktan öteye gidemedi.

İkincisi de 2010-11 sezonunu şampiyon bitirip, iyi bir kimya yakalamış takımımıza çok da yerinde takviyeler geliyordu. O takım Şampiyonlar ligine gönderilmedi ve dağıldı. Daha alt bütçeli, daha sıkışık bir rotasyonla biz aradan 1 sezon geçince EL'de yarı final gördük. O dağıtılan kadronun neler yapabileceğini siz düşünün.

Bu yüzden hedeflere doğru ilerlerken geçmişte yapılan yanlışlara bir daha düşmemekte fayda var. Tom Kundert'in kaleminden ESPN'in sitesinde yayınlanan ve sevgili Barış Gerçeker'in çevirdiği Benfica yazısında, herkesin futbolunu beğenerek izlediği Benfica'yı bu seviyeye taşıyan Jorge Jesus'ün neden görevde kalması gerektiği anlatılıyor.

Aykut Hoca'nın takımı ne halde alıp nereye getirdiği, elindeki bozulunca yine de bir şekilde tutmayı başardığı, sonrasında da sancılı bir sürece rağmen tekrar çıkardığı seviye ortada. Ha yanlışlar var mı? Mutlaka var, değindik hepsine zaten. Önemli olan yanlışlardan çıkarılan dersler ve bunların nasıl uygulamaya geçirildiği.

Camia olarak sınırsız hayallerimiz ama makul hedeflerimiz olsun. Hedeflere adım adım gidileceğini ve yolda kazalara uğranabileceğini de unutmayalım. En büyük potansiyele sahip camia biziz dedik, değerlendirelim.

Hayal etmek de demiştik değil mi? Herkes hayal edebilir, etmeli de. Çünkü ne demişti Alex de Souza?

"Hayal edebilirseniz, gerçekleştirebilirsiniz."

Artık yapılan hatalardan ders alalım.
Aynı hatalara bir daha düşmeyelim.

Kocaman hayallerimiz gerçeğe dönüşsün.
Devamını oku...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Rastgele Fenerbahçe!..

25 Ağustos Perşembe, Şampiyonlar Ligi için kura vakti.

Yeterince geç kaldık bu hesapları yapmak için, e ama hadi artık Fenerbahçeli..

İti, köpeği bırak havlasınlar..

Önümüzde uzun bir maraton var..

Torbalar, ön eleme birinci maçlar sonundaki tahminlerle aşağıdaki gibi:


1. Torba:

Manchester United Eng 151.157

FC Barcelona Esp 141.465

Chelsea Eng 129.157

Bayern München *4 Ger 118.887

Arsenal *4 Eng 108.157

Real Madrid Esp 103.465

FC Porto Por 100.319

Internazionale Ita 100.110


2. Torba:

Olympique Lyon *4 Fra 92.735

AC Milan Ita 94.110

Shakhtar Donetsk Ukr 87.776

Valencia Esp 85.465

Benfica *3 Por 81.319

Villarreal *4 Esp 75.465

CSKA Moscow Rus 73.941

Olympique Marseille Fra 68.735


3. Torba:

Zenit St. Petersburg Rus 60.441

Ajax Ned 56.025

Bayer Leverkusen Ger 54.887

Olympiakos Piraeus Gre 50.833

Fenerbahçe Tur 50.510

Manchester City Eng 47.157

Lille OSC Fra 40.735

FC Basel Sui 39.980


4. Torba:

Borussia Dortmund Ger 22.887

Napoli Ita 21.110

Dinamo Zagreb ** Cro 20.224

Wisla Kraków ** Pol 10.183

Sturm Graz ** Aut 8.640

Racing Genk Bel 8.400

Viktoria Plzen ** Cze 5.170

Otelul Galati Rom 5.164


Genk, Strum Graz, Wisla Krakow ilk maçlar sonunda nispeten avantajlı durumdalar. Villareal deplasmanda Odense'ye 1-0 yenildi ama İspanya'da rövanşı alacaklarını tahmin ediyorum.

Bu saatten sonra 1. ve 2. torbada değişiklik olmayacağını düşünürsek; Fenerbahçe'nin de torbalarda yaşanabilecek olası değişikliklerden müspet ya da menfii etkilenmeyecek bir konumda olduğunu gördüğümüzde, bizim için kura senaryoları yazmanın vakti geldi de geçiyor diyebiliriz.


Önce ıslak rüyadan başlayalım;

1'den Porto

2'den CSKA Moscow

ve 4'den Viktoria Pilzen.

Lider bile çıkabileceğimiz, fantazi dolu bir kura olur. Koyalım kenara.


En zoru kuşkusuz aşağıdaki gibi bir kura olur; (dilimizi ısırarak)

1'den Barcelona

2'den Milan

4'den Dortmund.

İkincilik için herşey mümkün, ama tam bir ölüm grubu olabilir.


Kantarımızdaki en zoru ve en kolayı seçtik, bir de içimizden gelen sesi dinleyelim;


1'den Bayern Münih,

2'den Benfica,

4'den Sturm Graz.


E güzel;)


İstemediklerim ise gayet net;


1'den Barcelona, Real Madrid, Manchester United.

2'den Milan

4'den Dortmund ve Napoli.


Sizin tahminleriniz nedir peki?



Devamını oku...