Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2014 Salı

30 Kasım 2013: Slaven Bilic'in açıklamaları


Ardından maç sonu Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic'in açıklamaları:

***

Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic, Spor Toto Süper Lig'de Kadıköy'de 3-3 berabere kaldıkları Fenerbahçe karşısında alınan bir puanın önemli bir başarı olduğunu söyledi.

Bilic, maç sonrası düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, harika bir maç ve derbi mücadelesi olduğunu vurgulayarak, "6 gol atıldı. Kırmızı kartlar vardı. Müthiş atmosfer vardı. Müthiş geri dönüşler oldu. Kazanabilirdik de kaybedebilirdik de... İki takımı tebrik ediyorum. Zor bir atmosferde ve deplasmanda bir puan çıkardık. Bu büyük bir başarı. Her ne kadar kazanamasak da alınan bir puan çok kıymetli ve değerli" dedi.

İyi iş çıkardıklarını kaydeden Hırvat teknik adam, "Şimdiye kadar Fenerbahçe belirli puan farkı yakaladı. Ama sadece bizimle yakalamadı. Diğer takımlarla da puan farkı oluşturdu. Hak ederek bunu yaptılar. Son dakika golleriyle bazı maçları kazandılar" ifadelerini kullandı.

"Pas oyununda etkiliydik"

Fenerbahçe'nin muazzam bir fiziksel kapasitesi olduğunu anlatan Bilic, şöyle konuştu:

"Maçta top yerdeyken ve oyun pas  kombinasyonuna döndüğünde biz çok daha etkiliydik. Üstünlük bizdeydi. Ne zaman fiziksel mücadeleye ve düelloya döndü, Fenerbahçe orada kaliteyi koydu. Fiziksel olarak muazzam güce sahipler. İkinci yarı fiziksel üstünlükleriyle bizi geriye ittiler."

Fenerbahçe'nin de puan kaybedeceğini iddia eden siyah-beyazlı takımın çalıştırıcısı, "Her maçı kazanarak devam etmeyecekler. Onların da zor maçları var. Biz kendi maçlarımıza odaklanacağız. Bu akşamki gibi oynamaya devam edersek, basit hatalar yapmazsak, basit goller yemezsek yarışta büyük şansımız olacak. Hiçbir zaman pes etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

Devre arasında oyuncularına yaptığı konuşmayı aktaran Slaven Bilic, sözlerini şöyle sürdürdü:

"3-2 lehimize olduğunu ve bir oyuncu fazla oynadığımızı söyledim. Avantajımız olduğunu ve rakibin mutlaka risk alacağını aktardım. Yetersiz kaldığımız nokta, rakip baskı yapabilir. Baskı yapmak zorunda. Top bizdeyken veya kazandıktan sonra pas kombinasyonlarını doğru oynamak ve mümkünse iyi penetre etmek gerekiyordu. Kontra çıkışlarda doğru pasları oynayıp tehlike yaratabilirdik. Onları yapamadık."

***

Anlatabildim mi?

Devamını oku...

30 Haziran 2013 Pazar

Kötü bir senaryo


Polyannacılığı bırakalım ve en kötüsünü konuşalım.

Fenerbahçe ve Beşiktaş ceza aldı, 15 Temmuz'da açıklanacak tahkim kararını bekliyor.
Nyon'daki duruşmalar sonrasında akılları karıştıran bilgiler var.

İsviçre'den gelen bilgilere göre, deniyor ki; "Fenerbahçe agresif, Beşiktaş uyumlu"

Doğru olabilir.
İki kulübün şartları ve pozisyonları farklı.
Beşiktaş Başkan değiştirdi ve yenilenme sürecinde, yaraları çoktan onandı.
Fenerbahçe ise tabiri caizse cenderede.

Şimdi kötü bir senaryo yazalım birlikte.

Fenerbahçe'nin cezası onanır ve Beşiktaş'ınki ertelenir ya da kaldırılır.
Gezi sürecinde taraftarların yakınlaşmasıyla Fenerbahçe camiasında kısmen kabul gören Beşiktaş'ın maçlarını Kadıköy'de oynaması kesinleşir.
Gelinen noktada Beşiktaş ön elemeyi geçerse -ki infial için bu şart değil- Fenerbahçe'nin yerine Şampiyonlar Ligi maçlarını Kadköy'de oynar.
İnfiali düşünebiliyor musunuz?

Biz millet olarak asıl meseleyi konuşmayız, önümüze atılan yemlerle oyalanırken, işin odağını kaçırırız.

Mesela;

Ünal Aysal, "Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe ceza alacak" dediğinde manipülatörlerin zehriyle, bu sanki normal ve doğru birşeymiş gibi gösterilmedi mi?
Hatta bu yüzden bile Aziz Yıldırım eleştirilmedi mi?
Sanki kurguyu Aziz Yıldırım yazdı değil mi?

Bu kötü senaryoda da ihale Aziz Yıldırım'a kalır.
UEFA'ya giden belgelerin, ÖYM'nin kararının, değişen müfettişin, müfettişin yazdığı akıl almaz raporun ve nihayetinde tahkimin yaptığı eyyamın kelimesi konuşulmaz.

3 Temmuz sonrası Yıldırım Demirören'in yaptığı ilüzyon gibi, kupa iadesi kapsamıına alınır Beşiktaş'ın -söylenenler doğruysa- uyumlu hali.

Söylenecekleri şimdiden duyar gibiyim:

"Beşiktaş uyumlu oldu yırttı, sen gittin orada da kavga ettin."

Üç aşağı beş yukarı.

Bu senaryo ile;

Hem kurguyu tehlikeye sokan Fenerbahçe Beşiktaş taraftarları arasındaki fikir birliği/yakınlaşma da daha fazla filizlenmeden bertaraf edilir.

Hem de UEFA uzlaşı gösterdi, iyi niyet ve samimiyet karşısında olumlu adımlar attı algısı yaratılır.

Ama elbette asıl mesele; Fenerbahçe büyük bir yara daha alırken, sezona her sezon suni bir şekilde yaratılan kaoslardan biriyle başlar.

***

Senaryo iç karartıcı biliyorum.
Olmasına ilk günden beri ihtimal verdiğim için, kendimi hazırlıyor da olabilirim.
Ve hiç katılmayanlar, saçma bulanlar da olabilir.

Ama biz yine notunu düşelim.
Algı tetikçiliğinin.

Ve belki "yönetimimiz" de birşeyler yapar.
Hala paralize olmadılarsa.


Devamını oku...

3 Mart 2013 Pazar

24. Hafta: Beşiktaş - Fenerbahçe 3-2: Ne kadar futbol yazılabilirse...






Trabzon maçının kopyası gibi başladık. Doğru yerleşim, doğru oyun, üst düzey alan paylaşımı. Sahaya çıkan kadroda benim beklediğimden iki farklı isim vardı. Cristian ve Ziegler. Cristian için hemen daha girişte söylemekte fayda var. Eleştirilebilecek bir tarafı yoktu ikinci yarıya kadar. Oyundan alınmasına ve Ziegler tercihine ise yazının sonuna doğru değineceğim.

İLK 30 DAKİKA

Herhalde hepimiz içimizden dedik "Neler yapıyoruz, neler kaçırıyoruz? Olmaz böyle." diye. Bu kadar güzel oynadığımız bir bölümde sadece bir gollü üstünlük çıkması beceriksizlik veya futbol şanssızlığı diyemiyorsam, bu ciddi anlamda başka bir faktörün olduğu anlamına gelir.

METE KALKAVAN

Maç seyrederken birçoğumuz ağzımızı rahatlıkla bozuyoruz tahminimce. İnanın şu satırları yazarken de o rahatlıkla küfretmeyi isterdim. Önce net gol pozisyonu olacak atakta olmayacak bir faul yaratıp gole engel oldu. Sonra nizami golü ofsayt diyerek kesti. Yardımcısı Mustafa Emre Eyisoy ve kendisi ellerinde olsa, atılan golü de iptal edecek gibilerdi. Üstüne olmayan bir faul/elle müdahaleden rakibe serbest vuruş yarattı ki o da 1-1'i getirdi. Bugüne kadar yazdığım hiçbir yazıda hakeme ait paragraf olmadı, dolayısıyla Mete Kalkavan'ı gerçekten tebrik ediyorum bir ilki başardığı için.

İKİNCİ YARI

Aynı tempoda gitmeyeceği açıktı. Oyunu soğutmamız, kontrol altına almamız gerekiyordu ve bunu nispeten de yaptık. Hiç olmayacak bir gol yedik ama anında da reaksiyon gösterdik. 2-2'yi bulduktan sonra benim maçı alabileceğimize dair inancım bir hayli fazlaydı, ama olmadı.

DEĞİŞİKLİKLER VE 4-4-2

Aykut Hoca'yı ciddi şekilde eleştiriyor birçok kişi tahminimce. Eleştirmeye de Perşembe gününe kadar devam edecektir bu kesim. Ben dahil birçok kişi de sezon başından beri 4-4-2 ısrarındaydı. 4-4-2'ye döndük ama maçı değişikliklerden sonra kaybettik. Peki neleri yanlış yaptık?

1. İki merkez oyuncunun da çift yönlü olmasında fayda var. Emre Avrupa kupası oynamıyor ve dolayısıyla 90 dakika sahada kalması normal olan oyuncumuzdu ama son dakikalarda Topuz'la değişti. Meireles de cezasından dolayı oynamayacağı için bu ikili devam edebilirdi. Cristian'ın oyundan alınması ise hafta içindeki Avrupa maçı düşünülerek yapılan bir değişiklik diyelim. Caner de sistem değişikliği çerçevesinde anlaşılır, ancak Topal'ın oyuna girmesini ben kendi adıma doğru bulmadım. Emre-Meireles ikilisi maçın geri kalanını tamamlamalıydı.

2. Kulübedeki oyuncu tercihlerimiz. Açık alan bulabileceğimiz bir maçta Krasiç neden en azından kenarda yoktu diye sorulur. Ayrıyeten madem oyunun gidişatına göre 4-4-2'ye dönme planlarımız vardı, tecrübeyi vs bir kenara bırakıp, en iyi top yapabilen orta saha oyuncularımızdan olan Salih neden kenarda değildi diye kendime sormadan edemiyorum.

3. Korner/duran top geri dönüşlerini savunmakta büyük sıkıntı çektiğimiz ortada. Risk almakla dikkatsizlik arasında fark vardır ve böyle maçlar dikkatsizliği affetmez. İlk kez böyle gol yemiyoruz, demek ki üzerine eğilmek gerek.

ÖZELEŞTİRİ

Hafta içi kupa maçında Ziegler oynayınca ben Hasan Ali'nin bu maçta ilk 11 oynayacağını düşünmüştüm. Ziegler cidden takımın en kötüsüydü. İnsan ister istemez Hasan Ali'yi soruyor. Tamam çok maç oynadı belki ama oynadığı zaman da temiz 90 dakikalar çıkartıyor. Dinleniyor olması gerek neticede ve bu maç için de dinlendirildiğini düşündü taraftar tahminen. En kötü kulübede olmalıydı bence.

Bir de Volkan... Eğer sakatsa olsun ameliyatını lütfen. Fedakarlık değil bu çünkü. Hem kendine, hem de takıma zarar % 100 olmaması.

YÖNETİME:

Artık lütfen takımın ve taraftarın arkasında olduğunuzu hissettirin. Madem rakibin lobisi var, madem rakip her türlü sahtekarlığı yaparak bizim önümüe geçiyor, bizim ilerlememizi engelliyor, artık lütfen gerekeni yapın. Bu hakem müsveddesi düdüğünü asmalı. Astırın.

TARAFTARA:

Lütfen sağduyulu olun, yaptığınız eleştirilerde seviyeli olun. Sosyal medya üzerinden göz önünde olan insanlar hakkında atıp tutmak cidden çok kolay ve bunu lütfen yapmayın. Şayet şahıslar değil renklerse sizin için daha önemli olan, şahıslara takılmayın ve gönül verdiğiniz renkleri desteklemeye devam edin.

HER PUAN KAYBI SONRASI ALEX DİYENLERE:

Efsanemizi itibarsızlaştırmaktan öteye gitmiyorsunuz. Bu takımın 2000'li yıllarda gördüğü en büyük oyuncunun Alex olduğunun aksini kimse iddia etmiyor. Alex üzerinden her yenilgide Aykut Hoca'ya saldırmanın mantığını ben çözemedim, tahminen de çözemeyeceğim.

SONUÇ

Puan farkı 7'ye çıktı. Genel anlamda şansın bizden yana olmadığı bir hafta sonunu geride bıraktık. Önümüzde Plzen maçı var. Umarım bizi bu hafta sonu yalnız bırakan şans Perşembe günü yanımızda olur.

http://twitter.com/firataktav
Devamını oku...

27 Şubat 2013 Çarşamba

Beşiktaş maçı öncesi: Rakip ne yapabilir, biz ne yapmalıyız?



İyi bir seri yakaladık, mücadele olarak iyi yoldayız ve oyun kalitemiz de her geçen gün artmaya devam ediyor. Sonuç almaya başladıkça da oyunumuzun gelişeceğine birçoğumuz inanıyorduk zaten. Artık kadronun ve oyuncu tercihlerinin de tartışılmadığı bir noktadayız, çünkü takım iyi mücadele ve oyunun yanına neticeyi de eklemeyi başardı.

BEŞİKTAŞ

Rakiple başlayalım önce. Bir puan gerimizdeler, ve şampiyonluk yarışının içinde kalmak için mutlak galibiyete ihtiyaçları var. Sezon başında bu hafta itibariyle hâla şampiyonluk yarışının içinde olacaklarını söyleseniz, Beşiktaş taraftarının büyük çoğunluğu buna ya gülerdi, ya da imkan vermezdi. Göze hoş gelen futbol oynamaya çalışıyorlar, baskılılar, yetenekli oyuncuları da var. En önemlisi de Samet Aybaba'nın "bitmiş" veya "katkı sağlamaz" denilen birçok oyuncusundan şu ana kadar maksimum verim almayı başarabilmiş olması.




Rakibin bizi en çok zorlayabileceği kadro tahminimce bu olur. Necip iki maçtır yok ve bu maçı da oynayacağı şüpheli deniyor. Bu Beşiktaş'ın en iyi orta üçlüsünü oynatamayacğı anlamına geliyor zira Beşiktaş'ın en iyi performans gösterdiği maçlarda Necip-Oğuzhan ve Fernandes üçlüsü orta alanı tamamen kontrol altına almışlardı. Kilit adamlardan diğeri olan Oğuzhan'ın da sakatlığı onları Veli'ye mecbur bırakacak. Son iki maçta Necip'in oynadığı bölgede sırasıyla Mehmet Akgün ve İbrahim Toraman görev yaptı. Toraman belki çok iyi bir kesici olabilir ama top tekniği sınırlı olduğu için baskı altında hata yapmaya müsait. Necip'in yerinde Toraman veya Mehmet Akgün'ün olması, kesinlikle bizim ekmeğimize yağ sürecektir.

Onun dışında ön alanda Almeida'nın sakatlığından beri hedef adam sıkıntısı çektikleri bir gerçek. Niang'ı hepimiz tanıyoruz, biliyoruz ama onun da form durumunun müthiş olmadığı ortada. Yine de kısa süreli patlamaları ve oyun zekası göz önünde bulundurularak önlem alınmalı. Fernandes ise rakibin kilit oyuncusu. Mutlaka basarak rahatsız edip, olabildiğince yıpratmak isteyecektir orta saha oyuncularımız. Olcay'ın enerjisi, Holosko'nun da sürekli dikine oynaması, rakibin ön alanda az adamla olsa bile baskı kurabilip karşı takımı çoğu zaman rahatsız etmesine yetiyor.

Geri dörtlüde ise teknik direktör Samet Aybaba'nın büyük maçlarda enteresan tercihleri oldu. Kadıköy'de 3-0 kazandığımız maçta sol bekte Escude'yi, önünde de Uğur Boral'ı oynatıp, Gökhan ve Kuyt ikilisine sürekli bindirme fırsatı tanımıştı. TT Arena'da Galatasaray'a kaybettikleri maçta ise sağ bekte Mehmet Akgün, sol bekte de Gökhan Süzen tercihleriyle hiç bir arada oynamamış bir savunma dörtlüsüyle sahaya çıkınca ilk yarıyı 2-0 geride kapatmışlardı.

Buna rağmen yedikleri kadar veya yediklerinden fazla atabiliyor olmalarının sebebi ise üçüncü bölgede yaptıkları baskı ve kaptıkları toplar. Matchstudy'nin verilerine göre ön alanda rakibi en fazla karşılayan oyuncular sırasıyla Olcay (79), Holosko (43) ve Necip (42). Olcay ve Holosko'nun önde baskıyı başlatan oyuncular olduğu biliniyor. Necip ismi ise burada sürpriz değil, zira kompakt kapanıp 3. bölgede top kaparak hızlı hücuma çıkan takımlarda bu anlayış var. Barcelona'nın son bir hafta içinde yaşadığı iki mağlubiyette önce Milan'da Ambrosini, sonrasında da Real Madrid'de Xabi Alonso bölgelerini diğer iki orta saha oyuncusuna bırakarak Xavi'yi önde karşılayıp ya topun ona ulaşmasına engel oldular, ya da rakibi geriden, daha teknik olmayan ayaklarla uzun/riskli top oynayarak oyun kurmaya zorladılar. Ne Toraman, ne de Mehmet Akgün bu işi Necip kadar iyi yapamayacağından, bizim rakip yarı alana yerleşmemiz kolaylaşacaktır.



Oğuzhan'ın yerine tercih edilecek olan Veli'nin de Oğuzhan kadar etkili olamayacağı ve oyunu ileri itemeyeceği düşünülünce, bizim önde baskı yapmamızın şart olduğu ortaya çıkıyor. Yukarıdaki matchstudy görseline bakıldığında 8 numaralı Veli'nin, 13 numaralı sağ bek Hilbert'ten daha geride pozisyon aldığı görülüyor.

Peki Samet Aybaba yine savunma anlamında benzer bir "sürpriz" yapar mı? İşte bunu kestirmek çok güç. Elinde Sivasspor'dan gol yemeden deplasmanda 3 puan almasında pay sahibi, bindirebilen kanat beklerine ve rakibi önde karşılayabilen stoperlere sahip bir savunma dörtlüsü var. Bu dörtlüyü bozması bizim çok işimize yarar. Zaten çok hareketli olan ön üçlümüz, açık verme riski yüksek olan, uyumsuz bir dörtlüyü cezalandıracaktır.

PEKİ BİZ NE YAPMALIYIZ?

Sistem, oyuncu tercihleri ve nasıl oynayacağımız üç aşağı beş yukarı belli. Aykut Hoca inandığı doğrular konusunda ısrarcı ve ödün vermeyen bir yapıya sahip. Son birkaç maçtır da bazı ısrarların istenilen sonuçları doğurduğunu söyleyip, tercihlerin ve oynanan oyunun hakkını teslim etmek gerek.

Rakip kendi seyircisi önünde en azından ilk 10-15 dakika saldırgan ve baskılı oynayacaktır. Her şeyden önemlisi top oynamaya çalışıyorlar ve oyunu tutmayı çok iyi beceremedikleri için öyle veya böyle skor bulabileceğimizi düşünüyorum ben. Bizim de kazanmamız şart olduğu için geri düşmemek ön planda olmalı, ama bunu geriye yaslanmalıyız anlamında söylemiyorum. Rakibi önde karşılayıp, topu Fernandes veya Holosko'ya aktarmalarını engellemek ilk savunma hamlesi olmalı.

İlk baskıyı kazasız atlattığımız takdirde topun kontrolünü de yavaş yavaş elimize geçireceğimiz düşüncesindeyim. İlk golü bulmak ciddi anlamda önemli, çünkü zaten normal şartlarda arkada boş alan bırakan bir takımı, yüklenirken hataya zorlayıp cezalandırmak, maçın geri kalanında tempoyu istediğimiz gibi ayarlayıp, enerjimizi de daha dengeli kullanmamıza olanak sağlayacaktır.



Yukarıdaki dizilişin de bizim adımıza maça başlarken en mantıklı seçim olacağı düşüncesindeyim. Bekir ve Meireles tercihlerini sorgulayanlar olabilir, açıklık getirelim:

Bekir rakibi önde ve en caydırıcı şekilde karşılayan stoperimiz. Niang'ın sırtı dönük oynayabilme özelliği de düşünüldüğünde, ne kadar önde karşılanırsa, o kadar yaratabileceği tehlikelerin önüne geçme şansımız olur. Ayrıca Yobo çok formsuz, bu da bir gerçek. Kasımpaşa maçında yaptığı hatanın penaltı pozisyonuna gitmesinden ziyade, geride kalarak takım boyunun kısalmasına engel olması, hamlelerde gecikmesi de var. Ayrıca Gökhan-Bekir-Egemen-Hasan Ali dörtlüsüyle çıktığımız hiçbir maçı da kaybetmemişiz, bu da cabası.

Cristian yerine Meireles tercihi ise rakibi önde karşılama ve baskı yapma isteği düşünülünce öne çıkıyor. Cristian son birkaç maçtır çok iyi performans gösteriyor olabilir, ama her zaman vurguladığımız gibi, sürekliliği  olmayan bir oyuncu. Ayrıca sonradan oyuna girdiğinde çok daha etkili olabilen, rakibin zaaflarını değerlendiren ve konsantrasyonu dağılmadan, direk sonuca etki edebilen bir Cristian var. Maç içerisinde tempoyu ayarlamak adına değişikliklerimizi iyi kullanmak çok önemli, çünkü hafta içi Avrupa maçı oynayacağız ve oradan da alacağımız sonuç çok önemli. Skor üstünlüğünü beklediğimizden erken ele geçirirsek Caner'i oyuna alıp forvetlerimizden birini dinlendirme lüksüne de sahip oluruz.



Bu da bizim son maçta sahaya yerleşim tablomuz. Rakibin kapanarak oynamış olmasının beklerimizin çok ileride gözükmesinde etkisi büyük. Yine de 2-1 biten Galatasaray-Beşiktaş maçında, Galatasaray'ın beklerini ciddi anlamda öne çıkararak orta alanda kontrolü ve bununla birlikte skor üstünlüğünü ele geçirdiğini hatırlamakta fayda var. Yani bir kez daha tekrarlayalım: Enerjimizi dikkatli harcamak kaydıyla önde basmak şart.

SONUÇ

Trabzonspor maçındaki oyun anlayışını yansıtırsak, Beşiktaş'ı da geçebileceğimizi düşünüyorum. Belki o kadar rahat olmaz, belki Beşiktaş çok daha dirençli olacaktır, ama ilk golü bulduğumuz takdirde bu maçı vereceğimizi hiç sanmıyorum. Umarım futbol şansı da yanımızda olur ve istenilen neticeyi almayı başarırız.

http:/twitter.com/firataktav
Devamını oku...

22 Ekim 2012 Pazartesi

Bakla ağızdan çıktı: "Beşiktaş kayyuma devredilmeli"




Geçen hafta yazamadım ama notlarım arasındaydı.

Milli maçın ertesi sabahı CNNTürk Haber Masası; İlker Yasin, Kadir Çetinçalı ve saz arkadaşları.

Özet:

1) 20 dk: Milli Takım'ın bu halinin müsebbibi Fenerbahçe.
2) 30 sn: Galatasaray ve Ünal Aysal yolsuzluk iddialarına karşı rahat.
3) 5 dk: Ve bakla: Beşiktaş kayyuma devredilmeli.

Yer Doğan Medya Grubu, konuşanlar Yasin ve Çetinçalıgiller olunca 1. ve 2. maddede şaşıracak birşey yok.

Hele 2. madde; Beyefendileri sanırsınız Galatasaray Yönetim Kurulu, dil/jargon zaten kopyası. Konu da yargıdaymış zaten, konuşmaya gerek yokmuş, peh peh peh.

Ama radarıma takılan şey Beşiktaş hakkındaki söylemleri.

Beyefendilere göre Beşiktaş kayyuma devredilmeliymiş.
Bak sen!

İlk kez duydum, belki de ilk kez söylendi.

Beşiktaş'ın hali malum. [Gerçi Galatasaray ondan beterdi ama imdada SPK yetişti.]

Cendereden çıkmaya çabalıyorlar.
Başarılı olurlar ya da olamazlar.

Hoş onlar bu denli küçülürken, aslına bakarsanız küçültülürken; Galatasaray'ın galiz/bariz kollanışına tek kelime etmemelerine bozuluyorum ve yazdım da. [ 3. Büyük mü, 3 büyükten biri mi? ]

Ama gelinen nokta, Türk futbolu üzerinde avını bekleyen makro planın dönüm noktası sanki.

Dedik ya bakla ağızdan çıktı.
Ve farz edelim Beşiktaş kayyuma gitti.

Ne olacak?
Kim alacak?

Geçen hafta Zaman Gazetesi'nde yer alan 2 yazı da CNNTürk'e [Doğan Medya Grubu] omuz attı aslında.

Ne yazdı Zaman'da?

1) Büyük paraları yönetemeyen futbol kulüpleri, Türk futbolunu bu hale getirdi.
2) Bu gidişle gelecekte futbol kulüplerini bankalar satın alır.


Tekrar edelim.
Farz edelim Beşiktaş kayyuma gitti.

Kim alacak?

Katar Fonu mu?
Başka bir Arap sermayesi mi?
Yoksa arkasındaki Arap sermayesi ile bir özel banka mı?

Kimde var bu para?
Neden ihtiyacı var futbola?



Farz edelim Beşiktaş kayyuma gitti.

Arkası gelir mi?
Çarşı ve Beşiktaş taraftarı ne der?
Bu kadar süründürüldükten sonra, "Ya'rabbi Şükür" mü?
"Asla!" mı?
Peki ne fayda eder?



***

Darbe dedik inanmadınız.
3 günde olacak değildi ya,
Adım adım bu işler.

Devamını oku...

16 Ekim 2012 Salı

3. Büyük mü? 3 Büyükten biri mi?



Akşam Twitter'da döküldüm biraz, boşa gitmesin buraya da notunu düşelim.



  • Besiktas ve taraftari; haksiz rekabet yaratan ve siyah beyazlilari iyiden iyiye kuculten bu Galatasaray menfii duzene neden ses cikarmiyor?
  • Yasadiklari dip de mi cesaretlendirmiyor onlari? Onlar da yaftalandi, ustelik borc icinde yuzuyorlar. Besiktas neden susuyor, bilen var mi?
  • Fenerbahce ezelden ebediyete Galatasaray'in panzehiri. Ama devrani dondurecek olan Besiktas'in uyanisi. Peki ne zaman?
  • Yillarca Galatasaray tarafindan kullanildilar. Yetmedi Galatasaray'a sampiyonluklar kurban ettiler. Daha ne bekliyorlar, ne verecekler?
  • Fenerbahce kendi yagiyla kavruluyor bir sekilde. Mali yapisi ve potansiyeli ust duzeyde. Galatasaray kollandikca Besiktas kuculuyor ama.
  • Besiktas; tum camia, tek ses Galatasaray'in arkasindaki bu muktedir ruzgara isyan etmedikce, daha da kuculecek.
  • Dusunuyorlarsa ki Fenerbahce bitsin, varsin Galatasaray yukselsin; bilsinler ki biten kendileri olacak. Goz acip kapayana kadar hem de.
  • Karar versin Besiktas; G.Saray'in uydusu mu olacak Trabzonspor gibi, yoksa buyuklugunu hatirlayip isyan mi edecek sari kirmizi yolsuzluga.
  • Ben rakibimi istiyorum. 3. veya 4. buyuk olarak degil; Turkiye'nin 3 buyugunden biri olan Besiktas'i istiyorum.

Ekleyecek fazla birşey yok aslında.
Beşiktaş'ın hali malum.
Ancak kim ne derse desin, Beşiktaş'ın büyüklüğü de malum.
Küllerinden doğacaktır.
Yeniden uçacaktır Kartal mutlaka.

Ama bugün daha önemli bir sınavları var bence.

Her ne kadar yanlış yönlendirmeler sonucu taraftarı Fenerbahçe'yi düşman bilse de; yıllarca en büyük kazığı Galatasaray'dan yedi Beşiktaş.

Galatasaray'ın kendi çıkarları için; medyasıyla, yöneticisiyle Fenerbahçe üzerine saldığı bir tetikçi oldu hatta.

Ama bugün dipteler.
Yapa yalnızlar.
Öyle ki; taraftarı bile fedaya riayet etmiyor.
Güvenmiyor.

Şimdi tam zamanı değil mi onları bu hale getiren düzene isyan etmek için?

Borç harç durumları Galatasaray'dan kötü değilken uğradıkları fecaat ortada.
Galatasaray muktedirlerin rüzgarında malı hanuduyla götürürken, giderek nasıl küçüldükleri ortada.
Neyi bekliyorlar hala?

Fenerbahçe'nin potansiyeli, hilesiz hurdasız üstesinden gelmeye yeter Galatasaray'ın.
Peki Beşiktaş neye güveniyor?
Neden tüm bu yolsuzluklara/usülsüzlüklere/zalimliklere sadece Fenerbahçeliler'in sesi çıkıyor?

Beşiktaş ve Çarşı, neyi bekliyor?

Devamını oku...

22 Ekim 2011 Cumartesi

Danışıklı dövüşün kitabı




Bir futbolcu, takımının Süper Lig'e çıkmasında büyük pay sahibi ve çıktığı sezonun ilk yarısında kalitesini ve potansiyelini fazlasıyla gösterip büyüklerin ilgisini fazlasıyla çekmiş.


Aynı futbolcu, ligin ikinci yarısında ciddi bir sakatlık yaşıyor ve haftalarca oynayamıyor. Üstelik gol krallığında zirvedeyken Alex'in çıkışıyla gerilerde kalıyor.


Sakatlığından kurtulup, ilk oynadığı maç olan Ankaragücü karşısında maç eksiğinin de etkisiyle oldukça kötü bir performans sergileyip, oyunun sonlarında tekrar sakatlanıp oyundan alınıyor. 


Belki sakatlığı nüksetti, belki kendine güvenemedi ya da oynamak istemedi.
Ama bir gerçek var ki, hep göz ardı edildi, sakatlıktan henüz bir önceki maçta çıkmış ve o maçta rezil bir futbol oynayıp sakatlanarak oyundan çıkmış bir futbolcudan bahsediyoruz. Dolayısıyla Fenerbahçe'ye karşı oynasa ne değişirdi diyeceğim ama açıklaması bu değil bu işin. Bu kadar kolay değil çünkü.


Transfer dediğimiz şey, 12 ay, 365 gün, ilgili yönetmelikte yer alan kriterlere bağlı kalmak koşuluyla yapılabilir. 


Nedir bu kriterler? 


Bonservisi sezon sonu bitecek futbolcu için, 6 ay önceden kulübü ile görüşmeksizin futolcuya teklif götürülebilir.


Bonservisi süren futbolcu için ise, önce kulübü ile görüşüp anlaştıktan sonra futbolcu ile de transfer görüşmesi yapılabilir.


Tüm bu bilgiler ışığında;


Fenerbahçe, Karabük ve Emenike ile transfer görüşmesi yaptıktan sonra, futbolcu sakatlığı sebebiyle ya da farz edelim canı istemediği için Fenerbahçe maçında oynamıyor.


İsimleri bir kenara bırakalım. Bunda, bu kadar yaygara koparılacak ne var? Bunun neresi şike?


Bu nasıl şike olurdu biliyor musunuz?


Fenerbahçe transfer vaadiyle kandırır Emenike'yi, kendisine karşı oynatmaz ve sonra transfer etmezdi.


Diğerlerinin yaptığı gibi.


Ama Fenerbahçe bu oyuncuyu transfer etti arkadaşlar. 9 milyon Euro verdi. Ha, o kadar para eder mi, şike parasını transfer parasına yedirdiniz dediniz. Onu da Spartak Moskova çürüttü, Emenike gidiyorum ben arkadaş diyince 10 Milyon Euro'yu nakit verdi. Ve Aykut Kocaman, hala Emenike'nin gidişine üzülüyor, oyun kurgusunda ne kadar önemli bir yeri olduğuna hayıflanıyor.


Demek ki samimiymiş değil mi Fenerbahçe?


Şike sizin beyninizdeymiş değil mi?


Ama yetmedi!


Sezon başlamadan yapılan Bursaspor, Galatasaray, Trabzonspor üçgenindeki manidar transferler dikkat çekmişti.


Sercan Galatasaray'a cüzi bir bedele.
Volkan Şen Trabzonspor'a komik bir bedele.
Selçuk İnan ve Ceyhun Galatasaray'a bedava.
Başlıcaları.


E şimdi bedel ödeme zamanı;


Önce İbrahim Yazıcı Sadri Şener'e Volkan Şen'i Bursaspor'a karşı kadroya almamalırın rica etti ve alınmadı.
Ardından Sadri Şener; Selçuk İnan'ın Trabzonspor'a karşı oynatılmaması gerektiğini açıkladı.
Muhtemelen bu alengirli transferler birbirlerine karşı oynamayacak.


Bunlar sözleşmelerde bir protokole bağlanmışsa sorun yok.
Ama haber kaynakları sözleşmede böyle birşeyin olmadığını belirtiyor.


E o zaman?


Emenike?
Sakat raporu?
Yaygara?
Şike?
Gözaltı?
Spartak Moskova? 


Fenerbahçe Emenike'ye oynama demedi. Oynamasın da demedi. Adam sakatım dedi, raporunu gösterdi. Oynamadı. Ve şikeci oldu, olduk.


Bursaspor Volkan Şen oynamasın dedi. Trabzonspor da hay hay dedi.
Ve bu şike değil, centilmenlik oldu.


Biz de keriz.




Arkadaşlar,


Siz aynaya hangi yüzle bakıyorsunuz?
Hiç, ama hiç utanmıyor musunuz?



Devamını oku...