[Teknik | Taktik] etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
[Teknik | Taktik] etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2015 Salı

Aziz Yıldırım, İsmail Kartal, Alper Potuk ve körün gör dediği


Lige yine yeni bir kaosla başladık malum. Sebepleriyle ilgilenmediğim bir sonuçtu yaşananlar ve toz bulutu içinde İsmail Kartal ile devam dedi Aziz Yıldırım. Ve ekledi: "Başarı İsmail Kartal'ın, başarısızlık benim!"

Ben dahil çoğunluk İsmail Kartal'ın gelişinden çok Ersun Yanal'ın gidişine takılı kalmıştı. Yani Ersun Yanal'ın takıma verdiklerine. Her teknik direktörün farklı bir mizacı, yeteneği, eksi ve artısı, kazandırdıkları ve kaybettirdikleri var. Ersun Yanal da dört dörtlük bir hoca ve insan değil. Ama şahsen Aziz Yıldırım konusunda da alt toplama bakan ben, Ersun Yanal'ın katkılarından oldukça memnundum. O yüzden uzun süre serzendim, hayıflandım, huysuzlandım. Ki takım da ritmini bulamamıştı.

Hoca başlıklı eleştirilerde oklar aslında İsmail Kartal'a atılmıyordu. Çünkü birikimi ve tecrübesi ortada birine, böylesine ağır bir sorumluluğun yüklenmesi, ne İsmail Kartal'ın tasarrufu ne de suçuydu. Aziz Yıldırım kadroya güvendi ve -kendince- en az riskli olanı tercih etti.

Şahsen takım yükselişe geçene kadar yaptığım eleştirilerde Aziz Yıldırım ve Ersun Yanal isimleri, İsmail Kartal'dan çoktu. Zira masaya birşey koymak için veriye ihtiyacım vardı. Aziz Yıldırım'ın 17 yılı, Ersun Yanal'ın kariyeri ve Fenerbahçe'deki 1 (bir) yılı ardından elimizde sadece *Acaba Yanal'a mı yoksa Kocaman'a mı meyledecek?* ihtimali ile baş başa kaldık. E haliyle, 4. yıldız savaşlarının olacağı, Avrupa yasağının kalkacağı, mali tasarrufla geçirdiğimiz bir dönemin riske atılmasınaydı bütün tatava.

Yerden göğe haklıydık bence. Yöneticilikten bahsedeceksek eğer; büyük şirketler, ölçemediği riskler almazlar. Uyarlarsak, Fenerbahçe gibi bütçesi, hedefleri, beklentisi büyük bir kulüp, en radikal çıkışını bile planlamalı ve minimum ama mutlaka ölçebileceği riskler almalı. Hele ki kararlar asla ama asla bireysel, anlık ve duygusal olmamalı. Hala bunadır Fenerbahçeliler'in isyanı.

Gelelim İsmail Kartal'ın kendisine. Büyük bir sınav elbette onun için. Ömrü yeşil sahalarda geçmiş bir futbol adamının en ani ve zor görevi. Yukarıda belirttiğim gibi, takım yükselene kadar ki huysuzluğum İsmail Hoca'nın şahsından çok yine yeni dalgalanmamızaydı. Şahsına yönelik bir önyargı ya da peşinen reddeden tavrım olmadı. Yaşananları unutup, onun performansına odaklanmamız için ise 20 hafta geçti. Evet ilk haftalarda yoktu, ama artık elimizde İsmail Kartal'ı da değerlendirecek veriler var. Bu yazıyı da hem bunu ortaya koymak, hem de yıllardır süren, artık körün gör dediği kronik hastalığımızı vitrine koymak için yazıyorum.

Değerlendirmeye, İsmail Hoca göreve geldiğinden beri Twitter'da düştüğüm bazı notlar ile başlamak istiyorum: @noavasblog: İsmail Kartal hakkında

Ve bir özetle devam edip, peşinden detayları paylaşacağım.

Sezona büyük bir kaos ve güvensizlik içinde başladı. Muhtemelen en büyük destekçileri Aziz Yıldırım, Emre ve Volkan'dı. Karakter olarak da olgun bir yapısı varmış ki, bu psikolojik baskının altından kalkmayı başardı. Birkaç kez dili sürçtü. Fenerbahçe teknik direktörünün kurmaması gereken cümleler kullandı. Ama 22. hafta sonunda şöyle paralize oldu, böyle dağıldı diyemeyiz. Ki bu karakteristiği, büyük takımlar için olumsuz bir özellik değil. Büyük yükler ani manevralarla taşınmaz. Ve ama doğru istikamete, planlı bir şekilde gitmek gerekir. Bence temel sorunumuz da bu.

Takım kötü başladı. Gidişat farklı şeylere yoruldu. İsmail Kartal'ı yetersiz bulanlar bir yanda, Ersun Yanal'ın takımı iyi çalıştırmadığını iddia edenler diğer yandaydı. Ben iki tarafta da değildim açıkçası. Ersun Yanal güvenimi kazanmıştı ve İsmail Kartal'ı eleştirmek için henüz çok erkendi.

"Takım kötü başladı" cümlesini açalım. Aslında ilk 4 *büyük* maçı oyunu domine ederek başladı göreve İsmail Kartal. Süper Kupa, Trabzon deplasmanı, peşinden Galatasaray ve Beşiktaş maçlarında sahanın hakimiydi. Ama domine ettiği 4 maçın 3'ünü sonuca taşıyamadı, 1 galibiyet çıkardı. (Penaltılarla aldığımız süper kupayı kazanılmış 90 dakika olarak değerlendirmedim.)

Oturmuş bir kadro yapısı olan; iyi bir kaleci, 2 süper bek, bir Mehmet Topal, bir Alper Potuk'a sahip takımın, Kuyt, Webo, Emre, Meireles, Egemen, Alves gibi tecrübeli ve çalışkan oyuncularla belli bir standartın altına düşmesi zaten beklenemez. Sıkı çalışma, huzur ve güven ortamı, taşları yerinde kullanma ve birkaç küçük detay daha Fenerbahçe'yi zaten potada tutmalı. Öyle de oldu. Birkaç maçta (Örn: Balıkesir) şansın da yardımıyla potada kaldı Fenerbahçe.

Ama akıllar hep geçen yıldaydı. Puan farkıyla Nisan'da gelen şampiyonluk beklentiyi o kadar yükseltmişti ki, taraftarlara 3 puan yetmiyor; kıran, döken, parçalayan bir takım ve güzel futbol bekliyordu herkes.

O da oldu sonra. Önceleri ağırdı, oyun akmıyordu, pozisyona giremiyordu Fenerbahçe. Yavaş yavaş hızlandı, tempo arttı. Ama güzel futbol tam olarak Alper Potuk'un 11'e, sol açığa yerleşmesiyle başladı. Peki Alper Potuk ne yaptı? İfade etmeye çalışacağım. 

Şimdi; futbol görüşüne ve ifadesine güvendiğim birkaç yorumcu ve yazar arkadaşımdan kendileriyle paylaştığım anketi doldurmalarını bekliyorum. Ankette, geçen 22 haftada, her bir hafta için İsmail Kartal'ı aşağıdaki kriterlere göre 1 ile 10 arasında bir değer ile puanlamalarını rica ettim.
  • Doğru kadro
  • Doğru oyun
  • Güzel futbol
  • Doğru hamle
  • Hak edilmiş sonuç (Evet/Hayır)
Futbol görüşlerine değer verdiğim bu kişilerin kim olduğunu, adının geçmesini istemeyenler hariç, paylaşacağım.

Maksadım; doğru kişilerle, doğru ve adil bir performans değerlendirmesi yapmak. Yukarıdaki 5 kriterin analiz sonuçları emin olun oldukça güvenilir bir grafik sunacak bize. Umuyorum kısa sürede paylaşabilirim sizlerle. Olumlu olumsuz bazı şehir efsanelerine son vermesini dilerim.

Konumuza dönelim. Alper Potuk'ta kalmıştık. Neydi 21 yaşındaki yıldızın sırrı?

Kanat ve orta saha özellikleri var. Hücum ve savunmada var. Güçlü. Hızlı. Delici. Bu özellikleriyle yaratıcı. Ve en önemlisi, driblingi var. Oyuncu eksiltebiliyor. Alan açabiliyor.

Böyle çok futbolcu yok. Hele hele Fenerbahçe'de uzun yıllardır yoktu. Son yıllardaki en büyük eksikliğimiz gereğinden fazla statik yapımız. Pas futbolu ve bek bindirmeleri dışında hücum aksiyonumuz neredeyse yok. Özellikle orta saha merkezinde Topal, Selçuk, Meireles, Emre'den 3'ünün oynaması, hücumda verimsiz al-verlerle rakibin savunmaya yerleşmesinden başka bir işe yaramıyor. Alper ise bu kısırlığa isyanın vücut bulmuş, dile gelmiş hali oldu.

Bek kademesini alır, savunma yapar, adam kovalar, çizgiden iner, sol içte adam eksiltir, orta saha yayının önünde her yerde topla birlikte dönüp savunma setini deler. Ve daha neler neler. Hele ki Topal ve Meireles/Emre önünde Diego'yu kullanabildiğimiz maçlarda. Topla dönebilen 2 matkap ile sonuç da aldı/alırdı, zevk de verdi/verirdi Fenerbahçe. Ama birlikte oynadıkları maç sayısı bir elin parmakları kadar ne yazık ki.

Şimdi Alper'den önce Alper'den sonra, ya da başka bir değişle, Alperli - Alpersiz maçları hatırlayalım.

Beşiktaş - Fenerbahçe: 0-2, Alper sol açıkta. Emre, Topal, Meireles orta üçlüsü, Emenike uçta.
Fenerbahçe - Rizespor: 2-1, Alper sol açıkta. Topal, Meireles, Diego orta üçlüsü, Emenike uçta.
Bursaspor - Fenerbahçe: 1-1, Alper sol açıkta, Topal, Meireles, Diego orta üçlüsü, Emenike uçta.
Fenerbahçe - Eskişehirspor: 2-2, Alper, Emre, Meireles ile orta üçlüde. Emenike, Sow, Kuyt 11'de.
Fenerbahçe - Mersin: 1-0, Alper sol açıkta. Emre, Topal, Meireles orta üçlüsü, Sow uçta.
Fenerbahçe - Başakşehir: 2-0, Alper sol açıkta. Emre, Topal, Meireles orta üçlüsü, Sow uçta.
Kasımpaşa - Fenerbahçe: 0-3, Alper sol açıkta. Meireles, Selçuk, Diego orta üçlüde, Emenike uçta.
Karabük - Fenerbahçe: 1-2, Alper sol açıkta. Selçuk, Topal, Diego orta üçlüde, Emenike uçta.
Fenerbahçe - Trabzonspor: 0-0, Alper sol açıkta. Topal, Selçuk, Diego orta üçlüde, Emenike uçta.

Yukarıda yükseliş dönemindeki 10 maç var. Alper bu maçların 9'unda sol açıkta. 7 galibiyet 3 beraberlik alınmış bu dönemde. Orta üçlüde kullanıldığı Eskişehir maçında ise beraberlikle puan kaybı var.

Yükseliş dönemi öncesi Akhisar ve Konya maçlarında da oynuyor Alper, ama orta üçlüde. Galatasaray maçında da sol açıkta oynuyor ve domine ediyoruz oyunu ama sonuç malum.

Bu kadar uzun yoldan ve Alper üzerinden anlatma sebebim körün gör dediğini göstermek. Alper'e övgü de değil amacım. Takımın saha içindeki ihtiyaçları. Alan paylaşımı, tempo, kademe ve *adam eksiltme.*

Aykut Kocaman'ın son sezonu ikinci yarısı ve geçen yıl Ersun Yanal ile oynadığımız ve başarılı olduğumuz 3 forvet sistemi bu sene tıkandı. Sakatlıklar sebebiyle Emre takıma hakim olabilmiş değil. Ve orta üçlü bu sezon sadece savunma tarafını becerebiliyor. Diego birkaç iyi maç çıkarmasına rağmen yeterli şansı bulamadı. Kuyt en kötü haliyle bile sağda ortalama üstü katkı sağlıyor. Sola Sow'u, merkeze Emenike'yi koyduğumuzda da komple sıkışıyor oyun. Maç içinde Emenike ile Sow'un yerlerini değiştirmek de saman alevi parlamalar haricinde net bir katkı sağlamadı. Yani olduramadık geçen yıl ki sistemi. Ki zaten bu yüzden, şunu yazmıştım 10 Aralık'ta: Peki İsmail Kartal'ın planı ne olacak?

Ben bir önermede bulunmuştum. Bu yanlış olabilir. Ama asıl dikkat çekmek istediğim nokta, İsmail Hoca'nın başka (kendi) bir plana ihtiyacı olduğuydu.

Nitekim yükseliş döneminde beklerin ipini saldı ve Alper'i sol açıkta kullandı İsmail Kartal. Orta sahayı genelde güvenli tutmaya çalıştı ama yukarıdaki 10 maçın 5'inde Diego orta üçlüde ve Alper ile birlikte ilk 11'deydi.

Şimdi hatırlayın yükseliş dönemindeki futbolu. 10 maçta Alper tek başına, 5'inde Diego ile birlikte; sol içte, orta saha yayı önünde, toplu-topsuz dönüp atağa devam eden, adam eksilten, bu özelliğiyle rakibi tehdit eden, savunmanın dengesini bozan, devamlı kontra atak oynar gibi tempolu futbolu.

Bir de hatırlayın sezon başı ve son Konya Torku maçını.

Öyle ki; Torku maçı bana farklı birşey düşündürdü. Düşünmüş ve bu yüzden övmüştüm ki, İsmail Kartal doğruyu buldu, bunu işliyor ve takımı yukarı taşıyor. Ama son maç bana doğruyu bilinçli bir şekilde bulmadığını, sakatlık-cezalar nedeniyle mecburi tercihlerin takımı yükselttiğini düşündürdü. Yine de haksızlık etmek istemem. Ama hislerim böyle.

Zira; atağa katılan, delici ve dinamik orta saha ve hücum oyuncuları ile yükselişe geçen takımı son yılların en *statik* 11'i ile oynatmak kendi doğrularını inkar eden bir anlayıştı.

Caner'in olmadığı, Kadlec'in sol bekte stoperlik yaptığı, Alper'in olmadığı Sow'un top almak için orta sahaya kaçtığı, Emenike'nin uçta kara delik yemini ettiği takımda maça Topal, Selçuk, Meireles ile başlamak ve Diego'yu 81. dakikada oyuna sokmak yenilir yutulur bir hata değil.

Gökhan hariç topu önüne alıp 3 metre süremeyecek bir takımla 81 dakika. İlk 11 ve oyuncu değişiklerine takık biri değilimdir ve bu iki konu üzerinden yorumlamam futbolu ama bu öyle bir hataydı ki, oldukça kritik 2 puana mal oldu.

Oyun sıkışır sıkışmaz, ki bu 15 dakikada oldu, Emenike-Kuyt kanatları paylaşabilir, Sow merkeze alınabilir ve arkasında Diego ile takım bir *langırt* tahtası olmaktan çıkarılabilirdi. İstisnasız herkes takımın bu şekilde kazanamayacağının farkındaydı. Ama sanıyorum basireti bağlandı İsmail Hoca'nın. Aslında bu sezon bizzat kendisini en fazla eleştirdiğim maçtı bu. Her 11 tercihine katılmasam da.

Sadede gelelim artık.

3-0 kazandığımız Kasımpaşa maçı sonrası şu tweeti atmıştım.


Yeterli *amin* sayısına ulaşamadığından mıdır:) bilmem, canımızı sakatlıklar yaktı. Bilhassa Alper ve Emre'nin %100 hazır olmadıkları her maç canımız yandı.

Trabzonspor maçındaki -tamamen şansızlık ya da beceriksizlik- eseri puan kaybı, lüzumsuz bir panik yarattı takımda. Akhisar maçının daha ilk yarısında kontrolü kaybettik. Konya deplasmanı ise, 2 beraberlik sonrası *kısır* Balıkesir maçının kopyasıydı. Aşırı güvenli. Ürkek. Ve bu sefer şans gülmedi.

Yani aslında tecrübe ve olgunluğuyla en avantajlı durumda olması gereken Fenerbahçe, puan kayıplarının stresini kaldıramıyor. Burada da en büyük görev İsmail Kartal'a düşüyor. Ama burada İsmail Kartal'ı tek başına ve peşinen suçlamak haksızlık. Aziz Yıldırım'ın otoritesi zaman zaman, özellikle dalgalandığımız dönemlerde ekstra stres ve korkudan kaynaklı özgüven kaybı yaratabiliyor. Şunları söylemiştim bu konuda 3 ay önce: Aziz Yıldırım'ın otoritesi Aynı yerdeyim.

Sonuç olarak;

İsmail Kartal'ın ilk yapması gereken şey yüzünü yıkamak. Kendisi panik yapmamalı ve takımın maçın daha ilk yarısında kontrolü kaybetmesini engellemeli. *Azizsilin* varken zor olduğunu biliyorum ama 70'er dakikalık debelenmeleri kaldıramayız artık.

Peşinden takımın yükselişindeki *doğruları* iyi tespit etmeli Hoca. Ben yukarıda birkaç tanesine ışık tutmaya çalıştım. En önemlisi statik, kısır futbol. Geri dörtlü ve önlerinde Topal varken bu kadar çekinmesine gerek yok. Alper ve Diego'dan en az biri kesinlikle oynamalı artık.

En önemli konulardan biri de gol, bitiricilik. 7 puan kaybettiğimiz 3 maçtan 3 fotoğraf bu sezonun ağlama posteri olmasın. Oynatarak ya da -artık- oynatmayarak rehabilite etmeli Emenike'yi. Sow'la paylaşabilirler dakikaları. Galatasaray maçı da dahil, bence bu sezon artık Sow, Emenike, Kuyt 3'lüsü ile çıkmamalıyız hiçbir maça. O yüzden merkez forvet pozisyonunu iç saha/deplasman durumlarına göre paylaşabilir Sow ile Emenike. Ama artık Alper yoksa bile, gerekirse sol açıkta Diego ile başlamalı. Orta sahadan hücuma tek köprü bek bindirmeleri ve uzun toplar olacak bu şekilde. Ki rakipler ezberledi. Ezcümle; trafik sıkıştı, 3. köprüye ihtiyaç var. Adı Alper Potuk, yoksa Diego.

Pazar günü kazanırsak umutluyum. Özgüven ve ideal 11 ile yeni bir yükseliş trendi izleyebiliriz. Ama orada da daimi uyarı mekanizması görevde. Hakeme takılma, hakemle oynama.

Hak ettiğimiz yerde ve puanda değiliz. Ama hak ettiğimiz yere çıkma şansımız var. Hepsi sahamıza gelecek. Doğrularımızın bekçiliğini yapar ve konsantre olursak *tokmak* hala bizim elimizde.

İnşallah. Maşallah. Amin.


Devamını oku...

14 Eylül 2014 Pazar

Maç sonu notları: Trabzonspor 0 - Fenerbahçe 0

Bambaşka bir kadroyla, henüz Halilhodzic'in bile tanımadığı, üretemeyen bir takıma karşı galip gelememek neşemizi kaçırdı. Ama umutlarımızı kırmasın. Bazen yara almadan yola devam etmek de mutlu sona hizmet eder.

Halilhodzic üretemeyeceğini bildiği için doğru oynattı takımını. Topu Fenerbahçe'ye verdi. Bu da Fenerbahçe'nin tüm hücum defolarını bir maçta görmemizi sağladı. Top ayağımızdaydı ama bunda övünülecek birşey yoktu, çünkü atak yapmadık. Süper Kupa'daki kadar bile.

Twitter'da aşağıdakileri yazdım maç esnasında, tekrar olmasın diye ekleyip üzerinden devam ediyorum:


Nitekim yetmedi. Kesinlikle fazla güvenli. Dolayısıyla Aykut Kocaman ile Ersun Yanal ekseninde değerlendiriyor taraftar. Ki haksız değiller. Teknik direktörlerin ideolojileri üzerine çok yazı yazdım. İki stil de başarıya götürebilir. Ne Kocaman'ın ne de Yanal'ın futbol mentalitesi kökten reddedilebilir. Ancak eldeki oyuncu grubundan en fazla nasıl verim alabileceğimizi geçen sezon net bir şekilde gördük. Diego'nun getirdiği önemli saha içi değişikliğine rağmen; ileri oynayan, basan, ısıran, rakibi hataya zorlayan oyun yapısını kaybetmemeli Fenerbahçe. Pişmiş aşa su katmak, otobanda 80 km ile gitmekten daha riskli.

Her paragrafta geçen yıla referans vermek istemiyorum ama; Sow - Emenike - Kuyt üçlüsünden nasıl verim alabileceğimizi, yani nasıl skor üretip maç kazanabileceğimizi, geçen yıldan rastgele seçilen 3 maçı izleyerek bulabiliriz. 

Bu oyuncu grubu ile herhangi bir rakibe karşı üstünlüğümüz taktik ve yetenek değil, fizik gücümüz. Bunu kullanmadığımızda en fazla bugünkünden kısır olmayız. Anahtar kelime tempo. İki gidip gelen bekin, göbekte Türkiye için oldukça iyi 2 orta sahan ve ilerde kısıtlı yetenekleri olsa da skor potansiyelleri olan 3 forvetin varken başka şansın yok: Kopyala yapıştır.

Belki bir kez yere düşerse, bir daha düşmekten korkmaz Hoca.
Yaşayarak göreceğiz.
İnşallah. Maşallah. Amin.


Maç sonunda attığım diğer tweetler:





Devamını oku...

31 Ağustos 2014 Pazar

Maç sonu notları: Fenerbahçe 3 - Karabük 2

Sezon başı travma yaşayıp, tepeden tırnağa herkesin sarsıldığı ve aklının karıştığı bir ortamda, iki resmi maçta kayıp vermemek ilk olumlu gösterge ve bir anlamda direnç.

Hazırlık maçlarından beri maça çok iyi başlıyoruz. Ne yaptığını bilerek, göstere göstere uzun/kısa toplarla hücuma çıkıyoruz. Bugün de öyle oldu. Ben *maşallah* derken yine, golü de bulduk ama erken bastık frene.

Fenerbahçe'nin Gökhan Gönül bindirmelerine ihtiyacı var. Ama hazır değil lige. Daha ilk yarıda yoruldu ne yazık ki. 60'dan sonra gidemedi. Tempoyu kaybettik.

Yediğimiz goller önce kademe eksikliğinin, sonra Mert'in hatası. Ama kaleci dediğin yaptığı hatalarla büyüyor. Canı sağolsun.

Emre, Topal, Caner, Kuyt, Bekir idare etti. Emenike maçın başında istekliydi. Sow yine aradı ve bu sefer buldu.

Meireles'e özel paragraf. Kötüyken herkes kötü dedi. Ama bugün yükselişine devam etti. Sahanın her yerinde, hep doğru işler yaptı. İsmail Hoca'nın onunla başlaması ve devam etmesi bana ümit verdi. Şahaneydi.

Ligin ilk maçı. Böylesine dalgalı bir maçta yapılan negatif yorumların geneli önyargılardan ibaret. Aykut Kocaman'ın pas futboluna dönmüşüz. Bitmişiz. Vah vah. Aykut Hoca Ersun Hoca'ya göre daha kontrollü oynatıyordu, doğru. Ama devre arası taraftarın beğenmediği Webo transferi ile Sow'un sol forvet düzeniyle yaptığı tempolu maçları hatırlamıyor kimse. Önyargı, ezber, klişe. Her Fenerbahçe teknik direktörünün kaderi. Ersun Yanal'ı da pas yapmıyoruz diye eleştiren çoktu. Bitmez yani.

İsmail Hoca'nın insiyatif ve risk alıp tahtada değişiklik yapması hoşuma gitti. Ve bugün galibiyeti getirdi. Daha çok sınavı var. Yolu açık olsun.

Eksik var. Henüz hazır olmayan futbolcular var. Ama önümüzde uzun da bir maraton var.
İlk 8 hafta önemli.
İnşallah. Maşallah. Amin. 




Devamını oku...

24 Ağustos 2014 Pazar

Maç önü notları: Süper Kupa


Muhtemel 11'ler yukarıda. İki takım için de başka seçenek yok gibi. Hemen yorumlayalım:

Bu formasyon, oyuncu grubu ve karakteristikleri ile, maçın berabere gittiği anlarda topun Galatasaray'da daha fazla kalması beklenir. Erken bir gol olmazsa, maç sonunda %55 - %45 gibi bir tabloyla karşılaşabiliriz.

Galatasaray'da hücum bağlantılarını Sneijder'den çok, zaman zaman kanat değiştirecek olan Olcan yapacaktır. Tempolu ve topla oynamayı seviyor. Ancak oyun görüşü zayıf olduğu için top kayıpları Fenerbahçe için kontra fırsatı yaratabilir.

Yasin'i Selçuk'un paslarıyla Alves & Caner'in arkasına kaçırmaya çalışacaklar. Galatasaray'ın oyun içinde avantaj sağlayabileceği bir cast ve senaryo bu.

Sneijder en verimli olduğu alan ve rolde çıkacak Prandelli ile. Olcan, Melo ve Selçuk top yaparken o muhtemelen saklanacak ve ceza yayı çevresinde gol arayacak. Ki bu Sneijder'in uzmanlık alanı, Bekir uyumamalı.

Galatasaray savunması da Fenerbahçe'nin hücum üçlüsü karşısında terleyecek. Emenike formda döndü ve Galatasaray tandemi için pozisyon/kart tehdidi bu. Sow ile Kuyt da artık pozisyonlarına ve rollerine yapışmış oyuncular. Pas alışverişi ve üretkenlikleri zayıf olsa da, Fenerbahçe'nin en formda bölgesi durumundalar.

Berabere giden sete set maçta; Galatasaray, Selçuk ile Burak & Yasin'i savunma arkasına kaçırmayı, Olcan ile verkaç ve cepheden şutu, Sneijder'in gol arayan saklambaçını, Veysel ile defansı üçleyip, Telles'i çizgiye indirmeyi deneyecektir. Fenerbahçe'nin menüsü daha dar ama fiziksel gücü her mücadelede lehine.

Galatasaray'ın ikinci şansı Bruma, Fenerbahçe'nin ise Alper olacaktır. Forvet sayısını artırmak gerektiğinde Umut ve Webo hazır.

Zemin kötü, yerden oynayan takımı bozabilir. (Topal'dan da çekiniyorum) Oyun orta saha ve fizik mücadelesine kalırsa Fenerbahçe avantajlı. Topu teslim etmemeli.

Ama derbi bu, çöpe attırır tüm yazıları.
Fenerbahçe kazansın.
İnşallah. Maşallah. Amin.


 #250

Devamını oku...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Diego Öncesi & Sonrası

Bekleri çok iyi Fenerbahçe'nin. Stoperleri ortalama üstü. Skorer hücumcuları ve savunma yönü baskın orta saha oyuncuları var. Eldeki malzeme bu. Önceki yıla Emenike ve Alper, geçen yıla da Diego ilavesiyle yeni sezona başlıyoruz.

Geçen yıl oynadığımız formasyonda, toplamda katkı sağlasa da, yerini Webo kadar dolduramadı Emenike. Pas alışverişi, önde baskı gibi noksanları malum. Oysa Dünya Kupası'nda Bosna Hersek maçını 8 (sekiz) dribling ile tamamlamıştı Emenike, kanada açılarak. Kanadı ona mı teslim etmeliyiz peki? Kesinlikle hayır. Çünkü kademesi yok. Peki ne yapacağız?

Diego'nun geçen yıl tempo yaptığımız formasyona muhalif oyun yapısı kaygılandırırken hepimizi, gelişiyle değişecek formasyon, hücum oyuncularının toplam performansını artırabilir.

Ersun Yanal'ın denemelerinden 4-1-2-1-2, yani baklava düzeninde; çift forvetin arkasında Diego, arkasındaki ikilide Meireles ve Emre, stoperlerin önünde de Topal yer almıştı.

Hücum yerleşimi gayet iyi olan bu formasyonda, tahmin edildiği üzere ikili kanat bindirmeleri sorun yaratmıştı.

Pişmiş aşa su katma riski, savunmada olası alan paylaşım zaafı, Kuyt'ın hangi rol ve mevkide olacağı gibi dezavantajların yanında, başarılabilirse, eldeki malzemeye en uygun formasyon bu bence.

Böylece; Emenike'yi gezgin, aktif, açık alanda, yani daha verimli kullanıp, ileri uçta ayağı daha düzgün olan Sow ile geriden gelenlerin pas alışverişi sağlanırken, Diego'nun yaratıcılığı ve bindirmeleri kreması olabilir.

Tabi her seçim bir vazgeçiş. Sow - Emenike - Kuyt ile 3x15'lik gol potansiyelinden birini yedeğe almak, yukarıda bahsettiğim pişmiş aşa su katma riskine giriyor. Ama Diego ile bu hücum üçlüsünü birarada oynatmak daha büyük risk bence.

Diego yokken ne olacağı aşağı yukarı belli. Diego'lu Fenerbahçe ise muamma.
Yaşayarak göreceğiz.


İnşallah. Maşallah. Amin. 
Devamını oku...

11 Kasım 2013 Pazartesi

11. Hafta | Fenerbahçe - Galatasaray: Maç başlamadan kazanmak


MAÇ ÖNÜ

İstihareye yattım. Maçtan evvel ne blogda, ne de Twitter'da görüşlerimi paylaştım. Bizim ne/ler yapabileceğimiz ortadaydı ama oyunu ve sonucu Mancini'nin felsefesi belirleyecekti. Beklediğim gibi oldu. 6 puan gerideki son 2 sezonun şampiyonu, maça Fenerbahçe'yi durdurmak için çıktı. Ve, başlamadan kazandı Fenerbahçe. Tedbir ya da totem diyin, maçtan önce yazamazdım bunu.

Fenerbahçe'nin Kadıköy'de böylesine bariz bir üstünlüğü varken; hatta neredeyse her farklı senaryoda sonuç değişmezken, bu maç yazılarının bir anlamı kalmıyor aslında, ama düşülecek notlar var elbette.

Galatasaray Kadıköy'de Fenerbahçe'yi bir gün mutlaka yenecektir. Ama onlar "Ne yapsak olmuyor!" deseler de, tek şansları "oynayarak" yenmek, "bekleyerek" değil. Çünkü zaten favori Fenerbahçe. Zaten bulduğu fırsatları gole çevirme oranı en yüksek takıma karşı oynuyor. Atacak golü bir şekilde. Sen bunun üstüne bir de "Buyur gel, top senin" dersen, 2-0'a sevinirsin işte böyle.

Sol bekte Dany, önünde Burak, orta sahada Ceyhun. Mancini bu işi bilmiyor demeyeceğim elbette. Bu plan başka takımlara karşı tutabilir çünkü. Farkı şöyle tarif ediyim. Riera ve Sneijder olsaydı, ya da Sneijder yerine Emre Çolak, Galatasaray'ın bu kadar kısır kalması imkansızdı. İki akamayan, sadece rakibi karşılama yeteneği olan oyuncuyu, orta saha ve bekte oynatırsan, 2-0'a sevinirsin işte böyle.

Nitekim, maç başlamadan kazandı aslında Fenerbahçe. Ama Mancini'nin maça böyle başlamasını sağlayan da; eskiden olduğu gibi rakibe korku veren, özüne dönen Fenerbahçe ve Ersun Yanal, hakkını verelim. Hoca'nın göreve geldiğinden beri takındığı kendine ve takımına güvenen tavır, meyvesini yeşil sahada veriyor. Vermeye de devam edecek muhtemelen. 2 yıl Avrupa yok, *geliştirerek* bu model üzerinden gidebilir.


FENERBAHÇE

Gelelim Fenerbahçe'ye. Tutuk göründü aslında, kabul etmeli. Birkaç sebebi var bunun. Öncelikle rakip. Durdurmaya çıkmıştı. Oyunu fazla sıkıştırdı. Uzun top oyunumuzu ofsayt taktiği ile bozdu. İlk 20 dakika Melo, Emre ile adam adama oynadı ve kabul etmeli ki, işe yaradı. Top çıkaramadık bi' ara. Cristian da stoperden aldığını, stopere verince, iki takımın stoperleri ve yan hakemin ofsayt bayrağı arasında geçti ilk 20 dakika.

Ama birşeyden vazgeçmedi takım. Özellikle önde Webo'nun insanüstü mücadelesi ile, rakibi maç boyu hataya zorladı. Sow serbest forvet rolüne giderek ısındı ve sahanın heryerinde aldığı topları, hep olumlu kullandı. Ve, üretemesek de, yaptığımız baskı rakibin hata yaparak çözülmesine sebep oldu. Hakeza 2. golde de, rakip çıkarken Emre'nin kazandığı top atağa dönüştü. Takımın genel kimyası bu. Baskı ile rakibi bozuyoruz. Ancak bozamadığımız ya da şansımızın yaver gitmediği günler olacaktır. Bugünler için birkaç formül daha lazım Ersun Hoca'ya.

EMENİKE

İlk yarı Volkan ve Kuyt sakatlandı. Kuyt devam edemedi. Yerine giren Emenike ise maça kendini veremedi. Belli ki bu maçta oynamayı çok istemişti ama neden Webo'nun tercih edildiğini iyi irdelemeli. Liverpool scoutları izleyecek dedikodusu vardı, ilk 11 çıkmayınca bozulmuş olabilir. Onu anlayalım ama o da Hocasını anlamalı. Geri dönüşünde Ersun Hoca'ya verdiği paye ve takdire işaret etmiştim birkaç maç önce. Bir seferlik değil, sezon, hatta kontrat boyu olmalı bu itaat, Sevgili Emenike. 2. yarı rakibin sıkça verdiği boşluklara atmadığın deparlar, öfkeyle kalkmanın zararı. Kahraman olabilirdin çünkü. Fırçayı da yedin, tribündeki Obradovic'i aratmayan Ersun Hoca'dan. Ama güveniyorum Emenike'ye, yeşil sahadaki mental sorunlarını Ersun Hoca ile çözeceğine eminim.

TAKIM SAVUNMASI

Önde Webo ile başlayan, bölgelerinde Kuyt ve Sow'un daima alan kapattığı ve geri 5'linin parmak uçları. Rakip hücum oyuncularına atılan her ama her topta; kademesini alan savunma oyuncumuz soktu topa ayağını. Beklerimiz Gökhan ve Caner, stoperlerimiz Bruno Alves ve Egemen, ön liberomuz Mehmet Topal; bu şekilde sayısız top kazandırdı Fenerbahçe'ye. Adeta bir basketbol sahasında, rakip pivota top aldırmamaya çalışan basketbolcular gibiydiler. İşte bu taktik, sahibi Ersun Hoca. Rakibi karşılarken ve bilhassa topu ilk kaybettiğimizde, takım halinde giderek daha iyi yaptığımız bir savunma hamlesi, Galatasaray'ı fena bozdu.

CANER

Sol bek oynamazdı di mi? Çok emindi herkes bundan. Karşısında iki hücum yeteneği olan oyuncuya karşı üstelik, tek bir fırsat bile vermedi. Hocasına kendini emanet eden futbolcu herşeyi başarabilir. Bunun en güzel örneklerinden biri Caner. Ve Sow elbette. Sahanın her yerinde *top yaptı* dün akşam. O da kağıt üstünde yazan yerde oynamazdı, kimilerine göre.

FARK

9 puan Galatasaray, 7 puan Beşiktaş ile. Ama Kasımpaşa'yı es geçmemeli. "Türkiye'de geçerli" bir futbol oynuyorlar.  Zorlu virajın ilk 2 haftası kayıpsız geçti. Ama yol hala uzun ve çetin. Özellikle Antalya deplasmanı daha önemli şimdi. Mirası yemek, elde etmekten kolay. Ersun Hoca'ya güveniyor ama rehavetten korkuyorum.

Puan durumunda Fenerbahçe harici 6 takımdan 5'i ile oynadık ve 4 galibiyet 1 beraberlik aldık. Beşiktaş ile de 2 hafta sonra oynayacağız. Geldiğimiz noktayı daha iyi özetleyen, alınan galibiyetlerin asla küçümsenmemesi gerektiğini gösteren bir tablo. Ama Galatasaray, Eskişehirspor, Sivasspor, Trabzonspor ve Beşiktaş'a 2. devre deplasmana gideceğimizi unutmamak lazım.

Ben ilk günden beri Ersun Hoca'ya ve takıma güveniyorum.
Öneririm.

Devamını oku...

26 Ekim 2013 Cumartesi

9. Hafta: Fenerbahçe - Gaziantepspor: Teknik Direktör Takımı



Hep aynı şeyi söylüyorum. Belki de kendimi tekrar ediyorum. Fenerbahçe'nin en büyük problemi; yetki ve sorumluluk verdiği kişilerin arkasında tam manasıyla duramaması. Son yıllarda yönetim bazında teknik direktörler en azından başladıkları sezonu bitirse de, taraftarın gel gitleri bitmiyor, biteceğe de benzemiyor.

Sezon başlamadan bir anket yaptım. 2000 oyun üzerinde katılım oldu. % 90'ı Ersun Yanal'a güvendiğini belirtti. Ardından süper kupa, Arsenal serisi ve Konya Torku maçı ile yerin dibine sokuldu. Bir ümitsizlik, bir tükenmişlik.

Tamam ülke ve bilhassa camia olarak duygusalız. Ama bunun bize zarar verdiğini görmüyor muyuz? Hala.

"Sow solda oynar mı?"
"Sow kesilir mi?"
"Emenike neden alındı?"
"Emenike kanat oynar mı?"
"Emenike kesilir mi?"

Bitmiyor, bitmeyecek.
İlk 11 açıklanır. Cristian'ı görenin tepe tüyü kalkar, başlar feverana.

Yahu ben de bayılmıyorum. Geçen hafta maç yazısında da çok net bir paragraf ayırdım Cristian'a. Ama Cristian ve onu oynatan teknik direktöre gösterilen aşırı tepki; kusura bakmasınlar, artık tepki gösterenlerin obsesifliği.

Özünde bilgiçlik var. Öyle bir tahakküm içindeki; teknik direktörün yaptığı zinhar yanlış. Başka bir alternatifin mümkünatı yok. O kadar emin. Oturduğu yerden.

Sakın ha klişelerle gelmeyin bana da.
"Ne yani, eleştirmeyelim mi?"
Yok kardeşim; sizin ki eleştiri değil, tahakküm.
Siz sorgulamıyorsunuz. Yargılıyorsunuz.
Eleştirmiyor, ahkam kesiyorsunuz.
Farkı ikimiz de adımız gibi biliyoruz.

Bir düşünseniz oysa;

X teknik adam, bugün Ersun Yanal;

Sizden daha çok biliyor. Şüphe var mı?
Sizden daha çok istiyor. Maddi manevi getirilerini hesaba katarsanız.
Sizden daha çok yaşıyor. Ekran, bilgisayar ve canlı gözlerle antreman.

Peki siz; çok saygı duyduğum futbol ilgi ve bilginizle, X teknik direktör, bugün Ersun Yanal'ın yanlış karar verdiğine nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
Bu ne cüret yahu?

Yüzünüzü yıkamanızı ve arkanıza yaslanmanızı tavsiye ediyorum.
Çünkü kendi kendinize köpürttüğünüz manasız öfkeniz, huzur bozuyor.

***

Maça geçelim. Di mi artık?

Emenike alışık olduğu yerde, en uçta başladı. Sow; ulemalara bakarsan sol açıkta, özünde serbest forvet olarak, artık kendisinin de zevk aldığı üzere.

Özellikle ilk yarı mest olduk tribünde/ekran başında. A'dan Z'ye herkes bayıldı tempoya, akışkanlığa.
Temel sebebi elbette akan oyuncu sayısının artması idi. Caner, Topuz, Kuyt'a; Alper ve Emenike katılmıştı. Takımın dribling tehdidi artar artmaz da, yaratılan tempo filiz verdi.

Cristian'ı Meireles'in yokluğunda pas dağıtımı için kullanmak istedi Hoca. Zira Topal zaten arkada ve Alper o yetiye sahip değil. Bir dağıtıcı lazımdı. Hoca Meireles'in yokluğunda Cristian'a görev verdi. Salih olmaz mıydı? Hepimizin hayali. Ama maç sonu basın toplantısında Hoca gereken cevabı verdi. Onu koruyarak, kollayarak ısındırmaya çalışıyor. Geçen yıl Aykut Hoca'nın yaptığı gibi. Ve Salih de, çok yorulan Alper'in yerine oyuna girer girmez Hocası'nın yüzünü kara çıkarmadı.

"Şu Salih varken Cristian mı oynar?" sorusunu da, yukarıda yazdığım klişelerin yanına alabiliriz.
Çünkü Salih'in zamana ihtiyacı var. Adım adım, layık olduğu koltuğa oturacak.

Sanıyor musunuz ki; Türk futboluna nice genç futbolcu kazandırmış Ersun Yanal, Topal - Alper - Salih üçlüsünün hayalini kurmuyor?

İlk 45'te yaptığımız tempo, baskı, rakibi çıkarmadı. Kaleyi bulan ilk şutları ikinci yarı buldukları gol. Ayrıca Ersun Yanal etkisi de kendini gösteriyor giderek. Top kapıldığında yapılan şok pres. Stoper ve beklerin öne çıkışlarıyla kazanılan toplar. Büyüledi izleyenleri.

Eksik ne peki?
Kontra atak hücumları. Başka bir değişle; koşu yoluna pas.

Dün en az 4 pozisyonda; topla 3. bölgeye giren oyuncu Emenike ve Sow'un önüne atamadı topu. Oysa bu iki süratli futbolcunun önüne yuvarlanabilecek ortalama kalitede toplar bile karşı karşıya bırakacak ikisini de. Tam da bu noktada bir kabızlık yaşıyoruz.

"Bir 10 numaramız olsaydı:(" klişesine sığınmayın yine. Bahsettiğim pasları atmak için Zidane'a gerek yok. Ara pası bile değil yahu, koşu yoluna pas. Defansın arkasına. Hepsi bu. Eminim çözecektir Ersun Hoca.

İkinci yarı tatsızdı, özellikle ilk yarıya kıyasla. Ama idare ettik. 5 dakikalık bir serinlik, son gol ile yerini gevşemeye bıraktı ve forvetlerimizin gol krallığı tahtasındaki yerlerine bakar olduk.

Maçın en iyi 5 oyuncusu

Bekir, Caner, Sow, Emenike, Alper'di bana göre.
Salih girer girmez parladı. Diğerleri de ortalama ve/veya üstü oyun oynadılar.

Geçen hafta zorlu viraj yaklaşırken, artık ideali bulmamız gerektiğinden bahsetmiştim.
Az kaldı.
Ama burada Ersun Yanal'a bir parantez açmak gerek.
O da bilirdi, bugün hepimiz için ideal olan kadroyu tahtaya yazmayı. Ama Emenike istediğimiz/beklediğimiz taktik anlayıştan uzak, Sow bu kadar hareketli/yer değiştiren forvetler olmayacaktı o şekilde.
Bir Webo ile; önce Sow'u, sonra Emenike'yi hizaya çekti Ersun Hoca.
Yarattığı rekabet; 2 yıldızın, istediği teknik/taktik anlayışa "biat" etmesini, söylediklerini eksiksiz yapmasını sağladı.

Yöneticilik diyorlar ya. İşte ondan.
Eksiklerimiz var.
Ancak 9 haftada gelinen noktada, ayakta alkışlıyorum Ersun Hoca'yı.

Ve bir kez daha; Ersun Yanal ve futbolcularımıza güveniyorum.
Devamını oku...

21 Ekim 2013 Pazartesi

8. Hafta: Kayseri Erciyesspor - Fenerbahçe: Gülen Gözler


8 hafta geride kaldı, 28. şampiyonluğu iştahla aradığımız sezonda. 4 iç saha, 4 deplasman maçı oynadık. Konya'daki kaza hariç, deplasmanlarda zor da olsa; ki bunlardan ikisi son dakika golü idi, kazanmayı bildik. 6 galibiyet ve 1 beraberlik. 19 puanla zirvedeyiz.

Kısa bir özet yapma gereksinimi duydum, çünkü tablo sanılanın aksine oldukça pozitif. Bunun en önemli sebebi; büyük iştah/arzusuyla Fenerbahçe teknik direktörü olan Ersun Yanal'ın, bu fırsatı, tüm olumlu enerjisini adeta bir aşı ile takıma yansıtarak değerlendirmesi oldu, şu ana kadar. Evet; koridorlarda futbolcularına "Şampiyon olacağız!" mesajı veren bir teknik direktörümüz var ve adeta kazanmayı refleks haline getiriyorlar. Ve ama daha çok yolları var.

İlk 11 yine eleştirildi. Zaten çok eksik vardı, takımın yapıtaşlarıydı. Ama Fenerbahçe'nin teknik direktörü de en az taraftarı kadar kazanmak istiyordu. Topuz Gökhan'ı, Kadlec Caner'i pek aratmadı. Emre; Sow, Egemen ve Kuyt ile maçın kahramanıydı. Bekir idare etti. Fakat Webo ve Cristian maalesef yine bekleneni veremedi.

Ancak Cristian'a paragraf açmak gerek. Ortalamasına yakın bir değerle; 114 km. mesafe kat eden takımda, ileri 3'lüden daha az yer değiştirdi. Bu alanda takımda 5. görünse de, oyundan çıkan oyuncuları saymadığımızda gizli 8. Gölge presi, yetersiz kademesine, hücumda etkisizliği eklenince, evet, çekilmez oluyor. Ama tuhaf istatistikleri var bu maçta. 

CRISTIAN

17'si orta alanda olmak üzere, 22 adet ile, takımın rakipten en fazla top kazanan oyuncusu.
14 uzun top ile takımın en fazla uzun pas yapan oyuncusu.
16 adet ile, takımın en fazla sahipsiz top kazanan oyuncusu. Başka bir değişle, ribaund.
11 adet ile, Mehmet Topuz'dan sonra ceza alanına en fazla top gönderen oyuncu.
111 topla oynama, 88 pas ile Egemen'in hemen ardında.

Bu istatistikler; küçük üçgenlerle etrafından geçen rakip oyuncuları seyrettiğinde pek bir anlam ifade etmiyor. Ya da; bin bir zahmetle 3. bölgeye taşınan topu, kıymetini bilmeden Volkan'a döndüğünde. 

Cristian dün sorumluluk almadı. Pozisyonu itibariyle kesinlikle çok az koştu ama rakibin topu tamamen Fenerbahçe'ye teslim etmesi sebebiyle "istatistik yaptı."

İşte bu aldatmasın. Ben genelde istatistiği olumlu referans ile kullanırım. Cristian'ın istatistiklerine saygı duymakla beraber; kesinlikle dün akşam iyi oynadı ve görevini iyi yaptı diyemeyeceğim. Çünkü rakibin etkili olduğunu düşündüğüm istatistikler bunlar.

SOW

Taraftarın, teknik direktöre güvenmesi gerektiğinin ispatı, delili, mührü adeta Sow.
Kesti, eksiklerini söyledi. Bunu Sow anladı ama taraftar ve ulemalar anlamadı. Oysa hesap basit. Koş, yer değiştir, pozisyon ve pas al. Tek istediği buydu Hoca'nın. Beklediği mesafelere eriştiğinden beri; takımın en fazla pas alan oyuncular liginde ilk 3'te Sow. Futbolun matematiği bu dostlar. Siz sevmeseniz de.

Dün Fenerbahçe'nin en fazla mesafe kat eden futbolcusuydu Sow. Ama yetmez. Yürek koydu. Kazanmak istedi. Daha önce onda görmediğimiz bir "liderliği" vardı. Motiveydi. Sow artık Hocası ile aynı dili konuşuyor. Maya tuttu. Bir kez daha teknik direktör ve dolayısıyla takım kazandı.

KUYT

Fenerbahçe İdari Menajeri Hasan Çetinkaya'nın girişimi ile 1 milyon Euro bedel karşılığında çubuklu yaptığı Hollandalı. Boşa harcanan paraları maliyetiyle telafi eden futbol işçisi. Kötüleri yazan, hayır hayır, kötüleri gören ulemalar, Kuyt'ı da yazın. 1 milyon Euro'ya aldı Fenerbahçe onu. Kırıyor rakipleri. Beğenmeyen "Fenerbahçe aristokratlarına" inat, ders veriyor. Şiir yazıyor. Ama bir Messi değil tabi, di mi?

EGEMEN

"Futbolcu değil" diyenler ne kadar çoktu. O da Kuyt'tan farklı değil. İşçi. Sigorta. Savunma oyuncusu. Defans. Bu 4 sıfatı googleladığınızda resmi çıkar bundan böyle. Son dakika golünde yaptıkları kreması. Her maç üzerine koyuyor. Ve 2 haftadır, geçen sezonun kaybedeni Bekir ile beraber.

İDEAL

Herkesin bir ideali var. Sevdiği, "kayırdığı" futbolcular, farklı formasyon ve kurgular. Ancak aşağıdaki gibi oynuyoruz, haftadan haftaya farklı isimlerle. 


Benim idealim de bu. Dün; bu idealden 4+2 oyuncu eksikti. Ancak formasyonda bir değişiklik yoktu. Rakip topu Fenerbahçe'ye teslim etti ve Ibricic, Yasin, Sinan zinciri ile gol aradı sadece. Uzay golü dışında da sadece 1 pozisyonları oldu.

Fenerbahçe duvar karşısında üretemedi. Golü yedikten sonra temposunu da kaybetti. Caner gibi bir oyun kurucu beki yitirdi. Ve filmin sonunda da görüldüğü üzere, işini şansa bıraktı.

Neydi düzenden çıkaran Fenerbahçe'yi? Bence henüz bir düzeni yok Fenerbahçe'nin. Enerjik, takım oyuncusu, tempolu futbolcuları ve bu kimyaya uygun bir formasyonu var sadece, henüz, şimdilik.

Dün akşam 600'ü aşan toplam pas sayıları alakasız "Barcelona" telafuzlarına sebep oldu. Geçen sezon Eskişehirspor ile ligin en fazla pas yapan ve topa sahip olan Ersun Yanal, bunu Fenerbahçe'de de yapacaktır muhakkak ama dün topu rakip verdi.

Düzen dedik. 8. hafta itibariyle kazanılan tempo mühim. Rotasyon, geniş kadroda bu tempoyu muhafaza edecektir, abartmadan. Yavaş yavaş daha da oturan bir formasyon var. görev ve sorumluluklar giderek belirginleşiyor. Ancak birşey eksik: Hücum refleksi.

HÜCUMDA PROBLEM NE?

Webo, beklediğim gibi, hatta Nobre kadar bile duvar oynayamıyor. Orta saha topu ayağına, rakibi karşısına alıp pas/dribling/kat tehdidi eksik oyunculardan kurulu olunca da, duvar oynamayı beceremeyen santrafor ile set kuramıyorsun. Bunu Fenerbahçe'de yapabilecek tek kişi Kuyt.

Yukarıdaki idealde o yüzden Kuyt merkezde. Emenike Sow ile yer değiştirerek yardımcı forvet rolünü üstlenebilir. Ki aslında bunlar kağıt üzeri, görevleri, hücumda ceza sahası çevresi ve içinde tehdit oluşturmak, savunmada bek kademesine yardım etmek.

Yani bitmek tükenmek bilmeyen "Sow/Emenike kanat mı oynar ya?" klişesi, geçen yıldan beri yazdığım üzere, manasız. Top rakipteyken 4-5-1 ile bek kademesi, topa sahipken 3 forvet ile ceza sahası çevresi. Hepsi bu. Bu yüzden Caner zaten, bu yüzden Gökhan. Topal liberolaşırken topa sahip olduğumuzda, beklerimiz kanat ve hatta açık oynuyor.

ORTA SAHA VE FORVET ÜÇLÜLERİ

Düzen demiştik. 2 matkabı, döner ucu var takımın. Orta saha ve forvet. Üçlüler.
Henüz, bence, ideali bulmuş değiliz. Maç maç değişikliği kabul ediyorum. Ancak daha önce orta saha için kaleme aldığım yazıda belirttiğim gibi; orta sahanın bir tutan, bir dağıtan, bir de delen oyuncuya ihiyacı var. Topal, Meireles, Alper. Ya da yukarıdaki şablonda yazan ikameleri. İşte forvet hattının da benzer ihtiyaçları var. Tutan ve dağıtan bir merkez oyuncu. Kaçan, delen yardımcı forvetler. O da yukarıdaki şablonda.

Ersun Hoca; takımın ana bağlantı oyuncusu Kuyt'ı, merkeze çekeceğini sanmıyorum. Çünkü mevcut göreviyle, saha içinde benzersiz köprüler kuruyor. Ama bir yol vardır belki de. Top rakipteyken en uçta Emenike bekleyebilir, sprint avantajı, kademe dezavantajı yüzünden. Ve sete geçildiğinde yer değiştirebilir Kuyt ile. Bu şekilde, kazanılan toplar sonrası köprü avantajından yine faydalanmış olur Hoca Kuyt'ın. Ve sette daha fazla top tutup, dağıtıp, sallayabiliriz bu şekilde.

EMENİKE 

Bu son dakika golü; hafta içi milli maç dönüşü Twitter'da da işaret ettiğim üzere, yaptığı özeleştiri ve futbola doğru bakışının mükafatıdır.

Futbolcusu ve taraftarı, teknik direktörünün çizdiği yoldan çıkmaz ise, Fenerbahçe'yi güzel günler bekliyor.

Yaşayalım, tadını çıkaralım.
Ben güveniyorum.
Devamını oku...

7 Ekim 2013 Pazartesi

7. Hafta: Fenerbahçe - Trabzonspor: 0-0: Aşırı istek sonuç getirmeyince




Çılgınca saldırarak başladık maça. Çok daha farklı sıfatlar da kullanılabilir aslında "çılgınca" yerine ama bu sanırım yeterli bir tanım. Daha birkaç gün önce Lazio karşısında baskıyı kaldıramayıp, gömüldükçe pozisyon üstüne pozisyon veren ve kalesinde yok denecek kadar az zamanda 2 gol gören Trabzon takımına yapılması en mantıklı şeydi bu aslında. Takımın isteği, top oynama iştahı, arzusu ne kadar fazlaysa, top kullanma ve paylaşma aklı da bir o kadar gerideydi bugün. Bunun neticesinde de bu kadar baskılı olduğumuz bir maçta beraberliğe razı olmak durumunda kaldık.

İLK YARI

Daha ilk 2 dakika dolmadan izleyenleri heyecanlandıran 2 pozisyon oldu. Holmén'in daha 1. dakikada seken topu alarak kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyon ipi çok erkenden çekebilirdi ama olmadı. Alper ve Holmén ikilisi her sekene atlayarak topun hep bizde kalmasını sağladılar. Bu esnada forvetlerin de akıllıca yanaşmaları sayesinde Trabzon savunmasıyla orta sahası arasını karıştırdık ama bu 5 dakika kadar sürdü.

Trabzon takımının şu şartlar altında yapması gereken tek şey tempoyu düşürmeye çalışıp baskıyı pasla kırmaktı. Zaten yavaş oynayan bir takım oldukları için de başka seçenekleri yoktu denilebilir. 10. dakika civarında tekrar pres şiddeti arttı ve yüklenmeye başladık. 3. stoper gibi görev yapan Mehmet Topal bu dakikada en önde pres yapan oyuncumuzdu mesela. Bu da takımın kompaktlığı ve ileri fırlamaya ne kadar müsait bir yapısı olduğunu gözler önüne serdi.

Golün gelmemesinin getirdiği gerginliğin üstüne bir de Hüseyin Göçek'in neredeyse her temasa çaldığı saçma sapan fauller eklenince oyunun temposu ister istemez geriledi ve daha çok Trabzonspor'un istediği şekle büründü. Buna rağmen takım oyunu ileri itme çabasından vazgeçmedi. Yakalanan fırsatların değerlendirilememesi ise devre boyunca sarfedilen eforun karşılığının alınamamasını getirdi.

İKİNCİ YARI VE DEĞİŞİKLİKLER

İştahından hiçbir şey kaybetmemiş bir takım vardı sahada. Yine oyunu olabildiğince karşı yarı sahada oynamaya çalışan, rakibi bunaltmayı esas alan anlayış kendisini hemen hissettirdi. Alper'in gördüğü sarı karttan sonra 53. dakikada ilk değişiklik geldi ve uzun süredir sakatlığı sebebiyle forma şansı bulamayan Emre oyuna dahil oldu. Topa basıp daha iyi dağıtabilecek bir oyuncu olduğu için Emre'nin tercih edilmesi nispeten anlaşılabilir ama ben bu kadar yüksek tempoda gideceği belli olan bir maça geri dönüşünü yapan Emre'nin dahil edilmesine pek anlam veremedim. Geçen hafta çok temiz bir 45 dakika oynamış olan ve tekrar fiziksel olarak toparlanmaya başladığını gösteren Salih tercih edilebilirdi diye düşünüyorum.

Sonrasında da tam bir "kumar" değişikliği oldu. Ersun Hoca Holmén'i kenara alarak Emenike'yi sahaya sürdü. Şimdi aşağıdaki iki diagrama bakalım ve dizilişimizin değişiminin oyunun gidişatına ne derece etki ettiğini görelim.






Holmén ve Alper topu ileri taşıyan, geriye yardıma gelen ve tükenmeden ileri fırlayan oyuncularken biz yaptığımız değişikliklerden sonra ileriyi kalabalıklaştırmış olduk. Topu hızla ileri taşıyan takımımız gitti ve hatlar birbirinden daha fazla kopmaya başladı. Bu esnada da maç boyunca gömülen Trabzonspor takımı yavaş yavaş ortadaki boşluğu değerlendirerek çıkmaya başladı. Emre'nin Topal'a çok yanaşmasının yanı sıra öndeki 4 forvet oyuncusundan hiçbirinin istisnai pozisyonlar dışında geri dönmemesi de mesafenin açılmasındaki diğer bir etken. Trabzonspor takımı bunu yeterince kullanamadı ve bizi cezalandıramadı. Biz ise daha çok karambol pozisyonlar ürettik ama bunlardan skor bulamadık.

Forvetlerimizin pas-şut tercihlerindeki yanlışlarının yanı sıra geçen hafta bir de ciddiyetsizliklerinden yakınmıştım. Bu hafta da aynı şey oldu denilebilir. Sow'un çok rahat pas yuvarlayabileceği pozisyonlarda röveşata/vole denemesi veya tam tersi bir şekilde tereddütsüz kaleye vurması gereken nokta beklemesi gibi durumlar oldu. Bunlar bu kadar baskılı oynayan bir takım için ciddi şekilde sinir bozucu noktalar.

SONUÇ

Oyuncu değişikliklerinin yanı sıra bireysel tercihlerdeki sıkıntıların bizi galibiyetten ettiği bir karşılaşma oldu. Onun dışında takımın isteğine, oynama iştahına, gösterdiği çabaya ve kuvvetine gerçekten söylenebilecek tek söz yok. Yine de üzerinde durulması gereken eksikler var, bunları es geçmemek gerek. Teknik heyetten gelen açıklamalar da bunların ne kadar farkında olunduğunu gösteren cinsten. Umarım bu maçta nelerin yanlış gittiği net bir şekilde anlaşılmıştır ve gerek Ersun Hoca, gerek de oyuncular bu hataları düzeltme ve tekrarlamama yoluna giderler.
Devamını oku...

29 Eylül 2013 Pazar

6. Hafta: Gençlerbirliği - Fenerbahçe: 0-1: Momentum





Fenerbahçe'nin komik bir yenilgiyle açtığı sezonda sonrasında 5'te 5 yapıp, genel anlamda en takım gibi takım görüntüsü vermesi açıkçası birçok kişi için sürpriz oldu. Üstelik bugün ciddi rakipler olarak görülen Galatasaray kaosta, Beşiktaş'ta da öyle veya böyle bir sarsıntı söz konusu. Fenerbahçe'nin genellikle böyle durumlarda puan kaybı yaptığı gerçeği varken bugün oynanacak oyundan çok alınacak sonuç önemliydi ve sonuç alındı.

Şimdi gönül rahatlığıyla ligin kalitesinin düştüğünden, Fenerbahçe'nin aslında kötü oynadığından, rakiplerinin daha iyi kadrolara sahip olduğundan ve benzeri alışıldık bahanelerden bahsetmenin tam sırası aslında. Spor(!) programlarının çoğunda da bunlara değinilecektir zaten ve hatta ben bu yazıyı hazırlarken değiniliyordur bile.

İLK YARI

Daha maçın başında geçen haftadan sinyallerini aldığımız Alper-Sow işbirliğiyle bir pozisyon yakaladık ama bu maç boyunca ön alanımızın hunharca harcadığı pozisyonlardan ilki olarak kaldı. Takımın topsuz oyunda alan parsellemesi başarılıyken, pres bakımından geçen haftalardakinden daha pasif göründüğünü söylemek açıkçası çok yanlış olmaz.

İlk yarı boyunca kağıt üzerindeki 4-3-3'ten ziyede hep bir 3-4-3 diamond gibi dizildik. Bu aslında kağıt üstünde orta üçlümüz olan Topal, Meireles ve Alper'in 1-1-1 şeklinde dizilmesine neden oldu. Meireles'in ilk yarı boyunca enerjisi ve pozisyon bilgisiyle hem kestiği ataklar, hem de karşı kalede yarattığı iki tehlike de onun ne kadar parladığının göstergesi. Adale atması ise hem talihsiz, hem de aşırı eforla açıklanabilir bir durum. Umarım sakatlığı çok ciddi değildir ve çabuk dönebilir.

Bu süreçte önceki haftaların en çok göze çarpan isimleri olan kanat bekleri Gökhan ve Caner'in de nispeten daha etkisiz kaldığını gördük. İleri üçlünün de pas ve son şut tercihlerinin çok kötü olması sonucunda ilk yarı golsüz tamamlandı.

İKİNCİ YARI

Zorunlu Meireles-Salih değişikliğinden sonra topu kullanmakta daha başarılı olacağımız ancak sertlikten ödün vereceğimiz düşünülüyordu. Salih'in sezon başı kampı almamış olmasına rağmen şu haftada 45 dakikalık bu performansı yakalamış olması ilerisi için umut verici. Birçoğumuzun görmeyi hayal ettiği ve büyük ihtimalle bir sonraki sezondan itibaren as üçlü haline gelecek Topal-Salih-Alper üçlüsünü de ilk kez bir arada görmüş olduk.

Topal'ın üçüncü stoperden kesiciye geçişi ise takımın daha rahat ileri çıkışındaki kilit nokta. Çünkü ilk yarı boyunca bizim hatlarımız çok açıkken Gençlerbirliği alanı daha iyi daralttığı için biz atak olgunlaştırmakta sıkıntı çektik. Nitekim 57'de Topal'ın direkten dönen şutu, onun saha içerisinde aldığı pozisyonun ve ileri çıkışlarda kendisine tanınan serbestlikten doğan bir atağın sonucuydu.

0-1

Uzun uğraşlar sonunda ite kaka da olsa golü bulduk. Golde Egemen'in payı çok büyük. Topla rakibin arasına vücudunu koyarak çok iyi pozisyon aldı ve golün gelişimini sağladı. Bütün bir hafta boyunca bu pozisyona faul diye ağlanacaktır objektif yorumlarda ama yıllarca bunu Aurelio yaparken faul çalınmadıysa, bugün de çalınamaz.

Golden sonra da bulduğumuz pozisyonları harcamaya devam ettik. Aslında daha ilk golün şaşkınlığını rakip üzerinden atamamışken 2 ve 3. golleri bulmamız işten bile değildi ama gol bölgelerinde çok ciddiyetsiz davrandı forvetlerimiz. Zaten maç sonuna doğru gelen 23 şutta 3 isabet istatistiği de bunun göstergelerinden birisi. Neyse ki sonuç alındı ve takım özellikle de ikinci yarıda sahaya koyduğu mücadelenin karşılığını üç puanla almış oldu.

SONUÇ

Tamamen ciddiyetsizlikle 15 dakikada yitirilen Konyaspor maçından sonra 5 maçta 5 galibiyet hiç de fena değil. Artık Fenerbahçe öyle veya böyle, bir şekilde rakibe üstünlüğünü kabul ettiriyor. Bunu hem fiziksel olarak başarıyor, hem de oyun kalitesi anlamında da yapıyor. Bugün belki skor geçen haftaya göre daha silik gibi görünebilir, ama oyun kalitesine ve oyun içerisindeki doğrulara bakıldığında takımın geçen haftaya göre daha karakterli olduğunu söylemek gerek.
Devamını oku...

22 Eylül 2013 Pazar

Teknik Analiz: 5. Hafta - Fenerbahçe - Elazığspor

Fenerbahçe İstanbul'da üst üste oynadığı 4. haftayı da fire vermeden 3 puan ile geçti. Sezona görece dağınık ve moralsiz başlayan bir takım için bu süreç önemliydi ve bu süreçten kayıpsız olarak 12 puan çıkartmayı bildi. Teknik olarak dün akşam neler yaşandı madde madde değinmeye çalışalım;

GENEL BAKIŞ:

Genel anlamda Fenerbahçe'yi sıkıntıya sokacak bir karşılaşma olmadığını söyleyebiliriz.

Önceki iki haftaya göre takım karşı alanda daha az oynamış görünüyor (%41). Önceki hafta bu oran %52 iken bir önceki hafta ise %42 idi. Tabi bu durumun oluşmasında 21. dakikada Kuyt ile gelen 2. golün etkisi olabilir. Bu noktada takımın geçtiğimiz haftaya göre daha fazla (496) ve daha yüksek isabet oranlı pas (%89) yapmış olması takımın, skoru elde ettikten sonraki refleksini görmemiz açısından yol gösterici olabilir. İsabetli bir şekilde pas oyunu sürdürülüyor. Takım boyunda da azalma var (31,24 m).

Daha kompakt bir takıma mı dönüşüyoruz? Gelecek haftalar bize bunu daha net gösterecek.


Kat edilen mesafelere de bir göz atacak olursak; geçen hafta 111 km mesafe kat eden takım bu hafta 115 km'ye çıkmış. Standartlar yükseliyor, 11 km üzerinde mesafe kat eden 5 oyuncu var. Bu oyunculara Meireles ve Cristian'ın bölgesinde oynayacak oyuncuların da eklenmesi ile minimum 7 kişilik sahayı her yöne parselleyen bir ekip oluşabilir.


Saha alan kullanımına bakacak olursak;
Fenerbahçe 3. bölgede %20 oranında bulunurken, Elazığspor'un %23 olduğunu görüyoruz. Bunda yine erken gelen 2 farklı skor avantajının etkisi olduğu söylenebilir.


Oyuncu oyuncu bakacak olursak; Topla en fazla oynayan oyuncu Topal (3' 39'') olurken topla Caner'den sonra en fazla buluşan oyuncu oldu (81). Topal bu yüksek pas oyununu ve sürekli oyunun içinde oluşunu %96'lık bir isabet oranı ile destekledi, etkileyici bir performans.



SAVUNMA:

Sanıyorum bu karşılaşma Fenerbahçe'nin defans hattı ve takım savunmasını tartabileceğimiz bir karşılaşma olmayacak. Ancak genel itibari ile baktığımızda takım savunmasının hala tam olarak oturmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Aşağıdaki tabloya baktığımızda geri dörtlünün savunma bölgesinde iki haneli top kazanma sayılarına ulaştığını görebiliyoruz. Burada daha büyük sorun orta alandaki oyuncuların hepsinin aynı bilinçte ve yetenekte olmaması olabilir. Mehmet Topal dün bu anlamda orta alanın toparlayıcısı görevini üstlenmiş gibi görünüyor. Zira ne Meireles ne de Cristian rakipten top kazanma anlamında sahanın hiçbir noktasında etkili olamadılar. Meireles savunmada 4, orta alanda 7, hücumda 1 kere rakipten top kazanırken, Cristian savunmada sadece 2, orta alanda 4, önde oynamasının etkisiyle de hücum hattında 5 kere top kazandı.
3. bölgede 5 top kazanması artı yönü olurken özellikle orta alandaki pasif konumu sıkıntılı.


HÜCUM

Topal'ın maçın gizli kahramanı olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Özellikle hücum başlangıçlarında Alves ve Egemen'e yaklaşarak top dağıtma görevini mevcut kadroda en iyi yapacak oyuncu; %96 gibi müthiş bir pas oranı ile bu görevi layıkı ile yaptı (56/54).
Aşağıdaki grafikte Sow'un en çok pas alanlar listesinde ilk sırada yer almasını, sahada çok dolaşması, sürekli araması ve bunu istekli bir şekilde yapması olarak açıklayabiliriz. Noavastats ve Footballstatzz 'ta bu konu ile ilgili tweetleri bulabilirsiniz.


Caner ve Gökhan ikilisi son haftalardaki örnek bek özelliklerini sergilemeye devam ediyorlar;  Caner 6 orta yaparken Gökhan 5 orta yaparak takımın bu konudaki yükünü çekiyorlar.


MAÇIN OYUNCUSU:

Beklediği haftalar yaramış, 3 gol de çok büyük bir moral oldu, Sow maçın adamı oldu. İstekli olduğunda, çalıştığında bu takımda her zaman oynayacağını herkese gösterdi.

MAÇIN HAYAL KIRIKLIĞI:

Genel taraftar kanısı zaten Cristian'ı gösteriyordu. Veriler de biraz bu tespiti destekliyor. O bölgede çok daha fazla mesafe kat eden, topla ilişiği çok daha üst düzeyde, sorumluluk sahibi, ısıran bir oyuncu profili gerekiyor.

Fenerbahçe son 4 haftayı kendine avantaj sağlayarak geçirdi. Belli ki bu takım çok gol atacak, son 7 yılın 5. haftası itibari ile en gollü sezonunu geçiriyor.



Ancak savunma zaaflarını bir an önce gidermesi gerekiyor. Gençlerbirliği karşılaşması Yanal ve Fenerbahçe'li oyuncular için ciddi bir sınav olacak. Alınacak bir galibiyet ve sonrasındaki Trabzonspor karşılaşması kazasız geçilirse kazanma alışkanlığı ile şampiyonluk yarışında iddialı noktaya gelinebilir.
Devamını oku...

21 Eylül 2013 Cumartesi

5. Hafta: Fenerbahçe - Elazığspor: 4-0: Kalite farkı




Geçen hafta kazanan takım bozulmamışken, bu hafta ufak bir rotasyon yaptı Ersun Hoca. Holmén ve Emenike'nin yerine Cristian ve Sow vardı. Yabancı sınırlaması nedeniyle kadroya giremeyen Sow'un da dönüşü muhteşem oldu açıkçası bugün.

1-0

Maç yüksek sayılabilecek bir tempoda başladı. Elazığ'lı Serdar Caner'i 4 dakikada iki kez ters ayak üstünde yakalayınca açıkçası biraz endişelendim ama Caner çabuk toparladı ve oyuna konsantre oldu. Duran toptan 1-0'ı yakalamamız yine "Rakibin kilidini duran topla açtılar" gibi basit ve artık geçerliliği olmayan bir argümanı kullanma fırsatını verecektir mutlaka bazı spor(!) yazarlarına.

2-0

Golden sonra tempo çok net bir şekilde düştü ama bu bizim insiyatifimizde olan bir şeydi. Daha çok top dolaştırdık ve rakibi önde karşılamaya devam ettik. Bu esnada da Gökhan'ın şahane ara topuna Kuyt'ın enfes koşusu ve bitirişi oyunu çok erkenden rölantiye alma fırsatı tanıdı bize.

İKİNCİ YARI

Aynı tempo devam etti ama bu rölantiden daha çok bizim hiçbir şey yapmıyor olmamızdan kaynaklandı. Rakip topla oynarken biz izledik, pek bir şey de yapmadık rakibin oynamasını engellemek için. Bu esnada Cristian bir karşı karşıya pozisyonu mundar etti ve Caner de rakibin önemli tek pozisyonunu çizgiden çıkarttı.

Bir saat dolarken Alper'in Cristian'ın yerine oyuna girişi takıma hareket getirdi. Topsuz oyunda boşa çıkan, pas isteyen Alper hemen göze çarptı. 65'te önce Sow'a, sonra da 71'de Kuyt'a attığı iki ara toptan sonuç çıkartamasak da sonunda Sow'a güzel bir ara topla golü attırmayı başardı.

Alper'in oyuna girmesiyle takımın geneline de daha bir istek geldi. 89. dakikada hâlâ önde basan bir Fenerbahçe vardı neticede. Günün başarılı isimlerinden Caner'in de Sow'a attığı şahane ara top ve Senegalli'nin hat-trick yapması da gecenin kaymağı oldu.

ARTILAR VE EKSİLER

Kalite olarak çok üstün olduğunuz rakibe karşı istekli ve iştahlı olup topsuz oyunda da hareketliliği sağlarsanız zaten çok kolay sonuca gidersiniz. Biz bunu toplamda 30 dakika kadar yaptık bugün ve bu yeterli oldu ama her zaman yeterli olmayabilir. 2-0'dan verilen bir Konya maçı varken ister istemez bugün de 2-0'dan sonraki tempo düşüşüyle taraftarın aklında bazı soru işaretleri oluştu.

Bugün Ersun Hoca'nın ve teknik ekibin hakkını teslim edelim. Çok doğru oyuncu değişiklikleri yapıldı ve takım bu sayede diri kaldı. Yürüyen Cristian'ın hareketli Alper'le, top ezen Webo'nun top dağıtımına katkıda bulunan Salih'le değişmesi sevindiriciydi kesinlikle.

Alves-Egemen tandeminin sağlamlığının yanı sıra Gökhan ve Caner'in de hem savunmada, hem de hücumda etkili olmaları geri dörtlümüz için artı puan. Mehmet Topal formasını aldığı anda oynadığı bölgede hemen fark yarattı. Yanındaki Meireles'in de yine hamleleri ve topsuz koşuları iyiydi kesinlikle. Kuyt'ın istekliliği ve 2. goldeki temiz santrafor vuruşu da yine artılardan.

Cristian'ın inanılmaz silik ve etkisiz olduğunu söylemekte fayda var. Webo da bugün daha yıpranmış ve etkisiz göründü. İkisi de oyundan çıkmayı hak eden oyunculardı sonuç itibariyle. Cristian bu gidişle devre arasında gönderilmediği takdirde sezonun büyük bölümünü tribünde geçirecek gibi görünüyor. Webo ise iş ahlakı sebebiyle teknik direktörlerin beğendiği bir oyuncu. Emenike'nin hafif sakatlığı geçince ön hattaki forma savaşı daha da kızışacaktır. Özellikle de Sow'un bugünkü dönüşünden sonra.

MOUSSA SOW

İki haftadır çok değerli basınımız alevli toplarla duyudru Sow'un kadroya alınmadığını. Attığı tweetti, şuydu buydu derken suni bir kaos yaratıldı. Gerek Sow'un duruşu, gerekse de Ersun Hoca'nın bu durumu yönetişi bence başarılıydı açıkçası. Sow formsuz olduğu için kadroya giremiyordu. Belli ki kendi standartlarına erişti ve formayı aldı. Bugünkü performansı parmak ısırtan cinstendi. Koca bir bravo.

SONUÇ

Lüzumsuz Konya yenilgisinden sonra takım 4'te 4 yaptı. Derbi haftasında arkamıza yaslanıp rahat bir şekilde rakiplerimizin birbirini yemesini izlemek büyük bir lüks olacak. Mühim olan kazanmak orası kesin, ama biz bunu her hafta üstüne koyarak yapıyoruz. Takımın isteğine edilecek tek laf yok ama bunun da sürekliliğinin sağlanması şart. Sonuç alma becerimizin yanına yavaş yavaş iyi oyunu da eklemeye başlıyoruz. Böyle devam!
Devamını oku...

18 Eylül 2013 Çarşamba

Teknik Analiz: 4. Hafta - Kasımpaşa - Fenerbahçe

Kasımpaşa karşılaşması Fenerbahçe'nin kazanma alışkanlığı edinmesi, takıma güven duygusu gelmesi açısından önemli bir dönemeçti. 90 dakikanın geneline baktığımızda karşılaşmanın oldukça zorlu geçtiğini söyleyebiliriz.

Fenerbahçe'yi teknik açıdan değerlendirmek gerekir ise;

Savunma

Bir önceki Sivas maçı ve dün akşam oynanan Kasımpaşa maçlarında yenen toplam 4 gol savunma anlayışının takım olarak henüz oturmadığını gösteren bir veri olabilir. Kişisel olarak yapılan hatalar da var elbette. Volkan'ın çok konsantre olmaması ve fizik olarak da hazır olmaması, savunma dörtlüsünün pozisyon hataları gibi etkenleri de sayabiliriz. Ancak Ersun Yanal'ın, en azından geçen seneki savunma kurgusunu, düzenini yakalaması ve hücumsal olarak da üretkenlik eklemesi gerekiyor.

Hücum:

Aşağıdaki Matchstudy grafiğinde de çok net görüldüğü gibi takım hücuma çıkarken Gökhan ve Caner'in karşı yarı sahaya geçtiğini, Selçuk'un da Alves ve Egemen'e sokularak topu oyuna sokmaya çalıştığını birkaç haftadır izliyoruz.


Bu durum oyunu karşı alana yıkmak için etkili bir yöntem olabilir gibi görünüyor. Rakip alanda topla oynama oranı da %52,70 ile geçtiğimiz haftadan (%45) daha yüksek bir değere sahip. Takım boyunun da geçen hafta ile aynı kaldığını görünce takımın blok olarak karşı alana daha fazla yığıldığını söyleyebiliriz. Önümüzdeki haftalarda bu sürecin nasıl işlediğini analiz etmeye devam edeceğiz.
Sağ ve sol bek oyuncularının ofansif anlamında bu denli öne çıkmaları ceza sahasına yapılan orta anlamında da meyveleri verecek gibi görünüyor; Caner 8 orta yaparken Gökhan'ın ise 6 orta yaptığını görüyoruz. Sağ ve sol kanatlardan toplamda 13'er orta yapılmış. Bu ortalardaki isabet oranının artması çok daha etkili hücum olanağı sağlayacaktır.

Toplam şut isabet oranına bakacak olursak %28'lik düşük bir oran ile karşılaşıyoruz. Geçen yıl bu oran % 38 ile yine düşüktü. Ancak Fenerbahçe ilk 3 hafta sonunda % 60'ı geçmiş, bu alanda zirveye oturmuştu. İsabet sayılarında da özellikle Meireles, Selçuk, oynadığı zamanlarda Topal gibi orta saha oyuncularının katkıları beklenebilir.



Hücum bölgesine pas verilerinde yine Caner ve Gökhan'ın etkin olduğunu görüyoruz. Webo ve Kuyt da bulundukları bölge itibari ile etkili göründüler ancak benim en çok dikkatimi çeken veri Alper'in sadece yarım saatlik bir süreçte hücum bölgesinde 10 isabetli pas yapması oldu. İleriki haftalarda Alper'in takıma daha fazla katkı verebileceğini düşünüyorum.



Gelelim takımın kat ettiği mesafeye; toplamda 111.9 km koşulmuş. Takımın en çok koşan oyuncusu 11 km ile Caner olmuş.  


Maçın Oyuncusu:

Caner: Takımın topla Alves ile birlikte en fazla oynayan oyuncusu. Sol kanatta sürekli gidip geldi. Aşağıdaki verilerde ceza alanına 21 top attığını görüyoruz, açık ara takım arkadaşlarından ayrıldığını görüyoruz.

Maçın Hayal Kırıklığı:

Holmen: Topla sadece 51 saniye oynamış. 15 pas, başarı oranı %86. Ceza alanına ise sadece 1 top atmış. O bölgedeki oyuncunun çok daha fazla insiyatif alması gerekiyor. Tabiki maç eksiği olduğu söylenebilir, zamana ihtiyacı var denilebilir. Ancak taraftar Holmenden minimum geçen haftaki performansı bekliyor.


Dün akşam bu karşılaşmayı canlı gözlerle izleme şansım oldu. Sahada henüz takım gibi hareket eden bir grup göremedim. Ancak kötü oyunda bile oyunu bozma arzusu, takımın önemli  bir kısmının minimum 10 km koşmasını ve son dakikada da olsa golü aramasını olumlu yanlar olarak söyleyebilirim.
Devamını oku...

16 Eylül 2013 Pazartesi

4. Hafta: Kasımpaşa - Fenerbahçe: 2-3: Her şeye rağmen






Ersun Yanal "kazanan takım bozulmaz" diyerek Sivasspor maçının ilk 11'ini bozmadı. Tabii ki bu tercih tartışılabilir ama form grafikleri, sakatlıklardan dönüş ortadayken de makul karşılanabilir. Olası bir mağlubiyette Sow'un neden kadroda olmadığı Ersun Hoca'ya yöneltilecek ilk soru olacakken, Webo'nun biri son dakikada olmak üzere attığı iki gol bu sorunun bir süreliğine daha rafa kalkmasına sebep oldu.

İLK YARI

Takım aslında fena başlamadı. Daha 12. dakikada kaleye attığımız 5 şut vardı ve topla biz daha fazla oynadık. Karşı kalede de daha fazla göründük. Bu ana kadar topsuz oyunda ciddi anlamda fiziksel kalite öne çıktı. Yine Sivasspor maçında olduğu gibi Selçuk topu kazandığımızda iki stoperin arasına girerek bekleri oyuna kattı ve daha bir 3-4-3 gibi dizildik. Ancak Sivasspor maçından farklı olarak Kasımpaşa'nın daha kompakt kalması, bizim savunma hattımızla orta sahamız arasındaki mesafenin açılmasına sebep oldu ve gerek Meireles, gerek de Holmén topla oynarken çok etkili görünemediler.

1-0

Seken topun arka direkteki boş adamda kalması durumuyla ilk kez karşılaşmıyoruz. Yine savunmamızın sağ tarafı etkisiz kaldı, Volkan da kapadığı köşeden golü yedi. Biz bu ana kadar daha etkili görünen takım olmuşken rakibin kaleyi tutan ilk şutunun gol olması da bizim motivasyonumuzu doğal olarak etkiledi.

Skor bulma isteğiyle planlı sayılabilecek bir şekilde baskı kurmaya başladık. Bu esnada rakibin çok etkili kontrasını Egemen kesmeyi başardı. 2 dakika sonrasında da Caner'in enfes frikiğiyle skoru eşitledik.

1-1 VE 2-1

Caner'in golüyle yediğimiz gol arası sadece 9 dakika. Eşitliği sağladıktan sonra istekli görüntümüz devam ederken rakibin kaleyi tutan ikinci şutunun gol olması da yine savunmamızın sağı ve Volkan'ın işbirliğiyle geldi. Pozisyonun gelişiminde Meireles'in rakibine çok kolay geçilmesi ve Alves'in pozisyon kaybı da dikkat çekilmesi gerekilen noktalar.

İKİNCİ YARI

Daha ikinci yarının başlamasıyla kalemizde bir şut daha gördük. Volkan ilk yarının aksine bu sefer gelen iki topu karşılamayı başararak bizi farktan kurtardı.(!) Bir dakika içerisinde 3 kez golle burun buruna geldiğimiz pozisyonun ise tarifi yok. Caner ve Alves'in direkten dönen topları bir nebze anlaşılablir olsa da Emenike'nin 2 metreden golü atamaması gerçekten sinir bozucuydu.

Holmén-Alper değişikliğinden sonra orta sahamız ilk başta biraz etkisizleşti, zira Alper topsuz oyunda Holmén kadar oyunun içinde kalamadı. Selçuk-Topuz değişikliğiyle orta sahamız daha diri bir hal alınca biz de oyunu karşı yarı alana nispeten daha fazla yıkmaya başladık ama bu öyle planlı bir baskı olmadı.

Caner'in enfes ortasından sonra Webo'yla skoru eşitlememiz momentumu bize çevirdi. Kasımpaşa'nın tek amacı o saatten sonra beraberliği kurtarmaktı zaten. Rakibin biraz da karşı koyamadığı için geri çekilmeye başlaması da aradaki kalite farkından dolayı olan bir durum oldu.

Golün uzatmalarda gelmesi de işin kaymağı oldu. Geçen sezon da Kasımpaşa karşısında uzatma dakikalarında iki gol atıp 3 gollü bir galibiyet almıştık. Bu sene de aynı tarifeyi bir şekilde de olsa tekrarlamış olduk.

CANER ERKİN

Tek kelimeyle muazzam oynadı. Attığı frikik golü ve Webo'ya yaptığı müthiş asistle direkt olarak tabelaya etki etti. Direkten dönen frikiği de cabası. Topla oynadığımızda 3'lü savunma gibi görünüp beklerimizin ileri fırladığı oyun biçimi en çok kendisine yaradı şu ana kadar. Yakaladığı istikrar ciddi anlamda umut verici. Umarım çizgisini korumayı başarabilir.

İYİLER VE KÖTÜLER

İşin iyiler kısmına yazılabilecek pek bir şey yok açıkçası. Webo'nun tabelayı değiştirmiş olması kendisi için tabii ki artı ama oyun içerisinde yaptığı top kayıpları ve rakip geri çekilene kadar topu ileride tutmakta yaşadığı sıkıntılar es geçilmemesi gereken noktalar.

Alper ve Mehmet Topuz'un oyuna dahil olduktan sonra getirdikleri enerji de maçın çevrilmesinde etkili oldu kesinlikle. Özellikle Alper'in topla çıkışta aldığı insiyatif ve oyunu ileri itmemizde pay sahibi olmasına dikkat çekmek gerek.

Meireles ve Holmén ikilisinin geçen maça oranla daha silik görünmesinin sebebi de o maçtaki kadar alan bulamamış olmaları. İkisinin de topsuz oyunda gereken sertliği göstermesine rağmen topla oynadıklarında aynı beceriyi sergileyememiş olmaları da eksileri. Bunda Kasımpaşa'nın iyi alan daraltmasının etkisi de tartışılmaz tabii ki.

Bruno Alves bence geldiğinden bu yana en kötü ve sallantılı maçını oynadı. Akılda kalan kritik bir hamlesinin dışında pek bir olumlu hareketi olduğunu söylemek güç. Bildiğimiz istikrarlı haline en kısa zamanda geri dönmesi ise temennim.

Kuyt ve Emenike geçen maçın en çok öne çıkan isimleriyken bu maç çok sönük kaldılar. Kuyt belki defansif görevini eksiksiz yerine getirmiş olabilir ama yaratıcı olmadığı ve fazlasıyla top ezdiği gerçeği var. Emenike'nin ise 2 metreden boş kaleye atamadığı toptan bahsetmek sanırım yeterli olacaktır.

Volkan hakkında yazdım, geçen maçta da yazmıştım, Arsenal maçlarında da yazmıştım, bir kez daha tekrarlamalıyım sanırım. Şu anda forma onun hakkı değil. Mert sezona bu kadar iyi girmişken, özgüvenini kazanmışken ve forma onun hakkıyken kenarda beklememeli. Cristian, Emre, Sow gibi isimler nasıl kadroda değilse Volkan da kadroda olmayabilir veya yedek kulübesinde bekleyebilir. Geçen maçın ikinci yarısında ve bu maçın ilk yarısında toplamda kaleyi tutan dört şutun dördünün de golle sonuçlanması sadece yerleşim hatalarıyla açıklanamaz. Net kaleci hatalarından iki maçta dört gol yedik. Volkan ya kendisine çeki düzen verecek, ya da formayı hakkıyla Mert devralacak.

HAKEM

Normalde hakem yazmam, hatta Abitoğlu'nun iki sezon önce Zokora'nın Emre'nin hayalarına attığı tekmeyi sarı kartla geçiştirdiği günden bu yana daha hâlâ nasıl hakemlik yapmaya devam ettiğini de aklım almaz. Yine de verdiği eyyam dolu kararların yanı sıra, Babel'i iki kez atamadığı, üstelik ikinci pozisyonda sırf kart göstermemek için avantajı uyguladığı alenen ortada. Benim merak ettiğim konu ise yönetimin daha ne kadar bu hakem müsveddesinin bizi doğramasına seyirci kalacağı.

SONUÇ

Belki iyi oynamadık, hatta üst düzey mücadele de ettiğimizi söylemek mümkün değil Sivasspor maçıyla karşılaştırınca ama buna rağmen rakipten daha üstündük. Bunun da adı kalite farkı işte. Neticeyi alıp seriyi devam ettirmek önemliydi ve biz neticeyi aldık. Yine de sormadan edemiyorum; İki maçtır bir şekilde rakibe üstünlüğünü kabul ettiren Fenerbahçe takımı acaba Konyaspor maçının ikinci yarısında neredeydi?
Devamını oku...

3 Eylül 2013 Salı

Teknik Analiz: 3. Hafta - Fenerbahçe - Sivasspor

Fenerbahçe karışık bir süreçten geçiyor. Bu sıkıntılı süreçte de özellikle tepkileri üzerine çeken Ersun Yanal için Sivasspor maçı ayrı bir önem teşkil ediyordu. Açıkçası taraftar da tribüne karşısında nasıl bir Fenerbahçe bulacağını bilmeden gitti. Holmen'in lisansının çıkması herkeste bir beklenti yarattı. Sanıyorum ilk karşılaşma itibari ile de bu beklentileri fazlasıyla karşıladığını söyleyebiliriz.

Fenerbahçe diziliş olarak 4-2-3-1 ile başladı. Kuyt daha önce çok verim alınamadığı sol kanatta, Emenike ise sağ kanatta başlarken, top dağıtmak, pas bağlantılarını güçlendirmek için de ortalarında Holmen'i gördük. İleri uçta da Webo.

Fenerbahçe, karşılaşmaya şaşırtıcı bir şekilde ısıran, baskı yapan ve oyunu karşı yarı sahada oynamaya çalışan bir istek ile başladı.

Sol ve sağ bekler Caner ve Gökhan'ın Fenerbahçe hücumlarında öne çıkması ve Selçuk'un da atak başlangıçları için geriye gelip top alması ile formasyonun adeta 3-4-3'e döndüğünü gördük.

Aşağıda Gökhan ve Caner'in oyunu ne kadar önde kabul ettiğini görebiliyoruz. Ayrıca takımın boyunda kısalma var, Eskişehir karşılaşmasında 38 metre olan takım boyu bu karşılaşmada 35 metreye düşmüş ve rakip alanda topla oynama yüzdesi %45'e yükselmiş. Pas başarı oranı da %82'den %85'e yükselmiş, bunlar olumlu istatistikler.




Holmen'in takıma ayrı bir hava getirdiği bir gerçek. İlk yarı koşu mesafelerine baktığımızda sahada en çok koşan oyuncunun 6.503 metre ile Holmen olduğunu görüyoruz;




Oyunda kaldığı 82 dakika içinde 1' 31'' topla buluşarak toplamda 24 pas yapmış ve bu pasların %87.50'sini olumlu kullanmış. Bu istatistikler, çok uzun süre oynamayan bir oyuncu için olumlu istatistikler.


Dikkat çekici bir diğer isim de Kuyt oldu. Pozisyon bilgisi, tecrübesi ve hırsı ile sol kanatta da faydalı olabileceğini gösterdi. 2' 36'' topla oynadığını görüyoruz. Ofansif oyuncular içinde topla en fazla oynayan ve en fazla pas yapan oyuncu oldu; toplamda 43 pas yaparken başarı oranı ise %81.40

Ayrıca ceza alanına pas ve top sürme istatistiğinde de çok aktif olduğunu görüyoruz.

Matchstudy'e göre maçın istatistiksel açıdan 3 oyuncusu; Kuyt, Meireles ve Gökhan.

 

Meireles belki çok göz önünde değildi, direkt sonuca gidecek hamleler yapmamış gibi görünmüş olabilir, ancak orta sahada ana pas istasyonlarından biriydi. Toplam koşu mesefesi de 11.545 metre ile Fenerbahçe'nin en çok koşan 3. oyuncusu konumunda.


Maç sonucunda Fenerbahçe'de en çok koşan üç futbolcu koşu mesafeleri de şu şekilde;


Bu tablodan Fenerbahçe'nin genel olarak diri bir 90 dakika çıkarttığını söyleyebiliriz. Meireles ve Selçuk'un 11 km'nin üzerinde koşuları, yine aynı şekilde sol bek Caner'in 11 km'nin üzerinde koşu mesafesi, Sağ bek Gökhan'ın fizik olarak henüz üst seviyede olmasa da pas alışverişlerinde üst seviye olması (53/40 pas), ceza sahasına 6 girişim yapması, Emenike'nin ceza alanı içine 5 kere yaptığı girişim bu tabloyu ortaya çıkartıyor.

Tempolu oyunu zaman zaman kaybetmesi, ikinci yarıda savunmada yaşanan yerleşim hataları ve Volkan'ın yediği iki gol Fenerbahçe'nin eksikleri olarak göze çarpıyor. 

Bu galibiyet ve oynanan etkili oyun taraftarı mutlu etmiş görünüyor, önümüzdeki süreçte bu takımın daha fazla tempo yapıp daha önde oynayacağını düşünüyorum.


Devamını oku...