Alper Potuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alper Potuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2015 Salı

Aziz Yıldırım, İsmail Kartal, Alper Potuk ve körün gör dediği


Lige yine yeni bir kaosla başladık malum. Sebepleriyle ilgilenmediğim bir sonuçtu yaşananlar ve toz bulutu içinde İsmail Kartal ile devam dedi Aziz Yıldırım. Ve ekledi: "Başarı İsmail Kartal'ın, başarısızlık benim!"

Ben dahil çoğunluk İsmail Kartal'ın gelişinden çok Ersun Yanal'ın gidişine takılı kalmıştı. Yani Ersun Yanal'ın takıma verdiklerine. Her teknik direktörün farklı bir mizacı, yeteneği, eksi ve artısı, kazandırdıkları ve kaybettirdikleri var. Ersun Yanal da dört dörtlük bir hoca ve insan değil. Ama şahsen Aziz Yıldırım konusunda da alt toplama bakan ben, Ersun Yanal'ın katkılarından oldukça memnundum. O yüzden uzun süre serzendim, hayıflandım, huysuzlandım. Ki takım da ritmini bulamamıştı.

Hoca başlıklı eleştirilerde oklar aslında İsmail Kartal'a atılmıyordu. Çünkü birikimi ve tecrübesi ortada birine, böylesine ağır bir sorumluluğun yüklenmesi, ne İsmail Kartal'ın tasarrufu ne de suçuydu. Aziz Yıldırım kadroya güvendi ve -kendince- en az riskli olanı tercih etti.

Şahsen takım yükselişe geçene kadar yaptığım eleştirilerde Aziz Yıldırım ve Ersun Yanal isimleri, İsmail Kartal'dan çoktu. Zira masaya birşey koymak için veriye ihtiyacım vardı. Aziz Yıldırım'ın 17 yılı, Ersun Yanal'ın kariyeri ve Fenerbahçe'deki 1 (bir) yılı ardından elimizde sadece *Acaba Yanal'a mı yoksa Kocaman'a mı meyledecek?* ihtimali ile baş başa kaldık. E haliyle, 4. yıldız savaşlarının olacağı, Avrupa yasağının kalkacağı, mali tasarrufla geçirdiğimiz bir dönemin riske atılmasınaydı bütün tatava.

Yerden göğe haklıydık bence. Yöneticilikten bahsedeceksek eğer; büyük şirketler, ölçemediği riskler almazlar. Uyarlarsak, Fenerbahçe gibi bütçesi, hedefleri, beklentisi büyük bir kulüp, en radikal çıkışını bile planlamalı ve minimum ama mutlaka ölçebileceği riskler almalı. Hele ki kararlar asla ama asla bireysel, anlık ve duygusal olmamalı. Hala bunadır Fenerbahçeliler'in isyanı.

Gelelim İsmail Kartal'ın kendisine. Büyük bir sınav elbette onun için. Ömrü yeşil sahalarda geçmiş bir futbol adamının en ani ve zor görevi. Yukarıda belirttiğim gibi, takım yükselene kadar ki huysuzluğum İsmail Hoca'nın şahsından çok yine yeni dalgalanmamızaydı. Şahsına yönelik bir önyargı ya da peşinen reddeden tavrım olmadı. Yaşananları unutup, onun performansına odaklanmamız için ise 20 hafta geçti. Evet ilk haftalarda yoktu, ama artık elimizde İsmail Kartal'ı da değerlendirecek veriler var. Bu yazıyı da hem bunu ortaya koymak, hem de yıllardır süren, artık körün gör dediği kronik hastalığımızı vitrine koymak için yazıyorum.

Değerlendirmeye, İsmail Hoca göreve geldiğinden beri Twitter'da düştüğüm bazı notlar ile başlamak istiyorum: @noavasblog: İsmail Kartal hakkında

Ve bir özetle devam edip, peşinden detayları paylaşacağım.

Sezona büyük bir kaos ve güvensizlik içinde başladı. Muhtemelen en büyük destekçileri Aziz Yıldırım, Emre ve Volkan'dı. Karakter olarak da olgun bir yapısı varmış ki, bu psikolojik baskının altından kalkmayı başardı. Birkaç kez dili sürçtü. Fenerbahçe teknik direktörünün kurmaması gereken cümleler kullandı. Ama 22. hafta sonunda şöyle paralize oldu, böyle dağıldı diyemeyiz. Ki bu karakteristiği, büyük takımlar için olumsuz bir özellik değil. Büyük yükler ani manevralarla taşınmaz. Ve ama doğru istikamete, planlı bir şekilde gitmek gerekir. Bence temel sorunumuz da bu.

Takım kötü başladı. Gidişat farklı şeylere yoruldu. İsmail Kartal'ı yetersiz bulanlar bir yanda, Ersun Yanal'ın takımı iyi çalıştırmadığını iddia edenler diğer yandaydı. Ben iki tarafta da değildim açıkçası. Ersun Yanal güvenimi kazanmıştı ve İsmail Kartal'ı eleştirmek için henüz çok erkendi.

"Takım kötü başladı" cümlesini açalım. Aslında ilk 4 *büyük* maçı oyunu domine ederek başladı göreve İsmail Kartal. Süper Kupa, Trabzon deplasmanı, peşinden Galatasaray ve Beşiktaş maçlarında sahanın hakimiydi. Ama domine ettiği 4 maçın 3'ünü sonuca taşıyamadı, 1 galibiyet çıkardı. (Penaltılarla aldığımız süper kupayı kazanılmış 90 dakika olarak değerlendirmedim.)

Oturmuş bir kadro yapısı olan; iyi bir kaleci, 2 süper bek, bir Mehmet Topal, bir Alper Potuk'a sahip takımın, Kuyt, Webo, Emre, Meireles, Egemen, Alves gibi tecrübeli ve çalışkan oyuncularla belli bir standartın altına düşmesi zaten beklenemez. Sıkı çalışma, huzur ve güven ortamı, taşları yerinde kullanma ve birkaç küçük detay daha Fenerbahçe'yi zaten potada tutmalı. Öyle de oldu. Birkaç maçta (Örn: Balıkesir) şansın da yardımıyla potada kaldı Fenerbahçe.

Ama akıllar hep geçen yıldaydı. Puan farkıyla Nisan'da gelen şampiyonluk beklentiyi o kadar yükseltmişti ki, taraftarlara 3 puan yetmiyor; kıran, döken, parçalayan bir takım ve güzel futbol bekliyordu herkes.

O da oldu sonra. Önceleri ağırdı, oyun akmıyordu, pozisyona giremiyordu Fenerbahçe. Yavaş yavaş hızlandı, tempo arttı. Ama güzel futbol tam olarak Alper Potuk'un 11'e, sol açığa yerleşmesiyle başladı. Peki Alper Potuk ne yaptı? İfade etmeye çalışacağım. 

Şimdi; futbol görüşüne ve ifadesine güvendiğim birkaç yorumcu ve yazar arkadaşımdan kendileriyle paylaştığım anketi doldurmalarını bekliyorum. Ankette, geçen 22 haftada, her bir hafta için İsmail Kartal'ı aşağıdaki kriterlere göre 1 ile 10 arasında bir değer ile puanlamalarını rica ettim.
  • Doğru kadro
  • Doğru oyun
  • Güzel futbol
  • Doğru hamle
  • Hak edilmiş sonuç (Evet/Hayır)
Futbol görüşlerine değer verdiğim bu kişilerin kim olduğunu, adının geçmesini istemeyenler hariç, paylaşacağım.

Maksadım; doğru kişilerle, doğru ve adil bir performans değerlendirmesi yapmak. Yukarıdaki 5 kriterin analiz sonuçları emin olun oldukça güvenilir bir grafik sunacak bize. Umuyorum kısa sürede paylaşabilirim sizlerle. Olumlu olumsuz bazı şehir efsanelerine son vermesini dilerim.

Konumuza dönelim. Alper Potuk'ta kalmıştık. Neydi 21 yaşındaki yıldızın sırrı?

Kanat ve orta saha özellikleri var. Hücum ve savunmada var. Güçlü. Hızlı. Delici. Bu özellikleriyle yaratıcı. Ve en önemlisi, driblingi var. Oyuncu eksiltebiliyor. Alan açabiliyor.

Böyle çok futbolcu yok. Hele hele Fenerbahçe'de uzun yıllardır yoktu. Son yıllardaki en büyük eksikliğimiz gereğinden fazla statik yapımız. Pas futbolu ve bek bindirmeleri dışında hücum aksiyonumuz neredeyse yok. Özellikle orta saha merkezinde Topal, Selçuk, Meireles, Emre'den 3'ünün oynaması, hücumda verimsiz al-verlerle rakibin savunmaya yerleşmesinden başka bir işe yaramıyor. Alper ise bu kısırlığa isyanın vücut bulmuş, dile gelmiş hali oldu.

Bek kademesini alır, savunma yapar, adam kovalar, çizgiden iner, sol içte adam eksiltir, orta saha yayının önünde her yerde topla birlikte dönüp savunma setini deler. Ve daha neler neler. Hele ki Topal ve Meireles/Emre önünde Diego'yu kullanabildiğimiz maçlarda. Topla dönebilen 2 matkap ile sonuç da aldı/alırdı, zevk de verdi/verirdi Fenerbahçe. Ama birlikte oynadıkları maç sayısı bir elin parmakları kadar ne yazık ki.

Şimdi Alper'den önce Alper'den sonra, ya da başka bir değişle, Alperli - Alpersiz maçları hatırlayalım.

Beşiktaş - Fenerbahçe: 0-2, Alper sol açıkta. Emre, Topal, Meireles orta üçlüsü, Emenike uçta.
Fenerbahçe - Rizespor: 2-1, Alper sol açıkta. Topal, Meireles, Diego orta üçlüsü, Emenike uçta.
Bursaspor - Fenerbahçe: 1-1, Alper sol açıkta, Topal, Meireles, Diego orta üçlüsü, Emenike uçta.
Fenerbahçe - Eskişehirspor: 2-2, Alper, Emre, Meireles ile orta üçlüde. Emenike, Sow, Kuyt 11'de.
Fenerbahçe - Mersin: 1-0, Alper sol açıkta. Emre, Topal, Meireles orta üçlüsü, Sow uçta.
Fenerbahçe - Başakşehir: 2-0, Alper sol açıkta. Emre, Topal, Meireles orta üçlüsü, Sow uçta.
Kasımpaşa - Fenerbahçe: 0-3, Alper sol açıkta. Meireles, Selçuk, Diego orta üçlüde, Emenike uçta.
Karabük - Fenerbahçe: 1-2, Alper sol açıkta. Selçuk, Topal, Diego orta üçlüde, Emenike uçta.
Fenerbahçe - Trabzonspor: 0-0, Alper sol açıkta. Topal, Selçuk, Diego orta üçlüde, Emenike uçta.

Yukarıda yükseliş dönemindeki 10 maç var. Alper bu maçların 9'unda sol açıkta. 7 galibiyet 3 beraberlik alınmış bu dönemde. Orta üçlüde kullanıldığı Eskişehir maçında ise beraberlikle puan kaybı var.

Yükseliş dönemi öncesi Akhisar ve Konya maçlarında da oynuyor Alper, ama orta üçlüde. Galatasaray maçında da sol açıkta oynuyor ve domine ediyoruz oyunu ama sonuç malum.

Bu kadar uzun yoldan ve Alper üzerinden anlatma sebebim körün gör dediğini göstermek. Alper'e övgü de değil amacım. Takımın saha içindeki ihtiyaçları. Alan paylaşımı, tempo, kademe ve *adam eksiltme.*

Aykut Kocaman'ın son sezonu ikinci yarısı ve geçen yıl Ersun Yanal ile oynadığımız ve başarılı olduğumuz 3 forvet sistemi bu sene tıkandı. Sakatlıklar sebebiyle Emre takıma hakim olabilmiş değil. Ve orta üçlü bu sezon sadece savunma tarafını becerebiliyor. Diego birkaç iyi maç çıkarmasına rağmen yeterli şansı bulamadı. Kuyt en kötü haliyle bile sağda ortalama üstü katkı sağlıyor. Sola Sow'u, merkeze Emenike'yi koyduğumuzda da komple sıkışıyor oyun. Maç içinde Emenike ile Sow'un yerlerini değiştirmek de saman alevi parlamalar haricinde net bir katkı sağlamadı. Yani olduramadık geçen yıl ki sistemi. Ki zaten bu yüzden, şunu yazmıştım 10 Aralık'ta: Peki İsmail Kartal'ın planı ne olacak?

Ben bir önermede bulunmuştum. Bu yanlış olabilir. Ama asıl dikkat çekmek istediğim nokta, İsmail Hoca'nın başka (kendi) bir plana ihtiyacı olduğuydu.

Nitekim yükseliş döneminde beklerin ipini saldı ve Alper'i sol açıkta kullandı İsmail Kartal. Orta sahayı genelde güvenli tutmaya çalıştı ama yukarıdaki 10 maçın 5'inde Diego orta üçlüde ve Alper ile birlikte ilk 11'deydi.

Şimdi hatırlayın yükseliş dönemindeki futbolu. 10 maçta Alper tek başına, 5'inde Diego ile birlikte; sol içte, orta saha yayı önünde, toplu-topsuz dönüp atağa devam eden, adam eksilten, bu özelliğiyle rakibi tehdit eden, savunmanın dengesini bozan, devamlı kontra atak oynar gibi tempolu futbolu.

Bir de hatırlayın sezon başı ve son Konya Torku maçını.

Öyle ki; Torku maçı bana farklı birşey düşündürdü. Düşünmüş ve bu yüzden övmüştüm ki, İsmail Kartal doğruyu buldu, bunu işliyor ve takımı yukarı taşıyor. Ama son maç bana doğruyu bilinçli bir şekilde bulmadığını, sakatlık-cezalar nedeniyle mecburi tercihlerin takımı yükselttiğini düşündürdü. Yine de haksızlık etmek istemem. Ama hislerim böyle.

Zira; atağa katılan, delici ve dinamik orta saha ve hücum oyuncuları ile yükselişe geçen takımı son yılların en *statik* 11'i ile oynatmak kendi doğrularını inkar eden bir anlayıştı.

Caner'in olmadığı, Kadlec'in sol bekte stoperlik yaptığı, Alper'in olmadığı Sow'un top almak için orta sahaya kaçtığı, Emenike'nin uçta kara delik yemini ettiği takımda maça Topal, Selçuk, Meireles ile başlamak ve Diego'yu 81. dakikada oyuna sokmak yenilir yutulur bir hata değil.

Gökhan hariç topu önüne alıp 3 metre süremeyecek bir takımla 81 dakika. İlk 11 ve oyuncu değişiklerine takık biri değilimdir ve bu iki konu üzerinden yorumlamam futbolu ama bu öyle bir hataydı ki, oldukça kritik 2 puana mal oldu.

Oyun sıkışır sıkışmaz, ki bu 15 dakikada oldu, Emenike-Kuyt kanatları paylaşabilir, Sow merkeze alınabilir ve arkasında Diego ile takım bir *langırt* tahtası olmaktan çıkarılabilirdi. İstisnasız herkes takımın bu şekilde kazanamayacağının farkındaydı. Ama sanıyorum basireti bağlandı İsmail Hoca'nın. Aslında bu sezon bizzat kendisini en fazla eleştirdiğim maçtı bu. Her 11 tercihine katılmasam da.

Sadede gelelim artık.

3-0 kazandığımız Kasımpaşa maçı sonrası şu tweeti atmıştım.


Yeterli *amin* sayısına ulaşamadığından mıdır:) bilmem, canımızı sakatlıklar yaktı. Bilhassa Alper ve Emre'nin %100 hazır olmadıkları her maç canımız yandı.

Trabzonspor maçındaki -tamamen şansızlık ya da beceriksizlik- eseri puan kaybı, lüzumsuz bir panik yarattı takımda. Akhisar maçının daha ilk yarısında kontrolü kaybettik. Konya deplasmanı ise, 2 beraberlik sonrası *kısır* Balıkesir maçının kopyasıydı. Aşırı güvenli. Ürkek. Ve bu sefer şans gülmedi.

Yani aslında tecrübe ve olgunluğuyla en avantajlı durumda olması gereken Fenerbahçe, puan kayıplarının stresini kaldıramıyor. Burada da en büyük görev İsmail Kartal'a düşüyor. Ama burada İsmail Kartal'ı tek başına ve peşinen suçlamak haksızlık. Aziz Yıldırım'ın otoritesi zaman zaman, özellikle dalgalandığımız dönemlerde ekstra stres ve korkudan kaynaklı özgüven kaybı yaratabiliyor. Şunları söylemiştim bu konuda 3 ay önce: Aziz Yıldırım'ın otoritesi Aynı yerdeyim.

Sonuç olarak;

İsmail Kartal'ın ilk yapması gereken şey yüzünü yıkamak. Kendisi panik yapmamalı ve takımın maçın daha ilk yarısında kontrolü kaybetmesini engellemeli. *Azizsilin* varken zor olduğunu biliyorum ama 70'er dakikalık debelenmeleri kaldıramayız artık.

Peşinden takımın yükselişindeki *doğruları* iyi tespit etmeli Hoca. Ben yukarıda birkaç tanesine ışık tutmaya çalıştım. En önemlisi statik, kısır futbol. Geri dörtlü ve önlerinde Topal varken bu kadar çekinmesine gerek yok. Alper ve Diego'dan en az biri kesinlikle oynamalı artık.

En önemli konulardan biri de gol, bitiricilik. 7 puan kaybettiğimiz 3 maçtan 3 fotoğraf bu sezonun ağlama posteri olmasın. Oynatarak ya da -artık- oynatmayarak rehabilite etmeli Emenike'yi. Sow'la paylaşabilirler dakikaları. Galatasaray maçı da dahil, bence bu sezon artık Sow, Emenike, Kuyt 3'lüsü ile çıkmamalıyız hiçbir maça. O yüzden merkez forvet pozisyonunu iç saha/deplasman durumlarına göre paylaşabilir Sow ile Emenike. Ama artık Alper yoksa bile, gerekirse sol açıkta Diego ile başlamalı. Orta sahadan hücuma tek köprü bek bindirmeleri ve uzun toplar olacak bu şekilde. Ki rakipler ezberledi. Ezcümle; trafik sıkıştı, 3. köprüye ihtiyaç var. Adı Alper Potuk, yoksa Diego.

Pazar günü kazanırsak umutluyum. Özgüven ve ideal 11 ile yeni bir yükseliş trendi izleyebiliriz. Ama orada da daimi uyarı mekanizması görevde. Hakeme takılma, hakemle oynama.

Hak ettiğimiz yerde ve puanda değiliz. Ama hak ettiğimiz yere çıkma şansımız var. Hepsi sahamıza gelecek. Doğrularımızın bekçiliğini yapar ve konsantre olursak *tokmak* hala bizim elimizde.

İnşallah. Maşallah. Amin.


Devamını oku...

3 Kasım 2013 Pazar

Teknik Analiz: 10. Hafta - Bursaspor - Fenerbahçe

İnanç...

Bu hafta Fenerbahçe için kullanılabilecek en doğru kelime olabilir.

Bursaspor deplasmanının zor bir deplasman olacağı bekleniyordu. Fazlasıyla zorlu geçse de deplasmanda üst üste alınan 3. galibiyet özellikle Galatasaray derbisi öncesi çok önemli.

Bakalım rakamlar neler demiş;

Genel Bakış:

Toplam pas sayısında, pas başarısında ve rakip alanda oynama anlamında geçtiğimiz iki haftaya göre düşüş var. Takım boyu da Gençlerbirliği maçı dışında (56 m) en uzun boyuna ulaştı (42,15 m). Maçın sıkıntılı geçmesinde bu üç parametrenin önemli olduğunu düşünüyorum. 
Takımda oyuncuların ortalama pozisyonlarına baktığımızda sağ ve sol bekin alışılmış olarak orta sahaya kadar çıktıklarını ve Topal'ın savunmadan top almaya geldiğini görüyoruz. Pozisyon olarak Cristian ve Alper beklenen bölgelerindeyken Sow ve Kuyt'ın orta alana çok fazla girdiğini ve oyunu sıkıştırdığını görüyoruz. Daha önceki haftalarda da belirtmiştim, iyi savunma yapan, blok halinde hareket eden takımları açmanın önemli bir yolu rakip takımı enlemesine açmaktır. Fenerbahçe bunu ilk 10 hafta itibari ile yapamıyor. Bu oyuncu yapısı ile de yapması zor görünüyor.



Kat edilen mesafelere baktığımızda Fenerbahçe'nin kendi lig ortalamasını (114 km) tutturduğunu görüyoruz. Ancak takım boyunun uzun olması ve karşı alanda oynama oranının düşük olması Fenerbahçe'nin etkin bir oyun oynamasını engellediğini, ayrıca toplam kat edilen mesafenin de verimli kullanılmadığını gösteriyor.


İlk yarıda baskı kurmaktan uzak, oyunu karşı alana yıkmakta sıkıntılı bir Fenerbahçe izledik. İkinci yarı ise kaleye şut sayısı ikiye çıktı (8). Köşe vuruşlarında, ceza alanına atılan toplarda ve hücum bölgesinde topla oynama sayılarında ciddi bir artış oldu. Fenerbahçe taraftarının ikinci yarıda görmüş olduğu silkinme rakamlara da yansıdı.



Hücum:

Hücumda Topuz ve Kuyt'ın takımın 3. bölgedeki en aktif iki oyuncusu olduğunu görüyoruz. Emenike'de de attığı gol dışında istatistiksel olarak kıpırdanma var; 3. bölgede 10 isabetli pas yaptı, ayrıca ceza alanına en çok  giren- Pas atan oyuncu oldu. Sow ve Cristian'ın bu istatistiklerin hiçbirinde listenin üstlerinde olmaması düşündürücü.



Sow ve Cristian'ın etkisizliklerini şut ve orta rakamlarından da görebiliyoruz. Burada bir söz de Alper'e söylenebilir. Çok büyük bir potansiyel, çok farklı noktalara gelebilecek bir oyuncu. Ancak biraz kaleye bakması gerekiyor. Herşeyden önce oynadığı mevkii bunu gerektiriyor. İnanıyorum ki bu özelliğini de önümüzdeki haftalarda geliştirecek, 3. bölgede pas, şut, asist ve gol sayılarında artış yaşanacaktır.


Savunma:

Alves büyük kazanç olsa da henüz tam olarak toparlanmış görünmüyor. Pozisyon hataları onun oyun stilinde çok ta rastladığımız bir durum değil. Eminim birkaç hafta içinde yeniden takımın savunmasındaki lideri olacaktır. Egemen ise belki de kariyerinin en verimli dönemini yaşıyor. Ersun Yanal bu ikilide ısrar edecektir. Mehmet Topuz'un ise her türlü iyi niyetine rağmen dişli rakipler karşısında sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum.

Maçın Oyuncusu:

Egemen. Attığı kritik golün dışında olağanüstü çabası, konsantrasyonu onu maçın adamı yaptı.

Maçın Hayal Kırıklığı:

Cristian. Ofansif olarak takıma hiçbir artı katamadığı gibi defansif anlamda da ortalarda gözükmedi. Bazı taraftarların her ne olursa olsun koşulsuz "tepkilerini" haklı çıkardığı bir maç oldu.

Fenerbahçe zorlu bir virajın ilk maçını kayıpsız atlattı. Haftaya sadece bir lig maçı değil, Galatasaray maçı var. Birçok farklı dinamik barıdırıyor. Fenerbahçe, kendi lig standartlarını yakalar, yani ortalama koşu mesafesini 114 km'ye taşır, oyunu Trabzonspor maçında olduğu gibi minimum %58'lerde karşı alanda oynar ve takım mesafesini de yine kendi ortalaması seviyelerinde (38 m) tutarsa Kadıköy'de puan kaybetmeyecektir.
Devamını oku...

27 Ekim 2013 Pazar

Teknik Analiz: 9. Hafta - Fenerbahçe - Gaziantepspor

Fenerbahçe taraftarı açısından çok heyecanlı bir cuma akşamı geride kaldı; Basketbolda Barcelona karşısında alınan galibiyet ile birlikte futbolda özellikle ilk yarıda oynanan tempolu oyunun sonunda gelen Gaziantepspor galibiyeti.

Genel Bakış:

Fenerbahçe özellikle set hücumlarında 3-4-3 şablonunu oturtmuş gibi görünüyor. Özellikle ilk yarıdaki tempo ve oyunu karşı alanda oynama mantalitesi meyvesini de veriyor olacak ki oranlar da artış görülüyor. Fenerbahçe'nin karşı alanda topla oynama sezon ortalaması %47,60. Bu karşılaşma da Trabzonspor maçından sonra (%58,27) en yüksek oranı yakaladığı maç oldu (%54,34). Takım boyunda ise sezonun 3. en iyi oranı yakalandı. Ersun Yanal takımın boyunu kısaltmak adına ciddi bir uğraş içinde olduğunu düşünüyorum. Pas oranları da geçen haftaki Erciyes maçı sonrası en yüksek orana ulaştı.


Fenerbahçe'nin ilk yarıda etkili bir oyun sergilediğini söyledik. İkinci yarıda ise fazlaca kontrollü bir oyun oynandı. Bunu rakamlarla da destekleyebiliriz. İkinci yarı şut sayısı yarı yarıya azalmış. Ceza alanına atılan toplar, karşı alanda rakipten kazanılan toplar da azalma görülürken, kendi yarı alanında ikinci yarı daha fazla pas yapmış, karşı alanda rakipten daha az top kazanmış ve daha fazla faul yapmış, daha çok ofsaytta kalmış. Bu verilerin hemen hemen tam tersi Gaziantepspor için geçerli olduğunu görüyoruz. Fenerbahçe'nin, en basit tabir ile zaman zaman konsantrasyon kaybı yaşadığı söylenebilir. Genel olarak galip iken kontrollü oyuna dönüşte sıkıntı olduğunu düşünmesemde bu oyunun kendi kalenizden en uzak alanda yapmanız gerektiğini belirtmek gerek. Ersun Yanal'da bu durumu eminim oyuncularıyla konuşuyordur ancak şu ana kadar takımın en büyük zaaflarından birinin bu olduğu görülüyor.



Bu hafta Fenerbahçe kat edilen mesafe anlamında ilk haftanın ardından en düşük rakamını elde etti, 111,8 km. Alan daraltma ve pas sayısını artırma ile kat edilen mesafelerin kısalması bağlantılı olabilir. Ben her ikisinin de artması durumunda, yani takım kısa mesafede çok pas yapıp çok fazla yer değiştirerek, kat edilen mesafeyi artırması ile birlikte ofansif anlamda çok daha iyi sonuçlar alınacağını düşünüyorum.



Hücum:

Hücum aksiyonlarını da ilk yarı ve ikinci yarı olarak ikiye ayırmak gerekebilir. Fenerbahçe ilk yarıdaki oyun tavrını maçın önemli bir kısmına yaymak durumunda. Aksi taktirde sıkıntılar başlıyor.

Cristian'ın takımın ceza sahasına pas ve top sürme anlamında Emenike ile birlikte en fazla yapan oyuncu oldular. Cristian Fenerbahçe adına en fazla pas yapan oyuncu olsa da hücum bölgesinde pas anlamında gerekli katkıyı yapmadığını görüyoruz. İki ofansif açık oyuncusu Sow ve Kuyt takımın hücum bölgesine pas anlamında takımın lider oyuncuları oldular, ikisi de hücum bölgesinde 19 isabetli pas verdiler.



Savunma:

Egemen şu formu ile sol stoperin değişmezi olacak gibi görünüyor. Bekir'in de Alves'in yokluğunda iyi performans gösterdiğini de söylemek gerek. Fenerbahçe'nin ikinci yarıda takım olarak kendi yarı alanına fazlaca çekilmesi, muhtemeln defansif zaafları da beraberinde getiriyor.



Maçın Oyuncusu:

Emenike. Halen istenilen seviyede değil. Savruk. Ancak iki gol bulması onu bu maçta çok fazla sivrilen oyuncu yok iken maçın oyuncusu yaptı.

Fenerbahçe'de Alves, Gökhan ve Meireles'in takıma katılacağını düşünürsek temponun ve isabetli pas trafiğinin artacağını, takımın daha kolay öne çıkacağını ve muhtemelen rakip takım baskısında daha az hatayla oynanacağını düşünüyorum.
Devamını oku...

21 Ekim 2013 Pazartesi

Teknik Analiz: 8. Hafta - Erciyesspor - Fenerbahçe

Son saniye golü ile gelen galibiyet... Nereden bakarsanız bakın çok farklı anlamları var. Gol sonrası sevinçten nasıl bir etkisi olduğunu anlamak çok zor değil zaten ancak rakipler üzerindeki etkisini de düşünmek gerekiyor. Muhtemel bir puan kaybı rakipleri iştahlandıracak, oyna-ya-mayan Emenike daha da dibe gidecek iken gelen 3 puan ve Emenike üzerindeki baskının kalktığı o an. Önemliydi gerçekten.

Gelelim takımın dün akşam neler yaptığına;

Genel Bakış:

Öncelikle mazeret olmamakla beraber önemli pas bağlantı noktaları olduğunu düşündüğüm Alves, Meireles, Topal gibi oyuncuların yokluğu takımın ritmini etkilediğini söyleyebiliriz. Karşılaşma sonunda toplam pas sayısı müthiş (656), pas başarısı da oldukça etkili, %90,55. Ancak görüyoruz ki ileriye yapılan başarılı pas kadar (219) yana da pas yapılmış (216)





Yapılan bu kadar fazla pas ilk yarıda özellikle golden sonra takımın hızını olumsuz yönde etkiledi. İkinci yarıda pas hızının arttığını, ataklarda ve gol girişimlerinde pas sayısının ise düştüğünü görüyoruz. Belkide bu durumun bir sonucu olarak ceza alanına ulaşan ataklarda (23) ve gol girişimlerinde (9) artış yaşanmış.


Takımın kat ettiği mesafelere bakacak olursak; toplam 114 km kat edilmiş. 3 oyuncu yine 11 km üzseri mesafe kat etmiş. Emre ve Selçuk'un da oyundan çıkarılmasalar 11 km barajına geleceğini öngörebiliriz. Fenerbahçe bu konuda sıkıntı yaşamıyor. Her hafta bunu irdeliyoruz, takımın neredeyse yarısı 11 km barajını zorluyor.


Hücum:

Özellikle Mehmet Topuz'un bu karşılaşmada etkili bir görüntü çizdiğini söyleyelim. Takımda ceza alanına en fazla top süren (7/3) ve hücum bölgesine en fazla pas atan (31/22) oyuncu Topuz. Bu maçta Sow ve Kuyt'ı ekstra istekli ve hareketli gördüm. Hücum varyasyonlarının bir çoğunda varlardı. Burada kilit ismin Cristian olduğunu belirtmekte fayda var. Özellikle takımın gol bölgelerini besleyecek ofansif ortasaha oyuncu pozisyonunda Cristian son derece etkisizdi. Ceza alanına pas, top sürmelerde ve hücum bölgesine paslarda takımın geride kalan isimlerinden oldu. Bu noktada Emre'den de daha öne oynayan bir görüntü çizmesini beklerken hücuma yönelik 11 pas ta kaldığını görüyoruz. Sol kanatta ise Caner'in ilk yarının sonunda oyundan alınması ile birlikte Kadlec'ten beklenen ofansif desteği göremedik.



Savunma:

Erciyesspor'un Fenerbahçe'nin galibiyetinde önemli rol oynadığını söylemeliyiz. Çok çok nadir olarak ofansif bazı denemeler yapıldı. Bu anlamda Fenerbahçe'yi zorlayacak çok fazla pozisyon yaşanmadı. Mehmet Topuz için bu durumun bir şans olduğunu düşünüyorum. Karşısında onu zorlayacak ofansif bindirmeler olmadı. Cristian belkide maçı izleyenlerin genelinin aksine özellikle orta sahada en fazla top kazanan oyuncu oldu (17). Kişisel fikrim, bu olumlu istatistiğin rağmen Cristian sahanın kötülerindendi.


Bu noktada Egemen'e bir parantez açmak gerekebilir. Çok özverili oynuyor. Yanında partner olarak kimle beraber oynarsa sırıtmıyor, her hafta üstüne koyuyor. Aşağıda bu özverisine güzel bir örnek olarak 2. gol öncesi yapmış olduğu 101 metrelik koşuyu görüyoruz. Dakikanın 90+4 olduğunu özellikle belirtmek isterim.



Maçın Oyuncusu:

Maçın oyuncusunun Sow olduğunu düşünüyorum. Santrafor özellikleri ile çok fazla yer değiştirerek oynadı, maç sonunda da zaten takımın en çok mesafe kat eden oyucusu olmayı başardı. Önceki haftalarda Hocasının uyarılarını dikkate aldığını gösterdi. Aşağıda Sow'un attığı kafa golü öncesi ters kanada atmış olduğu 43 metrelik pası görüyoruz. Sonrasında da çok kısa bir sürede ceza alanına kat edip hak ettiği golü buldu. Bunun dışında müthiş bir şutu daha var. Bu pozisyonda da Sow'un ne kadar patlama özelliği olan bir oyuncu olabildiğini gördük.


Maçın Hayal Kırıklığı:

Cristian dersek haksızlık etmiş olmayız. Bazı istatistiklerde takımın etkili oyuncularından gibi görünmüş olsa da istatistiklerin herşey olmadığını dün akşam bir kere daha gördük. Sorumluluk almadı, üretkenlikten uzaktı. O bölgedeki bir oyuncunun çok daha diri, çabuk düşünen ve çabuk hareket eden bir yapıda olması gerekiyor. Cristian'ın yabancı kontenjanı da dikkate alınarak son senesi olduğunu düşünüyorum.


Son saniyede Emenike'nin kafa vuruşundan gelen gol ile kazanan Fenerbahçe çok önemli bir galibiyeti daha hanesine yazdı. Takımın tempo yapamama, zaman zaman üretkenlikten uzak yapısı sıkıntılı yanlar gibi görünüyor. Ancak Alves, Meireles, Topal ve Gökhan'ın da ilk 11'e katılımları ile bu yönlerin minimuma ineceğini öngörüyorum. 

Devamını oku...

7 Ekim 2013 Pazartesi

Teknik Analiz: 7. Hafta - Fenerbahçe - Trabzonspor

Geride kalan 6 haftada Fenerbahçe'nin artan temposunu hep beraber izledik. Takımın birçok eksiği görülmesine rağmen taraftarın önemli bir kısmındaki görüş "bu takımın çıkışının henüz tam olarak tamamlanmadığı, daha alınacak yol olduğu" şeklinde olduğunu düşünüyorum.
Trabzonspor'a karşı 3 puan almak hem ligdeki liderliği perçinleyecek hem de psikolojik olarak farklı artılar getirecekti.
Sanırım Fenerbahçeli futbolcular da bu bilinç ile sahadaydı.

Genel Bakış:

Herşeyden önce takımın boyu geçtiğimiz haftaya göre azaldı ve son haftalarda rakip alanda en fazla oynadığımız karşılaşma oldu (%58) Takımın pas başarı ortalaması da yaklaşık olarak %85 - %87 arasında gidip geliyor.
Futbolcuların genel ortalama pozisyon grafiğine bakacak olursak da geçtiğimiz haftalardaki yazılarımda da bahsetmiş olduğum gibi, özellikle kapalı savunmalara karşı rakip takımı enlemesine açmak için sizin de kanatlara doğru açılmanız gerektiğiydi. Fenerbahçe'nin bu karşılaşmada da bunu yapamadığını görüyoruz. Sow ve Kuyt'ın takımın boyunu enlemesine açmak yerine içeriye kat ederek orta alanda kümeleştirdiğini görüyoruz. Bunda çok tipik kanat oyuncu profilleri olmamasının etkisi var elbet.


Fenerbahçe'nin kat ettiği toplam mesafe bu karşılaşmada 115,8 km. Takımın ciddi mesafeler kat ettiğini söylemek mümkün olsa da, sanıyorum Ersun Yanal biraz daha fazlasını istiyor. 3 oyuncu 11 km üstü koşarken bu listeye çok yüksek ihtimal ile 90 dakikalarını tamamlasalar Alper, Holmen ve Kuyt'ı da ekleyecektik.


Atılan sprintlere bakacak olursak, karşılaşmada en hızlı 5 oyuncu Fenerbahçe'de. Bu verinin de en az kat edilen mesafe kadar değeri var. Takımda fiziki yükseliş net olarak dikkat çekiyor. Bu verideki eksiklik hücum oyuncularının bu sprint listesinde olmayışı olarak yorumlanabilir. 



Hücum:

Aşağıdaki grafik Fenerbahçe'nin ne kadar yoğun bir şekilde karşı alanda oynadığını gösteriyor. Aynı zamanda %66 oranında orta alanı kullanıp gol girişiminde bulunarak oyunu ne kadar sıkıştırdığını da görüyoruz. Trabzonspor gibi tamamen kendi alanına kapanmış takımlara karşı orta alandaki bu %66'lık oranı belki de en az %5'er oranında sağ ve sol kanatlara aktarabilmek önemli.


Gol ve atak girişimlerdeki alan kullanımları bu şekilde iken topun oynandığı bölgelere bakacak olursak; Fenerbahçe geçtiğimiz haftaya göre savunmada çok daha az oranda top tutarken, orta alanda çok fazla kaldığını görüyoruz. Geçen haftaya göre 3. bölge alan kullanımı hemen hemen aynı ( geçen hafta %31,79). Top 2. bölgeden 3. bölgeye bir önceki haftadan daha fazla aktarılmamış.


Pas bağlantılarında ilk istasyon bölgesi tahmin edildiği gibi Topal oldu. Buradaki sıkıntı 3. bölgeye topun taşınamaması. Bu görevi daha çok Holmen veya Alper'in bölgesindeki oyunculardan bekleyebiliriz. Alper oynadığı dakikalarda bunu çok fazla yapamazken, yerine giren Emre'nin de çok düşük temposu bu görevi yapmasını engelledi. Holmen de Emenike ile yer değiştirince 3. bölgeye top taşımak iyice zorlaştı.


Kuyt sağ tarafta Fenerbahçe adına en çok orta yapan isim olurken Caner ve Gökhan'ın önceki karşılaşmalardaki etkinlikleri olmasa da listenin en üstünde yer alan isimler oldular. Burada geçen haftalarda yazmış olduğumuz gibi isabet oranları hala çok düşük. 


Sow, gecenin "beceriksiz" ismi olarak öne çıkmış olsa da, pozisyona gir-ebil-miş olması bile onun benim gözümde çok önemli bir santrafor olmasını sağlayabiliyor. Bu karşılaşmada yanış tercihler yaptı. 

Webo belki de maçın en önemli iki vuruşunu yaptı. Birinde kaleci Onur topu köşeden çıkardı, diğeri 132 km (!) ile direkte patladı.



Savunma:

Fenerbahçe açısından savunma anlamında yazılacak çok fazla birşey olmayan karşılaşmalardan biriydi. İki stoperin orta alanda bile rakipten toplam 16 top alması savunma hattının ne kadar öne çıktığını gösteriyor.


Maçın Oyuncusu:

Gizli kahraman Topal; toplam 3' 55'' topla oynayıp 86 kere topla buluştu. Takımın en çok pas atan oyuncusu (49) olurken %94 gibi müthiş bir isabet kaydetti. Süreklilik olarak ta takımın açık ara en iyisi. 
Burada Sow, Kuyt hatta Holmen ve Emenike'nin düşük pas isabetlerine dikkat çetmek gerek. Bu oranlar yukarı çıkmalı. Topal, ceza alanına neredeyse Holmen kadar top atarken, Alper sadece 1 top atabilmiş.


Maçın hayal kırıklığı:

Belki bu karşılaşmada çok uzun süre almadı ama transferi sırasında çok şeyler beklediğim Emenike'nin bu sürede "maçın içinde" olmasını istedim. Bir türlü olmadı, sahada amiyane tabirle "şaşkın ördek" gibiydi. Formayı Ersun Yanal'dan alması gerekiyor, forma ona maliyeti sebebi ile verilmeyecek. Bu bilinç ile çalışması gerekiyor. Sanırım Ersun Yanal da ona bu mesajı vermiş olacak, sıra onda... Ben ısrarla Fenerbahçe'ye çok şey katacağına inanıyorum.


Aslında istekten kaynaklanan panik havası takımı olumsuz etkilese de ben genel oyundan, iştahtan memnunum. Bu takımın üstüne katabilecek potansiyelinin olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki haftaları bekleyelim.
Devamını oku...

7. Hafta: Fenerbahçe - Trabzonspor: 0-0: Aşırı istek sonuç getirmeyince




Çılgınca saldırarak başladık maça. Çok daha farklı sıfatlar da kullanılabilir aslında "çılgınca" yerine ama bu sanırım yeterli bir tanım. Daha birkaç gün önce Lazio karşısında baskıyı kaldıramayıp, gömüldükçe pozisyon üstüne pozisyon veren ve kalesinde yok denecek kadar az zamanda 2 gol gören Trabzon takımına yapılması en mantıklı şeydi bu aslında. Takımın isteği, top oynama iştahı, arzusu ne kadar fazlaysa, top kullanma ve paylaşma aklı da bir o kadar gerideydi bugün. Bunun neticesinde de bu kadar baskılı olduğumuz bir maçta beraberliğe razı olmak durumunda kaldık.

İLK YARI

Daha ilk 2 dakika dolmadan izleyenleri heyecanlandıran 2 pozisyon oldu. Holmén'in daha 1. dakikada seken topu alarak kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyon ipi çok erkenden çekebilirdi ama olmadı. Alper ve Holmén ikilisi her sekene atlayarak topun hep bizde kalmasını sağladılar. Bu esnada forvetlerin de akıllıca yanaşmaları sayesinde Trabzon savunmasıyla orta sahası arasını karıştırdık ama bu 5 dakika kadar sürdü.

Trabzon takımının şu şartlar altında yapması gereken tek şey tempoyu düşürmeye çalışıp baskıyı pasla kırmaktı. Zaten yavaş oynayan bir takım oldukları için de başka seçenekleri yoktu denilebilir. 10. dakika civarında tekrar pres şiddeti arttı ve yüklenmeye başladık. 3. stoper gibi görev yapan Mehmet Topal bu dakikada en önde pres yapan oyuncumuzdu mesela. Bu da takımın kompaktlığı ve ileri fırlamaya ne kadar müsait bir yapısı olduğunu gözler önüne serdi.

Golün gelmemesinin getirdiği gerginliğin üstüne bir de Hüseyin Göçek'in neredeyse her temasa çaldığı saçma sapan fauller eklenince oyunun temposu ister istemez geriledi ve daha çok Trabzonspor'un istediği şekle büründü. Buna rağmen takım oyunu ileri itme çabasından vazgeçmedi. Yakalanan fırsatların değerlendirilememesi ise devre boyunca sarfedilen eforun karşılığının alınamamasını getirdi.

İKİNCİ YARI VE DEĞİŞİKLİKLER

İştahından hiçbir şey kaybetmemiş bir takım vardı sahada. Yine oyunu olabildiğince karşı yarı sahada oynamaya çalışan, rakibi bunaltmayı esas alan anlayış kendisini hemen hissettirdi. Alper'in gördüğü sarı karttan sonra 53. dakikada ilk değişiklik geldi ve uzun süredir sakatlığı sebebiyle forma şansı bulamayan Emre oyuna dahil oldu. Topa basıp daha iyi dağıtabilecek bir oyuncu olduğu için Emre'nin tercih edilmesi nispeten anlaşılabilir ama ben bu kadar yüksek tempoda gideceği belli olan bir maça geri dönüşünü yapan Emre'nin dahil edilmesine pek anlam veremedim. Geçen hafta çok temiz bir 45 dakika oynamış olan ve tekrar fiziksel olarak toparlanmaya başladığını gösteren Salih tercih edilebilirdi diye düşünüyorum.

Sonrasında da tam bir "kumar" değişikliği oldu. Ersun Hoca Holmén'i kenara alarak Emenike'yi sahaya sürdü. Şimdi aşağıdaki iki diagrama bakalım ve dizilişimizin değişiminin oyunun gidişatına ne derece etki ettiğini görelim.






Holmén ve Alper topu ileri taşıyan, geriye yardıma gelen ve tükenmeden ileri fırlayan oyuncularken biz yaptığımız değişikliklerden sonra ileriyi kalabalıklaştırmış olduk. Topu hızla ileri taşıyan takımımız gitti ve hatlar birbirinden daha fazla kopmaya başladı. Bu esnada da maç boyunca gömülen Trabzonspor takımı yavaş yavaş ortadaki boşluğu değerlendirerek çıkmaya başladı. Emre'nin Topal'a çok yanaşmasının yanı sıra öndeki 4 forvet oyuncusundan hiçbirinin istisnai pozisyonlar dışında geri dönmemesi de mesafenin açılmasındaki diğer bir etken. Trabzonspor takımı bunu yeterince kullanamadı ve bizi cezalandıramadı. Biz ise daha çok karambol pozisyonlar ürettik ama bunlardan skor bulamadık.

Forvetlerimizin pas-şut tercihlerindeki yanlışlarının yanı sıra geçen hafta bir de ciddiyetsizliklerinden yakınmıştım. Bu hafta da aynı şey oldu denilebilir. Sow'un çok rahat pas yuvarlayabileceği pozisyonlarda röveşata/vole denemesi veya tam tersi bir şekilde tereddütsüz kaleye vurması gereken nokta beklemesi gibi durumlar oldu. Bunlar bu kadar baskılı oynayan bir takım için ciddi şekilde sinir bozucu noktalar.

SONUÇ

Oyuncu değişikliklerinin yanı sıra bireysel tercihlerdeki sıkıntıların bizi galibiyetten ettiği bir karşılaşma oldu. Onun dışında takımın isteğine, oynama iştahına, gösterdiği çabaya ve kuvvetine gerçekten söylenebilecek tek söz yok. Yine de üzerinde durulması gereken eksikler var, bunları es geçmemek gerek. Teknik heyetten gelen açıklamalar da bunların ne kadar farkında olunduğunu gösteren cinsten. Umarım bu maçta nelerin yanlış gittiği net bir şekilde anlaşılmıştır ve gerek Ersun Hoca, gerek de oyuncular bu hataları düzeltme ve tekrarlamama yoluna giderler.
Devamını oku...

21 Eylül 2013 Cumartesi

5. Hafta: Fenerbahçe - Elazığspor: 4-0: Kalite farkı




Geçen hafta kazanan takım bozulmamışken, bu hafta ufak bir rotasyon yaptı Ersun Hoca. Holmén ve Emenike'nin yerine Cristian ve Sow vardı. Yabancı sınırlaması nedeniyle kadroya giremeyen Sow'un da dönüşü muhteşem oldu açıkçası bugün.

1-0

Maç yüksek sayılabilecek bir tempoda başladı. Elazığ'lı Serdar Caner'i 4 dakikada iki kez ters ayak üstünde yakalayınca açıkçası biraz endişelendim ama Caner çabuk toparladı ve oyuna konsantre oldu. Duran toptan 1-0'ı yakalamamız yine "Rakibin kilidini duran topla açtılar" gibi basit ve artık geçerliliği olmayan bir argümanı kullanma fırsatını verecektir mutlaka bazı spor(!) yazarlarına.

2-0

Golden sonra tempo çok net bir şekilde düştü ama bu bizim insiyatifimizde olan bir şeydi. Daha çok top dolaştırdık ve rakibi önde karşılamaya devam ettik. Bu esnada da Gökhan'ın şahane ara topuna Kuyt'ın enfes koşusu ve bitirişi oyunu çok erkenden rölantiye alma fırsatı tanıdı bize.

İKİNCİ YARI

Aynı tempo devam etti ama bu rölantiden daha çok bizim hiçbir şey yapmıyor olmamızdan kaynaklandı. Rakip topla oynarken biz izledik, pek bir şey de yapmadık rakibin oynamasını engellemek için. Bu esnada Cristian bir karşı karşıya pozisyonu mundar etti ve Caner de rakibin önemli tek pozisyonunu çizgiden çıkarttı.

Bir saat dolarken Alper'in Cristian'ın yerine oyuna girişi takıma hareket getirdi. Topsuz oyunda boşa çıkan, pas isteyen Alper hemen göze çarptı. 65'te önce Sow'a, sonra da 71'de Kuyt'a attığı iki ara toptan sonuç çıkartamasak da sonunda Sow'a güzel bir ara topla golü attırmayı başardı.

Alper'in oyuna girmesiyle takımın geneline de daha bir istek geldi. 89. dakikada hâlâ önde basan bir Fenerbahçe vardı neticede. Günün başarılı isimlerinden Caner'in de Sow'a attığı şahane ara top ve Senegalli'nin hat-trick yapması da gecenin kaymağı oldu.

ARTILAR VE EKSİLER

Kalite olarak çok üstün olduğunuz rakibe karşı istekli ve iştahlı olup topsuz oyunda da hareketliliği sağlarsanız zaten çok kolay sonuca gidersiniz. Biz bunu toplamda 30 dakika kadar yaptık bugün ve bu yeterli oldu ama her zaman yeterli olmayabilir. 2-0'dan verilen bir Konya maçı varken ister istemez bugün de 2-0'dan sonraki tempo düşüşüyle taraftarın aklında bazı soru işaretleri oluştu.

Bugün Ersun Hoca'nın ve teknik ekibin hakkını teslim edelim. Çok doğru oyuncu değişiklikleri yapıldı ve takım bu sayede diri kaldı. Yürüyen Cristian'ın hareketli Alper'le, top ezen Webo'nun top dağıtımına katkıda bulunan Salih'le değişmesi sevindiriciydi kesinlikle.

Alves-Egemen tandeminin sağlamlığının yanı sıra Gökhan ve Caner'in de hem savunmada, hem de hücumda etkili olmaları geri dörtlümüz için artı puan. Mehmet Topal formasını aldığı anda oynadığı bölgede hemen fark yarattı. Yanındaki Meireles'in de yine hamleleri ve topsuz koşuları iyiydi kesinlikle. Kuyt'ın istekliliği ve 2. goldeki temiz santrafor vuruşu da yine artılardan.

Cristian'ın inanılmaz silik ve etkisiz olduğunu söylemekte fayda var. Webo da bugün daha yıpranmış ve etkisiz göründü. İkisi de oyundan çıkmayı hak eden oyunculardı sonuç itibariyle. Cristian bu gidişle devre arasında gönderilmediği takdirde sezonun büyük bölümünü tribünde geçirecek gibi görünüyor. Webo ise iş ahlakı sebebiyle teknik direktörlerin beğendiği bir oyuncu. Emenike'nin hafif sakatlığı geçince ön hattaki forma savaşı daha da kızışacaktır. Özellikle de Sow'un bugünkü dönüşünden sonra.

MOUSSA SOW

İki haftadır çok değerli basınımız alevli toplarla duyudru Sow'un kadroya alınmadığını. Attığı tweetti, şuydu buydu derken suni bir kaos yaratıldı. Gerek Sow'un duruşu, gerekse de Ersun Hoca'nın bu durumu yönetişi bence başarılıydı açıkçası. Sow formsuz olduğu için kadroya giremiyordu. Belli ki kendi standartlarına erişti ve formayı aldı. Bugünkü performansı parmak ısırtan cinstendi. Koca bir bravo.

SONUÇ

Lüzumsuz Konya yenilgisinden sonra takım 4'te 4 yaptı. Derbi haftasında arkamıza yaslanıp rahat bir şekilde rakiplerimizin birbirini yemesini izlemek büyük bir lüks olacak. Mühim olan kazanmak orası kesin, ama biz bunu her hafta üstüne koyarak yapıyoruz. Takımın isteğine edilecek tek laf yok ama bunun da sürekliliğinin sağlanması şart. Sonuç alma becerimizin yanına yavaş yavaş iyi oyunu da eklemeye başlıyoruz. Böyle devam!
Devamını oku...