Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2015 Pazartesi

Adalet ve anarşi önermesi üzerine: Doğru, adalet sağlanmadı. Ama sor bir bakalım niye?

1372 gün geçmiş 3 Temmuz sabahından bu yana. Yaşananları uzun uzun anlatmaya gerek yok, herkes şahit. Ama tamamen yanlış bir kanaat yerleşti ve üzerinden kuruluyor tüm cümleler, tercümesi, "Adaletin olmadığı/bittiği yerde, anarşi doğar."

İlk kez modern çağın son filozofu Şenol Güneş tarafından dillendirildi bu çarpık söylem. Bakarsanız tespit niteliğinde bir söz ama kullanım amacı Trabzonspor'un 3 Temmuz'da başlamayan Fenerbahçe düşmanlığı ve tezahürü şiddeti meşrulaştırmak olduğu için tehlikeli, zehirli ve maksatlı. Dolayısıyla bu önermeye omuz veren her türlü ima ve söylem, lami cimi yok, 4 Nisan'da çekilen tetikte parmak izi.

Ama şu önermenin de içini açalım bakalım bir. Adalet nasıl sağlanmamış? Kimin hakkını yemiş?

Bir dava düşünün;

  • Amacı, maksadı, faaliyetleri ve sonu malum Özel Yetkili Mahkemelerde görülmüş,
  • Polisi, savcısı, hakimi, medya borazanı; Ergenekon, Balyoz ve türevi davalarla birebir aynı kişiler tarafından oluşmuş,
  • Soruşturmasını yürüten polisler, savcılar "kumpas" iddialarıyla görevden alınmış, tutuklanmış,
  • Tetikçiliğini en önde yapan bir kesim medya(?) mensubu tutuklanmış, yurt dışına kaçmış,
  • Meşhur tapelerde net olan tek şike girişimini Trabzonspor yapmış ama pamuk kadar beyazmış,
  • Fenerbahçe aleyhine kullanılan tapelerin altına polis *şiir* gibi tespitler yazıp UEFA ve Yargıtay kararlarına kadar uzanan fezlekeyi oluşturmuş,
  • Dava süresince Fenerbahçe topyekün linç edilirken, aynı soruşturmadaki Beşiktaş ve Trabzonspor ayrılmış, korunmuş, kutsanmış,
  • Başlangıcından sonuna, her duruşmada ve her kararda anayasal hakları çiğneyen bir hukuk garabeti yaşanmış, [Bknz: Sözde Şike davasında adil yargılanma hakkı nasıl ihlal edildi?]

Ve bir dava düşünün, sonunda;

  • Fenerbahçe'nin son 4 yılda, 2'si direk şampiyonlar ligi grupları olan 3 Avrupa hakkı elinden alınmış,
  • Bu vesileyle somut olarak en az 50 milyon eurosu Trabzonspor ve Galatasaray arasında paylaşılmış,
  • Başkanı ve yöneticileri 1 yıl hapis yatmış,
  • Futbolcu satmış, değer kaybetmiş, bütçesi şaşmış,
  • Fenerbahçe dava ile uğraşırken saha içinde ve dışında batmakta olan Galatasaray sahada ve borsada *işler* çevirip yükünü almış,
  • Devletin tüm kurumları Fenerbahçe'ye adeta düşman olmuş, yaptığı protokolleri yırtıp hakkını gasp etmiş.
  • 3,5 yıl sonra hala, her yerde, atılan çamurları temizlemeye uğraşmış,

Ve tüm bunlar yaşanırken;

  • Trabzonspor davadan yara almadan kurtulmuş. Üstüne Fenerbahçe'nin yerine Şampiyonlar Ligi'ne gitmiş.
  • Beşiktaş davadan yara almadan kurtulmuş. Üstüne çıkmazda olan stad problemleri çözülmüş.
  • Galatasaray davanın tüm ganimetlerini toplamış. 2 şampiyonluk, şampiyonlar ligi, usülsüz sermaye artırımları peşi sıra gelmiş.
Ama adalet bir türlü sağlanamamış. Çünkü onlara göre; Fenerbahçe, işlemediği bir suçtan dolayı küme düşürülmeli ve bu yolla Türk futbol sahnesinden silinmeli, her yıl bir şampiyonluk adayı etrafında birleşip şikenin karekökünü yapan Kutsal İttifak da huzurla pastayı paylaşmalıydı.

Fenerbahçe'nin yara alması için, -dillendirmeselerde- kumpas olduğunu adları gibi bildikleri bir operasyonu desteklediler. Bir yalana körü körüne inanıp, gerçeklere düşman oldular. Kazanın doğurduğuna inandılar da, öldüğüne bir türlü inanamadılar. Fenerbahçe ayağa kalkıp üstüne kupalarla yoluna devam ettikçe kudurdular. Fenerbahçe 3 Temmuz'un maddi manevi tek zarar gören camiası, kulübü iken, elindeki mağduriyeti bile çalıp adalet naraları attılar.

Peşinden de sadece Fenerbahçeliler'in söyleme hakkı olan bir sözü [Adaletin bittiği yerde anarşi başlar.] söyleyip ancak savaşlarda görülen şiddeti meşrulaştırdılar.

Evet, adalet başlamadan bitti. Fenerbahçe'ye karşı, bir lokomotif ve etrafında birleşen koalisyon ile savaş açıldı, linç edildi, ayrımcılığa uğradı, hakkı yendi, geleceği çalındı. Ama arsız hırsız doymadı, hep daha fazlasını istedi, bitmez şımarıklıklarına bir yalanı siper etti.

Peki, ne zamana kadar sürecek? Fenerbahçe *gerçekten* hakkını aramaya karar verdiği ve treni raydan çıkardığı zaman.
Devamını oku...

5 Nisan 2015 Pazar

3 Temmuz'dan 4 Nisan'a: Azmettiriciler


3 Temmuz'da Fenerbahçe armasına, 12 Mayıs'ta taraftarına ve dün, 4 Nisan akşamı futbol takımına *ateş* açtılar. 3 Temmuz'da şike, 12 Mayıs'ta hazımsızlık yalanlarını siper aldılar. 4 Nisan için bir *taş* denemesi yapıldı ve şu anda başları kumda ama elbet bir cin fikirle çıkacaklar ortaya, atak yapacaklar topluca.

3 büyük saldırı, arasında devam eden amansız linç ve entelektüelinden objektifine, çocukluğunun Fenerbahçe kompleksini dışa vurup bu şiddetli ayrımcılığa cevaz ve/veya katkı veren kırk tabaka toplum.

Nefret 3 Temmuz'da başlamadı. Fenerbahçe 100 yıldır Aziz Yıldırım tarafından yönetilmiyor. Emre, Volkan Fenerbahçe tarihi yanında çakıl taşı. Ama nefret baki. Bugün Seba ve Canaydın'lı cümlelere adı geçen Faruk Ilgaz dönemi farklı mıydı sanki?

Tabii ki büyük olmanın bedeli. Fenerbahçe bu doğal *kem göz* ile mücadele edebilir. Ama eşyanın tabiatına aykırı bu kadarı. Arkadan iten, bıçağın ucunu sivriltip daima Fenerbahçe'ye tutulmasını sağlayan birileri var. Karşısında devamlı yeni cepheler ve yeni kavgalar. Karşılık vermediğinde hasar alan, verdiğinde karşısında yeni cepheler bulan bir günah keçisi, kısır döngü içinde ömründen tüketiyor.

"Fenerbahçe neden sevilmiyor?" klişesini şöyle yanıtlamıştım az zaman önce:

Her büyük takımın karşılaştığı bu antipati Türkiye'nin 2 numarasına yetmedi. Şehzadeyi sadrazama boğduran şeytan medresesi; mertlik nedir bilmediği, entrika içinde doğduğu için doğrudan karşımıza çıkamadı çok kez. Kulübüyle, medyasıyla yönlendirdiği, manipüle ettiği tetikçileri saldı üstümüze. Trabzonspor bunların uç örneği.

3 Temmuz; bu kara nefret bulutlarının aynı anda ve hep birlikte Fenerbahçe üzerine düşürdüğü yıldırımdı. Yok etmeye çalıştılar. Ama toprak kutsadı.

Linç olanca hızıyla devam ederken 12 Mayıs'ta Cüneyt Çakır'la başlayan senaryo maç bittikten sonra devam etti. Yaşanan şeref dolu bir yılın sonunda Fenerbahçe taraftarı 14 dakika boyunca takımını gurur gözyaşlarıyla alkışlarken, *özel yetkili polis* boş durmuyordu. Orada o anı yaşarken, peşinden farklı açılardan videoları izlerken de emin olduk ki; Cüneyt Çakır'ın yöneteceği maçın sonucunu bilen  özel yetkili polis Kadıköy'e katliam için gelmiş. Bir mucize oldu, Allah korudu, ölen olmadı.

Aralıksız süren linç, Fenerbahçeli olmayan herkesin hevesle girdiği bu nefret girdabı, kendine semboller (Emre, Volkan vs.) bulup hiç kalkmayan bir çığa dönüştü. Fenerbahçe futbol takımına Trabzon'da pusu kuruldu. 40 kişinin canına kast edildi. Bir mucize oldu, Allah korudu, ölen olmadı.

Peki ne yapmalı?

Tezahürü 4 Nisan olan bu zehrin bir panzehire var. Fenerbahçeli olmayanların iliğine işlemiş (işletilmiş) bir algıyı üç günde yok etmek mümkün değil, doğru bir iletişim politikası ve yıllar ister. Bu yüzden yapılacak ilk iş, bu nefret duvarına yeni tuğlalar taşınmasını engellemek.

Peki nasıl?

Fenerbahçe bugünden tezi yok, 4 Nisan'ın *azmettiricilerini* savcılığa şikayet etmeli.

Peki kim bunlar?

3 Temmuz 2011 pazarından beri kamuoyuna açık eylem ve söylemleriyle, Fenerbahçe aleyhinde nefret, ayrımcılık ve linç ateşine odun atmış tüm yazılı, sözlü (radyo), görsel ve sosyal medya tetikçileri ile bazı rakip takım yöneticileri; dün akşam tetiği çekenlerin azmettiricisi olarak savcılığa şikayet edilmeli.

Deliller ortada. Radyoda, televizyonda, gazetede, twitterde; 3,5 yıldır algı operasyonları ile organize çete gibi nefret ekme faaliyetleri gösteren en az 100 kişinin dün akşam ateş alan silahta parmak izleri var. İsimlerini hepimiz biliyoruz, burada anmaya hiç mi hiç gerek yok.

Sonuç önemli değil. Hak ettiği cezaları almayacak hiçbiri. Ama adlarının geçmesi, bu şikayet dilekçesinin bizzat Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından adli makamlara verilmesi, yaptıklarının Fenerbahçe ve Türk futbol tarihine yazılması, kayda düşülmesi ve kazınması demek. Ve bence, aslında, çok geç kalmış karşı hareketin ilk adımı olacak bir isyan bu.

Fenerbahçe kendi işini kendi görmeli. Sadece 3 Temmuz'u planlayan ve uygulayanları değil, zehrin atar damarlarını da -önce- tarihe şikayet etmeli. Sonrası sonra. Hele sen bir başla.


Devamını oku...

12 Şubat 2015 Perşembe

Karga ile tilki

Karga ile tilkinin hikayesini bilmeyen yoktur. Mübalağa etmiş olacağım ama ancak böyle anlatabilirim.

Fenerbahçe maçları öncesi hakeme şaibe bulaştırma yöntemi fevkalade işliyor.

Ünal Aysal, Fenerbahçe maçı öncesi "Cüneyt Çakır şaibelidir." dedi. Fenerbahçe pas geçti. Hakem maça Galatasaray'ın psikolojik *hamlesiyle* çıktı ve maçı -kariyerinde bilmem kaçıncı kez- Galatasaray'a verdi. (Maç Bruno Alves'in harakirisi ile anılıyor ancak ilk yarı oyunu domine ederken penaltı-kırmızı kart güme gitti.)


Daha sonra Fikret Orman aynı yolu denedi. "Gözümüz hakemin üzerinde." dedi, ne hikmetse Fenerbahçe sert karşılık verdi. Beşiktaş'ın hakem üzerindeki psikolojik hamlesi boşa gitti. Fenerbahçe'nin yine domine ettiği ve hakemin ortada yönettiği maçı hak eden kazandı.

Sıra geldi İbrahim Hacıosmanoğlu'na. Artık Trabzon şehrinde bile meczup ilan edilen *fedai* hakemi aradı, tehdit etti, bunu itiraf etti, cirit attı, at oynattı. Fenerbahçe ise tenezzül etmedi, çirkefe bulaşmak istemedi, pas geçti ve *değişmeyen* hakem maça Trabzonspor'un psikolojik hamlesiyle çıktı. Fenerbahçe oyunu yine domine etti, jeneriklik goller kaçırdı ve kara gömlekli bu arada penaltı ile 2. sarıları yedi. (Kaçırdığımız goller ve 3 puan tüm bunlardan farklı bir konu.)

Bakın 3 sıcak, birbirinin kopyası örnek ve sonuçları. Dikkate alıp değerlendirmek gerek bence. Ne yapmak lazımdı peki? Sonuç üzerinden yorumladığımı düşünenler olacaktır ama hayır, yukarıdaki 3 sıcak örnek etrafında söyleyeceğim fikrimi.

Ben olsaydım;

*Fedai* hamlesini yaptığı an, anında, aynısını ve hatta mislini, çirkefe bulaşma, gündemi kirletme ve günah keçisi ilan edilmeyi göze alarak "Bu hakemle çıkmam maça, bu hakeme artık şaibe bulaşmıştır!" derdim. Ki öyle değil mi? Hakem belki değişmezdi, ama maça Trabzonspor'un psikolojik hamlesi ile değil Fenerbahçe'nin nefs-i müdafaasının baskısıyla çıkardı. O telefon görüşmesinin yönetimine etki etmeyeceğini ispatlamak için çalardı düdüklerini. Bu işin psikolojisi.

Özünde ve toplamda ise; yaşanan ve başımıza iş açıp fire verdiğimiz onca vak'adan sonra, ders alıp, refleks ile değil, öncül tedbir ile saha dışındaki maçları kazanmayı bekliyor ve ihtiyaç duyuyor takım ile taraftar.

Böylece takım topunu, taraftar takımı düşünecek ki başarı gelsin. Değilse günün sonunda basarız yine yaygarayı, kendi yarattığımız girdapta boğuluruz sonra. Olmadı mı daha önce?

Sana gündemi kirlet demiyorum, işine bak tabi, ama oldu ya biri bir kılçık attı ortaya. Anında, aynı ve hatta misli ile karşılık vereceksin, rakibin psikolojik hamlesi un olacak, üste çıkacaksın, senin baskını hissedecek herkes. Haklı çıkmayı mı bekliyorsun? Sussan da bağırsan da haksızsın sen, boynundaki ip o, çeyrek asırdır örülmüş kaderin. Ama o da senin kabahatin. "Siktir et medyayı!" demeyeceksin.
Devamını oku...

14 Eylül 2014 Pazar

Maç sonu notları: Trabzonspor 0 - Fenerbahçe 0

Bambaşka bir kadroyla, henüz Halilhodzic'in bile tanımadığı, üretemeyen bir takıma karşı galip gelememek neşemizi kaçırdı. Ama umutlarımızı kırmasın. Bazen yara almadan yola devam etmek de mutlu sona hizmet eder.

Halilhodzic üretemeyeceğini bildiği için doğru oynattı takımını. Topu Fenerbahçe'ye verdi. Bu da Fenerbahçe'nin tüm hücum defolarını bir maçta görmemizi sağladı. Top ayağımızdaydı ama bunda övünülecek birşey yoktu, çünkü atak yapmadık. Süper Kupa'daki kadar bile.

Twitter'da aşağıdakileri yazdım maç esnasında, tekrar olmasın diye ekleyip üzerinden devam ediyorum:


Nitekim yetmedi. Kesinlikle fazla güvenli. Dolayısıyla Aykut Kocaman ile Ersun Yanal ekseninde değerlendiriyor taraftar. Ki haksız değiller. Teknik direktörlerin ideolojileri üzerine çok yazı yazdım. İki stil de başarıya götürebilir. Ne Kocaman'ın ne de Yanal'ın futbol mentalitesi kökten reddedilebilir. Ancak eldeki oyuncu grubundan en fazla nasıl verim alabileceğimizi geçen sezon net bir şekilde gördük. Diego'nun getirdiği önemli saha içi değişikliğine rağmen; ileri oynayan, basan, ısıran, rakibi hataya zorlayan oyun yapısını kaybetmemeli Fenerbahçe. Pişmiş aşa su katmak, otobanda 80 km ile gitmekten daha riskli.

Her paragrafta geçen yıla referans vermek istemiyorum ama; Sow - Emenike - Kuyt üçlüsünden nasıl verim alabileceğimizi, yani nasıl skor üretip maç kazanabileceğimizi, geçen yıldan rastgele seçilen 3 maçı izleyerek bulabiliriz. 

Bu oyuncu grubu ile herhangi bir rakibe karşı üstünlüğümüz taktik ve yetenek değil, fizik gücümüz. Bunu kullanmadığımızda en fazla bugünkünden kısır olmayız. Anahtar kelime tempo. İki gidip gelen bekin, göbekte Türkiye için oldukça iyi 2 orta sahan ve ilerde kısıtlı yetenekleri olsa da skor potansiyelleri olan 3 forvetin varken başka şansın yok: Kopyala yapıştır.

Belki bir kez yere düşerse, bir daha düşmekten korkmaz Hoca.
Yaşayarak göreceğiz.
İnşallah. Maşallah. Amin.


Maç sonunda attığım diğer tweetler:





Devamını oku...

5 Ağustos 2014 Salı

Arpanin suyu ile otekilestirilmek

Drogba ve Sneijder transferlerindeki iluzyonun aynisi. Kimse, borcu boyunu gecmis, UEFA'dan FFP (Mali Fair Play) cezasi almis bu 2 takimin hangi kaynak ve yollarla caplarini asan transferler yaptigini sorgulamiyor.

Evet Drogba ve Sneijder transferleri isimleri bakimindan sukse yaratan hamlelerdi. Ama mali yapisi gun gibi ortada olan bir kulubun bu transferleri nasil yaptigi sorgulanmaliydi.

Simdi stad ve borsada neler dondugune tekrar girmeyelim. Bu blogda ve Tirajik.com'da sik sik yazildi.

Ayni sey simdi Trabzonspor icin gecerli. Birkac oyuncu sattilar. Yaklasik 11,2 M€ gelir elde ettiler. Ama zaten mali yukumluluklerini yerine getiremiyorlar ve elde ettikleri bu gelir yaraya merhem olacak nicelikte degil.

Gelin gorun ki simdi 3'er 5'er milyon euroları harcamaya basliyorlar. Mansetleri "Bu arpanin suyu nereden geliyor?" sorusu suslemeliyken, "Fenerbahce'nin alamadigi(?) Cardozo Trabzonspor'da!" iluzyonu sahnede, yine.

Reza Zarrab, Ali Agaoglu, Suat Kilic, Erdogan Bayraktar, Recep Tayyip Erdogan ile verilen fotograflar; Wikileaks'te sizan ortulu odenekler, -kendi beyanlariyla- kaynagi belirsiz toplanan(?) paralar, acik beyanlar vs. Pis kokudan fazlasi var. Ama tabii sasiran yok.

Besleyin, buyutun elinizden geldigi kadar. Herkes aslina, basladigi yere doner gunun sonunda nasil olsa. Bakin, 3 yil eziyet edip 2 dogrudan sampiyonlar ligi katilimini caldiginiz Fenerbahce, ekonomik acidan hala rakiplerinin fersah fersah ilerisinde.

Beslediginiz rakiplerimiz ise *ilginize* muhtac hala.


Ben bunlari yazarken, Cumhurbaskani adayi Demirtas "Trabzonspor otekilestirildi" demis. Destana gerek yok, dogru, otekilestirildiler. Devletin *pilot* takimi oldular. Para, pul, hak, hurriyet, ne ararsan. Tersten ama dogru demis Demirtas.

#229
Devamını oku...

7 Ekim 2013 Pazartesi

Teknik Analiz: 7. Hafta - Fenerbahçe - Trabzonspor

Geride kalan 6 haftada Fenerbahçe'nin artan temposunu hep beraber izledik. Takımın birçok eksiği görülmesine rağmen taraftarın önemli bir kısmındaki görüş "bu takımın çıkışının henüz tam olarak tamamlanmadığı, daha alınacak yol olduğu" şeklinde olduğunu düşünüyorum.
Trabzonspor'a karşı 3 puan almak hem ligdeki liderliği perçinleyecek hem de psikolojik olarak farklı artılar getirecekti.
Sanırım Fenerbahçeli futbolcular da bu bilinç ile sahadaydı.

Genel Bakış:

Herşeyden önce takımın boyu geçtiğimiz haftaya göre azaldı ve son haftalarda rakip alanda en fazla oynadığımız karşılaşma oldu (%58) Takımın pas başarı ortalaması da yaklaşık olarak %85 - %87 arasında gidip geliyor.
Futbolcuların genel ortalama pozisyon grafiğine bakacak olursak da geçtiğimiz haftalardaki yazılarımda da bahsetmiş olduğum gibi, özellikle kapalı savunmalara karşı rakip takımı enlemesine açmak için sizin de kanatlara doğru açılmanız gerektiğiydi. Fenerbahçe'nin bu karşılaşmada da bunu yapamadığını görüyoruz. Sow ve Kuyt'ın takımın boyunu enlemesine açmak yerine içeriye kat ederek orta alanda kümeleştirdiğini görüyoruz. Bunda çok tipik kanat oyuncu profilleri olmamasının etkisi var elbet.


Fenerbahçe'nin kat ettiği toplam mesafe bu karşılaşmada 115,8 km. Takımın ciddi mesafeler kat ettiğini söylemek mümkün olsa da, sanıyorum Ersun Yanal biraz daha fazlasını istiyor. 3 oyuncu 11 km üstü koşarken bu listeye çok yüksek ihtimal ile 90 dakikalarını tamamlasalar Alper, Holmen ve Kuyt'ı da ekleyecektik.


Atılan sprintlere bakacak olursak, karşılaşmada en hızlı 5 oyuncu Fenerbahçe'de. Bu verinin de en az kat edilen mesafe kadar değeri var. Takımda fiziki yükseliş net olarak dikkat çekiyor. Bu verideki eksiklik hücum oyuncularının bu sprint listesinde olmayışı olarak yorumlanabilir. 



Hücum:

Aşağıdaki grafik Fenerbahçe'nin ne kadar yoğun bir şekilde karşı alanda oynadığını gösteriyor. Aynı zamanda %66 oranında orta alanı kullanıp gol girişiminde bulunarak oyunu ne kadar sıkıştırdığını da görüyoruz. Trabzonspor gibi tamamen kendi alanına kapanmış takımlara karşı orta alandaki bu %66'lık oranı belki de en az %5'er oranında sağ ve sol kanatlara aktarabilmek önemli.


Gol ve atak girişimlerdeki alan kullanımları bu şekilde iken topun oynandığı bölgelere bakacak olursak; Fenerbahçe geçtiğimiz haftaya göre savunmada çok daha az oranda top tutarken, orta alanda çok fazla kaldığını görüyoruz. Geçen haftaya göre 3. bölge alan kullanımı hemen hemen aynı ( geçen hafta %31,79). Top 2. bölgeden 3. bölgeye bir önceki haftadan daha fazla aktarılmamış.


Pas bağlantılarında ilk istasyon bölgesi tahmin edildiği gibi Topal oldu. Buradaki sıkıntı 3. bölgeye topun taşınamaması. Bu görevi daha çok Holmen veya Alper'in bölgesindeki oyunculardan bekleyebiliriz. Alper oynadığı dakikalarda bunu çok fazla yapamazken, yerine giren Emre'nin de çok düşük temposu bu görevi yapmasını engelledi. Holmen de Emenike ile yer değiştirince 3. bölgeye top taşımak iyice zorlaştı.


Kuyt sağ tarafta Fenerbahçe adına en çok orta yapan isim olurken Caner ve Gökhan'ın önceki karşılaşmalardaki etkinlikleri olmasa da listenin en üstünde yer alan isimler oldular. Burada geçen haftalarda yazmış olduğumuz gibi isabet oranları hala çok düşük. 


Sow, gecenin "beceriksiz" ismi olarak öne çıkmış olsa da, pozisyona gir-ebil-miş olması bile onun benim gözümde çok önemli bir santrafor olmasını sağlayabiliyor. Bu karşılaşmada yanış tercihler yaptı. 

Webo belki de maçın en önemli iki vuruşunu yaptı. Birinde kaleci Onur topu köşeden çıkardı, diğeri 132 km (!) ile direkte patladı.



Savunma:

Fenerbahçe açısından savunma anlamında yazılacak çok fazla birşey olmayan karşılaşmalardan biriydi. İki stoperin orta alanda bile rakipten toplam 16 top alması savunma hattının ne kadar öne çıktığını gösteriyor.


Maçın Oyuncusu:

Gizli kahraman Topal; toplam 3' 55'' topla oynayıp 86 kere topla buluştu. Takımın en çok pas atan oyuncusu (49) olurken %94 gibi müthiş bir isabet kaydetti. Süreklilik olarak ta takımın açık ara en iyisi. 
Burada Sow, Kuyt hatta Holmen ve Emenike'nin düşük pas isabetlerine dikkat çetmek gerek. Bu oranlar yukarı çıkmalı. Topal, ceza alanına neredeyse Holmen kadar top atarken, Alper sadece 1 top atabilmiş.


Maçın hayal kırıklığı:

Belki bu karşılaşmada çok uzun süre almadı ama transferi sırasında çok şeyler beklediğim Emenike'nin bu sürede "maçın içinde" olmasını istedim. Bir türlü olmadı, sahada amiyane tabirle "şaşkın ördek" gibiydi. Formayı Ersun Yanal'dan alması gerekiyor, forma ona maliyeti sebebi ile verilmeyecek. Bu bilinç ile çalışması gerekiyor. Sanırım Ersun Yanal da ona bu mesajı vermiş olacak, sıra onda... Ben ısrarla Fenerbahçe'ye çok şey katacağına inanıyorum.


Aslında istekten kaynaklanan panik havası takımı olumsuz etkilese de ben genel oyundan, iştahtan memnunum. Bu takımın üstüne katabilecek potansiyelinin olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki haftaları bekleyelim.
Devamını oku...

21 Eylül 2013 Cumartesi

2010 yılının suflesi: "Şampiyon Bursaspor olsun!"

Bir önceki yazımızda siyasetin spora müdahalesi ile ilgili örnekler vermeye çalışmıştık. Ortada bir yarış varsa ve bu yarışın bir tarafında siyasi erk varsa sonuçlar pek de adil olmuyor. Son yaşanılanlar bunu bize çoktan kanıtladı.

Bununla birlikte siyasi erk bu müdahaleyi tek başına gerçekleştirmiyor. Aksine spor dünyası bu müdahaleye çanak tutuyor ve gerekli algı yönetimini gerçekleştiriyor. Nasıl mı?

Buyrun şampiyonluk yarışında eşeğin kulağına karpuz suyu nasıl kaçırılıyor görelim:

Yine 2009-10 sezonu. Mart ayında başlayan "Bursaspor Şampiyon olmalı!" haykırışları:



11.03.2010: "ŞAMPİYON BURSASPOR OLSUN"



14.03.2010: "BIRAKIN BURSASPOR ŞAMPİYON OLSUN"

Erman Toroğlu Dile Geldi "Bursaspor Şampiyon Olsun İstiyorum" 


04.04.2010: Dört büyük takımın taraftarından Bursaspor'a Sağlam destek

Haberin çıktığı gazetenin Zaman Gazetesi olduğunu belirtmek isterim.

Bülent Uygun: "Anadolu'dan bir şampiyon çıkacaktır, inşallah bu Bursaspor olur."



"Şampiyon Bursa Olsun"






04.04.2010: Adnan Polat: "Bu lig temiz değil, Bursaspor şampiyon olsun"

Haberin videosu için : http://www.nationalturk.com/adnan-polat-bursaspor-sampiyon-olsun-video-7620142#.UgApi5L-J8F

 

Yukarıda örnek verdiğimiz spor camiasının ‘medyatik’ isimlerinin şampiyonluk yarışı sırasındaki replikleri (!)

Her bir isim bir tarafı temsil ederken, aslında bir kararı da temsil ederek konuştuklarının farkındalar. Şampiyonluğun adresi bellidir ve algılar buna hazırlanmalıdır. Peki ya şampiyonluğun ilanından sonra neler olmuştur?


İşte çarpıcı iki örnek:


"ŞAMPİYON TRA-BURSASPOR"

 

 

 

02.11.2010: TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin: "BU YIL TS ŞAMPİYON OLSUN !"

 


Görüldüğü gibi yalnızca o yılın şampiyonunu belirlemekle kalmayıp gelecek yılınkini de hazırlamışlardır.
Algı zehirlenmesi içinde kaosa sürüklenen Türk Futbolu işte bu evrelerden geçmiştir.
Geçmişte olanlar yarının aynasıdır.
Bu nedenle okumaya, araştırmaya ve en önemlisi bıkmadan anlatmaya devam etmeli.
Çünkü sevgi eylem gerektirir! 

Devamını oku...

UEFA Temlik Koydu. Peki Trabzonspor TFF Kulüp Lisansını Nasıl Aldı?


TFF 10 Mayıs 2013'te UEFA Lisansı alan Kulüpleri açıklıyor: Trabzonspor AŞ listede mevcut. Bu da TFF’nin UEFA ile uyumlu Kulüp Lisans Talimatı:  Avrupa'da mücadele edebilmek için bu talimata uymanız ve TFF'den Kulüp Lisansı almanız gerekiyor. Bunu şimdilik bir kenara park edelim.

GİB (Gelir İdaresi Başkanlığı) ise 31/12/2012 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde 30/6/2013 tarihi itibarıyla ödenmemiş borcu bulunan "Vergi Yüzsüzlerini" 2 Eylül 2013’te sitesinden açıklıyor:
1 Milyon TL'yi Aşan Vergi ve Cezaları Bulunan Mükellefleri İçeren Liste ile 01.06.2012-31.05.2013 Tarihleri Arasında Kesinleşen ve Toplam Miktarları 1 Milyon TL'yi Aşan Tarhiyatlara İlişkin Liste Kamuoyunun Bilgisine Sunulmuştur. 
Bu listelerden birinin 15. Sayfasında 708. Sırada 13.36 MTL borcuyla Trabzonspor AŞ. de var:



Vadesi geçtiği halde ödenmemiş bulunan vergi ve cezalar listesi

Trabzonspor’un bulunduğu liste 1/B maddesine göre hazırlanmış. Yani vadesi geçtiği halde ödenmemiş bulunan vergi ve cezalar kapsamında. (27/01/2001 tarih ve 24300 no ile Resmi Gazete’de yayınlanan 293 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği)

Bu borcun vadesi 31/12/2013’te dolmuş ve 30/6/2013 tarihi itibarıyla hala ödenmemiş. Peki Trabzonspor AŞ’ye 10 Mayıs 2013’te açıklandığı şekliyle UEFA Lisansı alabilmesi için “vergi borcu yoktur” yazısını kim, nasıl, ne hakla vermiş buna TFF Kulüp Lisans Talimatı doğrultusunda ayrıca bir bakmak gerek.

293 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği 1/B maddesi c bendi şöyle diyor:
Açıklanacak amme alacağının miktarının tespitinde 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi uyarınca tecil edilip de tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan alacaklar dikkate alınmayacaktır. 
Yani buna göre bu vergi borcu anlaşma yoluyla tecil edilmiş ve ödenmekte olan bir borç da değil.

Aynı tebliğin 3. Ve 2/c maddelerinde şunlar da yer almış:
3. Açıklamanın Şekli:
Listenin asılı olacağı süre içerisinde listede yer alan alacaklar ile ilgili olarak;
  • Ödeme yapılması,
  • Yargı mercilerince yürütmenin durdurulması kararı verilmesi,
  • Herhangi bir nedenle açıklamaya konu kamu alacağının terkin edilmesi,
hallerinde bu durum listenin "Açıklama" sütununda gösterilecektir.
2.c Açıklamanın Tutarı:
Tecil şartlarının ihlal edilmiş olması halinde ise amme alacağının vade tarihi de dikkate alınarak belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde varsa borçlunun diğer borçları ile birlikte tecil şartlarını ihlal ettiği borcu da açıklama kapsamına alınacaktır. 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 30 güne kadar ödeme süresi verilen amme alacaklarından ödeme süresi bitmemiş olanlar da tecil edilmiş kamu alacağı gibi değerlendirilecektir. Açıklama tarihinden önce 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde sayılan teminatlardan "banka teminat mektubu"nu ilgili tahsil dairesine vermek suretiyle tecil talebinde bulunan ve açıklama tarihi itibariyle talepleri henüz değerlendirme aşamasında bulunan mükelleflerin, banka teminat mektubu ile teminat altına alınan borçları açıklama kapsamına alınmayacaktır. 
Trabzonspor için böyle bir durum da söz konusu değil, listenin açıklanması öncesinde bir ödeme, tecil veya tecil ihlali, yargı kararı, terkin, verilmiş banka teminatı söz konusu değil, zira GİB’de açıklama olarak yer almıyor. Bu açıklamanın her yıl 15 Temmuz’da vergi dairelerine 1 ay süreyle asılıyor olması, akabinde yine her yıl GİB internet sitesinden “Ağustos ayı içerisinde” açıklanması ve 1 ay süreyle sitede tutulması gerekiyor:
III. AÇIKLAMANIN YAPILACAĞI YER VE ZAMAN A. Vergi Daireleri Tarafından Yapılacak Açıklama Açıklanacak mükelleflere ilişkin listeler her yıl 15 Temmuz tarihinde vergi dairelerinde görülmeleri mümkün olan uygun yerlere asılacaktır. Liste 1 ay süreyle asılı tutulacak, listenin asılması ve indirilmesi bir tutanakla tespit edilecektir. Hazırlanan listeler indirildikten sonra vergi dairelerince muhafaza edilecek ve bu tarihten sonra listede yer alan mükellefler hakkında listede yer alan bilgiler de dahil olmak üzere herhangi bir açıklamada bulunulmayacaktır. Listenin asılı bulunduğu süre içerisinde de listede yer alan bilgiler dışında mükellefler hakkında herhangi bir açıklama yapılmayacaktır. B. İnternet Ortamında Açıklama Bu Tebliğde açıklanacak vergi borçları ve cezalarının toplamı Bakanlığımızca belirlenen tutarı aşan mükelleflerin, bu Tebliğde belirlenen esaslara uygun olarak tespit edilen bilgileri, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğüne ait www.gelirler.gov.tradresindeki web sitesinde, her yıl ağustos ayı içerisinde 1 ay süreyle açıklanacaktır. 
GİB listeyi Internet ortamında Ağustos ayı içinde değil 2 Eylül tarihinde açıklıyor. Zira 428 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği böyle öngörüyor.

Gelelim TFF Kulüp Lisans Talimatı'na. Bakalım o ne diyor?
III. ULUSAL KULÜP LİSANS KRİTERLERİ
MADDE 27 - SÜPER LİG TAKIMLARI İÇİN ULUSAL LİSANS KRİTERLERİ
Süper Lig Kulüpleri, Ulusal Kulüp Lisansı alabilmek için aşağıdaki kriterleri yerine
getirmek zorundadırlar:
a) Mali Kriterler:

  1. Bildirimde Bulunan Kuruluş
  2. Yıllık Mali Tablolar (Denetçi)
  3. Ara Dönem Mali Tablolar (Denetçi)
  4. Diğer Futbol Kulüplerine Vadesi Geçmiş Borcun Bulunmaması
  5. Başvuru dosyasında bulunan Personele, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ve Vergi Dairelerine Vadesi Geçmiş Borcun Bulunmaması
  6. Lisans Verme Kararı Öncesinde Sunulması Gereken Beyanlar
  7. Gelecek Döneme İlişkin Mali Bilgiler
  8. Gelir-Gider Denge Zorunluluğu
  9. Futbol kulüplerine vadesi geçmiş borcun bulunmamasının devamlı takibi
  10. Personele ve/veya SGK’ya / Vergi Dairelerine Vadesi Geçmiş Borcun bulunmamasının devamlı takibi
  11. Geleceğe Yönelik Mali Bilgilerin Devamlı Takibi
  12. Sonraki Değişikliklerin Bildirilmesi

MADDE 67– PERSONELE, SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA (SGK)/VERGİ
DAİRELERİNE VADESİ GEÇMİŞ BORCUN BULUNMAMASI
(1) Lisans adayı, personeline olan ve önceki 31 Aralıktan önce meydana gelen akdi ve kanuni yükümlülükleri bağlamında, lisans sezonundan önceki yılın 31 Mart tarihi itibariyle personeline ve SGK’ye/vergi dairelerine vadesi geçmiş borcunun bulunmadığını kanıtlamalıdır. (EK 5’te tanımlanmıştır).
...
(7) Lisans adayı, lisansın verileceği sezon öncesindeki yıl içinde 31 Aralık tarihi itibarıyla (varsa) SGK’ye/vergi dairelerine kendi çalışanlarıyla ilgili akdi ve kanuni yükümlülükleri bağlamında ödenmesi gereken miktarları tevsik eden gerekli belgeleri denetçiye ve/veya lisans verene sunmalıdır.
Bu talimatla Trabzonspor AŞ’nin lisans alabilmesi için 31.3.2013 tarihi itibarıyla vergi dairelerine vadesi geçmiş borcu olmaması gerek. Lakin GİB’in 31/12/2012’de vadesi geçmiş olarak açıkladığı Trabzonspor AŞ vergi borcu 13.34MTL. Madde 67/7’ye göre Trabzonspor AŞ’nin bu vadesi geçmiş borcu TFF’ye açıklamış olma yükümlülüğü de var.
MADDE 78 – PERSONELE VE/VEYA SOSYAL GÜVENLİK
KURUMUNA/VERGİ DAİRELERİNE VADESİ GEÇMİŞ BORCUN
BULUNMAMASININ DEVAMLI TAKİBİ
  1. Lisans alan, UEFA kulüp karşılaşmalarının başladığı yılın 30 Haziranı itibariyle, 30 Hazirandan önce gerçekleştirilmiş Personele ve/veya Sosyal Güvenlik Kurumuna/vergi dairelerine (Madde 67’nin 2. ve 3. fıkralarda tanımlanmıştır) gecikmiş borçları (Ek 5’te belirtilmiştir) olmadığını kanıtlamak zorundadır.
  2. Son tarih dikkate alınarak ve UEFA Yönetimi tarafından lisans alan personele ve/veya Sosyal Güvenlik Kurumuna/vergi dairelerine gecikmiş borçlarının olmadığını veya olduğunu onaylayan bir beyan hazırlamalı ve sunmalıdır.
  3. Açıklayıcı yorum ile birlikte, SGK/vergi dairelerine gecikmiş her bir borç ile ilgili olarak en azından aşağıdaki bilgiler verilmelidir: a) Alacaklının ismi; b) her bir gecikmiş borç için vade tarihi de dâhil, 30 Haziran itibariyle süresi geçmiş bakiye.
  4. Lisans alanın Madde 74/3’te tanımlanan şekilde gösterge 4’ü ihlal etmesi halinde, sonraki 30 Eylül itibariyle personele Sosyal Güvenlik Kurumuna/vergi dairelerine 30 Eylülden önce tahakkuk etmiş gecikmiş borcu olmadığını kanıtlamak zorundadır.
  5. Paragraflar 2 ila 5 de aynı şekilde geçerlidir.
Peki Madde 74/3 ve ve Gösterge 4 ne diyor ona da bakalım:

Madde 74/3

(3) Lisans alanın göstergeler 1 ila 4’te tanımlanan koşullardan herhangi birisini sergilemesi durumunda, bu aşağıdaki göstergenin ihlali olarak kabul edilir:...(iv) Gösterge 4: Vadesi geçmiş borçlarLisans alanın, UEFA kulüp müsabakalarının Madde 77 ve 78’de ilave tanımlandığı üzere, başladığı yılın 30 Haziranı itibariyle vadesi geçmiş borçları vardır.)
Trabzonspor AŞ'ye UEFA’dan, UEFA Avrupa Ligi gelirlerine geçici temlik geldiğine göre bu vergi borcu lisans başvurusunda açıklanmış olmalı. Talimata göre Trabzonspor AŞ Avrupa’da devam edebilmek için 2 Eylül itibarıyla hala ödememiş olduğu bu borcu 30 Eylül’e kadar ödemeli ve ödemiş olduğunu TFF ve UEFA’ya ispatlamalı.

Özetle mesele kulüp başkanının iddia ettiği gibi bir futbolcunun 900 bin dolarlık alacağı meselesi değil. Trabzonspor AŞ UEFA'dan bu yıl tek başına alacağı €6.2M (16.6 MTL) "TV Market Pool" gelirinin en az 13.34 MTL'sini "namus borcunu" ödemek için kullanmak zorunda. Hatta meblağ oldukça yüksek olduğu için, UEFA mahsuplaşmayı riskli bulabilir. Trabzonspor AŞ de temliği kaldırmak için muhtemelen öncelikle kaynak (!) bulup bu borcu ödemek zorunda kalabilir. Örtülü ödenek varken Tarbzonspor'un şu kalan 9 günde kaynak bulma sıkıntısı olmaz değil mi?

Cem ARGUN.- @cargun
Devamını oku...

7 Haziran 2012 Perşembe

Trabzonspor tele takipten nasıl kaçtı?



Karadenizliler zekidir.
Yöntem eski ve zahmetsiz; daha önemlisi risk yok.

Modern iletişim aracı telefon yerine; civar illere güvercin ile, deniz aşırı illere ise şişe içinde haber göndermişler sezon boyu.
Aksi takdirde; Bursa, Antep, Beşiktaş, Galatasaray, Belediye, Gençlerbirliği maçları da takılırdı değil mi tele takibe.
Hasır altı edecek değillerdi ya?
Devamını oku...

5 Haziran 2012 Salı

Bülent Ataman'ı gören oldu mu?



Kahraman Trabzonlu'nun hiç sesi soluğu çıkmıyor.
Halbuki hava şartları tam ona göre.
Güvercinle haberleşiyorlardı herhalde o dönemde, tapeleri çıkmadığına göre..

Gencecik masum Korcan içerde ve bu kaşar maşa dışarda ya;

Başka sözüm yok Hakim Bey Amca..
Devamını oku...

23 Aralık 2011 Cuma

Biz soykırım da yapmadık şike de; ya siz?


Sözde Ermeni Soykırımının reddedilmesini suç sayan yasa tasarısı Fransa meclisinde onaylandı. Film koptu. Kılıçlar çekildi.


Ne diyoruz biz?
Biz soykırım yapmadık!


Peki itirazımızı konuyla alakadar olan hangi ülke kabul ediyor?
Maalesef hiçbiri.


Yanımızda kim var?
Maalesef hiç kimse.


Bu iddiaların menşei neresi?
Ermenistan.


En büyük destekçisi ve propaganda kaynağı?
Fransa.


Avrupa Birliği'nde yürüyen lobi faaliyetleri, Amerika'nın iki tarafı da karşısına almak istemeyen tavrı ama % 51 de olsa Ermenistan tarafında olması.


Sözün özü tek başımızayız bu hiçbir faydası olmayan geçmişi aklama serüveninde.


Tıpkı Fenerbahçe gibi.
Tıpkı Fenerbahçe'nin aleyhinde yürüyen iddiaların menşei ve propaganda kaynağı gibi.


Hangi modda şu anda Türkiye? 
"Biz soykırım yapmadık!"
"Fransa önce Cezayir'de ve diğer Afrika ülkelerinde yaptıklarına baksın!"
"Sömürgeci Fransa!"
Vs..


Hangi modda şu anda Fenerbahçe?
"Biz şike yapmadık!"
"Trabzonspor şikenin alasını yaptı ama dinlenmedi ve/veya hasır altı edildi!"
"Amaç Aziz Yıldırım'ı bitirmek!"
Vs..


Gördüğünüz gibi, propaganda her yerde.
Maruz kalanlar ve dümeni tutanlar.
Eskiden silahla yapılan koltuk/para/toprak kavgaları artık siyasetle medya üzerinden yürüyor. Ve tüm aktörler bu oyuna alet oluyor. 


Her propaganda bir amaç uğruna.
Her birinin sonunda bir kurban daha.


Fenerbahçe'yi bir kalemde silen Türkiye, kendini nasıl savunacak bakalım şimdi!
Benim/bizim içim/içimiz rahat.


Soykırım da yapmadık şike de!





































Devamını oku...

10 Kasım 2011 Perşembe

Senin ağzını yerim ben, bu zamana kadar nerelerdeydin?


Sırayla,
Gün aşırı,
Çarşaf çarşaf güzellemeler gazetelerde,


Trabzonspor ve Ulvi Başkanı Sadri Şener'e.


Her alanda zirvede.
Borç batağından artı veren bütçelere.


Futbolcu mu ihraç ettiler?
Cristiano Ronaldo'nun forma gelirlerini mi aldılar?
Yoksa şampiyonlar ligine girişte, 100 milyon euro avans mı verdiler?


Fotoğraftaki tebessüm anlatıyor sanki değil mi dönen tezgahı?


Deniz Feneri'nin dışarda kalan parası için bordo mavi bir transfer yolu mu bulundu yoksa?


Değilse Trabzon mutlu olunca, Türkiye nasıl mutlu olacak?
Değil mi?











Devamını oku...

22 Ekim 2011 Cumartesi

Danışıklı dövüşün kitabı




Bir futbolcu, takımının Süper Lig'e çıkmasında büyük pay sahibi ve çıktığı sezonun ilk yarısında kalitesini ve potansiyelini fazlasıyla gösterip büyüklerin ilgisini fazlasıyla çekmiş.


Aynı futbolcu, ligin ikinci yarısında ciddi bir sakatlık yaşıyor ve haftalarca oynayamıyor. Üstelik gol krallığında zirvedeyken Alex'in çıkışıyla gerilerde kalıyor.


Sakatlığından kurtulup, ilk oynadığı maç olan Ankaragücü karşısında maç eksiğinin de etkisiyle oldukça kötü bir performans sergileyip, oyunun sonlarında tekrar sakatlanıp oyundan alınıyor. 


Belki sakatlığı nüksetti, belki kendine güvenemedi ya da oynamak istemedi.
Ama bir gerçek var ki, hep göz ardı edildi, sakatlıktan henüz bir önceki maçta çıkmış ve o maçta rezil bir futbol oynayıp sakatlanarak oyundan çıkmış bir futbolcudan bahsediyoruz. Dolayısıyla Fenerbahçe'ye karşı oynasa ne değişirdi diyeceğim ama açıklaması bu değil bu işin. Bu kadar kolay değil çünkü.


Transfer dediğimiz şey, 12 ay, 365 gün, ilgili yönetmelikte yer alan kriterlere bağlı kalmak koşuluyla yapılabilir. 


Nedir bu kriterler? 


Bonservisi sezon sonu bitecek futbolcu için, 6 ay önceden kulübü ile görüşmeksizin futolcuya teklif götürülebilir.


Bonservisi süren futbolcu için ise, önce kulübü ile görüşüp anlaştıktan sonra futbolcu ile de transfer görüşmesi yapılabilir.


Tüm bu bilgiler ışığında;


Fenerbahçe, Karabük ve Emenike ile transfer görüşmesi yaptıktan sonra, futbolcu sakatlığı sebebiyle ya da farz edelim canı istemediği için Fenerbahçe maçında oynamıyor.


İsimleri bir kenara bırakalım. Bunda, bu kadar yaygara koparılacak ne var? Bunun neresi şike?


Bu nasıl şike olurdu biliyor musunuz?


Fenerbahçe transfer vaadiyle kandırır Emenike'yi, kendisine karşı oynatmaz ve sonra transfer etmezdi.


Diğerlerinin yaptığı gibi.


Ama Fenerbahçe bu oyuncuyu transfer etti arkadaşlar. 9 milyon Euro verdi. Ha, o kadar para eder mi, şike parasını transfer parasına yedirdiniz dediniz. Onu da Spartak Moskova çürüttü, Emenike gidiyorum ben arkadaş diyince 10 Milyon Euro'yu nakit verdi. Ve Aykut Kocaman, hala Emenike'nin gidişine üzülüyor, oyun kurgusunda ne kadar önemli bir yeri olduğuna hayıflanıyor.


Demek ki samimiymiş değil mi Fenerbahçe?


Şike sizin beyninizdeymiş değil mi?


Ama yetmedi!


Sezon başlamadan yapılan Bursaspor, Galatasaray, Trabzonspor üçgenindeki manidar transferler dikkat çekmişti.


Sercan Galatasaray'a cüzi bir bedele.
Volkan Şen Trabzonspor'a komik bir bedele.
Selçuk İnan ve Ceyhun Galatasaray'a bedava.
Başlıcaları.


E şimdi bedel ödeme zamanı;


Önce İbrahim Yazıcı Sadri Şener'e Volkan Şen'i Bursaspor'a karşı kadroya almamalırın rica etti ve alınmadı.
Ardından Sadri Şener; Selçuk İnan'ın Trabzonspor'a karşı oynatılmaması gerektiğini açıkladı.
Muhtemelen bu alengirli transferler birbirlerine karşı oynamayacak.


Bunlar sözleşmelerde bir protokole bağlanmışsa sorun yok.
Ama haber kaynakları sözleşmede böyle birşeyin olmadığını belirtiyor.


E o zaman?


Emenike?
Sakat raporu?
Yaygara?
Şike?
Gözaltı?
Spartak Moskova? 


Fenerbahçe Emenike'ye oynama demedi. Oynamasın da demedi. Adam sakatım dedi, raporunu gösterdi. Oynamadı. Ve şikeci oldu, olduk.


Bursaspor Volkan Şen oynamasın dedi. Trabzonspor da hay hay dedi.
Ve bu şike değil, centilmenlik oldu.


Biz de keriz.




Arkadaşlar,


Siz aynaya hangi yüzle bakıyorsunuz?
Hiç, ama hiç utanmıyor musunuz?



Devamını oku...