Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir musibet (Krasic) bin nasihatten yeğdir

Sabah radyoda duydum, Diego'nun lisansı henüz çıkmamış ve bunun için 5+3+1 kuralı nedeniyle Krasic, Yobo, Cristian'ın Fenerbahçe ile sözleşme ilişiğinin kesilmeşi gerekliymiş.

Haberde, bu 3 futbolcunun kulüp bulamamaları halinde, Diego'ya çıkartılacak lisansın 8M€'ya malolacağı söyleniyordu.

Sadece Fenerbahçe'de olmayan, moral bozucu bir problem elbette.

Cristian birkaç gündür izinli, sanırım sorunsuz bir şekilde ayrılabilecek. Yobo ve Krasic ise muamma. Kiralık tekliflerin olduğu ama 2 futbolcunun da yüksek maaşlarının karşılanamadığı söyleniyor. Anlaşılan sözleşme tutarlarının belli bir oranını yine Fenerbahçe ödemek zorunda kalacak.

Toplam maaşları yaklaşık 4,5M€ olan Krasic ve Yobo'nun, korkarım, aşağı yukarı 3M€'luk kısmını yine Fenerbahçe karşılayacak. Formaların tüm geliri Fenerbahçe'ye kalsa ve %100'ü kar olsa 67.500 forma ediyor. adidas'ın payı ve maliyet ile vergi göz önüne alındığında, 150.000 forma yeter mi bu bedeli karşılamaya, emin değilim.

Hadi Cristian beğenilsin/beğenilmesin oynadı, katkı verdi bu kulübe. Yobo -kiralık döneminde- hakeza. Ama Krasic'i kabullenmek çok zor.

Her transfer tutacak diye birşey yok biliyorum. 10 transferden 1-2 tanesi tutmayabilir ve zarar edilebilir. Ama bu transferlerin -artık- daha disiplinli planlarla yapılması gerekmez mi?

Kariyerinde dramatik düşüş yaşayan futbolcular, 30'a az kala ciddi sakatlık yaşayan futbolcular ve bu futbolcularla 32 yaş sonrasına uzayacak kontratlara bir tahdit koymalı artık Fenerbahçe.

Bu 2 kriter yetmez transfer disiplinine. Teknik direktör üstü bir konu bu ve bence yönetim kurulunda ele alınarak ciddi bir disiplin/kural haline gelmeli.

Bugün kesemizi zorlayan ve moralimizi bozan bu durumun bir faydası olacaksa, o da gelecek yıllarda aynı hatalara düşmemek olacaktır.

İnşallah. Maşallah. Amin.

    
Devamını oku...

5 Ağustos 2014 Salı

Arpanin suyu ile otekilestirilmek

Drogba ve Sneijder transferlerindeki iluzyonun aynisi. Kimse, borcu boyunu gecmis, UEFA'dan FFP (Mali Fair Play) cezasi almis bu 2 takimin hangi kaynak ve yollarla caplarini asan transferler yaptigini sorgulamiyor.

Evet Drogba ve Sneijder transferleri isimleri bakimindan sukse yaratan hamlelerdi. Ama mali yapisi gun gibi ortada olan bir kulubun bu transferleri nasil yaptigi sorgulanmaliydi.

Simdi stad ve borsada neler dondugune tekrar girmeyelim. Bu blogda ve Tirajik.com'da sik sik yazildi.

Ayni sey simdi Trabzonspor icin gecerli. Birkac oyuncu sattilar. Yaklasik 11,2 M€ gelir elde ettiler. Ama zaten mali yukumluluklerini yerine getiremiyorlar ve elde ettikleri bu gelir yaraya merhem olacak nicelikte degil.

Gelin gorun ki simdi 3'er 5'er milyon euroları harcamaya basliyorlar. Mansetleri "Bu arpanin suyu nereden geliyor?" sorusu suslemeliyken, "Fenerbahce'nin alamadigi(?) Cardozo Trabzonspor'da!" iluzyonu sahnede, yine.

Reza Zarrab, Ali Agaoglu, Suat Kilic, Erdogan Bayraktar, Recep Tayyip Erdogan ile verilen fotograflar; Wikileaks'te sizan ortulu odenekler, -kendi beyanlariyla- kaynagi belirsiz toplanan(?) paralar, acik beyanlar vs. Pis kokudan fazlasi var. Ama tabii sasiran yok.

Besleyin, buyutun elinizden geldigi kadar. Herkes aslina, basladigi yere doner gunun sonunda nasil olsa. Bakin, 3 yil eziyet edip 2 dogrudan sampiyonlar ligi katilimini caldiginiz Fenerbahce, ekonomik acidan hala rakiplerinin fersah fersah ilerisinde.

Beslediginiz rakiplerimiz ise *ilginize* muhtac hala.


Ben bunlari yazarken, Cumhurbaskani adayi Demirtas "Trabzonspor otekilestirildi" demis. Destana gerek yok, dogru, otekilestirildiler. Devletin *pilot* takimi oldular. Para, pul, hak, hurriyet, ne ararsan. Tersten ama dogru demis Demirtas.

#229
Devamını oku...

3 Temmuz 2013 Çarşamba

İnfografik | Man City'nin Sheikh Mansour döneminde transfer harcamaları

Manchester City yeni sezon öncesi Fernandinho ve Jesus Navas transferlerini gerçekleştirdi. Sheikh Mansour 28 yaşlı orta saha oyuncusu için Shakhtar Donetsk'e 30, Jesus Navas içinse Sevilla kulübüne 17 milyon pount ödedi. Şimdilik transfer çalışmalarına son vermiş gibi gözüküyorlar. Şimdi sizlere Sheikh Mansour döneminde transfere harcanan paralarla ilgili infografikler sunuyorum...


Yukardaki grafik Sheikh Mansour'un Manchester City kulübünü devraldıktan sonra yaptığı transferleri gösteriyor. Yazı tipinin boyutundan her futbolcunun ücretinin yukarı ve ya aşağı olduğu anlaşıla biliyor. (veriler transfermarkt sitesinden alınmıştır). Bedelsiz transferler bu grafiğe dahil edilmemiştir. 

2008 yılında Mansour kulübü kontrol altına aldıktan sonra transferde hangi uyruktan olan futbolcuların seçilmeye başladığını aşağıdakı grafik yanıtlıyor.


Aşağıdakı grafikteyse 2008-09 sezonundan bu yana sezon başına olan transfer harcamaları gösteriliyor. Özellikle son 2 sezonda aşağı düşen transfer harcamaları dikkat çekiyor. 


Bu tabloya yeni transferler, Fernandinho ve Jesus Navas bilinen sebeplerden dolayı ilave edilmemiştir. 


Mansour'un harcamaları yalnızca transferlerle sınırlı değil. Geçen ay Manchester City ve New York Yankees kulüpleri yeni MLS takımı yaratmak için güçlerini birleştirdikleri açıklanmıştı. Görünüşe göre Sheikh Mansour'un hırsı petrol paralarından daha çok artıyor...
Devamını oku...

30 Haziran 2013 Pazar

Tekrar eden travma, Ersun Yanal ve Gelecek planları





TRAVMA


3 Temmuz 2011'in açtığı o derin yara 25 Ağustos 2011'de durdurulamaz bir şekilde kanamış ve ne pansuman yapsak dahi fayda etmemişti. O sezon içerisinde Lefter'i kaybettik, her gün öldük ve her yeni güne uyandığımızda bir kez daha bizi öldürmek için bekleyenler sıradaydı.

Sonra 12 Mayıs 2012 geldi. Binbir türlü derde rağmen son maça taşıdığımız o sezonu acı verici bir şekilde kaybettik. Geride kalan son bir ayda doğal protesto hakkını kullanmak isteyen vatandaşın uğradığı şiddete Fenerbahçe taraftarı uğradı o gün. Bu günlerin provası 12 Mayıs 2012'de yapıldı demek yanlış olmaz hatta.

Bu noktada sanırım artık herkes kurgunun, oyunun vs adını ne koyuyorsanız işte onun farkındadır. Bu yazı işin o kısmına girmeyecek.

Bu yazıda "x suçlu, y suçsuz, komplo onun eseri, olan biten z yüzünden" demeyeceğim. Tespit yapmak, her şeyi göstermek nispeten daha kolay bir şeyler olup bittikten sonra. Bizim çözüme ihtiyacımız var ve bu yüzden de zaman bence artık önümüze bakma ve ileriyi görme zamanı.

Ha yarın bir gün tahkimden veya zamanında ülke menfaatleri için vazgeçilen CAS'tan bir karar çıkabilir ve bu yazıyı geçersiz kılabilir ama bu şu zamanın konusu değil. Biz en kötüsünü düşünelim, en kötüsüne göre hareket edelim ve ona göre geleceğimizi belirlemeye çalışalım. İhtiyaç budur şu anda.

MODEL VE STRATEJİ

Hep Türkiye'deki davada örnek gösterilen Calciopoli ve o olayın mağduru Juventus geliyor benim aklıma. Birçok Juventus nefreti sahibi İtalyan'ın bile yıllar sonra da olsa "Inter'in yükselişinde direkt etkisi var" dediği Calciopoli'nin kaybedeni Juventus. 05-06 şampiyonluğunu kaybedip, ancak 2011-12 sezonunda tekrar zirveye oturabilen ve bunu göreve getirdiği kulübün çocuğu Antonio Conte ile başaran Juventus.

Juventus'un da Calciopoli olaylarında aslında çok ciddi şekilde bizle benzer yollardan geçtiğini söylemek mümkün. Biraz hafızanızı tazelemek istiyorsanız şu yazıya gitmenizde fayda var.

Haksızlığa uğradığı hissine kapıldığımız Juve'nin ligden düşürülüp ertesi sezon geri dönüşü var ama tekrar zirveye kurulması daha önce belirttiğim gibi 6 yıl aldı. Bu esnada bir de yeni stad yaptılar, bunu da not düşelim.

Juve'nin iyi bir model olduğunu söylemek tabii ki mümkün ancak şöyle de bir nokta var değinilmesi gereken. İlk başta kendilerini Serie A'ya çıkartan Deschamps ile devam etmemeleri ve sürekli teknik direktör değişikliğine gitmeleriyle istikrardan uzaklaştılar. Belki Conte de göreve geldiğinde kredisi sınırlıydı, ama o başarılı olarak bir yol açtı. Üstelik şampiyonluğu elde edip hemen sonraki sezonda yenilenmeye gidecek kadar da cesur davranıldı. Juventus'un ikinci sezonuna eğilen bir yazım olmuştu geçtiğimiz ay içinde. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.





"İyi de Juventus gibi küme düşüp geri gelmeye çalışmıyoruz ki?" sorusunu sormanız tabii ki mümkün. Zaten biz gerçekten şike yapmış olsak, çoktan küme düşürülmüş olmalıydık. Olayın şike olmadığını artık sanıyorum bütün Fenerbahçeliler biliyor. 2010-11 sezonunu da izlemiş olan ve futboldan anlayan herkes de olayın şikeyle uzaktan yakından alakası olmadığının ya farkındadır, ya da konuşarak anlaşılabilir durumdadır.

Benim değinmek istediğim nokta Juve'nin yaşadığı ve bizim de yaşamamızın mümkün olduğu maddi problemler ve onun doğuracağı sıkıntılar. Neticede Juventus da CL'de tepeye oynayacak kadrosunu dağıtmak mecburiyetinde kalmış, Serie A'ya yükseldikten sonra da zengin bir kulüp olmasına rağmen istediği şekilde çok flaş transferler yapamamış ve istikrarı sağlamakta zorlanmıştı.

11-12 sezonunda bir sene Avrupa'dan men edilmenin o sezon ve geçen sezon kulübün elini transfer konusunda nasıl bağladığı ortada. İlk sezon yapılan alelacele transferlerde ve geçen sezon da esas hedeflenen oyuncuların alınamamasınında maddi açıdan yaşadığımız gerilemenin direkt etkisi var.

Önümüzde karar değişmediği takdirde 2 sene Avrupa'ya gidememek ve dolayısıyla gelir kaybına uğramak var. "EL gelirleri CL'nin tırnağı bile olamaz, o yüzden pek bir şey kaybetmiyoruz." diye düşünenler varsa da zaten daha EL'de oynayarak bile sıkıntı yaşadığımızı hatırlatalım. Kadro planlaması CL'ye göre yapılıyor ve o yüzden büyük paralar harcanıyor. CL'ye katılamadığımız her sene de bizim hedeflerimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor. Dahası bu iki senenin Avrupa puanımıza edeceği etki ortada.

Bu yüzden önümüzü iyi görmekte fayda var. Saha dışında çok şey olup biterken ve 2 yıl Avrupa'ya gidememek söz konusuyken şimdi ileride faydalanacağımız özkaynaklarımızı da üst seviye için hazırlamanın tam zamanı. Bunu bir küçülme politikası, bir feda sezonu veya sezonları gibi görmeye gerek yok. Yıpranmış ve yüksek maliyetli bir oyuncu grubuna sahibiz. Bu da gayet normal, zira CL seviyesinde bir kadro kurulmaya uğraşılıyordu. Şimdi kulübün maddi zarara uğrayacağı gerçeği de var. Bu yüzden bazı yabancı oyuncular elden çıkartılacak. Bazı doymuş yerlilerin de kulübeye çekilerek daha genç ve potansiyelli, kendini kanıtlama arzusu olan oyunculara yol verme zamanı.

Yani kısaca bir yeniden yapılanma. Bir çekirdek, bir iskelet oturtma ve etrafını işlemekle başarılabilecek bir durum.

Juventus'un ilk hamledeki başarısı ve daha sonraki başarısızlığını dikkatlice incelemek bu yüzden önemli. Serie A'ya döndükten sonra sırasıyla 3. ve 2. bitirdikleri iki sezondan sonra iki sezon üst üste 7. oldukları gerçeği var. Bunun en büyük sebepleri de yaşadıkları ekonomik sıkıntı, yeni bir stad yapma uğraşı ve teknik ekipte yaşadıkları sıkıntılar oldu. Bizim yeni bir stad yapmaya ihtiyacımız yok. Ekonomik sıkıntı bizi de vuracak o belli ve bu durumda da yapılması gereken belli. Dikkatli transferler ve istikrarlı çalışan bir teknik ekip.

Teknik direktör ve ekibe baktığınızda takımı Serie A'ya yükselten Deschamps'la yolları ayırıp, iki sezon üst üste tepeye oynamasına rağmen şampiyon olamayan Ranieri'yi de göndermiş Juventus yönetimi. Fenerbahçe ve takımı şampiyon yapamayan teknik direktörler konusuna ise sanıyorum girmeme gerek yok, zira herkes biliyor üç aşağı beş yukarı bu durumun nasıl sonuçlandığını. Çünkü söz konusu Fenerbahçe olduğunda sadece adı dahi şampiyonluğa oynayan bir takımı mutlak surette zirvede tutmak zorundasınız.




ERSUN YANAL


Aykut Hoca bıraktığından beri göreve onun geleceği konuşuluyordu. Önceki gün de resmi olarak açıklandı. Öncelikle hayırlı olsun ve Allah yolunu açık etsin. Bu takımı kim çalıştırıyorsa onun arkasında durmak ve desteklemek boynumuzun borcu. Tabii ki yanlışları olursa da eleştireceğiz ama şu an için öncelik kendisine destek olmak ve hep çalışmak istediği camiaya onun kolay ısınmasını sağlamak.

Ersun Hoca'yla ilgili yığınla yazı yazıldı ve paylaşıldı hemen. Az çok herkes de nasıl bir oyun karakterini yansıtmaya çalışacağını biliyor. Zaten Aykut Kocaman'ın takıma bıraktıklarının üstüne daha fazlasını koyabilecek ve bunu kısa vadede yapabilecek az sayıda teknik adamdan birisi kendisi.

KONTRAT, OYUN ANLAYIŞI VE İLERİYE BAKIŞ 

Kontratın 1 yıllık olması herkesin kafasında soru işaretleri yarattı.  Daha hafta içi basın toplantısında Aziz Yıldırım kongre sinyali vermişken normal karşılanabilir. Belki Ersun Hoca yeni yönetimle çalışmak istemeyebilir veya yeni yönetim Ersun Hoca ile çalışmak istemez. Bunu bilemeyiz. İşin bu kısmı tamam, ama bir de diğer tarafı var.

Daha öncesinde Aykut Kocaman da 1 yıllık sözleşmeye imza atmıştı ve bunu tekrar 1 yıllık olarak yenilemişti. Sonrasında kendisine 3 yıllık sözleşme teklif edilmişti ki görev süresini dolduramadı. Aykut Hoca'ya da saldırıldı "Başarısızlıkta kellesi gidecek" diye. Hatta aynı zihniyet Barcelona'da harikalar yaratan Pep Guardiola'ya dahi korkak sıfatını yakıştırmaktan çekinmedi bu yüzden.

Bir de işin oyuncular tarafı var. Fenerbahçe teknik direktörü elinin güçlü olduğunu mutlak surette hissettirmelidir oyunculara. Tamam Ersun Hoca'nın disiplini, takım yönetim tarzı ve oyuncularına kattıkları ortada ama futbolcu zihniyeti bambaşkadır. Eğer teknik direktörün görevde kalamayacağını hissederse oyuncular da kendilerini bırakırlar. Biz bunu Aragones döneminde yaşadık, bunu hatırlayalım.

Dolayısıyla 1 yıllık sözleşmeyi kabul eden bir teknik direktöre durumu açıklayıp tazminatsız 3-4 yıllık sözleşmeyi de kabul ettirmek mümkün olurdu. Üstelik tazminat maddesini kamuoyuna duyurma mecburiyeti de yok. Bu da Ersun Hoca'nın elini güçlendirmek olurdu. Ben söyleyeyim, bu burada dursun. Umarım geri dönüp bu yazının bu kısmından alıntı yapmak durumunda kalmam.

Ersun Hoca'dan beklenenler belli. Fenerbahçe taraftarı, ben dahil, bir hayli memnuniyetsizdir. İyi oyun olursa sonuç ister, sonuç olursa iyi oyun ister. Yani memnun etmek cidden çok zordur. Bunu teknik direktör fark etmeksizin de uygularız taraftar olarak. Zor beğeniriz, her şeyden anlarız, hepsinin en iyisini biz biliriz çünkü genel anlamda.

İkinci kez üst üste Türkiye'deki futbol sisteminden şikayetçi olan, bir şeyleri değiştirmekle uğaraşan bir teknik direktörümüz var. Anlayışı ve yaklaşımı belli. Beklediğimiz agresifliği takıma yerleştireceğine hiç şüphe yok. Toplamda 13-14 oyuncunun eline bakan takımlarla sezonların ikinci yarısında yaşadığı düşüşleri örnek gösterenler de boşa ekmek kapısı arıyorlar. Zira bu sefer kadro derinliği belki de Ersun Hoca'nın hep hayatında istediği seviyede. Alternatifleri hiç elinde olmadığı kadar zengin ve oyuncu kalitesi olarak da hayatındaki en üst düzey oyuncu grubuyla çalışacak.

Ersun Hoca'nın bundan önce akılda kalan teknik direktörlük performanslarında bir temel attığını ancak kısıtlı imkanlar çerçevesinde temelini istediği şekle dönüştüremediğini gördük. Şimdi elde imkanlar mevcut. Öyle veya böyle Türkiye standartlarının üstünde bir kadro var elinde. Tamam bu kadrodan satılacak yabancılar mutlaka var ama Ersun Hoca'nın gençlere de kazandırdığı ivme ve gelişimlerinde sahip olduğu pay da tartışılmaz.

Yazının başında Juventus-Deschamps, Ranieri ve istikrar örneğini verirken değindiğim noktaya geri dönüyoruz. Kontrattaki sıkıntım da biraz buna dayanıyor açıkçası. Bu yüzden dileğim Ersun Hoca'nın başarılı olarak hakkı olan multi-year kontratı alması.

TRANSFERLER

Aslında transfer dönemini ciddi anlamda çok iyi geçirdik şu ana kadar. Bir tek hedef santrafor eksiğimiz var ve o da kapatılacak deniyor. Ülkenin gündemini işgal eden çok daha başka şeyler olduğu için büyük çoğunluğumuz hiçbir transferle doğru düzgün ilgilenemedi bile. Ben yine de belirteyim; En azından alınan oyuncular konusunda içim rahat. Tabii buna bir de göndermemiz gereken ve göndereceğimiz oyuncular eklenince resim esas şeklini almış olacak.

Alper ve Holmen ligin en iyi ribaundçuları. Sekenleri alma konusunda biri ofansif, biri de defansif anlamda lider. Bu da az çok oynayacağımız oyunun nereye doğru evrileceğine işaret ediyor. İç sahadaki Lazio ve Benfica maçlarında izlediğimiz mantalitenin baskın olacağını söylemek yanlış olmaz. Sanırım o maçlardaki futbola da pek itiraz eden yoktu. Zira Avrupa sahnesinde uzun süredir öyle dominant bir futbol oynamamıştık o maçlara gelene kadar. Yani çıkış noktası ve hedef mantıklı.

Bruno Alves'i ne kadar çok istediğimi twitter'da takip edenler biliyor zaten. Hem özlemini çektiğimiz Lugano kadar savaşçı, hem de ondan daha düzgün bir ayağa sahip. Yaşına takılanlar mutlaka olmuştur ama stoper ve kalecileri yaşlarıyla yargılamak biraz komik kaçıyor. Bruno Alves futbolculuğunun olgunluk döneminde ve takıma çok şey verecektir.

Kadlec transferine "Hasan Ali'yi kesecek adam" diye bakmıyorum ben. Birbirleri için iyi alternatif olacaklar ve böylece ne Hasan Ali'yi kulübeye mahkum ederek gelişimini engellemiş olacağız, ne de alternatifimiz Ziegler kadar istikrarsız olacak. Bu da doğru bir hamle. Özellikle Hasan Ali'nin alternatifsizlikten dolayı kaslarında yaşadığı sıkıntıların tekrar etmemesi ve onun yokluğunda da Kadlec'in onu aratmayıp, hatta daha üstün performans göstermesi mümkün.

Bir de santrafor transferi kalıyor geriye. Oscar Cardozo ile ilgilendiğimiz neredeyse bir aydır yazılıyor. Aziz Yıldırım da son basın toplantısında "Fiyatta anlaşılırsa bu transfer gerçekleşecek" diye açıkladı. Katkısı tartışılmaz olacaktır.




BEKLENTİLER


Ersun Hoca'nın twitter adresine giden tweetlere şöyle bir genel bakış attığınızda zaten taraftarın beklentileri ortaya çıkıyor. X gitsin, 4-4-2 oynayalım vs vs diye başlıyor bir liste ve sonu gelmiyor. Tabii ki bunlar tebessüm sebebi ama mutlaka Ersun Hoca'nın kafasında bir plan vardır ve bu planı uygulamaya geçirecektir diye düşünüyorum. Yapılan transferlere bakınca da topa hakim olmayı temel prensip edinen, seken toplara hamle eden, çabuk alan daraltan ve direkt kaleye yönelmeyi hedefleyen bir takım izleyeceğimiz izlenimi var. İşin sistem ve oyuncu tercihleri konusuna başka bir yazıda değinmekte fayda var. Şimdilik sadece oyun karakteri ve temel prensiplere değinip bırakıyorum bu yüzden.

ALTYAPI

Takımın başına kim geçerse geçsin mutlaka gençlere şans vermesi ve alt yapıdan birkaç oyuncuyu A takıma dahil etmesi beklenir. Ersun Hoca'nın gençlere korkusuzca forma verdiği bilinen bir durum ancak şu şartlar altında tek sezon içerisinde bunu yapmazsa dahi anlayışla karşılarım. Çünkü mutlak surette başarı isteyen bir camiayız ve ciddi şekilde ateşten bir gömlek giydi Ersun Hoca. Uzun vadede altyapıdan maksimum faydalanabileceğine inanmakla birlikte sadece bir yıl takımın başında kalırsa bu konuda büyük beklentilere girmemekte fayda görüyorum.

AZİZ YILDIRIM VE YÖNETİM

Taraftar yine ikiye üçe bölünmüş durumda. Bir kısım kesinlikle kalmalı diyor, ne yaparsa yapsın arkasında duruyor. Diğer kısım ise "artık yeter, ama önce bilmediklerimizi anlat, sonra git" diyor. Bir diğer kısım da gerçekten güvenmek istiyor ama Yargıtay sürecinden dolayı hiçbir şeyin açıkça anlatılamayacağının da farkında. Her görüşü anlayışla karşılamakta fayda var. Zira Başkan'ı ve yönetimi istifaya bizim davet etmemiz doğal bir hak, ancak Fenerbahçe ile uzaktan yakından alakası olmayan şahısların "Aziz Yıldırım gitmeli, çünkü..." temalı yazıları ve açıklamaları ise saçmalık.

Anlaşılan o ki Başkan da Yargıtay süreci bitene kadar hiçbir şeyi olduğu gibi söyleyemeyecek ve kulübün başında olacak. Pasif bir Aziz Yıldırım Fenerbahçe için ne kadar faydalı olur, o tartışılır. Benim beklentim ise kulübün ve sporcuların hakkının saha dışında korunuyor olması. Geçen sezon olduğu kadar suskun kalınmaması ve saha içinde dışında hakkımızın yenmesine engel olunması. Bu hem sporcularımıza ve teknik adamlarımıza rahat çalışma ortamı sağlayacaktır, hem de taraftarı bir nebze rahatlatacaktır.

Devamını oku...

18 Haziran 2013 Salı

Serotonin ve Endorfin Fenerbahçe yolunda [2]


İlki şurada: http://noavas.blogspot.com/2013/02/serotonin-ve-endorfin-fenerbahce-yolunda.html

Bizi üzen çok şey oldu son yıllarda.
Travmatik etkileri olmuştur muhakkak.
Ve çuvaldızı batırdığımızda, çok yanlışlar bulabiliriz mutlaka.

Ama "Başlarken yeni güne, bir umut" olmaz mı hiç bizde?

Geçen sezon iyisiyle kötüsüyle geride kaldı.
Aykut Hoca köşesine dinlenmeye çekildi.
Belli bir kimlik ve iskelet kazanan takımın birkaç rütuşluk işi kaldı.

Şimdi başımıza örülmüş yeni bir UEFA çorabı dışında iyi giderken işler, neden mutlu olamıyoruz yine?
Mutluluğu bıraktım, umut nerede?

Neydi soru(n)lar?

"Transferler kampa yetişmiyor"

Teknik direktörümüz ayrılmasına rağmen, 4. transferimizi yaptık; ki tamamı plan dahilinde. 5. muhtemelen yolda. Yetişiyor mu ne?

"E şimdi de Hocamız yok, transfer yapıyoruz üstüne"

Anlaşılan bir Hoca olduğu ortada. Hakeza beklenilen birşey olduğu da. Ama kampa yetişeceği kesin. Transferler zaten herkesin, hepimizin belirttiği ihtiyaçlar doğrultusunda, Aykut Kocaman'ın raporu/listesi paralelinde yürüyor. Ve şu ana kadar yapılan transferlere itiraz etmek -bence- yersiz. Gelecek Hoca da eminim aynı paralelde, üzerine koyabilecek bir futbol adamı olacak.

"Hala mı Cristian?"

Holmen, Cristian'a benzer pozisyon ve yetenekte ancak sürekliliği/devamlılığı had safhada. Yani Cristian'ın iyi bir gününde oynadığı futbolu sürekli oynuyor. Avrupalı. E Holmen geldiğine göre de, Cristian'a yol görünüyor. Bonsersivi elinde bir Holmen'i, rakibe mi kaptırsaydık?

"Stoch, Krasic, Yobo, Cristian elde kazık"

Doğru ama bu panik neden? Krasic'e daha yeni Sevilla 4,5M € teklif etti. Stoch'u satma kararı aldığımızda müşterisi hazır. Yobo aldığımız paraya olmasa da pekala müşteri bulabilir. Cristian ise en kötü memleketine döner.

"Orta sahadan 11 kuruluyor!"

Recep'i, Topuz'u vs.  yazarsan kurulur tabi. Recep forvet, Topuz bek/kanat. Sezer ayrılıyor. Cristian muhtemelen ayrılacak. Kim kaldı geriye? Topal, Emre, Alper, Salih, Meireles, Holmen, Selçuk.
Salih bu yaz 2 turnuva oynayıp gelecek, düşüş yaşaması muhtemel. Emre'nin sezon boyu maç ortalaması ortada. E 3 kişilik orta saha. Yahu şükretmemiz gerek; Benfica deplasmanına aynı bolluk içinde Selçuk-Cristian-Salih ile çıkmak zorunda kaldık. Tarihimizin ilk yarı final rövanşına. Şimdi Selçuk stepne, 6 orta sahadan fit olan 3'lü rotasyonuyla yürüyecek takım. Şişkinlik değil, bilakis ihtiyaç, gidecek oyuncular hesaba katıldığında.

"11 yabancı oldu, forvet de gelince 12 olacak, elde kalacak diğerleri"

Zarar edeceğimizi mi düşünüyorsun? Olabilir. Muhtemeldir. Ama başka türlü nasıl yetiştireceğiz kampa. İlk madde o değil miydi? Satmayı bekleyip mi yapmalıydık transferleri, bu ne çelişki?

"Hep koşan adam, kalite yok!"

Derde bak:) Kaliteli ve koşan adamlarımız var. Takımın kolektif kalitesi arttığında ve özellikle pasör golcümüz takıma katıldığında, çok daha dinamik ve senkronize olacağımıza eminim. Ki Alper, Salih, Emre, Gökhan, Meireles, Sow vs. yabana atılır kaliteli oyuncular değiller.

"Ama marka oyuncumuz yok!"

Allah'tan kork! Meireles, Bruno Alves, Kuyt, Sow ve gelecek golcü önemli yabancı markalar. Emre, Gökhan, Alper, Salih ve kötü bir sezon geçirse de Volkan önemli ve potansiyel yerli markalar. Topal, Hasan Ali, Caner, Topuz, Egemen gibi destekçileri de var.

"Kadro çok şişti"

Doğru. Ama bu toplamdan iki 11'lik organizasyon çıkacak. UEFA belasını atlatırsak 55-60 maç bizi bekliyor. Hep denmiyor mu? Geniş kadro. Ve zaten organizasyona dahil olamayan birçok futbolcu ayrılacak.

"Çok para harcadık ama"

Haklısın. Ama haramiler senin benim paramızı harcayıp kadrosunu genişletirken ve iki senedir şampiyon olamazken, "Bu sene harcamayalım" diyebilir miyiz? Ki paraya çevirecek oyuncular var elimizde, korkma, bizimki helal para.

"Pahalı ve tutmayan transferler var!"

Haklısın. Ama ucuz ve tutan transferler de mevcut. Elbette Fenerbahçe'nin kuruşunu daha iyi harcamalılar. İnşallah o da olur.

"Eee sen de, Aykutcu, Azizci . . ."

Aykut Hoca huzur bulsun inşallah. Ama dün Daumcu, Zicocu, Denizlici'ydim. Yarın bilmemneci olurum muhtemelen. Yarın Aziz Yıldırım da gider, ben yine herkes negatifi konuşurken, yapılan iyi şeyleri de söyleme gereği duyarım küçük dünyamdan.

***

Aklıma gelenleri yanıtladım.
Aslında kısa kestim.


Nedir bu tatminsizlik?
Nereden geliyor bu memnuniyetsizlik?


Tablo ifade ettiğim kadar parlak olmayabilir.
Ama sandığınız kadar da karanlık, hiç değil.

3 yıllık yoldan ve yarı finalden uzaklaşmadan, maddi/manevi fedakarlıklarla üzerine koyarak gitme zamanı şimdi.

Umutla.

Biraz gülmek ister misin?
Belki işler yolundadır, ne dersin?
Devamını oku...

26 Mayıs 2013 Pazar

Öncelik sırasına göre ihtiyaç listesi



Sezon resmen bitti.

Değişen bir çehre.
Kaybedilen lig.
Kazanılan kupa.
Ve Avrupa'da yarı final cepte.

Eksiler, artılar ve gidilecek çok yol var.

Hazır sezon bitmiş, gündem ferahlamışken, öncelik sırasına göre bir ihtiyaç listesi yapalım Fenerbahçemiz için.

Bu sene muhasebe yapmayacağım; zira haramiler çaldıklarıyla 10 yılda gelecekleri noktaya 2 senede geldiler.
Geçmişte bazı hatalı transferlerle maddi kayıplar yaşamış olsak da, o kamburların yükünden de kurtularak, gelecek 2 yılda yapacağımız transferleri bu sezona sığdırmak zorundayız bence.

Biten sezonun zayıf karnı malum idi.
Gelecek sezon lami cimi yok, tüm eksikleri kampa kadar tamamlamalıyız.
Bile bile lades deme devri bitti.
Olmayacak duaya amin deme lüksümüz kalmadı.
Sıfır hata ile oynamak zorundayız.
Sıfır hata.

İhtiyaç listesine gelelim:

Listenin demirbaşları saha dışından:

  1. Strateji ve Algı yönetimi enjekiyonu
  2. Moral, umut ve birliktelik

Saha içi ise elbette daha maliyetli:

Öncelikle temel olarak takımın dribling ve sürat ortalamasını artırmak zorundayız. Kalem kalem bakacak olursak;
  1. Yabancı stoper.
  2. Yabancı stoper.
  3. Santrfor.
  4. Ofansif orta saha.
  5. Sol bek.
Açalım mı?


1- Yabancı Stoper:

Yerli stoperlere saygım var, ancak üst klasmanda bir şekilde hep zayıf karnımız oldular. Yobo'ya emekleri için teşekkür edebiliriz. Ve taş gibi, süratli, rakip forvetleri sindiren, rakibi önde karşılayan, top aldırmayan bir stoperi kadroya katmalıyız.



2- Yabancı Stoper:

Dedim ya, yerli stoperlere saygım var ancak iki kaliteli yabancı stoperden yanayım. Üstelik, oluşacak bu tandemin asgari 40 maç rotasyona tabi tutulmadan ilk 11 oynaması gerektiğini düşünüyorum. 2. yabancı stoperin ilkinden farklı olarak; ayaklarına hakim, topu oyuna iyi sokan, baskı altında topla çıkabilen ve ama mutlaka süratli biri olması gerek.

Elimizdeki maddi imkanlarla; efsane tandemlerimiz Uche-Högh ve Lugano-Edu'dan daha iyisini yapabiliriz. Yapabilmeliyiz.


3- Santrfor:

Webo'dan çok memnunum. Tartışılmaz. Ama tüm sezonu tek başına kaldıramayacağı gibi, kapasitesi sınırlı bir golcü Webo. Ondan iyisine; aynı özveri ve çalışkanlıkta ve ama 3. bölgede pas merkezi olabilecek ve bir kanat oyuncusu kadar olmasa da, dribling yapabilecek oyuncuya ihtiyacımız var ilerde. Al-verleri çok iyi yapmalı, hava hakimiyeti olmalı, kusursuz duvar oynamalı. Oscar Cardozo misal. Kadrodaki oyunculardan Bienvenü gitti, Semih artık ne yazık ki katkı veremiyor. Sow ise futbol takımımızın en önemli 3 oyuncusundan biri olsa da, mevcut formasyonda ilerde tek başına götüremiyor. Zaten o yüzden tahtaya sol forvet yazılıp serbest oynadığında daha çok katkısı oldu takıma.


4- Ofansif orta saha:

Alex ve benzeri oyuncuların savunma tarafını, Cristian ve benzeri oyuncuların ise hücum tarafını beceremedikleri mevki. 3'lünün ortası, forvetin arkası orta saha oyuncusu. O alınsın manasında söylemiyorum ama bir Draxler, bir Belhanda tipinde, hücumun lokomotifi, savunmanın değişmez bir parçası olan, tempolu, driblingi ve pas yeteneği olan tempolu bir orta saha.

Biten sezonda en büyük eksikliğimiz oyun akışkanlığımızın olmayışı idi. Hoca ne kadar "Kat edin" dese de, kat etmenin doğal versiyonu dribling yeteneği kısıtlı kadro bu konuda büyük sıkıntı çekti.

Oyun aklı, hücum lideri, bitirici pas ve varyetelerin mümessili, bir ofansif orta saha oyuncusuna ihtiyacımız var.


5- Sol bek:

Mevcut durumda Hasan Ali yedeksiz. Ondan iyi yerli oyuncu yok mevkisinde. Kötüsüne de razı gelecek miyiz ki Ziegler'i beğenmedik? O halde iyi bir yabancı almak zorundayız o bölgeye de. Andre Santos'un geri koşanı ve Avrupalısı makbuldür benim için. Ya da Gökhan GÖnül'ün simetriği. Oyun kurucu bir sol bek. Sol kanadı koridor yapabilecek.


Peki ya gidecekler?

İsim isim yazma gereği duymuyorum.
Yukarıdaki ihtiyaçların auta çıkaracağı isimler olacaktır zaten. Ayrıca lafı uzatmaya gerek yok, faydalanamadığımız ve ümit vermeyen her oyuncu ile yollarımızı ayırmalıyız. Fenerbahçe çiftlik değil.
Gelebilecek bonservisler ve maaşlarından açılan bütçe ile ihtiyaçlarımızı ancak karşılayabileceğiz zaten.
Olmayacak duaya amin demeye gerek yok derken bunu kastetmiştim.

Ama öyle toptan temizlik diyorsanız mümkün değil.
Hem sözleşme şartları hem de takımın havasını/harmonisini bozacak tarihi bir yanlış olur.
Biz hiç faydalanamadığımız oyuncularla yollarımızı ayırıp, yerlerine katkı alabileceğimiz özellikte oyuncular koyalım yeter.


Cristian?

Taktınız adama taktınız:)
Ama haklısınız.
Ayrıldığımız nokta, gitmesi şart değil.
İdeal 11'in figürü olmasın yeter. Zira rotasyon için harika bir oyuncu.
Orta sahadaki 3 pozisyonda da oynayabilmesi büyük artı.
Rotasyon günlerinde 2. takımın asıl figürü olabilir pekala.
Hem Türkiye ve Avrupa'da takım içi kazandığı raputasyonu göz ardı etmeyin bu kadar.

Ondan iyisi mutlaka alınsın ama kalmasına bu kadar laf edilmesin tarafındayım.


Gökhan'ın sakatlığı?

Orhan gitti, sağ bekin yedeği Mehmet Topuz oldu. Ben çok güveniyorum. Zaaflarını giderecektir.


Yabancı sayısı?

Faydalanamadığımız oyuncular giderse bu bahis kendiliğinden ortadan kalkar.


Sol açık/forvet?

Sow ve Caner yeter bence. Ama belki her 2 kanatta oynayabilecek biri alınabilir denk gelirse.


Alper transferi?

Haramiler için puzzle'ın son parçası, bizim en ihtiyaç duyduğumuz oyuncu tipiydi Alper.
Tempolu, atletik, diriblingi olan, kısa mesafe pas alışverişleri başarılı, genç ve yerli.
Şimdi Topal, Emre, Salih, Alper gibi bir yerli orta saha rotasyonumuz var. O bölgenin 7'ye tamamlanması gerek bence. Gördünüz, tarihimizin ilk yarı finaline orta sahada Selçuk-Cristian-Salih ile balamak zorunda kaldık sakatlık/cezalardan ötürü.

Şimdilik bu kadar.
Ha, hazırlık kampına bu sezon da yetişmeyecekse transferler, hiçbirini istemiyorum şahsen.
Durum bu.
İşte eyle.


Devamını oku...

10 Mayıs 2013 Cuma

2012-13 Sezonu Değerlendirmesi, 3. Kısım: Transferler ve sezonun ikinci yarısı


İlk yarıyı korkunç bir şekilde bitiren takım, Aykut Hoca'nın da istifasının sonucunda ikinci yarı başlamadan tam bir kaos içerisindeydi. Önce Aykut Hoca dönmeye ikna edildi, sonra oyuncular sorumluluk alıp gerekeni yapacaklarını söylediler. Neticede o esnada ligdeki puan farkı kötü performansa rağmen 6 puandı. Türkiye kupasında gruplar yeni başlamıştı ve Avrupa liginde de son 16 maçları oynanacaktı.



Sezonun ikinci yarısına da Türkiye kupası grup maçlarıyla girildi. İki deplasman galibiyetinin üstüne lige geri dönüş yapıldı. İçeride takımın ne yaptığını bilmez bir halde oynayıp puanı güçlükle kurtardığı Elazığ maçından sonra Antep deplasmanından çıkan 3 puan ve gelen transferlerle bambaşka bir dönem, diziliş ve anlayış yerleşti takıma.

Soldaki diziliş ligin ilk yarısındaki ideal dizilişti. Sağdaki ise transferler geldikten sonraki ilk maçta kullandığımız diziliş. Artıları ve eksileri mutlaka oldu ama artıları daha ağır bastı. Yine de oturtulan düzende bazı oyuncuların alternatiflerine sahip olmamıza rağmen, bazı vazgeçilmezlerin eksikliği ciddi derecede hissedildi sezonun ilerleyen haftalarında.





TRANSFERLER

Transfer dönemi boyunca Younes Belhanda'nın geleceği haberleri dolaştı yazılı ve görsel basında. Kulübün girişimleri de oldu ama transfer olmadı. Bizim ihtiyacımız olan tek bir oyuncu muydu? Sadece ihtiyaç Belhanda ise neden 3 transfer yaptık? Bu soruların cevapları önemli, çünkü yine sezon başındaki planlama eksikliğine işaret ediyor. Belhanda transferinden vazgeçildikten sonra üç oyuncu geldi.

Emre'nin boşluğunu doldurmakta sıkıntı çekmiştik. Bu boşluğu yine Emre ile doldurduk. Üstelik kafa ve fizik olarak diri bir Emre ile. Avrupa Liginde yararlanamayacak olmamızın yanı sıra bir de Antalya deplasmanında sakatlanması ve boşluğunu bir yere kadar doldurabilmiş olmamız da tahminen sezonun elimizden kayıp gitmesindeki en önemli etkenlerden.

Ziegler de sol bek alternatifsizliğinden dolayı alındı. Maksimum 65 maç oynayabilecekken bunun 64 tanesini oynayacağız bu sezon. Dolayısıyla Hasan Ali'nin tek başına 64 maç çıkartamayacağı ortadaydı. Sadece Ziegler'in çok dalgalı olan performansından ve kanadının ön tarafında yapılan değişiklikten dolayı yer yer sol kanat savunmasında sıkıntı çektik.

Webo ise bu ligin en underrated hedef santraforlarından biriydi kesinlikle bize gelmeden önce. Fenerbahçe forması altında oynadığı maçlarda yakaladığı istatistikler de sonuca ne kadar etki ettiğinin göstergesi. Dahası Sow'la yakaladıkları Dwight Yorke-Andy Cole uyumu hücum anlamında bizim elimizi inanılmaz derecede güçlendirdi. Biri olmadığında diğerinin sahada maksimum performans verememesi de Sow-Webo ikilisinin eline hücumda ne kadar baktığımızın göstergesi oldu.

SİVAS MAĞLUBİYETİNDEN TAVAN PERFORMANSA

Kaleye gelen ilk topun gol olduğu, sonrasında panikle bastırıp eşitliği yakaladığımız, ancak yine saçma sapan bir paylaşım hatasından dolayı duran top golüyle iç sahada verdiğimiz bir maç oldu Sivas maçı. Buradan itibaren maç maç gitmeyeceğim, zira maçların analizleri blogda mevcut.

Bu mağlubiyetten itibaren çıkışa geçti takım. Ligde hakem katliamına uğradığımız Beşiktaş deplasmanı dışında Gençerbirliği deplasmanına kadar bırakın yenilgiyi, beraberlik bile görmedik. Bir yandan Avrupa Ligindeki muhteşem yürüyüş var. Sınırlı Avrupa rotasyonuna, iki seyircisiz iç saha maçına rağmen orada da yenilmeyen bir takım. Yani beklediğimiz Fenerbahçe geliyor hissini vererek, 3 kupada da olan iddiamızı sonuna kadar sürdürebileceğimiz inancını, takım bize aşıladı.

Burada dönüp bir şeyi sorgulamakta fayda var. Fenerbahçe neden 2010-11 sezonunda olduğu gibi çıkışa geçmek için Ocak-Şubat aylarını beklemek zorunda kaldı? Sezon planlaması böyle mi yapılıyor? Ligi ilk yarıda kaybettiğimiz ortadayken bunu sormak zorundayım. Tamam ilk yarı içerisinde çok olağandışı faktörler de oldu ama yine de saha içinde az da olsa doğruları yapabiliyorken, bunun sezon geneline yayılmasını her Fenerbahçeli arzu eder.

AVRUPA TAKIMI

Önceki yazıda "önlem alan takımdan önlem alınan takıma" başlığında Avrupa ile ligdeki oyun düzenini karşılaştırmış ve bazı şeylerin neden iyi işlemediğini anlatmaya çalışmıştım. Avrupa Liginde tek bir deplasman kaybetmiş olduğumuz gerçeği var. Bu kaybedilen deplasmanın ise hangi şartlar altında kaybedildiği ortada. Bunun detayına girmeden genelde Türkiye ligindeki üst düzey sayabileceğimiz takımlara karşı ikinci yarıda oynanan maçlara bakalım.

Trabzonspor-Kasımpaşa-Beşiktaş-Bursaspor diye bir fikstürü vardı takımın. Beşiktaş deplasmanında hakem tarafından biçilmemiş olsak orada da tahminen ilk yarıyı 2 veya 3 farklı önde kapayıp oyunu soğutma şansımız olacaktı. Şu dört maçta oynanan oyuna hiç kimse itiraz edemez ve etmedi de zaten. Kendi ligimizde zorluk düzeyi yüksek maçları çok iyi oynayarak Avrupa Liginde de aynı seviyedeki Bate ve Plzen'i de anormal şartlar altında da olsa eledik. Lazio ve Benfica'ya karşı oynanan iç saha maçlarına da sezon zirvesi olarak bakmak mümkün. Ligin ilk yarısıyla aradaki fark buydu zaten. Hem daha kaliteli oyun, hem de sonucu almayı başarabilmek.

Zorluk seviyesi yüksek olan maçlara ve sahaya konulan mücadeleyle doğru orantılı olarak alınan sonuçlara bakınca hem Aykut Hoca'nın, hem de teknik ekibin hakkını teslim etmek gerek. Beklentim ise bu arada yakalanan grafiğin daha uzun bir sürece yayılması ve puan kaybını böylece minimuma indirmek.

NEREDE KAYBETTİK?

İki Elazığspor maçında 4 puan verdik. Bunun yanına Kasımpaşa deplasmanı, içerideki Karabük maçının yanına Gençlerbirliği ve İBB deplasmanında kaybedilen 3 puanları ekleyin. 16 puanı biz sahada istediklerimizi uygulayamadığımız maçlarda yitirdik. Eh hakem katliamıyla 2 puanın gittiği Eskişehir ve 3 puanın gittiği Beşiktaş deplasmanlarını da ekleyin, toplamda 21 puan benim hemen aklıma gelen acı kayıp. Yani ritmi yakalayıp rüzgarı arkamıza aldığımızda zaten gelene geçene sahayı dar ettik. Benim ve tahmin ediyorum taraftarın da büyük bir bölümünün canını sıkan esas nokta hakem hataları dışında saçtığımız 16 puan olacaktır.

Bu da iki argümanı getiriyor. Ya oyuncular maç seçiyor, ya da ciddi anlamda dış etkenlerle oluşmuş olan bizi şampiyon yapmayacaklar psikolojisi var. İlk şık nispeten daha önceden alışık olduğumuz bir şey. Oyuncuların kendilerini Avrupa sahnesinde göstermek için ekstra çabalaması da bir nebze anlaşılır. İkinci şık, şayet doğruluk payı varsa olabildiğince çabuk önlem alınmasını gerektiren bir durum. Burada da görev yönetime düşüyor.

ÖZELEŞTİRİ

Camia olarak özeleştiri getirmemiz gereken bir sezonun sonuna geldik. Şu anda bütün gözlerin Pazar günkü derbiye ve sonrasındaki kupa finaline çevrildiğinin herkes farkındadır zaten. İki maçı da mutlaka kazanmalıyız, burası bir gerçek, ancak bütün sezonun olumsuzluğunu da bu iki maçı kazanmak silmemelidir.

Galatasaray'ı yenmek Şampiyonlar Ligi ön elemesini garantilemek demek. Trabzonspor'u yenmek de kupayı ikinci kez üst üste müzeye götürmek. Şu anda belki kimsenin sallamadığı Türkiye kupası olası bir kayıpta dünyanın en büyük problemiymiş gibi önümüze koyulacaktır.

Yönetim neden Aykut Hoca ve oyunculara rahat bir çalışma ortamı yaratamadığını, Aykut Hoca ve teknik ekip sezon planlamasında nelerin yanlış gittiğini, oyuncular da neden anca yumurta kapıya dayanınca sorumluluk aldıklarını sorgulamalı. Eğer bir dahaki sezon bu seneki kaosu yaşamak istemiyorsak, bunu yapmalıyız.

Bir küçük ek de rekor maç sayısıyla ilgili. Avrpada şampiyonluğa yürüyen takımlar bize oranla daha az maç oynayıp, daha çok oyuncudan faydalanmayı başararak sonuca gittiler. Bizim kadromuzun kısıtlı kalmasının sebebi de sezonun en başına dayanıyor. Maksimum sayıda maç yapacakmışız gibi hazırlanıp, ona göre kadro rotasyonu planlayıp, rotasyondaki oyuncuları da bu tempoyu kaldırabilecek şekilde hazırlamamız gerekirdi.

SONUÇ

Avrupa arenasında başarılı, ligde ise başarısız olduğumuz bir sezonu geride bıraktık. Böyle bir tabloyu 2007-08 yılında görmüştük en son. O zaman yapılan hatalar, umarım bu sezon sonunda tekrarlanmaz. Üzerine koyabileceğimiz bir temele sahipken bunu yakıp yıkmanın alemi yok. Özeleştiri istememin en büyük sebeplerinden birisi de bu zaten. Kimse mükemmel değildir ve elbet hatalar yapılacaktır. Önemli olan da yapılan hatalardan ders çıkartıp, bu hataları bir daha tekrarlamamaktır.

3 yazı genelinde de dış etkenlere olabildiğince değinmemeye çalıştım, zira esas odak noktam saha içi. Bu sezon "şampiyonluğu saha dışında kaybettik" diyecekseniz de bunda sorumlu saha içine kafa yoranlar olamaz. Eleştirinin adresi de bellidir bu durumda.

Devamını oku...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

2012-13 Sezonu Değerlendirmesi, 1. Kısım: Sezon öncesi, transferler ve Şampiyonlar Ligi Ön elemeleri


         
   
Evet sezonun bitimine 2 maç var, Türkiye kupası da henüz sonuçlanmadı. Bu takım daha 2-3 hafta önce 3 kupa alma şansına sahipken şimdi kupasız da bitirebilir. Bu değerlendirmeyi yazmaya bugün başlama sebebim de sezonun geri kalanında oynanan oyunun genel fikrime etki etmeyecek olması.

Sezona hiç iyi başlayamadığımız konusunda sanıyorum herkes hemfikirdir. Mümkün olduğunca yorum katmadan, olabildiğince saha içine sadık kalarak bu değerlendirmeyi yapmaya çalışacağım. Yazı dizisinin bu kısmı ruhunuzu ciddi şekilde karartabilir, çünkü hiç iyi başlamadık sezona. Yazı sonunda getireceğim eleştirilerin de mutlaka söylenmesi gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. Hatalarımız olduysa bunları bilip, dikkatli bir şekilde üstünden geçip, aynı hataları tekrarlamamamız gerekiyor. Buyrun, hep birlikte bakalım sezona.



HAZIRLIK DÖNEMİ

Fenerbahçe'nin kronik problemi olan transferin hazırlık kampına yetişmemesi sorununun önüne geçilecek gibi görünen transferlerle başlandı sezona.

Kariyeri ortada olan Dirk Kuyt ve genç Salih Uçan alındı daha transfer sezonunun başında. Üstüne de Hasan Ali Kaldırım ve Mehmet Topal eklendi. Bu oyunculardan üçünün direkt olarak ilk 11 transferi olduğunun altını çizelim ve Salih'in de sezon ortasında formayı aldığını ekleyerek devam edelim.

Tabii ki transferin burada bitmeyeceği ortadaydı. Hele ki Emre'nin gidişi ve Dia'nın satılışı ve Bilica'nın sözleşmesinin yenilenmemesiyle üç mevkiide alternatiflere veya direkt ilk 11'e monte edilebilecek oyunculara ihtiyacımız olduğu gerçeği varken.

Üstüne Egemen'in alınmasıyla tekrar kadrodaki stoper sayısı üçe çıktı. Yobo'nun da bonservisinin alınması için görüşmeler devam ediyordu zaten o sırada. Hazırlık maçları oynanmaya başladı bu esnada ve takım her maçı berabere bitirdi.

Burada bir küçük eleştiri getirmekte fayda var. Rakiplerin ciddi rakipler olarak seçilmesi fikrine saygı duymakla birlikte, araya sadece kazanma alışkanlığını edinmek adına daha zayıf takımların da eklenmesi taraftarıyım.

Üç hazırlık maçı oynadık, dördüncüsü de yoğun yağıştan dolayı iptal edildi. MTK, Newcastle United ve Dinamo Tiflis'ten sadece Newcastle'ın bizim ayarımızda olduğunu söyleyenler çıkacaktır. Benim zayıf takımdan kastım böyle daha alt kademe takımlar. Böyle yürüyerek 5-10 tane atıp, strese girmeden rahatlıkla yenilecek rakipler. Dediğim gibi, esas amaç kazanma alışkanlığı edinmek. Buna yazının sonuna doğru tekrar geleceğim.

RESMİ MAÇLAR

İlk resmi maçımızda Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda, içeride Vaslui karşısına çıktık. Ne oynanılan oyun, ne de alınan skor taraftarı tatmin etti. Aykut Hoca'nın oyuncu tercihleri sertçe eleştirildi. Genel kanı Emre'nin eksikliğinin hissedildiği ve ön alanın zayıf kaldığı düşüncesiydi. İki maçtaki oyuncu ve diziliş tercihlerini aşağıdaki diagramlarda görebilirsiniz.
     
                           


İlk diagramda sol içteki boşluğu özellikle abarttım, ancak maçı izleyenler hatırlayacaktır. Korkunç bir şekilde boştu o bölge ve sürekli rakip o boşluktan yararlanarak bizi bozmuştu. Son dakikada gelen beraberlikle en azından ikinci maç için umutların nispeten taze tutulduğunu da not düşelim.

İkinci maçta daha kompakt kalan takım, bu sefer ilk maçtaki gibi orta sahayı rakibe teslim etmediyse de sezonun kronik hastalıklarından birisi olacak olan arka direk gollerinden ilkini yedi. Volkan çalınan ucuz penaltıyı kurtarınca rakibin rüzgarı kesildi, biz de tecrübemizle maçı kopartıp play-off turuna kalmayı başardık.

TRANSFER

İlk Vaslui maçında beraberliğin hemen ertesinde Yobo ve Krasic transferleri açıklandı. Yobo zaten tamamlanması beklenen bir transferdi ama Krasic açıkçası biraz sürpriz oldu. Yine de Aykut Hoca'nın zamanında kendisini çok istemiş olması ve Dia'nın satılmış olmasıyla kadro derinliğinde oluşacak boşluğu kapatması açısından bakıldığında, o zaman için mantıklı sayılabilecek bir hamleydi.

Peki bu transferler diyelim ki önceden yapılmış olsa ve Vaslui karşısında oynayabilselerdi çok bir şey değişir miydi? Hayır değişmezdi. Çünkü esas sorunu yaşadığımız bölgenin adamları değildi ikisi de ve biz o bölgedeki eksikliğimizin acısını uzunca bir süre hissettik sezon boyunca.

SÜPER KUPA, LİG VE ŞAMPİYONLAR LİGİ PLAY-OFF

Süper kupa maçının kadrosunda Alex yok denince bir kaos yaşandı daha baştan. Sahadaki kadronun da o sızan muhtemel kadro ile ilgisi yoktu. İyi futbol yine gelmedi, Aykut Hoca'nın bu sefer oyuncu tercihleri değil, oyuncu değişiklikleri tartışıldı ve üstüne de şahane(!) bir Cüneyt Çakır yönetimi eklenince maç kaybedildi. Detayını merak edenler için ilk 11, maç kadrosunda bulunmayan Gökhan Gönül'ün yerine Orhan Şam değişikliği dışında 2. Vaslui maçıyla aynıydı.

Ligde de sezonu İzmir'de oynanan Elazığ deplasmanında açtık. Aykut Hoca bu sefer 4-2-3-1'i tercih etti. Göbekte Selçuk-Mehmet Topal ikilisinin önünde Stoch-Alex-Kuyt ve Sow dörtlüsü vardı. Rakibin 10 kişi kalmasına ve şiddetli ama pek organize olduğu söylenemeyecek bir baskı kurmamıza rağmen galibiyeti getirecek golü bulamayıp sahadan beraberlikle ayrıldık.

SPARTAK MOSKOVA EŞLEŞMESİ

Maçlardan çok Alex'in oynamaması konuşuldu zaten. Bir kere neyin ters gittiğini önceki cümle işaret ediyor. Kendi iç kaosumuzda alev alıp, iki maçta da zaman zaman parlasak da bu turu geçmeye yetmedi. Tahminen herkesin aklında ikinci maçın son yarım saatinde kurulan korkunç baskı kaldı oyun olarak. İki maçtaki oyuncu ve diziliş tercihlerini de aşağıdaki diagramlarda görebilirsiniz:

      


İkinci maçta Krasic'in erken sakatlandığını ve Stoch'u oyuna almak durumunda kaldığımızı belirtelim ilk başta. Eşleşmenin ilk maçında yerleşme problemi yaşadığımızı ve yaratıcı oyuncu sıkıntısı çektiğimizi vurgulamakta fayda var. O da kolay değil. 5. resmi maçımızda 3. farklı dizilişimizdi bu ve oyuncular saha içerisinde bazen ne yaptıklarını bilmez halde gözüktüler. İkinci maçtaki diziliş en azından arada ligdeki Antep maçında test edilip öyle uygulamaya konuldu. Yine de sarfedilen efor, ortaya konulan mücadele ve takımın yakaladığı koşu istatistikleri olağanın üzerindeydi. Bir şeylerin değişmeye başlayacağının göstergesiydi denilebilir bu eşleşme için, ancak istenilen sonucun alınamayıp, Şampiyonlar Ligi'nin dışında kalınmış olunmasının maddi ve manevi olarak hem kulübü, hem de taraftarı yaralamış olduğu gerçeği var. Sonrasında yaşanan sıkıntılar da cabası.

LİGE DÖNÜŞ VE RAUL MEIRELES TRANSFERİ

Spartak Moskova'ya elenip lige döndüğümüzde ligde liderdik! Bu sezon boyunca ilk ve son kez liderlik koltuğundaydık. Dış sahada Sivas karşısında alınan golsüz beraberliğin ardından Chelsea'den Raul Meireles'i kadromuza kattık. En geç gelen, ancak gelir gelmez olumlu katkı yapan nadir oyunculardan olduğunu söylemek gerek. Sezon boyunca ne zaman sakatlansa veya cezalı olsa yokluğunu hissettiğimiz oyunculardan ve dönüşen sistemin kilit taşlarından birisi oldu.

Son dakika golüyle kazanılan Mersin İdmanyurdu maçından sonra yine içeride alınan golsüz Trabzon beraberliğiyle de 10 resmi maçı devirmiş olduk. İlk 10 resmi maç sonundaki istatistiklerimiz ise şöyle oluştu:

Süper Kupada: 1 maç, 1 mağlubiyet, atılan gol: 2 yenilen gol: 3
Ligde 5 maç: 2 galibiyet, 3 beraberlik, atılan gol: 6 yenilen gol: 1
Avrupa'da: 4 maç: 1 galibiyet, 2 beraberlik, 1 mağlubiyet, atılan gol: 7 yenilen gol: 5
Toplamda: 10 maç: 3 galibiyet, 5 beraberlik, 2 mağlubiyet, atılan gol: 15 yenilen gol: 9

Bu tabloya bakılınca o aralar ne kadar sıkıntılı olduğumuzu hatırlamamak mümkün değil. Daha kötüsü ise henüz gelmemişti.

KASIMPAŞA MAĞLUBİYETİ VE ALEX KRİZİ

Futbol adına ortaya hiçbir şey koymadığımız bir 90 dakika. Hatta bu sezon boyunca oynadığımız en utanç verici üç 90 dakikadan birisi demek yanlış olmaz. Hemen sonrasında Alex krizi patlak verdi, kadro dışı derken sözleşmesini feshedip kulüpten ayrıldı kaptan.

Ayrılışında o haklı, bu haksız kısmına girmeyeceğim. Herkes yeterince fikir belirtti bu konuda ve inanılmaz bir kirlilik oluştu zaten. Ben bunun saha içindeki etkisine bakacağım. Alex'in takımın oyun merkezi olduğu gerçeği vardı ve gidişi 8 yıllık bir alışkanlığın bir anda bırakılması demekti. Bunun ne kadar zor olduğunu benim açıklamaya çalışmama gerek yok. 8 yıldır her hafta düzenli yaptığınız bir şeyin hayatınızda birden olmadığını düşünün. İşte o derece büyük bir kayıp bu. Daha fazla detaya girmeyeceğim.

Sonrasında takımın gösterdiği reaksiyona ve ilk yarının sonuna kadar olan kısma yazının ikinci kısmında yer vereceğim.

BU BÖLÜME DAİR

Sezon açılış tarihimiz normal denilebilir. İlk resmi maçtan bir ay önce açtık sezonu, ki bu hemen hemen Avrupa'da her takımın yaptığı bir şey. İlk resmi maça kadar sadece üç maç oynamış olmamız, üstelik bunların üçünde de berabere kalmış olduğumuz gerçeği var. Yani daha hazırlık maçlarından kazanma alışkanlığı edinememiş bir takım. Bir veya iki zayıf rakiple oynayıp oyunculara özgüven depolama konusuna bundan dolayı değindim. İlk resmi maçta, hem de iç sahada, beraberliği 90. dakikada kurtarmak hiç hoş bir başlangıç şekli değil kesinlikle.

Sonrasında ilk beş maçta üç farklı dizilişten bahsettik. Altıncı maçta da dördüncü farklı diziliş uygulandı. Yani hazırlık döneminde yapmamız gereken denemeleri Şampiyonlar ligi ön elemelerinde yapıyormuş gibi olduk bir nevi.

CL'ye direkt katılım şansımızı kaybettiğimiz için sezonu yine erken açacağız. Bu sefer hazırlık maçlarının sayısını artırmakta mutlaka fayda var. Maç oynama alışkanlığı kazanan oyuncular en azından daha kompakt kalıp, istenileni çok daha iyi uygulayacaktır bu çok net.

Bir diğer konu da transfer. Zamanında bitmemesini geçtim, arada yapılan çok talihsiz açıklamalar oldu sezon başında. "Fenerbahçe istediğini alır" gibi bir açıklama yapıldı mesela. Yobo ve Krasic transferlerinin açıklanışında da zamanlama hatası yapıldı. 3. ön elemede ilk maçı berabere bitirdikten hemen sonra iki transfer açıklanmasından sonra taraftardan "Kötü sonucu bize transferle unutturacaklar" serzenişi geldi. Dahası, ilk ön eleme ve öncesindeki maçlar orta sahanın merkezindeki sıkıntıları net bir şekilde ortaya koyarken bizim o bölgeye transferimiz Şampiyonlar ligine veda ettikten sonra gerçekleşti. Yani yine elenmeyi transferle telafi ediyormuş durumuna düşüldü.

SONUÇ

Sezona girişimizin, yaşanan krize rağmen daha iyi bir planlamayla önüne geçilebileceği ortada. Transfer konusu yönetimin, maç programı ve saha içine dair konular da teknik ekibin eğilmesi gereken noktalar. Geçen sezon çok daha büyük sıkıntılarla uğraşan takımın, tek kulvarda mücadele etmiş olsa da 10 maçta sadece bir kez yenilmiş olduğu gerçeği var.
Devamını oku...

24 Şubat 2013 Pazar

Serotonin ve Endorfin Fenerbahçe yolunda


Evet; artık ilk 11 değil, ilk 18'in bile tartışıldığı bir takım oldu Fenerbahçe.

Bardak ağzına kadar dolu değil, kabul de;
Boş tarafına bakmaya öyle alıştıki tüm camia, neredeyse ağzına kadar dolu bir bardakta bile boşluğu tartışıyoruz artık.

Türkiye Kupası yarı finali,
Avrupa Ligi son 16'sı cepte.
Ligde ise saçtığımız ahmakça puanları telafi etmeye çalışıyoruz.
Şu çok açık; bugün itibariyle lider Galatasaray'dan daha iyi ve tempolu futbol oynuyoruz.

Yani işler iyi gidiyor, sanki?

Ama yok.
Mutsuzluk sarmış dört bir yanımızı.
Haklı veya haksız gerekçelerle.

***

Fenerbahçe'nin 2 transfere ihtiyacı var sadece:

Nam-ı diğer mutluluk hormonları.

Ancak o zaman dört nala koşar bu takım.
Ancak o zaman yeteneğinin, kalitesinin ve en önemlisi taşıdığı formanın farkına varır.

Bir mutluluk çemberine ihtiyacı var Fenerbahçe'nin.
Belki 1/2/3 kupa ile gelecek, ama geç olmasın.

Muhtaç olduğun Serotonin; damarlarındaki asil kanda mevcuttur be Fenerbahçeli, sen nerelerde ararsın?
:(

Hadi be ama; bugün pazar, hava güneşli, akşam Fener'in maçı var,
Yüzünüz gülsün biraz!

:)








Devamını oku...