Bir Şehir Efsanesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir Şehir Efsanesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bir Şehir Efsanesi #10: "Aykut Kocaman yıldızları yönetemiyor, futbolcularıyla ilişkisi kötü."



Lunaparklarda bir oyun vardır.
Elinizde tokmak, farklı farklı deliklerden sürekli çıkan köstebekleri vurmaya çalışırsınız.
Siz vurdukça, başka bir delikten çıkıverirler, yetişemezsiniz.

Bizim hikayemiz de öyle.

Fenerbahçe'ye musallat edilen şehir efsanelerinden bahsediyorum.
Şehir sularında başıboş zehir saçan içi boş klişeler.
Hayat, birer birer çürüttükçe bu sığ ve çiğ mikropları, her daim bir yenisi ortaya çıkıyor.

***

"İyi adam ama başarılı değil."
"Başarılı ama iyi teknik direktör değil."
"Gülmüyor."
"Gollere sevinmiyor."
Vs.

***

Bu şehir efsanelerinden bir tanesi de;
Birlikte çalıştığı yaklaşık 50 futbolcudan birkaçıyla, her teknik direktör-futbolcu arasında yaşanan, hatta sıklığı çoğundan oldukça az olan futbolcu kaynaklı gerginlikleri, "Aykut Kocaman yıldızları yönetemiyor, oyuncularıyla ilişkisi kötü." şeklinde ortaya çıktı son günlerde.

İlk sözüyle son sözü bir olan, tutarlılığın ve dürüstlüğün kitabını yazan, kendi transferlerini bile yeri geldiğinde kenarda bekleten, formayı antreman ve maç performansına göre adil dağıtan, futbolcularını kamuoyu önünde asla satmayan, iyi günde/kötü günde çizgisini ve duruşunu bozmayan, kendinden çoktan vazgeçmiş her türlü bedeli ödeyerek Fenerbahçe'nin derdinde olan bir adam için söyleniyor işte bu ucube sözler.

Mikrop diyip geçmemek lazım.

Sanırım en güzel fotoğraflar anlatacaktır, yorum yapmadan ilginize sunuyorum.


















Not: Fotoğraflar için @GeceKusu23'e teşekkürlerimle. Dev Aykut Kocaman fotoğraf arşivi için: http://siraykutkocaman.tumblr.com




Devamını oku...

23 Kasım 2012 Cuma

Bir Şehir Efsanesi #9: "Aykut Kocaman döneminde hiçbir futbolcu üzerine koyamadı."


Bir metrobüs yanaşıyor. İnsanlar nereye gittiğine bakmadan içine doluşuyor.
Sonuç?

Klişe.
Şehir efsanesi.

"Aykut Kocaman döneminde hiçbir futbolcu üzerine koyamadı." da onlardan sadece bir tanesi.

Alt alta yazalım bakalım, durum nasılmış bardağın dolu tarafına bakınca.


Bekir İrtegün: Fazla söze hacet yok. Yedekti. Orhan Şam transferi öncesi Gökhan'ın yedeğiydi. Çalışkan ve tam bir takım oyuncusu oldu hep. Aykut Hoca onu asıl mevkisinde kullanarak kariyer zirvesine ilk adım için Bekir'e fırsat verdi. Yobo ile iyi bir ikili oldular. Geçen yıl formunun zirvesine çıktı. Milli oldu. Yobo'nun sakatlığı, Egemen ile uyum süreci, takımın cendereden çıkışı derken Yobo ile yeniden kendini buldu. Son 5 maçın belki de en iyi oyuncusu. Röveşata kreması.

Hasan Ali Kaldırım: Haklarını yemeyelim, Kayserispor'da milli oldu. Yetenekleri kısıtlı, ancak genç, dinamik ve devamlılığı üst düzey bir oyuncuydu Hasan Ali. Aykut Kocaman'ın -birçoklarının itirazına rağmen- ona güvenmesi, sol beki ona adeta teslim etmesiyle her maç üzerine koydu. İstatistiklere göre de bugün takımın en fazla topla oynayan isimlerinden. Özellikle son iki maçta bu istatistikte zirvede. Savunması giderek gelişiyor. Hala eksikleri var. Bir Andre Santos hücum performansı beklemek zaten hata olur, ancak takım oyunu içinde gelişen/gelişecek olan varyeteler ile hem bindirmeleri hem de pas oyununa katkısı artıyor. Sezon ortası gelmeden neredeyse 30 maç 90 dakika oynadı. [Maşallah]

Cristian Baroni: Beğenmeyeni, beğeneninden fazla olabilir. İyiyken çok iyi, kötüyken çok kötü. Bir maç 10 üzerinden 9 puan alırken, bir sonraki maç 1 puanı zor hak ediyor. Ancak ne olursa olsun; oynadığı dönem süresince, bilhassa kritik maçlardaki katkısı yadsınamaz. Alex sonrası orta ikilinin önünde, hücum bölgesinde görev alıyor. Duran topların, kornerlerin başına o geçiyor. Hakkını verelim; Alex sonrası en muhtemel eksik olarak gördüğümüz duran toplar konusunda bizi mahçup etti. Kaleyi bulan ve hatta gol olan frikikleri, adresini bulan kornerleri skora katkısını da artırdı. Velhasıl kelam; Aykut Kocaman ona, eksileri-artıları paralelinde, takım için daha faydalı olabileceği bir rol biçti. O da; istikrarı dışında, bu rolün hakkını veriyor. Bence.

Caner Erkin: Yetenekli, dinamik, bir kanat oyuncusu için oldukça atletik bir fiziğe sahip. Galatasaray'da da, Fenerbahçe'de de bekte denendi. Ancak Aykut Kocaman ile kendini buldu. Bugün artık Fenerbahçe sol kanadının en azından % 51 ile sahibi. Formda veya değil, Stoch'u kesti. Daha basit oynamaya başladı. Tek topu geliştirdi. Önde mücadele gücünü yükseltti. Sorumluluk almaya başladı. Galiba Fenerbahçe gerçek bir kanat oyuncusu kazandı.

Gökhan Gönül: 2010-11 sezonunda Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali günlerine geri dönmüştü. Ardından sakatlıklar ile düşüş yaşadı. Son dönemde üst üste maç yapmaya başladı yeniden ve özüne döndü. Takımın oyun kurgusunda topu en çok ve hızlı ileri taşıyan isim, en çok topla oynayan 3 oyuncudan biri, top kazanma istatistiklerinde zirvede. Tüm bunları daha önce de yapmıştı. Ancak Aykut Kocaman ile, -o kısacık boyuyla- duran topların en tehlikeli adamı oluverdi. Direkten dönen topları ve asistleri oldu bu sezon. Kornerlerin ön direkteki en tehlikeli ismi artık Gökhan, o da portföyünde.

5 futbolcuyu mercek altına aldım.
Ama Stoch'un geçen yıl, Sow'un bu yılki yükselişleri de kayda değer.

Diğerleri de genelde yeni transferler.

Sezer'den patlama bekliyoruz.
Salih ve Recep zemin normale dönünce vakit bulacak ve önümüzdeki yıllara damga vuracaklar.
Topuz ve Topal takım oyunu içinde mutlaka parlayacaklar.

***

Güncel bir özet yaptım.
Dün ve bugün ortada.
Yarın da önümüzde.

Yukarıdaki özet bu şehir efsanesini de bitirmeye yeter aslında.
Ve ama; bardağın dolu tarafından bakmaya başladığımız gün, ne bu şehir efsaneleri doğacak, ne de şuursuzca dilden dile dolaşacak.

İnşallah, maşallah, amin.


   
Devamını oku...

13 Kasım 2012 Salı

Bir Şehir Efsanesi #8: "Ama siz ceza sahasına girmiyorsunuz!"


Kaderimiz gibi sanki değil mi?

29 haftadır penaltı verilmiyor lehimize.
Fenerbahçe'nin penaltılarına kıran girerken, Galatasaray -keyfe keder- kalecisine bile penaltı attırıyor.

Hakan Şükür'ün Altay deplasmanında Şanver'e penaltıdan 3 [üç] adet gol attığı günleri de hatırlarız ya, neyse.

Geçen yıl Galatasaray 10 penaltı atışı kazanırken, Fenerbahçe sadece 3 kez bu şansı yakalayabildi.

Bilhassa TT Arena'da, sıkça "İstanbul için penaltı ve kırmızı kart vakti" ydi.

Evvelki sene de bu böyleydi.
Daha önce de.
Çok önceleri de.


15 Şubat 1998'den bu yana 5 takımın lehine çalınan penaltılarla ilgili FutbolunSifreleri.blogspot.com'da yayınlanan tablo da söylediklerimizi doğruluyor.



Bir de İTÜ raporu var ki evlere şenlik.

Son 15 yılda; ligde oynayan 18'den fazla takımın, attıkları gol ile kazandıkları penaltı sayıları arasındaki doğrusal ilişki/korelasyon, ne kadar enteresandır ki bir tek Fenerbahçe'de yok.

Bir de üstüne kamuoyu algısı tam tersini söylemez mi?!

Ekmek bulamasan kafayı yersin.

***

Tablo gün gibi ortada.
Son 15 yılda en fazla golü atan Fenerbahçe, penaltı penetrasyonunda yerlerde.
Galatasaray elbette zirvede.

Ne dediler peki yıllarca Fenerbahçe'nin kıran giren penaltılarına?

"E ama siz ceza sahasına girmiyorsunuz be ya".

Tabi tabi.

Geçmiş yılları da bulup çıkarmak lazım ama alın size bu sezon, ilk 11 haftanın MatchStudy istatistikleri.


Birçok farklı istatistiğin paylaşıldığı ana tabloda, işaretli yerde ligin ceza sahası içinde topla oynama ortalamaları var.

Fenerbahçe ligin rakip ceza sahasında topla en çok oynayan takımı.
Kazandığı penaltı sayısı 0 [sıfır].

Fenerbahçe ligin rakip ceza alanına en çok top atan takımı.
Kazandığı penaltı sayısı 0 [sıfır].

***

Kaderimiz gibi, Fenerbahçe'nin serileri;

Fenerbahçe X haftadır Kadıköy'de yenilmiyor.
Fenerbahçe Y maçtır Galatasaray'a yenilmiyor.
Fenerbahçe Z maçtır penaltı kazanmıyor.


***

Fenerbahçe aleyhine verilenler, lehine verilmeyenler.
Galatasaray lehine verilenler, aleyhine verilmeyenler.

Süper Lig'in aynası.




Devamını oku...

21 Ekim 2012 Pazar

Bir Şehir Efsanesi #7: "Bunların hepsi paralı asker"


Son dönemde ilk kez Talip Doğan Karlıbel'den duyduk bu sözü.

Twitter'da Fenerbahçe'yi savunan ve Yayla/Cadde/Silivri/Çağlayan'a giden Fenerbahçeliler için söylemişti "Bunların hepsi paralı asker" diye. "Aziz'in paralı askerleri".

Nitekim yerleşti bu kalıp.

Paralı asker.
Tetikçi.
3 Temmuz Fenerlisi.

İşin acı tarafı; Karlıbel'in icadı kalıp, artık bazı Fenerbahçeli kardeşlerimiz tarafından kullanılıyor sıkça.

Yani darbecilerin trenine binmekle kalmıyorlar; onların silahlarını da kullanıyorlar bilerek/bilmeyerek.


Kimsenin Fenerbahçeliliği'ni sorgula(ya)mam, bana düşmez.
Herkesin farklı bir sevme biçimi ve yoğunluğu var.
Hakeza, benim Fenerbahçem'e de kimse laf uzatamaz.

Ama öyle bir noktaya geldi ki şuursuzluk;
Fenerbahçe'nin alt toplamı derdine düşmüş kim varsa, Başkan'ın/Hoca'nın adamı/tetikçisi/paralı askeri yaftasına muhattap oldu.

Bir de 3 Temmuz Fenerlisi var.
Ki bu aslında buraya yazılmayacak kadar çirkin, sahibini bağlayan bir yakıştırma.
Ancak fikrin zikirle kardeşliğiyle açıklanabilecek çapta.

Kaale almak gerekir mi bilmiyorum.
Zira kim yazıyor/söylüyor, kaç yaşındalar bilemiyorum.
Gerçekte varlar mı o bile meçhul.

Fakat "Grev" kırmak isteyen muhbirlerin jargonuyla örtüşen tavırlar, ifadeler bunlar.
Ve Fenerbahçe'ye, Fenerbahçeli'ye yakışmayacak karakter yansımaları.
Bayağı, ucuz, kirli.


***

Ha, fikrimi soracak olursanız;
Keşke "askerleri" olsa Kulübün/Başkan'ın/Hoca'nın.
Paralı veya parasız; onlar için çalışsa, çabalasa.
Kulis yapsa,
PR yapsa,
Strateji üretse,
Plan yapsa onlar adına.

Ama yok.
Yalnızlar.
Yapa yalnızlar 25 milyon arasında.





Devamını oku...

8 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Şehir Efsanesi #5: "Gidenlerin hepsi mi kötü?"



"Ayrılık da sevdaya dahil" demiş Attila İlhan.

Gelin görün ki bu her sevdada; ya da her sevende böyle olmuyor galiba.
Olabilir.
Herşey insan için ve insana dair.

Ama son dönemlerin bir şehir efsanesi de; elbette Aziz Yıldırım'a vurmak için, Fenerbahçe sütunlarını süsleyen muhalefete istinaden "Bütün gidenler mi kötü?" propagandası.


Kötü olup gidenler var.
Gidince kötü olanlar da var.


Ama en başta Aykut Kocaman olmak üzere; gittikten sonra aleyhte tek kelime konuşmayanlar da var.


Mutlu ayrılanlar da var.
Üzgün ayrılanlar da.


Kolay değil çünkü Fenerbahçe'den ayrılmak; sebep, sonuç ne olursa olsun.



Son 15 yılda kimler gitmiş/ayrılmış kulüpten?

Kötü anılanlar: Saran, Kutlualp, Kıyat, Aurelio, Daum, Rüştü, Ballı vs..


İyi anılması gereken fakat, anılmayanlar: Ali Koç, Nihat Özdemir, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı, Serhat Çeçen, Ogün, Abdullah, Rapaic, Luciano, Deivid, Lugano, Niang, Tümer, Appiah, Dia, Anelka, Nobre, Andre Santos, Aragones, Kemal, Rebrov, Mehmet Yozgatlı, Ali Güneş, Serdar Kulbilge, Emre, Kezman, Tuncay, Mirsad vs..

İki taraf için de uzar liste; ama Fenerbahçe'den iyi ya da kötü bir şekilde ayrılmış ve Kulüp/Başkan ile ilişkileri bozulmamış kişilerin listesi açık ara önde.

% 95'e, % 5 filandır hatta.
Belki daha da fazla.

Ama yok, türlü şekillerde kulüpten ayrılmış ancak karşılıklı sevgi ortamına zeval gelmemiş onlarca insan varken; 3-5 kişi alt alta yazılır ve "Hepsi mi suçlu yaaee" propagandası yapılır.

Maksat Fener'e gol olsun.


Derin bir not: 96'da Oğuz Çetin ile birlikte Ali Şen tarafından takımdan kovulan Aykut Kocaman'ı; Fenerbahçe'nin iktidarına karşı, muhalefetin sesi, maşası, piyonu olarak ya da sebepsiz, gördünüz mü hiç Fenerbahçe sütunlarında?
Tek kelime açmış mı ağzını?
Hiç mi söyleyecek birşeyi yoktu acaba?
Yoksa Fenerbahçe alt toplamını mı düşündü?

Açın bakın şimdi 1 Ekim'den bu yana gazeteleri;

O kötü ayrılan 3-5 kişiden başkasını görebilecek misiniz Fenerbahçe sütunlarında?

Neden apar topar onlara mikrofon uzattı peki medya?
Acaba?

"Gidenlerin hepsi kötü, bi' Aziz Yıldırım mı iyi?" diye yırtınıyordun ya hani;
Hadi, dön arkanı ve git şimdi.
Ağzımı bozmadan git hadi.

Fenerbahçe'yi, gerçekten ve sadece Fenerbahçe'yi seven adam; meze yapmaz şeytanın masasına.
Aykut Kocaman gibi.
Nokta.




Devamını oku...

Bir Şehir Efsanesi #4: "Samet bi' konuşursa!"


Bunun birçok versiyonu var aslında.

"Ali konuşursa.."
"Veli anlatırsa.."
"Fikri ağzını açarsa.."
"Zihni baklayı çıkarırsa"

Neyi anlatacaktı bu adamlar?
Peki Samet'ten ne bekliyorsunuz?

Konuyu çekmek istediğiniz yer açık da, niye karnınızdan konuşuyorsunuz?

Samet konuşursaymış.
Bi' kere ne konuşacak?
Ve konuşsa ne olur?

Bu adam polise, hakime, savcıya konuşmadı mı zaten?
Senin şeytan icadı mikrofonlarına konuşsa ne olur?

Maksat şüphe ekmek, yarın yerden bir okey çekip de yalanla biçmek için.


Samet Güzel tarafına da değinmek gerekirse;

Kardeşi taraf tutmuş.
Yazıp, sonradan sildikleriyle de açıkça beyan etmiş.
Haklıdır, Ağabey'inin Fenerbahçe'deki başarılı görevi nedeniyle ün kazandılar.
Kurdukları şirket ve aldıkları işlerle de bunu pekiştirdiler.
Doğaldır.
Sorun da değildir.

Ama Fenerbahçeliyim diyip, menfaatine sözde muhalefet ediyor diye, Fenerbahçe'nin Teknik Direktörü ve Başkan'ını bu şekilde ağzına alırsan, hakkını da alırsın unutma.

Sonra sorarlar sana da; Kocaman'ın Haziran sonu basına yaptığı açıklamaları Brezilya'daki Alex'e çarpıtarak anlatıp, Hoca ile arasını bozan da sen misin diye!

Geldiğin yeri unutma ki, gideceğin bir yol olsun.
Sakın unutma.
Sakın.


Devamını oku...

Bir Şehir Efsanesi #3: "Fenerbahçe ekstra gollerle kazandı"


Şimdi cümleye tek başına bakınca birşey yok gibi görünüyor olabilir.
Ama bu şehir efsanesinin sahipleri, Aykut Kocaman'ı beğenmeyenler ve ilelebet beğenmemeye yemin edenler olunca irdelemek lazım altını.

Ne demek istiyor Zat-ı Muhterem?

Oyunun ve sistemin ürettiği bir gol değil; çok güzel/özel ve ekstra bir gol.
Bunun bir adım sonrası da "Aykut Kocaman'ı ipten aldı" versiyonudur.

Gladbach maçı:

İlk gol frikik, ne ala. [Bu Cristian'ın 3. golü mü frikikten?]

2. gol, çalışılmış pozisyon.

Nasıl mı?

Teknik Direktör/Hoca/Menajer'in ilk görevi takım kurgusunu/kimyasını yaratmak/oturtmaktır ya,

Cristian-Topal-Meireles 3'lüsünü kuran Aykut Kocaman; onların üstün şut kabiliyetlerini mümkün olan tüm şut fırsatlarında değerlendirmek istiyor. Ve bunun için şut imkanlarını artırmaya çalışıyor.

Son dönemde, uzak frikiklerde bunun için pas alan şutörler ortada.

3. gol, bek arkasına pas ve süratle içeri indirme, Kuyt zaten yerinde.
4. gol desen kapılan topla yapılan bir üçgen. Tepeden gelen sağa açar, üçgenin solundaki arka direğe koşar ve boş kaleye yuvarlar.

1'i frikik; ki o da çalışılır bireysel olarak, 3'ü çalışılmış/çalışılan pozisyondan.


Beşiktaş maçı da öyle. Orta sahadan, Meireles'ten başlayan organize/çalışılmış kanat bindirmeleri. Ve devamında gelen güzel goller.


Yani son 2 maçta attığımız 7 gol de şapkadan çıkan tavşan değil; 

Ekstra derken?





Devamını oku...

Bir Şehir Efsanesi #2: "Rakip Fenerbahçe'ye çalışmamış"


Bi' kere nereden biliyorsun?
Aynı yurtta mı kalıyorsun Mönchengladbach'ın Teknik Direktörü Favre ile?

Yoksa 3. dakikada kullandığımız kornerde rakip ön direkte Gökhan'ı kaçırınca bu mavrayı buyuran Rıdvan Dilmen'den mi duydun?

Çok isterim, bir muhabir 2. maçtan önce ya da sonra sorsa Favre'ye; "İlk maçta Fenerbahçe'ye çalıştınız mı?" diye.

O da cevap verse: "Sen sütünü içtin mi?" diye.

Kura çekildiğinde, başta Favre olmak üzere Gladbach'a düzülen haklı methiyeleri dün gibi hatırlıyorum.

Düşme potasından adım adım zirveye oynayan bir kulüp yaratmıştı.
Ki; Favre çok iyi bir analisttir, solaktır bi' de;)

Onu geçtim. Çalışmış veya çalışmamış olsun;

Bir takım daima ve sadece rakibinin zaafına mı konsantre olur?
"Önde basmak Fenerbahçe'yi bozuyor" ya; iyi o zaman, rakip kornerlerde Gökhan'a kafa vurdurmaz ve önde basarsa tamam bu iş.

Şu da var; Messi'den çalım yiyen takımların hocaları da mı çalışmıyor derslerine?
Hep aynı çalımı atıyor adam yahu!

İroni yapıyorum elbette.
Ama şu mavrayı uyduran ve yürütenlerinki kadar ironik değil.

Bence.


Devamını oku...

25 Eylül 2012 Salı

Bir şehir efsanesi: "3 yıldır bu takımın başındasın!"


Sevin, sevmeyin.
Beğenin, beğenmeyin
Eleştirin, eleştirmeyin;

Aykut Kocaman Fenerbahçe'nin 3. yıldır teknik direktörü.

Fenerbahçe'nin de uzun bir dönem dahil olduğu, "Teknik direktör öğütme" fabrikasında, Türkiye'de.

Şimdilerde bir temcit pilavı pişiriliyor her akşam.
"3 yıldır bu takımın başındasın!" diye.

Doğru.
Bu 3. yılı Hoca'nın.
Hatta Sportif Direktörlüğü de katarsak 4. futbol senesi Fenerbahçe'de.

Ama hani oluşturamadığını düşündüğünüz takım kimyası ve koordinasyonu var ya; haksızlık ediyor olmayasınız Hoca'ya, bu konuda.

Lütfen; diğer tüm konuları bir kenara bırakalım bu yazıda, okurken de, yazarken de.

Hoca'nın ve/veya takımın reelde kaçıncı yılı, onu konuşalım.




2010-11 / 1. Sezon


İlk senesinde; yine bir travma sonrası geldi Aykut Kocaman.


2010-11'de; İlhan Eker, Caner, Stoch, Dia, Niang, Yobo'yu transfer etti Hoca. Bir önceki yıl, Daum dönemi de Cristian ile Andre Santos'u kendisi getirmişti.

Bir önceki senenin üzerine ilk 11'e monte olması muhtemel 4 ya da 5 demekti bu. 

Yani kaleci hariç takımın yarısı.

Kaldı ki, Andre Santos ve Cristian da yeni sayılırdı.

Hatta Volkan, Gökhan, Mehmet Topuz, Lugano, Emre ve Alex'ten oluşan kaleci dahil 6 kişilik iskelet dışında takım hüviyeti yeni preslenmişti.

2010-11 sezonu ilk yarısı da bu geçiş süreciyle geçti. Kabul edilebilir bir başarısızlıkla.

Yuğrulan takım; iskeletini, yukarıda adı geçen 6 oyuncuya Yobo, Niang ve Stoch'u ekleyerek yoluna devam etti ve vidalar sıkılınca gelen seri ile ligi şampiyon bitirdi.

Takım 18'de 17 yaparken modern futbolun ideal örneklerini sergilediği gibi, hücum ve savunma kurgusu artık bir kimlik kazanmıştı.

"Oyun kurucu" bir sol beke,
"Komple" bir forvete,
Tren gibi işleyen bir sağ kanada,
"Sürpriz golcü" sol açığa,
"Buz gibi" bir sol stopere,
"Taş gibi" ve "Golcü" bir sağ stopere,
İdeale yakın bir orta saha göbeğine,
Ve Alex'e sahipti Fenerbahçe.


Darbe oldu.




2011-12 / 2. Sezon




Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılacaktık.

Darbe olmadan,
Emenike, Serdar, Orhan ve Sezer'i almıştık bile.

Fenerbahçe'ye söz veren Selçuk İnan'ı Galatasaray'a, darbenin kulağına fısıldanmasıyla kaçırdık.

Ve darbenin yaşandığı günlerde Gökhan İnler'in işini bitirmek üzereydik.

Ne yapmıştı Hoca bu transferlerle, işleyen çarka?

Sakatlığında alternatifi olmayan Gökhan'ı Orhan ile yedeklemişti.
Stopere yerli potansiyel Serdar'ı monte etmişti.
Orta sahanın farklı yerlerinde yeteneğini kullanabileceği Sezer'i takıma katmıştı.
Ve patlayıcı/yırtıcı/golcü forvet Emenike'yi kazandırmıştı kulübe.

Volkan, Gökhan, Lugano, Yobo, Andre Santos, Topuz, Gökhan İnler, Emre, Niang, Alex, Emenike; gibi bir planı vardı, maçtan maça ufak farklarla.

Sonra malumunuz;

Lugano, Andre Santos, Niang, Emenike gitti.
Gökhan İnler gelmedi, Napoli'ye gitti.

Yani o;


"Oyun kurucu" bir sol beki,
"Komple" bir forveti,
"Taş gibi" ve "Golcü" bir sağ stoperi,
Yeni "Yeboah", bugün artık herkesin hayranlıkla izlediği patlayıcı/yırtıcı/golcü forveti

avuçlarının arasından yitirdi Fenerbahçe.

Tüm hücum ve savunma kurgusu yerle yeksan edildi.
Zaruretten.


Yerlerine, son gün, apar topar Ziegler ve Bienvenü geldi.


Yaşadığımız onlarca futbol dışı sorunun yanına;

4 ilk 11 futbolcusunun,
4, pozisyonlarının üstünde meziyet ve vazifeleri olan futbolcusunun takımdan ayrılması, tuz biber ekti.

Ama eldeki iskelet ve gelenleri cılız katkılarıyla, hasbel kadar finali gördü Fenerbahçe.

Süper Final'in lideri,
Türkiye Kupası'nın sahibi olarak.




2012-13 / 3. Sezon




Emre, Ziegler, Dia, Bilica gitti.

Sow yeni sayılırdı, çok ama çok az maça çıktı.

Kuyt, Mehmet Topal, Hasan Ali, Salih Uçan, Egemen, Krasic ve Meireles geldi.

Ziegler; performansı / yabancı statüsü denklemi sonucu Hasan Ali ile yer değiştirdi.

Emre; Türkiye'de medya tarafından bitirildi.

Dia ve Bilica da performansları sebebiyle takımdan ayrıldı.


İlk sezonunda takımı aldığında elinde bulunan iskeleti hatırlıyor musunuz?
Tekrar edelim: Volkan, Gökhan, Mehmet Topuz, Lugano, Emre ve Alex.

İşte o iskeletten Emre ve Lugano da yoktu artık. Ve Alex 2 yıl daha yaşlıydı.

Kaldı 4 kişi.

İskelet olarak addedemesek de; Cristian, performansıyla bir var bir yok Stoch ve Caner, kendini geliştiren ama potansiyeli kısıtlı Bekir de, iskelete katkı veren diğer isimlerdi.

Sow, Kuyt, Topal, Meireles, Krasic, Hasan Ali, Egemen gibi, 7 ilk 11 futbolcusu ile takviye yaptı Aykut Kocaman.

Kaleci hariç 7 kişi.
% 70.




Özetle;

Yani, ilk senesinden bir adım daha geriye gitmişti Aykut Kocaman.
Hiçbir dahli ve kabahati yokken.

Şimdi eskiler ve yenilerle yeni bir iskelet kurma telaşında, yeni bir hücum ve savunma kurgusu yaratmaya, rolleri yeniden dağıtmaya çabalıyor.
İlk sezondaki geçiş sürecinden, daha zorundan geçiyor.


  • Üstelik yatırım yapılan kaliteli kadro ile üzerindeki beklentiden oluşan baskı büyük.
  • Taraftarın, darbe sonrası morali bozuk, öfkesi büyük.
  • Rakibin, türlü enstrümanlarla, silahı büyük.

Ezcümle;


Aykut Kocaman, futbol sahasındaki takımın başında ilk sezonunu yaşıyor Fenerbahçe'de. Hatta o yılın, bir adım daha gerisinde.

Türkiye'yi, Kulübü, elindekileri ve potansiyelini biliyor.

Bu sahte/suni fırtınadan kurtarabilirse onu Fenerbahçe, yeni ve bu sefer eksiksiz, taş gibi bir iskelete sahip olacak Fenerbahçe.

Ve Türkiye'de,
Ve Avrupa'da;
adım adım yükselecek Fenerbahçe.

Sever, sayar, sabreder ve en önemlisi, yukarıdaki tabloya bakıp elini vicdanına koyarsa Fenerbahçe camiası; önü açık, her zamankinden fazla açık hem de.

Bu Aykut Kocaman'ın olduğu kadar, Fenerbahçe camiasının da sınavı.

Diğerleri gibi "Aslan"ın ağzına yem mi edecek evladını ve geleceğini,
Yoksa sahip çıkıp gerçekleştirecek mi hayallerini?

Ben; Hocam'a, futbolcularıma ve camiama güveniyorum.
Güçlü, çok daha güçlü çıkacağız bu darboğazdan.















Devamını oku...

2 Aralık 2011 Cuma

Bir Şehir Efsanesi #6: "Peki Fenerbahçe neden sevilmiyor kardeşim?"



Futbol: 2000'li yılların tartışmasız lokomotifi. Bu süreçte Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Bursaspor'un şampiyonluk yolunda daimi rakibi. Kurulan bariz ittifaklar delili.  

Erkek Basketbol: Özellikle Ülker şubesini kapatıp ana spnsorumuz olduğundan beri, rakibimiz ekseriyetle Efes Pilsen. 

Kadın Basketbol: Bir ara Botaş rakibimiz oldu ama asıl rakip Galatasaray yıllardır. Ha tabii bir de Hacettepe, unutmadan.

Erkek Voleybol: Yılların emeğinden sonra lokomotif olduğumuz bir başka spor dalı. Rakip Arkas, Arçelik genellikle.

Kadın Voleybol: Sarı Melekler. Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom, Eczacıbaşı rakipler.

5 ana branş.
5'inde de yıllardır sürekli şampiyon olan ya da en kötü final gören bir kulüp.

Fenerbahçe, Bursaspor ile yarışırken; yeşil beyaza gönül verenler.
Fenerbahçe, Efes Pilsen ile yarışırken; lacivert beyaza gönül verenler.
Fenerbahçe, Galatasaray ile yarışırken; saf değiştirip sarı kırmızının arkasına geçenler.
Fenerbahçe, Arkas ile yarışırken; mavi beyaza gönül verenler.
Fenerbahçe, Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom ile yarışırken; bankacı, sigortacı, telekomcu olanlar.

Bitmez.

Nisan ve Mayıs ayları geldiğinde her dalda finaller başladığında, yukarıda sıralanan örneklerde olduğu gibi, evet ne güzel tabir edip aydınlık getirdi konuya Sn. Sadri Şener, 4'te 3'ünün rakibi Fenerbahçe.

Tek suçu finalde olmak.
Tek günahı bu.

Başarısızlıklarını, başkasının başarılarını engellemek ve varsa çamur atmak üzerine kurmuş kifayetsizlerin ihtirası.

Önde sarı kırmızı bir provakatör.
Ellerinde "bir" medya.
Arkasında yalaka, cibiliyetsiz goygoycularla
E illa ki basar düşersin sen de tuzağa;

"E Fenerbahçe neden sevilmiyor kardeşim?" sonra.

E cevabı sende kardeşim ama!

Başarıyı, kirli.
Büyüklüğü, kibir diye pazarlarsan tüm işbirlikçilerinle kamuoyunda.

Neden sevsinler söyle bana!






Devamını oku...