Bruno Alves etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bruno Alves etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2013 Salı

Teknik Analiz: 11. Hafta - Fenerbahçe -Galatasaray

Gelenek...

Fenerbahçe yıllar süren geleneğini bozmadı, Kadıköy'deki Galatasaray galibiyetleri serisine devam etti. Hem puan farkını açtı hem de psikolojik üstünlüğünü de sürdürmüş oldu.

Rakamlar ile maça bakacak olursak;

Genel Bakış:

Öncelikle şunu söyleyelim ki Fenerbahçe'nin toplam pas sayısı sezonun ilk haftası hariç en düşük seviyesinde (321). Pas isabet oranı da ilk 10 hafta ortalamasının (%86) altında kaldı. %48 olan rakip alanda topla oynama istatistiği de %35'lerde kaldı. Bu noktada takım boyunun ilk 10 hafta ortalamasının (38,40 m) üstünde bir performansta olması en önemli artı gibi görünüyor. (33,36 m)



Yukarıda ki genel saha içi oyuncu dağılım grafiğini incelediğimizde 3-4-3 dizilimini çok net görebildiğimiz bir maç olduğunu görüyoruz. Sow, Webo, Kuyt göbekte sıkışmayıp maç önü kağıt üstündeki formasyonda görülüyorlar.

Fenerbahçe'nin 2. yarıda önde olmanın vermiş olduğu avantaj ile de vites düşürdüğünü görüyoruz. Kaleye şut, Ceza alanına atılan top, hücum bölgesinde topla oynama, orta alandan hücuma yapılan pas, karşı alanda rakipten kazanılan top gibi verilerde ilk yarının altında kalındı.


Kat edilen mesafelerde de Galatasaray kendi performansını yakalarken (103 km) Fenerbahçe'nin kendi ortalamasının (114 km) altında kaldığını görüyoruz. (105 km)



Geçtiğimiz haftalardan farklı olarak "Once" aplikasyonu farkı ile Fenerbahçe'nin sprint sayılarını bu özel derbi için verelim; toplamda 21 sprint atıldı. Bu rakam Galatasaray'da 15. Fenerbahçe'nin ortalama sprint hızı ise 5,1.


Moussa Sow Fenerbahçe adına en çok sprint yapan oyuncu oldu.


Hücum:

Gökhan Gönül sakatlığını atlatıp bu takıma çok şey katabileceğinin sinyallerini ilk maçında vermeye başladı. Belki çok üretken değildi, zaman zaman istediklerini yapamadı ancak hücum bölgesine takım adına en çok pas atan oyuncu oldu. Salih'in oyunun son yarım saatinde oyuna girip Caner ve Cristian'dan fazla hücum bölgesinde pas yapması gecenin ilginç istatistiklerinden biriydi.



Defans:

Galatasaray belki çok konsantre değildi, dağınıktı. Ancak Fenerbahçe savunma anlayışında da olumlu sinyaller olduğunu düşünüyorum. 11. hafta itibari ile Beşiktaş ve Eskişehirspor'dan sonra ligin en az gol yiyen takımı durumunda (11). Özellikle Topal ve Emre defansif anlayışlarıyla gecenin öne çıkan isimlerindendi.

Aşağıda, Topal, Emre, Cris ve Salih'in maç boyu kazandıkları topların grafiğini görüyoruz; Emre biraz ön alanda, Topal ise hemen hemen orta bölgenin her yerinde topa müdahale etti. Cristian'ın ise sağ alanda müdahalelerini görüyoruz.



 Maçın Oyuncusu:

Mehmet Topal. Müthiş kesici özelliğini Derbi akşamında da gösterdi. Takımın en önemli pas bağlantı noktalarından biri. Boyu, hızlı düşünmesi en büyük artıları. Dün de %90 pas isabeti ile oynadı. Aşağıda pas grafiğini görebiliyoruz;


Maçın Hayal Kırıklığı:

Emanuel Emenike. İstenilen performansı vermekten uzak. Onun için en uygun maçlardan biri oldu. İkinci yarı şans buldu. Ancak Ersun Yanal'ın da maç içinde ikaz ettiği gibi sahada daha fazla şeyler vermesi gerekiyor. Çok daha etkili olabileceğini düşünüyorum.

Önemli bir derbi kayıpsız atlatıldı. Bundan sonra Milli takım arası ve sonrasında Antalyaspor deplasmanı var. Takım standartlarını yakalaması durumunda Antalyaspor deplasmanından da kayıpsız çıkacaktır.

Veriler: Matchstudy ve Once Football 
Devamını oku...

3 Kasım 2013 Pazar

Teknik Analiz: 10. Hafta - Bursaspor - Fenerbahçe

İnanç...

Bu hafta Fenerbahçe için kullanılabilecek en doğru kelime olabilir.

Bursaspor deplasmanının zor bir deplasman olacağı bekleniyordu. Fazlasıyla zorlu geçse de deplasmanda üst üste alınan 3. galibiyet özellikle Galatasaray derbisi öncesi çok önemli.

Bakalım rakamlar neler demiş;

Genel Bakış:

Toplam pas sayısında, pas başarısında ve rakip alanda oynama anlamında geçtiğimiz iki haftaya göre düşüş var. Takım boyu da Gençlerbirliği maçı dışında (56 m) en uzun boyuna ulaştı (42,15 m). Maçın sıkıntılı geçmesinde bu üç parametrenin önemli olduğunu düşünüyorum. 
Takımda oyuncuların ortalama pozisyonlarına baktığımızda sağ ve sol bekin alışılmış olarak orta sahaya kadar çıktıklarını ve Topal'ın savunmadan top almaya geldiğini görüyoruz. Pozisyon olarak Cristian ve Alper beklenen bölgelerindeyken Sow ve Kuyt'ın orta alana çok fazla girdiğini ve oyunu sıkıştırdığını görüyoruz. Daha önceki haftalarda da belirtmiştim, iyi savunma yapan, blok halinde hareket eden takımları açmanın önemli bir yolu rakip takımı enlemesine açmaktır. Fenerbahçe bunu ilk 10 hafta itibari ile yapamıyor. Bu oyuncu yapısı ile de yapması zor görünüyor.



Kat edilen mesafelere baktığımızda Fenerbahçe'nin kendi lig ortalamasını (114 km) tutturduğunu görüyoruz. Ancak takım boyunun uzun olması ve karşı alanda oynama oranının düşük olması Fenerbahçe'nin etkin bir oyun oynamasını engellediğini, ayrıca toplam kat edilen mesafenin de verimli kullanılmadığını gösteriyor.


İlk yarıda baskı kurmaktan uzak, oyunu karşı alana yıkmakta sıkıntılı bir Fenerbahçe izledik. İkinci yarı ise kaleye şut sayısı ikiye çıktı (8). Köşe vuruşlarında, ceza alanına atılan toplarda ve hücum bölgesinde topla oynama sayılarında ciddi bir artış oldu. Fenerbahçe taraftarının ikinci yarıda görmüş olduğu silkinme rakamlara da yansıdı.



Hücum:

Hücumda Topuz ve Kuyt'ın takımın 3. bölgedeki en aktif iki oyuncusu olduğunu görüyoruz. Emenike'de de attığı gol dışında istatistiksel olarak kıpırdanma var; 3. bölgede 10 isabetli pas yaptı, ayrıca ceza alanına en çok  giren- Pas atan oyuncu oldu. Sow ve Cristian'ın bu istatistiklerin hiçbirinde listenin üstlerinde olmaması düşündürücü.



Sow ve Cristian'ın etkisizliklerini şut ve orta rakamlarından da görebiliyoruz. Burada bir söz de Alper'e söylenebilir. Çok büyük bir potansiyel, çok farklı noktalara gelebilecek bir oyuncu. Ancak biraz kaleye bakması gerekiyor. Herşeyden önce oynadığı mevkii bunu gerektiriyor. İnanıyorum ki bu özelliğini de önümüzdeki haftalarda geliştirecek, 3. bölgede pas, şut, asist ve gol sayılarında artış yaşanacaktır.


Savunma:

Alves büyük kazanç olsa da henüz tam olarak toparlanmış görünmüyor. Pozisyon hataları onun oyun stilinde çok ta rastladığımız bir durum değil. Eminim birkaç hafta içinde yeniden takımın savunmasındaki lideri olacaktır. Egemen ise belki de kariyerinin en verimli dönemini yaşıyor. Ersun Yanal bu ikilide ısrar edecektir. Mehmet Topuz'un ise her türlü iyi niyetine rağmen dişli rakipler karşısında sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum.

Maçın Oyuncusu:

Egemen. Attığı kritik golün dışında olağanüstü çabası, konsantrasyonu onu maçın adamı yaptı.

Maçın Hayal Kırıklığı:

Cristian. Ofansif olarak takıma hiçbir artı katamadığı gibi defansif anlamda da ortalarda gözükmedi. Bazı taraftarların her ne olursa olsun koşulsuz "tepkilerini" haklı çıkardığı bir maç oldu.

Fenerbahçe zorlu bir virajın ilk maçını kayıpsız atlattı. Haftaya sadece bir lig maçı değil, Galatasaray maçı var. Birçok farklı dinamik barıdırıyor. Fenerbahçe, kendi lig standartlarını yakalar, yani ortalama koşu mesafesini 114 km'ye taşır, oyunu Trabzonspor maçında olduğu gibi minimum %58'lerde karşı alanda oynar ve takım mesafesini de yine kendi ortalaması seviyelerinde (38 m) tutarsa Kadıköy'de puan kaybetmeyecektir.
Devamını oku...

16 Eylül 2013 Pazartesi

4. Hafta: Kasımpaşa - Fenerbahçe: 2-3: Her şeye rağmen






Ersun Yanal "kazanan takım bozulmaz" diyerek Sivasspor maçının ilk 11'ini bozmadı. Tabii ki bu tercih tartışılabilir ama form grafikleri, sakatlıklardan dönüş ortadayken de makul karşılanabilir. Olası bir mağlubiyette Sow'un neden kadroda olmadığı Ersun Hoca'ya yöneltilecek ilk soru olacakken, Webo'nun biri son dakikada olmak üzere attığı iki gol bu sorunun bir süreliğine daha rafa kalkmasına sebep oldu.

İLK YARI

Takım aslında fena başlamadı. Daha 12. dakikada kaleye attığımız 5 şut vardı ve topla biz daha fazla oynadık. Karşı kalede de daha fazla göründük. Bu ana kadar topsuz oyunda ciddi anlamda fiziksel kalite öne çıktı. Yine Sivasspor maçında olduğu gibi Selçuk topu kazandığımızda iki stoperin arasına girerek bekleri oyuna kattı ve daha bir 3-4-3 gibi dizildik. Ancak Sivasspor maçından farklı olarak Kasımpaşa'nın daha kompakt kalması, bizim savunma hattımızla orta sahamız arasındaki mesafenin açılmasına sebep oldu ve gerek Meireles, gerek de Holmén topla oynarken çok etkili görünemediler.

1-0

Seken topun arka direkteki boş adamda kalması durumuyla ilk kez karşılaşmıyoruz. Yine savunmamızın sağ tarafı etkisiz kaldı, Volkan da kapadığı köşeden golü yedi. Biz bu ana kadar daha etkili görünen takım olmuşken rakibin kaleyi tutan ilk şutunun gol olması da bizim motivasyonumuzu doğal olarak etkiledi.

Skor bulma isteğiyle planlı sayılabilecek bir şekilde baskı kurmaya başladık. Bu esnada rakibin çok etkili kontrasını Egemen kesmeyi başardı. 2 dakika sonrasında da Caner'in enfes frikiğiyle skoru eşitledik.

1-1 VE 2-1

Caner'in golüyle yediğimiz gol arası sadece 9 dakika. Eşitliği sağladıktan sonra istekli görüntümüz devam ederken rakibin kaleyi tutan ikinci şutunun gol olması da yine savunmamızın sağı ve Volkan'ın işbirliğiyle geldi. Pozisyonun gelişiminde Meireles'in rakibine çok kolay geçilmesi ve Alves'in pozisyon kaybı da dikkat çekilmesi gerekilen noktalar.

İKİNCİ YARI

Daha ikinci yarının başlamasıyla kalemizde bir şut daha gördük. Volkan ilk yarının aksine bu sefer gelen iki topu karşılamayı başararak bizi farktan kurtardı.(!) Bir dakika içerisinde 3 kez golle burun buruna geldiğimiz pozisyonun ise tarifi yok. Caner ve Alves'in direkten dönen topları bir nebze anlaşılablir olsa da Emenike'nin 2 metreden golü atamaması gerçekten sinir bozucuydu.

Holmén-Alper değişikliğinden sonra orta sahamız ilk başta biraz etkisizleşti, zira Alper topsuz oyunda Holmén kadar oyunun içinde kalamadı. Selçuk-Topuz değişikliğiyle orta sahamız daha diri bir hal alınca biz de oyunu karşı yarı alana nispeten daha fazla yıkmaya başladık ama bu öyle planlı bir baskı olmadı.

Caner'in enfes ortasından sonra Webo'yla skoru eşitlememiz momentumu bize çevirdi. Kasımpaşa'nın tek amacı o saatten sonra beraberliği kurtarmaktı zaten. Rakibin biraz da karşı koyamadığı için geri çekilmeye başlaması da aradaki kalite farkından dolayı olan bir durum oldu.

Golün uzatmalarda gelmesi de işin kaymağı oldu. Geçen sezon da Kasımpaşa karşısında uzatma dakikalarında iki gol atıp 3 gollü bir galibiyet almıştık. Bu sene de aynı tarifeyi bir şekilde de olsa tekrarlamış olduk.

CANER ERKİN

Tek kelimeyle muazzam oynadı. Attığı frikik golü ve Webo'ya yaptığı müthiş asistle direkt olarak tabelaya etki etti. Direkten dönen frikiği de cabası. Topla oynadığımızda 3'lü savunma gibi görünüp beklerimizin ileri fırladığı oyun biçimi en çok kendisine yaradı şu ana kadar. Yakaladığı istikrar ciddi anlamda umut verici. Umarım çizgisini korumayı başarabilir.

İYİLER VE KÖTÜLER

İşin iyiler kısmına yazılabilecek pek bir şey yok açıkçası. Webo'nun tabelayı değiştirmiş olması kendisi için tabii ki artı ama oyun içerisinde yaptığı top kayıpları ve rakip geri çekilene kadar topu ileride tutmakta yaşadığı sıkıntılar es geçilmemesi gereken noktalar.

Alper ve Mehmet Topuz'un oyuna dahil olduktan sonra getirdikleri enerji de maçın çevrilmesinde etkili oldu kesinlikle. Özellikle Alper'in topla çıkışta aldığı insiyatif ve oyunu ileri itmemizde pay sahibi olmasına dikkat çekmek gerek.

Meireles ve Holmén ikilisinin geçen maça oranla daha silik görünmesinin sebebi de o maçtaki kadar alan bulamamış olmaları. İkisinin de topsuz oyunda gereken sertliği göstermesine rağmen topla oynadıklarında aynı beceriyi sergileyememiş olmaları da eksileri. Bunda Kasımpaşa'nın iyi alan daraltmasının etkisi de tartışılmaz tabii ki.

Bruno Alves bence geldiğinden bu yana en kötü ve sallantılı maçını oynadı. Akılda kalan kritik bir hamlesinin dışında pek bir olumlu hareketi olduğunu söylemek güç. Bildiğimiz istikrarlı haline en kısa zamanda geri dönmesi ise temennim.

Kuyt ve Emenike geçen maçın en çok öne çıkan isimleriyken bu maç çok sönük kaldılar. Kuyt belki defansif görevini eksiksiz yerine getirmiş olabilir ama yaratıcı olmadığı ve fazlasıyla top ezdiği gerçeği var. Emenike'nin ise 2 metreden boş kaleye atamadığı toptan bahsetmek sanırım yeterli olacaktır.

Volkan hakkında yazdım, geçen maçta da yazmıştım, Arsenal maçlarında da yazmıştım, bir kez daha tekrarlamalıyım sanırım. Şu anda forma onun hakkı değil. Mert sezona bu kadar iyi girmişken, özgüvenini kazanmışken ve forma onun hakkıyken kenarda beklememeli. Cristian, Emre, Sow gibi isimler nasıl kadroda değilse Volkan da kadroda olmayabilir veya yedek kulübesinde bekleyebilir. Geçen maçın ikinci yarısında ve bu maçın ilk yarısında toplamda kaleyi tutan dört şutun dördünün de golle sonuçlanması sadece yerleşim hatalarıyla açıklanamaz. Net kaleci hatalarından iki maçta dört gol yedik. Volkan ya kendisine çeki düzen verecek, ya da formayı hakkıyla Mert devralacak.

HAKEM

Normalde hakem yazmam, hatta Abitoğlu'nun iki sezon önce Zokora'nın Emre'nin hayalarına attığı tekmeyi sarı kartla geçiştirdiği günden bu yana daha hâlâ nasıl hakemlik yapmaya devam ettiğini de aklım almaz. Yine de verdiği eyyam dolu kararların yanı sıra, Babel'i iki kez atamadığı, üstelik ikinci pozisyonda sırf kart göstermemek için avantajı uyguladığı alenen ortada. Benim merak ettiğim konu ise yönetimin daha ne kadar bu hakem müsveddesinin bizi doğramasına seyirci kalacağı.

SONUÇ

Belki iyi oynamadık, hatta üst düzey mücadele de ettiğimizi söylemek mümkün değil Sivasspor maçıyla karşılaştırınca ama buna rağmen rakipten daha üstündük. Bunun da adı kalite farkı işte. Neticeyi alıp seriyi devam ettirmek önemliydi ve biz neticeyi aldık. Yine de sormadan edemiyorum; İki maçtır bir şekilde rakibe üstünlüğünü kabul ettiren Fenerbahçe takımı acaba Konyaspor maçının ikinci yarısında neredeydi?
Devamını oku...

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu: Fenerbahçe - RB Salzburg: 3-1: İki farklı portre





45 dakika dolmadan fişin çekildiği ama ikinci 45'in de bir o kadar rahatsızlık verici olduğu bir maç izledik. Oyun kalitesinden ziyade skorun ve turu almanın önemi büyüktü ve bu alındı. Buraya kadar her şey güzel, ama bu yine de 2. yarıda oynanan kötü oyunu gölgelemiyor.

Taraftar olarak genellikle olumsuzu görmeyi ve Fenerbahçe üzerinden efkâr yapmayı seviyoruz, bu bir gerçek. Ben de çok söyleniyorum, "ama niye?" diye soruyorum ve çoğu zaman da cevap alamıyorum. Yine de henüz daha 2. resmi maçı oynamış bir takımı ne göklere çıkartıp umut dolu mesajlar vermenin, ne de yerin dibine sokup hakaretler etmenin zamanı.

0-1

Rakibin nereden yükleneceğini artık sağır sultan dahi biliyordu. Topuz-Yobo arasındaki boşluğa yine topu geçirmeyi başardılar. Topuz da Yobo da toptan uzaklaşmak yerine alanı daraltmaya yönelseler belki bu pozisyonu başlamadan engelleyebilirlerdi. Alves'e faul yapıldı, Kadlec de ters kademeye gecikti. "Ters kademesi yok" diye eleştirilen Hasan Ali'nin kesemeyeceği bir top değildi bu ama.

1-1

Çabuk reaksiyon verdik. Bu golde Cristian'ın hakkını teslim edelim ilk başta. Topu aldı, rakibi geçti, topu aktardı ve pozisyonun doğmasını sağladı. Kuyt'ın ribaundu alıp topu Meireles'e kazandırması ve onun da jeneriklik vuruşu cidden enfesti.

2-1

Skoru eşitledikten sonra da hız kesmedik. Sanıyorum Ersun Hoca rakibin direncini erken kırmak için baskıyı ilk baştan uygulama niyetindeydi. Geçen hafta da değindiğim rakibin gol yedikten sonra demoralize olma durumunu lehimize kullanmayı bildik. Sow'un topu alışı, dönüşü ve vuruşu adeta Dennis Bergkamp'ın yıllar önce attığı o müthiş golü anımsattı.

Skor 3-1'e gelene kadar rakip yine iki kez al verlerle önde yakalanan Topuz'un arkasına sarkmayı denedi. İlkinde bunu yapsalar da ikincisinde hamleyi önceden sezen Sow kademeye girerek buna engel oldu. Bu esnada topsuz oyundaki pres şiddetimizin ve alan parsellemenin geçen maça oranla çok daha iyi ve doğru yönde olduğunu vurgulamakta fayda var.

3-1

Yine güzel bir organizasyonla golü attık. Bu sefer Sow Webo'yu şahane besledi. Geçen sezon da değindiğimiz Yorke-Cole ikilisini andıran uyumlarından faydalanarak savunmayı ters ayakta yakaladılar.

Meireles'in zorunlu değişikliği ve Mehmet Topal'ın önce hatalı geri pasla yürekleri ağza getirip, sonra çizgiden şahane çıkardığı topla da ilk yarıyı bitirmiş olduk.

İKİNCİ YARI

Futbol adına bir şey koyduğumuzu söylemek mümkün değil. İlk yarı yine istekliydik, rakibi karşılama mesafemiz kendi kalemizden uzaktaydı ve orta sahada direnç gösteriyorduk. Meireles'in oyundan çıkışının orta sahamızın sertliğini etkilediği bir gerçek ama oyun merkezimizin geriye gelmesi ve değişiklik haklarımızı nispeten daha geç kullanmış olmamız rakibin daha etkili gözükmesine sebep oldu.

Volkan ve Bruno Alves oyun bizim yarı alanımızda daha çok oynanınca haliyle çok göze battılar. Volkan'ın çıkarttığı net pozisyonlar, Alves'in de oluşmadan kestiği çok önemli ataklar var. Skor tabelasına yansımamış olması da bunun can sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor açıkçası.

Rakibin 4'e 4 gelip uzaktan şut atmayı tercih etmesi, gol bölgelerindeki beceriksizlikleri ve Volkan'dan dönen toplarda etkisiz kalmaları da bizim şansımız diyelim.

İkinci yarıdaki ilk ve tek organize atağımızın 84. dakikada geldiğini göz önünde bulundurursak ofansif anlamda koca bir sıfır yazmak sanırım yanlış olmayacaktır. Skorun ve turun alınmış olması 45 dakikalık kötü oyunun göz ardı edilmesine kısa süreli olanak sağlayabilir ama bu uyarı sinyalini alıp gerekeni yapmamız şart.



PLAY-OFF TURU

Muhtemel rakiplere şöyle bir bakınca ciddi anlamda tablo çok karanlık ve zorlu görünüyor. Bu senenin böyle gelişeceğini Mayıs ayında ön elemelerle ilgili yazıda vurgulamıştım. Muhtemel rakipler yarın netleşecek ve PSV, Metallist ve Zenit üçü birden kaza yapmadığı takdirde Arsenal, Lyon, Milan ve Schalke'nin yanına eklenecek 5. en yüksek puana sahip takımdan biriyle eşleşeceğiz. Bekleyip göreceğiz neler olacağını hep birlikte.

SÜPER KUPA FİNALİ ÖNCESİ

Öncelikle bu 90 dakikada sahaya konulan oyunun süper kupa maçında yetmeyeceğini söylemekte fayda var. Rakip Salzburg'la benzer özelliklere sahip. Ön alanı etkili, topsuz oyunda hareketli ve ısıran bir yapıdalar ancak savunmaları defolu. Yani rakibin topla oynamasına izin vermek başa bela almak demek. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si son maçta saha içinde hem skor, hem de oyun üstünlüğünü sağlarken önde basmış, rakibi sürekli hataya zorlamış, geri düşmesine rağmen de maçı çevirmeyi bilmişti. İşleyen bir mantalite var ancak o mantalitenin kilit orta saha oyuncularından Meireles'ten cezası sebebiyle faydalanamayacağız. Emre'nin de kendisini toplamasını beklerken tekrar problemler yaşaması bu bakımdan can sıkıcı. Nitekim Alper ve Cristian ikilisi Salzburg karşısında bile yumuşak kaldılar.

Benim süper kupa maçı için önereceğim kadro ise aşağıdaki gibi:


                                    


SONUÇ

Kazanma alışkanlığı edinmemiz adına iyi bir adım atmış olduk. Şimdi devamını Galatasaray'ı yenerek getirmemiz gerekiyor. Süper kupa sezona psikolojik üstünlükle girmenin yanı sıra yakalanacak momentum ve takımın play-off turu öncesinde depolayacağı özgüven göz önünde bulundurulursa çok önemli olacak.

Yazının başında da vurguladığım gibi; Henüz daha 2. resmi maçı oynamış bir takımı ne göklere çıkartıp umut dolu mesajlar vermenin, ne de yerin dibine sokup hakaretler etmenin zamanı.
Devamını oku...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu: RB Salzburg - Fenerbahçe: 1-1: Kronik sezon başı hastalığı




Daha takım kimyası oturmadan atlet ve sezona başlamış bir takımla oynamak değil Ersun Hoca'nın, hiçbir hocanın tercihi olmazdı sanırım. Rakip için "uçana kaçana atlayacaklar, baskılı oynayacaklar ve hızla kaleye inmeye çalışacaklar" demiştik. Bizim oturmuş bir Avrupa düzenimiz vardı ve bu düzenin tamamen dışında bir onbirle sahadaydık. Düzene geri dönüşü yapıp, gol de yedikten sonra rakibin de skor koruma içgüdüsüyle geri çekilmesinin etkisiyle topa hakim olup son dakika penaltısıyla skoru kurtarmayı başardık. 90 dakika genelinde baktığınızda bu oyunla bu skoru alıp İstanbul'a dönüyor olmamız mucize gibi.

İLK YARI

Rakibin de baskısının şiddetiyle tam bir panikle başladık. Young Boys kadar iştahlı, Vaslui kadar iyi alan daraltan ve PAOK kadar sert oynayan bir takım vardı karşımızda. Biz ise daha gevşek göründük. Alper ve Kuyt'ın yerlerini yadırgamaları, Emre'nin silik oyunu, Topuz'un sürekli yerini kaybetmesi, Yobo'nun da ne yaptığını bilmez halleri ciddi anlamda göze battı. Sertliğe cevap verebilen Bruno Alves ve Meireles'in yanı sıra biraz da Mehmet Topal'ın ayakta kaldığı bir ilk yarı geneli izledik.

Rakibin ön alandaki atlet özellikli oyuncularının sürekli bindirmelerine ve 3. bölgede yaptıkları prese bizim topla çıkarken yaptığımız pas hataları eklenince oyun sürekli bizim ceza sahamızın etrafında oynandı. Geriden top çıkartmakta bu kadar zorlanınca adeta her top kalemize tehlike olarak geri döndü.

Kuyt ve Alper'in kanat değiştirmelerinden sonra biraz daha kıpırdandığımız gerçeği var ancak bu yeterli olmadı. Alper'in kanat forvet değil de kanada açılarak oynayan bir merkez orta saha olduğu gerçeği var. Kanatta görev verilince bu sefer ortaya doğru yönelerek oynadı ama ayarını tutturamadı. Yine de oyunda kaldığı süre içerisinde çok da kötü bir performans sergilediğini söyleyemem.

VOLKAN

Geçen sezon boyunca ne kadar eleştirdiysem bu maç özelinde de o kadar övmem gerekir. Alıştığımız ve görmek istediğimiz Volkan gibi oynadı. Fazla kilolarından kurtulmuş ve hamle çevikliğini de geri kazanmış. Tebrikler kendisine. Umarım rövanş maçında kendisine bu kadar iş düşmez.

İKİNCİ YARI

Rakibin baskısının dozu gole kadar artarak devam etti. Hatta bir ara öyle bir hale geldi ki biz yarı sahamızdan topla etkili çıkamadık. Bu esnada Sow-Alper değişikliği oldu ve daha alışık olduğumuz bir düzene geçiş yaptık. Golü yememizin üzerine de Cristian-Emre değişikliği geldi ve daha etkili görünmeye başladık.

Daha etkili görünmeye başlamamızdaki bir diğer etken de Avusturya temsilcisinin skoru korumaya yönelik değişikliği ve içgüdüyle baskının dozunu azaltıp biraz geri çekilmesi oldu. Nitekim planlı değil ama daha çok panikle olan yüklenmeye rağmen açıklar bulmaya başladık. Sow'un direkten dönen topunda Cristian'ın hamle zamanlaması daha iyi olsa o esnada skoru eşitleyip, momentumla 2. golü atmamız dahi mümkündü.

TERCİH YANLIŞLARI

Kadro gelince birçoğumuz 4-1-3-2 dizileceğimiz hissine kapıldı ama öyle olmadı. Alper'den kanat forvet olarak yararlanma planının tutmaması ve Kuyt'ın sol tarafta yerini yadırgamasına rakibin baskısı eklenince Webo'yla takımın geri kalanı arasındaki mesafe açıldı ve kısır bir 4-5-1'e dönüştük. Ersun Hoca'nın takımlarında blokların hep birbirine yakın kaldığı ve mesafenin bu kadar açılmadığı gerçeği vardır. Nitekim hamleler geldikçe takım boyu kısaldı, mesafe daraldı ve biz de topla daha fazla oynayarak daha etkili olduk.

Yobo ve Mehmet Topuz ikilisinin açık vermeye meyilli olacağı maç başlamadan tahmin edilen noktalardan birisiydi. Bu iki oyuncunun da Gökhan ve Egemen iyileşip takıma döndükten sonra forma şansı bulmakta zorlanacaklarını düşünüyorum. Görünen o ki Yobo olası yolcular listesindeki yükselişine devam edecek ve biz de Gökhan'ı yedekleyebilecek bir sağ bek aramak durumunda kalacağız.

Emre'nin fiziksel olarak istenilen seviyede olmadığı PSV maçında gün gibi ortadaydı ve nitekim orta alanda en çok aksayan isim oldu. Meireles'in rakibin sertliğine karşılık vermesine rağmen topla haşır neşir olma konusunda baskıyı yenememiş olması da direncin düşmesinde etkili oldu. Önde baskıyı başlatmasını beklediğimiz Webo ve Kuyt'ın da Sow olmayınca alışık olduğumuz direnci gösteremediğine tanık olduk.

SOW VE CRISTIAN

Sow konusu gayet basit. Ramazan nedeniyle formunu toparlamakta zorlanıyor, bu genel düşünce. Ancak Sow hiç de formu düşükmüş veya yorgunmuş gibi gözükmedi. Aksine çok diri, yıpratıcı ve ciddi şekilde hareketliydi. Direkten dönen şutunun dışında topsuz oyundaki hareketliliği ve Webo'nun etrafında yaptığı koşuları rakip savunmanın dengesini bir hayli bozdu. Bu noktada sormakta fayda var: Madem bu kadar diriydi, neden o kadar süre kenarda bekledi?

Cristian hakkında ise görüşlerim belli. Tek istikrarı istikrarsızlığı olan bir oyuncuya sıcak yaklaşmam mümkün değil ancak kadroda olduğu takdirde geçen sezon da sık sık kulübeden gelerek oyuna etki eden oyuncu olması gerektiğini savunmuştum. Nitekim oyunda kısa süre kalınca çok diri oluyor, kafasını tamamen oyuna veriyor ve skora ulaşmamızı sağlıyor. Bu rolü benimseyip küsmeyecekse takımda kalmasında bir sakınca görmüyorum ama aksi takdirde o bölgedeki şişkinlikten dolayı gitmesine ses çıkartmayacağım oyunculardan olacaktır. Kazanılan penaltıyı gole çevirmesi de bonusu olsun. Tebrikler.

STOCH?

Hazırlık dönemi maçlarındaki en etkili oyuncunun bugün 18'de olmamasını açıkçası yadırgadım, zira sahada olması çok şeyi değiştirebilirdi. Avrupa'da oynayan takımların ilgilendiğini ve transfer görüşmeleri olduğunu varsayarak şimdilik çok deşmiyorum ama formda bir oyuncunun teknik direktör tasarrufu dahi olsa kadroda olmamasına pek anlam verebildiğimi söyleyemem.

MAÇIN ADAMI

Benim gözümde tartışmasız Bruno Alves oldu bu maçın adamı. Hamle zamanlaması üst düzeydi, sertliğinden hiç ödün vermedi ve ciddi anlamda karşısına gelen her rakibi sindirmekle kalmayıp etrafındaki arkadaşlarının da açıklarını kapamaya çalıştı. Bu takımın sakatlık ve ceza durumu dışında banko oyuncusu olacağını bir kez daha bize gösterdi.

TRANSFER

Bu işin sadece forvet transferiyle olmayacağı ortada ama yönetim tarafından yapılan açıklama pek öyle bir hissiyat yaratmadı açıkçası. Zira forvet transferiyle birlikte transferin noktalanacağına dair bir izlenim oluştu bende. Ancak biz ne Topuz'dan, ne de Bekir'den sağ bekte istenilen performansı alamayacağız. Gökhan düzelene kadar orada bize nefes aldıracak bir sağ bekin yanı sıra Yobo gönderildiği takdirde bir de yerli veya yerli statüsünde oynayabilen bir stoper. Bu iki hamlenin yanı sıra bir de sonuca bağlanması beklenilen forvet transferi var. Bugünkü maç özeline baktığımız zaman takımın Cardozo veya Emenike'den birine değil, ikisine birden ihtiyacı varmış gibi göründü açıkçası. Zamanla oyuncuların form tutması ve kimyanın istenilen seviyeye gelmesiyle ileri uçtaki sorun aşılabilir diyelim ve transferi bekleyelim.

RÖVANŞ

Haftaya rövanş var. Bir hafta içerisinde biz mucizevi bir şekilde sistem oturtup yepyeni bir takıma dönüşemeyeceğiz ve rakibimiz de inanılmaz bir şekilde gerilemeyecek. Deplasmanda 1-1 her daim 0-0'dan iyidir ama gömülüp rakibi beklememek gerek. Topla biz daha fazla oynamalıyız ve skoru yakalamak için iştahlı olmalıyız. Avrupa'da öyle veya böyle bizi ileri taşıyan düzenin dışına çıkıp macera aramamak taraftarıyım ama tabii ki karar yine de Ersun Hoca'nın olacaktır.

Benim rövanş için seçeceğim 11 aşağıdaki gibi olur:


                                        


SONUÇ

Çok daha kötü bir şekilde sonuçlanabilecek bu maçtan şanslı sayılabilecek bir skorla ayrıldık. Futbol şansı umarım rövanşta da yanımızda olur ve bu turu kazasız atlatmayı başarırız. Çünkü Fenerbahçe'nin camia olarak şu anda son ihtiyacı olan şey kaos.
Devamını oku...