2013-14 Sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013-14 Sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2013 Pazartesi

7. Hafta: Fenerbahçe - Trabzonspor: 0-0: Aşırı istek sonuç getirmeyince




Çılgınca saldırarak başladık maça. Çok daha farklı sıfatlar da kullanılabilir aslında "çılgınca" yerine ama bu sanırım yeterli bir tanım. Daha birkaç gün önce Lazio karşısında baskıyı kaldıramayıp, gömüldükçe pozisyon üstüne pozisyon veren ve kalesinde yok denecek kadar az zamanda 2 gol gören Trabzon takımına yapılması en mantıklı şeydi bu aslında. Takımın isteği, top oynama iştahı, arzusu ne kadar fazlaysa, top kullanma ve paylaşma aklı da bir o kadar gerideydi bugün. Bunun neticesinde de bu kadar baskılı olduğumuz bir maçta beraberliğe razı olmak durumunda kaldık.

İLK YARI

Daha ilk 2 dakika dolmadan izleyenleri heyecanlandıran 2 pozisyon oldu. Holmén'in daha 1. dakikada seken topu alarak kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyon ipi çok erkenden çekebilirdi ama olmadı. Alper ve Holmén ikilisi her sekene atlayarak topun hep bizde kalmasını sağladılar. Bu esnada forvetlerin de akıllıca yanaşmaları sayesinde Trabzon savunmasıyla orta sahası arasını karıştırdık ama bu 5 dakika kadar sürdü.

Trabzon takımının şu şartlar altında yapması gereken tek şey tempoyu düşürmeye çalışıp baskıyı pasla kırmaktı. Zaten yavaş oynayan bir takım oldukları için de başka seçenekleri yoktu denilebilir. 10. dakika civarında tekrar pres şiddeti arttı ve yüklenmeye başladık. 3. stoper gibi görev yapan Mehmet Topal bu dakikada en önde pres yapan oyuncumuzdu mesela. Bu da takımın kompaktlığı ve ileri fırlamaya ne kadar müsait bir yapısı olduğunu gözler önüne serdi.

Golün gelmemesinin getirdiği gerginliğin üstüne bir de Hüseyin Göçek'in neredeyse her temasa çaldığı saçma sapan fauller eklenince oyunun temposu ister istemez geriledi ve daha çok Trabzonspor'un istediği şekle büründü. Buna rağmen takım oyunu ileri itme çabasından vazgeçmedi. Yakalanan fırsatların değerlendirilememesi ise devre boyunca sarfedilen eforun karşılığının alınamamasını getirdi.

İKİNCİ YARI VE DEĞİŞİKLİKLER

İştahından hiçbir şey kaybetmemiş bir takım vardı sahada. Yine oyunu olabildiğince karşı yarı sahada oynamaya çalışan, rakibi bunaltmayı esas alan anlayış kendisini hemen hissettirdi. Alper'in gördüğü sarı karttan sonra 53. dakikada ilk değişiklik geldi ve uzun süredir sakatlığı sebebiyle forma şansı bulamayan Emre oyuna dahil oldu. Topa basıp daha iyi dağıtabilecek bir oyuncu olduğu için Emre'nin tercih edilmesi nispeten anlaşılabilir ama ben bu kadar yüksek tempoda gideceği belli olan bir maça geri dönüşünü yapan Emre'nin dahil edilmesine pek anlam veremedim. Geçen hafta çok temiz bir 45 dakika oynamış olan ve tekrar fiziksel olarak toparlanmaya başladığını gösteren Salih tercih edilebilirdi diye düşünüyorum.

Sonrasında da tam bir "kumar" değişikliği oldu. Ersun Hoca Holmén'i kenara alarak Emenike'yi sahaya sürdü. Şimdi aşağıdaki iki diagrama bakalım ve dizilişimizin değişiminin oyunun gidişatına ne derece etki ettiğini görelim.






Holmén ve Alper topu ileri taşıyan, geriye yardıma gelen ve tükenmeden ileri fırlayan oyuncularken biz yaptığımız değişikliklerden sonra ileriyi kalabalıklaştırmış olduk. Topu hızla ileri taşıyan takımımız gitti ve hatlar birbirinden daha fazla kopmaya başladı. Bu esnada da maç boyunca gömülen Trabzonspor takımı yavaş yavaş ortadaki boşluğu değerlendirerek çıkmaya başladı. Emre'nin Topal'a çok yanaşmasının yanı sıra öndeki 4 forvet oyuncusundan hiçbirinin istisnai pozisyonlar dışında geri dönmemesi de mesafenin açılmasındaki diğer bir etken. Trabzonspor takımı bunu yeterince kullanamadı ve bizi cezalandıramadı. Biz ise daha çok karambol pozisyonlar ürettik ama bunlardan skor bulamadık.

Forvetlerimizin pas-şut tercihlerindeki yanlışlarının yanı sıra geçen hafta bir de ciddiyetsizliklerinden yakınmıştım. Bu hafta da aynı şey oldu denilebilir. Sow'un çok rahat pas yuvarlayabileceği pozisyonlarda röveşata/vole denemesi veya tam tersi bir şekilde tereddütsüz kaleye vurması gereken nokta beklemesi gibi durumlar oldu. Bunlar bu kadar baskılı oynayan bir takım için ciddi şekilde sinir bozucu noktalar.

SONUÇ

Oyuncu değişikliklerinin yanı sıra bireysel tercihlerdeki sıkıntıların bizi galibiyetten ettiği bir karşılaşma oldu. Onun dışında takımın isteğine, oynama iştahına, gösterdiği çabaya ve kuvvetine gerçekten söylenebilecek tek söz yok. Yine de üzerinde durulması gereken eksikler var, bunları es geçmemek gerek. Teknik heyetten gelen açıklamalar da bunların ne kadar farkında olunduğunu gösteren cinsten. Umarım bu maçta nelerin yanlış gittiği net bir şekilde anlaşılmıştır ve gerek Ersun Hoca, gerek de oyuncular bu hataları düzeltme ve tekrarlamama yoluna giderler.
Devamını oku...

29 Eylül 2013 Pazar

6. Hafta: Gençlerbirliği - Fenerbahçe: 0-1: Momentum





Fenerbahçe'nin komik bir yenilgiyle açtığı sezonda sonrasında 5'te 5 yapıp, genel anlamda en takım gibi takım görüntüsü vermesi açıkçası birçok kişi için sürpriz oldu. Üstelik bugün ciddi rakipler olarak görülen Galatasaray kaosta, Beşiktaş'ta da öyle veya böyle bir sarsıntı söz konusu. Fenerbahçe'nin genellikle böyle durumlarda puan kaybı yaptığı gerçeği varken bugün oynanacak oyundan çok alınacak sonuç önemliydi ve sonuç alındı.

Şimdi gönül rahatlığıyla ligin kalitesinin düştüğünden, Fenerbahçe'nin aslında kötü oynadığından, rakiplerinin daha iyi kadrolara sahip olduğundan ve benzeri alışıldık bahanelerden bahsetmenin tam sırası aslında. Spor(!) programlarının çoğunda da bunlara değinilecektir zaten ve hatta ben bu yazıyı hazırlarken değiniliyordur bile.

İLK YARI

Daha maçın başında geçen haftadan sinyallerini aldığımız Alper-Sow işbirliğiyle bir pozisyon yakaladık ama bu maç boyunca ön alanımızın hunharca harcadığı pozisyonlardan ilki olarak kaldı. Takımın topsuz oyunda alan parsellemesi başarılıyken, pres bakımından geçen haftalardakinden daha pasif göründüğünü söylemek açıkçası çok yanlış olmaz.

İlk yarı boyunca kağıt üzerindeki 4-3-3'ten ziyede hep bir 3-4-3 diamond gibi dizildik. Bu aslında kağıt üstünde orta üçlümüz olan Topal, Meireles ve Alper'in 1-1-1 şeklinde dizilmesine neden oldu. Meireles'in ilk yarı boyunca enerjisi ve pozisyon bilgisiyle hem kestiği ataklar, hem de karşı kalede yarattığı iki tehlike de onun ne kadar parladığının göstergesi. Adale atması ise hem talihsiz, hem de aşırı eforla açıklanabilir bir durum. Umarım sakatlığı çok ciddi değildir ve çabuk dönebilir.

Bu süreçte önceki haftaların en çok göze çarpan isimleri olan kanat bekleri Gökhan ve Caner'in de nispeten daha etkisiz kaldığını gördük. İleri üçlünün de pas ve son şut tercihlerinin çok kötü olması sonucunda ilk yarı golsüz tamamlandı.

İKİNCİ YARI

Zorunlu Meireles-Salih değişikliğinden sonra topu kullanmakta daha başarılı olacağımız ancak sertlikten ödün vereceğimiz düşünülüyordu. Salih'in sezon başı kampı almamış olmasına rağmen şu haftada 45 dakikalık bu performansı yakalamış olması ilerisi için umut verici. Birçoğumuzun görmeyi hayal ettiği ve büyük ihtimalle bir sonraki sezondan itibaren as üçlü haline gelecek Topal-Salih-Alper üçlüsünü de ilk kez bir arada görmüş olduk.

Topal'ın üçüncü stoperden kesiciye geçişi ise takımın daha rahat ileri çıkışındaki kilit nokta. Çünkü ilk yarı boyunca bizim hatlarımız çok açıkken Gençlerbirliği alanı daha iyi daralttığı için biz atak olgunlaştırmakta sıkıntı çektik. Nitekim 57'de Topal'ın direkten dönen şutu, onun saha içerisinde aldığı pozisyonun ve ileri çıkışlarda kendisine tanınan serbestlikten doğan bir atağın sonucuydu.

0-1

Uzun uğraşlar sonunda ite kaka da olsa golü bulduk. Golde Egemen'in payı çok büyük. Topla rakibin arasına vücudunu koyarak çok iyi pozisyon aldı ve golün gelişimini sağladı. Bütün bir hafta boyunca bu pozisyona faul diye ağlanacaktır objektif yorumlarda ama yıllarca bunu Aurelio yaparken faul çalınmadıysa, bugün de çalınamaz.

Golden sonra da bulduğumuz pozisyonları harcamaya devam ettik. Aslında daha ilk golün şaşkınlığını rakip üzerinden atamamışken 2 ve 3. golleri bulmamız işten bile değildi ama gol bölgelerinde çok ciddiyetsiz davrandı forvetlerimiz. Zaten maç sonuna doğru gelen 23 şutta 3 isabet istatistiği de bunun göstergelerinden birisi. Neyse ki sonuç alındı ve takım özellikle de ikinci yarıda sahaya koyduğu mücadelenin karşılığını üç puanla almış oldu.

SONUÇ

Tamamen ciddiyetsizlikle 15 dakikada yitirilen Konyaspor maçından sonra 5 maçta 5 galibiyet hiç de fena değil. Artık Fenerbahçe öyle veya böyle, bir şekilde rakibe üstünlüğünü kabul ettiriyor. Bunu hem fiziksel olarak başarıyor, hem de oyun kalitesi anlamında da yapıyor. Bugün belki skor geçen haftaya göre daha silik gibi görünebilir, ama oyun kalitesine ve oyun içerisindeki doğrulara bakıldığında takımın geçen haftaya göre daha karakterli olduğunu söylemek gerek.
Devamını oku...

21 Eylül 2013 Cumartesi

5. Hafta: Fenerbahçe - Elazığspor: 4-0: Kalite farkı




Geçen hafta kazanan takım bozulmamışken, bu hafta ufak bir rotasyon yaptı Ersun Hoca. Holmén ve Emenike'nin yerine Cristian ve Sow vardı. Yabancı sınırlaması nedeniyle kadroya giremeyen Sow'un da dönüşü muhteşem oldu açıkçası bugün.

1-0

Maç yüksek sayılabilecek bir tempoda başladı. Elazığ'lı Serdar Caner'i 4 dakikada iki kez ters ayak üstünde yakalayınca açıkçası biraz endişelendim ama Caner çabuk toparladı ve oyuna konsantre oldu. Duran toptan 1-0'ı yakalamamız yine "Rakibin kilidini duran topla açtılar" gibi basit ve artık geçerliliği olmayan bir argümanı kullanma fırsatını verecektir mutlaka bazı spor(!) yazarlarına.

2-0

Golden sonra tempo çok net bir şekilde düştü ama bu bizim insiyatifimizde olan bir şeydi. Daha çok top dolaştırdık ve rakibi önde karşılamaya devam ettik. Bu esnada da Gökhan'ın şahane ara topuna Kuyt'ın enfes koşusu ve bitirişi oyunu çok erkenden rölantiye alma fırsatı tanıdı bize.

İKİNCİ YARI

Aynı tempo devam etti ama bu rölantiden daha çok bizim hiçbir şey yapmıyor olmamızdan kaynaklandı. Rakip topla oynarken biz izledik, pek bir şey de yapmadık rakibin oynamasını engellemek için. Bu esnada Cristian bir karşı karşıya pozisyonu mundar etti ve Caner de rakibin önemli tek pozisyonunu çizgiden çıkarttı.

Bir saat dolarken Alper'in Cristian'ın yerine oyuna girişi takıma hareket getirdi. Topsuz oyunda boşa çıkan, pas isteyen Alper hemen göze çarptı. 65'te önce Sow'a, sonra da 71'de Kuyt'a attığı iki ara toptan sonuç çıkartamasak da sonunda Sow'a güzel bir ara topla golü attırmayı başardı.

Alper'in oyuna girmesiyle takımın geneline de daha bir istek geldi. 89. dakikada hâlâ önde basan bir Fenerbahçe vardı neticede. Günün başarılı isimlerinden Caner'in de Sow'a attığı şahane ara top ve Senegalli'nin hat-trick yapması da gecenin kaymağı oldu.

ARTILAR VE EKSİLER

Kalite olarak çok üstün olduğunuz rakibe karşı istekli ve iştahlı olup topsuz oyunda da hareketliliği sağlarsanız zaten çok kolay sonuca gidersiniz. Biz bunu toplamda 30 dakika kadar yaptık bugün ve bu yeterli oldu ama her zaman yeterli olmayabilir. 2-0'dan verilen bir Konya maçı varken ister istemez bugün de 2-0'dan sonraki tempo düşüşüyle taraftarın aklında bazı soru işaretleri oluştu.

Bugün Ersun Hoca'nın ve teknik ekibin hakkını teslim edelim. Çok doğru oyuncu değişiklikleri yapıldı ve takım bu sayede diri kaldı. Yürüyen Cristian'ın hareketli Alper'le, top ezen Webo'nun top dağıtımına katkıda bulunan Salih'le değişmesi sevindiriciydi kesinlikle.

Alves-Egemen tandeminin sağlamlığının yanı sıra Gökhan ve Caner'in de hem savunmada, hem de hücumda etkili olmaları geri dörtlümüz için artı puan. Mehmet Topal formasını aldığı anda oynadığı bölgede hemen fark yarattı. Yanındaki Meireles'in de yine hamleleri ve topsuz koşuları iyiydi kesinlikle. Kuyt'ın istekliliği ve 2. goldeki temiz santrafor vuruşu da yine artılardan.

Cristian'ın inanılmaz silik ve etkisiz olduğunu söylemekte fayda var. Webo da bugün daha yıpranmış ve etkisiz göründü. İkisi de oyundan çıkmayı hak eden oyunculardı sonuç itibariyle. Cristian bu gidişle devre arasında gönderilmediği takdirde sezonun büyük bölümünü tribünde geçirecek gibi görünüyor. Webo ise iş ahlakı sebebiyle teknik direktörlerin beğendiği bir oyuncu. Emenike'nin hafif sakatlığı geçince ön hattaki forma savaşı daha da kızışacaktır. Özellikle de Sow'un bugünkü dönüşünden sonra.

MOUSSA SOW

İki haftadır çok değerli basınımız alevli toplarla duyudru Sow'un kadroya alınmadığını. Attığı tweetti, şuydu buydu derken suni bir kaos yaratıldı. Gerek Sow'un duruşu, gerekse de Ersun Hoca'nın bu durumu yönetişi bence başarılıydı açıkçası. Sow formsuz olduğu için kadroya giremiyordu. Belli ki kendi standartlarına erişti ve formayı aldı. Bugünkü performansı parmak ısırtan cinstendi. Koca bir bravo.

SONUÇ

Lüzumsuz Konya yenilgisinden sonra takım 4'te 4 yaptı. Derbi haftasında arkamıza yaslanıp rahat bir şekilde rakiplerimizin birbirini yemesini izlemek büyük bir lüks olacak. Mühim olan kazanmak orası kesin, ama biz bunu her hafta üstüne koyarak yapıyoruz. Takımın isteğine edilecek tek laf yok ama bunun da sürekliliğinin sağlanması şart. Sonuç alma becerimizin yanına yavaş yavaş iyi oyunu da eklemeye başlıyoruz. Böyle devam!
Devamını oku...

16 Eylül 2013 Pazartesi

4. Hafta: Kasımpaşa - Fenerbahçe: 2-3: Her şeye rağmen






Ersun Yanal "kazanan takım bozulmaz" diyerek Sivasspor maçının ilk 11'ini bozmadı. Tabii ki bu tercih tartışılabilir ama form grafikleri, sakatlıklardan dönüş ortadayken de makul karşılanabilir. Olası bir mağlubiyette Sow'un neden kadroda olmadığı Ersun Hoca'ya yöneltilecek ilk soru olacakken, Webo'nun biri son dakikada olmak üzere attığı iki gol bu sorunun bir süreliğine daha rafa kalkmasına sebep oldu.

İLK YARI

Takım aslında fena başlamadı. Daha 12. dakikada kaleye attığımız 5 şut vardı ve topla biz daha fazla oynadık. Karşı kalede de daha fazla göründük. Bu ana kadar topsuz oyunda ciddi anlamda fiziksel kalite öne çıktı. Yine Sivasspor maçında olduğu gibi Selçuk topu kazandığımızda iki stoperin arasına girerek bekleri oyuna kattı ve daha bir 3-4-3 gibi dizildik. Ancak Sivasspor maçından farklı olarak Kasımpaşa'nın daha kompakt kalması, bizim savunma hattımızla orta sahamız arasındaki mesafenin açılmasına sebep oldu ve gerek Meireles, gerek de Holmén topla oynarken çok etkili görünemediler.

1-0

Seken topun arka direkteki boş adamda kalması durumuyla ilk kez karşılaşmıyoruz. Yine savunmamızın sağ tarafı etkisiz kaldı, Volkan da kapadığı köşeden golü yedi. Biz bu ana kadar daha etkili görünen takım olmuşken rakibin kaleyi tutan ilk şutunun gol olması da bizim motivasyonumuzu doğal olarak etkiledi.

Skor bulma isteğiyle planlı sayılabilecek bir şekilde baskı kurmaya başladık. Bu esnada rakibin çok etkili kontrasını Egemen kesmeyi başardı. 2 dakika sonrasında da Caner'in enfes frikiğiyle skoru eşitledik.

1-1 VE 2-1

Caner'in golüyle yediğimiz gol arası sadece 9 dakika. Eşitliği sağladıktan sonra istekli görüntümüz devam ederken rakibin kaleyi tutan ikinci şutunun gol olması da yine savunmamızın sağı ve Volkan'ın işbirliğiyle geldi. Pozisyonun gelişiminde Meireles'in rakibine çok kolay geçilmesi ve Alves'in pozisyon kaybı da dikkat çekilmesi gerekilen noktalar.

İKİNCİ YARI

Daha ikinci yarının başlamasıyla kalemizde bir şut daha gördük. Volkan ilk yarının aksine bu sefer gelen iki topu karşılamayı başararak bizi farktan kurtardı.(!) Bir dakika içerisinde 3 kez golle burun buruna geldiğimiz pozisyonun ise tarifi yok. Caner ve Alves'in direkten dönen topları bir nebze anlaşılablir olsa da Emenike'nin 2 metreden golü atamaması gerçekten sinir bozucuydu.

Holmén-Alper değişikliğinden sonra orta sahamız ilk başta biraz etkisizleşti, zira Alper topsuz oyunda Holmén kadar oyunun içinde kalamadı. Selçuk-Topuz değişikliğiyle orta sahamız daha diri bir hal alınca biz de oyunu karşı yarı alana nispeten daha fazla yıkmaya başladık ama bu öyle planlı bir baskı olmadı.

Caner'in enfes ortasından sonra Webo'yla skoru eşitlememiz momentumu bize çevirdi. Kasımpaşa'nın tek amacı o saatten sonra beraberliği kurtarmaktı zaten. Rakibin biraz da karşı koyamadığı için geri çekilmeye başlaması da aradaki kalite farkından dolayı olan bir durum oldu.

Golün uzatmalarda gelmesi de işin kaymağı oldu. Geçen sezon da Kasımpaşa karşısında uzatma dakikalarında iki gol atıp 3 gollü bir galibiyet almıştık. Bu sene de aynı tarifeyi bir şekilde de olsa tekrarlamış olduk.

CANER ERKİN

Tek kelimeyle muazzam oynadı. Attığı frikik golü ve Webo'ya yaptığı müthiş asistle direkt olarak tabelaya etki etti. Direkten dönen frikiği de cabası. Topla oynadığımızda 3'lü savunma gibi görünüp beklerimizin ileri fırladığı oyun biçimi en çok kendisine yaradı şu ana kadar. Yakaladığı istikrar ciddi anlamda umut verici. Umarım çizgisini korumayı başarabilir.

İYİLER VE KÖTÜLER

İşin iyiler kısmına yazılabilecek pek bir şey yok açıkçası. Webo'nun tabelayı değiştirmiş olması kendisi için tabii ki artı ama oyun içerisinde yaptığı top kayıpları ve rakip geri çekilene kadar topu ileride tutmakta yaşadığı sıkıntılar es geçilmemesi gereken noktalar.

Alper ve Mehmet Topuz'un oyuna dahil olduktan sonra getirdikleri enerji de maçın çevrilmesinde etkili oldu kesinlikle. Özellikle Alper'in topla çıkışta aldığı insiyatif ve oyunu ileri itmemizde pay sahibi olmasına dikkat çekmek gerek.

Meireles ve Holmén ikilisinin geçen maça oranla daha silik görünmesinin sebebi de o maçtaki kadar alan bulamamış olmaları. İkisinin de topsuz oyunda gereken sertliği göstermesine rağmen topla oynadıklarında aynı beceriyi sergileyememiş olmaları da eksileri. Bunda Kasımpaşa'nın iyi alan daraltmasının etkisi de tartışılmaz tabii ki.

Bruno Alves bence geldiğinden bu yana en kötü ve sallantılı maçını oynadı. Akılda kalan kritik bir hamlesinin dışında pek bir olumlu hareketi olduğunu söylemek güç. Bildiğimiz istikrarlı haline en kısa zamanda geri dönmesi ise temennim.

Kuyt ve Emenike geçen maçın en çok öne çıkan isimleriyken bu maç çok sönük kaldılar. Kuyt belki defansif görevini eksiksiz yerine getirmiş olabilir ama yaratıcı olmadığı ve fazlasıyla top ezdiği gerçeği var. Emenike'nin ise 2 metreden boş kaleye atamadığı toptan bahsetmek sanırım yeterli olacaktır.

Volkan hakkında yazdım, geçen maçta da yazmıştım, Arsenal maçlarında da yazmıştım, bir kez daha tekrarlamalıyım sanırım. Şu anda forma onun hakkı değil. Mert sezona bu kadar iyi girmişken, özgüvenini kazanmışken ve forma onun hakkıyken kenarda beklememeli. Cristian, Emre, Sow gibi isimler nasıl kadroda değilse Volkan da kadroda olmayabilir veya yedek kulübesinde bekleyebilir. Geçen maçın ikinci yarısında ve bu maçın ilk yarısında toplamda kaleyi tutan dört şutun dördünün de golle sonuçlanması sadece yerleşim hatalarıyla açıklanamaz. Net kaleci hatalarından iki maçta dört gol yedik. Volkan ya kendisine çeki düzen verecek, ya da formayı hakkıyla Mert devralacak.

HAKEM

Normalde hakem yazmam, hatta Abitoğlu'nun iki sezon önce Zokora'nın Emre'nin hayalarına attığı tekmeyi sarı kartla geçiştirdiği günden bu yana daha hâlâ nasıl hakemlik yapmaya devam ettiğini de aklım almaz. Yine de verdiği eyyam dolu kararların yanı sıra, Babel'i iki kez atamadığı, üstelik ikinci pozisyonda sırf kart göstermemek için avantajı uyguladığı alenen ortada. Benim merak ettiğim konu ise yönetimin daha ne kadar bu hakem müsveddesinin bizi doğramasına seyirci kalacağı.

SONUÇ

Belki iyi oynamadık, hatta üst düzey mücadele de ettiğimizi söylemek mümkün değil Sivasspor maçıyla karşılaştırınca ama buna rağmen rakipten daha üstündük. Bunun da adı kalite farkı işte. Neticeyi alıp seriyi devam ettirmek önemliydi ve biz neticeyi aldık. Yine de sormadan edemiyorum; İki maçtır bir şekilde rakibe üstünlüğünü kabul ettiren Fenerbahçe takımı acaba Konyaspor maçının ikinci yarısında neredeydi?
Devamını oku...

1 Eylül 2013 Pazar

3. Hafta: Fenerbahçe - Sivasspor: 5-2: Kıvılcım.





Kadro gelince suratımı buruşturdum, yalan yok ama mücadelenin ve özverinin bu düzeyde olması temel eksikliklerin önüne geçebiliyor futbolda. Alan daraltmayı beceremeyen bir rakibe karşı çok güzel alan parselleyip sert bir şekilde pres koyunca otomatikman oyun üstünlüğünü aldık.

Daha 34. dakikada 3-0 olan maçın pek döneceği yoktu zaten. O skoru elde ettikten sonra da yer yer vites artırdık, yer yer de oyunu soğutmayı seçtik. Bu makul, ancak rakip bu kadar gevşekken bizim daha da fazla ısırmamızı, iştahımızdan kaybetmememizi isterdim.

Mücadelemiz üst düzeydi, buna hiçbir şey söylenemez ama oyun olarak istenilen veya beklenilen düzeyde olmadığımız ortada. Bugün bazı oyuncuların bireysel performansları çok ön plana çıktı. Takım halinde belli bir standardı yakalayana kadar bu olmaya devam edecektir diye tahmin ediyorum.

1-0

Takım iştahlı başladı. Ön alanda pres ve daha yerden oynama teşebbüslerimiz dikkat çekti. Caner'in ve Gökhan'ın oyuna katılımı, Meireles'in ortayı toparlaması ve Holmén'in her yerde olması sayesinde topu forvetlerimize daha rahat taşıyabildik. Hakemden seken topun dönüp gol olması bazılarına çok malzeme verecektir ama hazırlanış olarak 2 pasta atılan bir golün güzelliğini gölgelememeli bu durum.

1-0'dan sonra da isteğimizden bir şey kaybetmedik. Emenike golden 5 dakika sonra 2. asistini de yapacaktı neredeyse. Holmén'in kanatlara açılarak orada overload'u sağlaması ve forvetlerimizin arka direk koşuları olumlu yönde göze çarptı bu süreçte.

2-0 VE 3-0

Emenike'nin şok presinin sonrasında kazanılan kornerden Bruno Alves'le farkı ikiledik. Daha 3 dakika sonrasında da bir kornerden daha arka direkte Kuyt'la fark 3'e çıktı. Bundan sonrasının rahat olacağı az çok belli olmuştu zaten.

İKİNCİ YARI

Pres şiddeti azalmadan devam etti ki 5 dakika geçmeden 4. gol geldi. Güzel bir organize hücum olduğunu söylemekte fayda var. Sadece rakibi ters ayakta yakalayan bir ekip olmayacağımızın da göstergesi olacağını umuyorum bu gol organizasyonunun.

54'te presimiz ilk kez delindi ve Sivasspor topu bir nebze daha rahat taşıdı ceza sahamıza doğru. Geçen seneden klasikleşen arka direk golümüzü yine yedik. Volkan'ın da kapattığı köşeden gol yemesi yine çok da yabancısı olduğumuz bir durum değil.

60. dakikadan sonra tempo giderek düşmeye başladı ve biz de ön alanda yakaladığımız fırsatları birbiri ardına teptik. Biraz daha becerikli olunabilse çok daha farklı bir skor almamız işten bile değildi.

Takımın birkaç saniyeliğine kontak kapattığı bir anda Cicinho'nun da sağ kanattan fırlayıp attığı golle skor 4-2'ye geldi. Caner-Egemen tandeminin bu kadar kolay delinmesini Caner'in doğal sol bek olmamasına bağlıyorum ama öte yandan Egemen'in de o kadar hamlesiz kalmasını anlayamadım. Volkan'ın yine çıkarabileceği bir toptan daha gol yemesi ise üzücü.

DEĞİŞİKLİKLER VE 5-2

Tempomuz 60. dakika civarında düşmüşken biz yine 80. dakikaya kadar bekledik değişiklik için. Günün en çalışkan iki ismi Holmén ve Emenike çıkarken Alper ve Mehmet Topuz oyuna dahil oldu. Alper'in kısa sürede sergilediği futbol ilerisi için beni çok umutlandırdı. Gökhan'ın muazzam pasında attığı gol de şahaneydi. Sola doğru yanaşıp kaleye yaptığı koşulardan bu sezon daha çok gol pozisyonuna gireceğini umuyorum.

TOPSUZ OYUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Daha iki gün önce yeniden yapılanma yazısında topsuz oyundaki hareketsizliğimizden ve etkisizliğimizden yakınmıştım. Bugün pek öyle olmadı. Geniş boşluklar bırakan Sivasspor'un bu zaafını da çok iyi değerlendirdik ve önde baskının karşılığını aldık.

Mehmet Topal veya Selçuk'un iki stoperin arasına girerek bekleri oyuna katmaya çalışması zaten sezon başından beri uyguladığımız bir şeydi. Bugün iki kanattan da bindirmeler olunca bu anlam kazandı. Bildiğimiz 4-3-3'ün bu sayede top bizdeyken 3-4-3'e dönüşmesi durumu var. Bugün Caner'in sol taraftaki hareketliliği bunun işlemesinde etkili oldu ama bu da kadro mühendisliğiyle ilgili bazı soru işaretleri doğurur. Buna daha sonra başka bir yazıda değinmek gerektiği düşüncesindeyim.

Bunun dışında Holmén'in kanatlara açılmasıyla ve yardımcı forvet görevi yapan Kuyt ve Emenike'nin daha merkeze kayması kolaylaştı. Meireles'in de merkezde sertlikten ödün vermemesi artı puan oldu. Webo da geçtiğimiz maçlara göre daha diri ve hareketliydi.

Bir diğer nokta da orta saha oyuncularımızın ceza sahasına yaptıkları koşular. Bilmiyorum kaç kez olmuştur ama sanırım Holmén bu alanda liderdi bugün. İstatistikler geldiğinde bunu daha net anlayabiliriz. Keza Alper'in de son golde yaptığı koşu gelecek için umut verici. Özellikle Emre ve Meireles'in daha önceleri değil ceza sahasına koşu yapmak, topla kat etmeyi bile denememelerinden sonra Holmén'in bugünkü performansı ilaç gibi geldi.

SAMUEL HOLMÉN

Bir aydır lisansının çıkmasını boşuna beklememişiz. Oynamaya açlığı, iştahı, disiplini ve çalışkanlığıyla kesinlikle maçın adamıydı. İşin güzel tarafı Holmén'in standardının bugün oynadığı oyun olması. Umarım sakatlıklarla veya cezalarla uğraşmadan bu takımda sürekliliğini sağlar ve biz de kendisini hep bugünkü gibi alkışlarız.

SONUÇ

Rakibin sahaya yayılmada çektiği sıkıntıdan maksimum faydalandık ve sonucu elde ettik. Kısacası ilk defa Ersun Yanal takımı sinyalini verdik. Mücadelemiz ve isteğimiz üst düzeydi ki en önemlisi bu. İyi oyun da taşların yerine oturmasıyla gelecektir. Umalım ki bu iyi bir başlangıç olsun bizim için.
Devamını oku...

29 Ağustos 2013 Perşembe

Sahanın içinden: Yeniden yapılanma





Dün CAS'ın cezayı onamasıyla birlikte Fenerbahçe için önümüzdeki iki sezonda mücadele edilebilecek iki kulvar kaldı. Lig ve Türkiye kupası. Fenerbahçe bu iki kulvarda da mutlu sona ulaşsa bile iki sezon Avrupa'da mücadele edemeyecek. Tabii ki bu kesinlikle başarının hedeflenmemesini gerektirmez. Bu yüzden Fenerbahçe'nin elinde kalanlara odaklanması ve bütün motivasyonunu lige ve kupaya çevirmesi gerekiyor.

İşin saha dışındaki kısmına da değinmeden geçmek mümkün değil. Çünkü bir kulüp yeniden yapılanmaya gitme ihtiyacı duyuyorsa bunun hem saha içi, hem de saha dışı faktörleri mevcuttur. CAS davası özelinde duruma bakarsak da gerek Aziz Yıldırım'ın, gerekse de yönetimin, özelikle de Başkan tahliye olduktan sonra bu süreci yönetemedikleri ve hata üstüne hata yaptıkları ortada olan bir durum. Kulübün kongreye gitme kararı ben bu yazıyı yazarken geldi, dolayısıyla o konuya dair bir yorumda bulunmam şu anda yersiz. Fenerbahçe için en hayırlısının olması şu andaki tek temennim.

Fenerbahçe'nin yönetimindeki yeniden yapılanmanın sahayı da direkt olarak etkileyeceği gerçeği var. İki sene Avrupa'da oynayamayacak bir takımınız varsa bu iki seneyi çok güzel bir şekilde yeniden yapılanma için kullanabilirsiniz. Yani Cristoph Daum'un 2002-03 sezonu sonrasında aldığı enkazı 2004-05 sonunda getirdiği yerde olmaktan bahsediyorum ben. Bunun için daha önce Juventus-Conte örneğini de vermiştim. Başarılı olmak için uğraş, ancak bir yandan da geleceğin takımını oluşturmak için adımlarını at. İki örneğin de ortak özelliği ilk sezonlarını sadece lig ve kupaya odaklanarak geçirmiş olmaları. Şimdiki Fenerbahçe'nin önünde ise iki sezon var. Bu da planlamanın daha geniş zamana yayılabilmesi ve bazı oyuncuların görev tanımlarının çok daha net bir şekilde yapılabilmesi demek.

KADRO VE SEZON PLANLAMASI

Fenerbahçe 2009-10 sezonundan beri "Şampiyonlar Ligi kadrosu" kuruyor her sene. Yani en azından denilen o. Yani bu planda oyuncu alınıyor, bonservis ve maaş ödeniyor. Peki Fenerbahçe o sezondan bu yana Şampiyonlar Ligi'ne gidebildi mi? Türlü sebeplerden dolayı hayır. 2011-12 sezonunda olan rezalete burada değinip sinir bozup odağı dağıtmayacağım ama diğer sezonlara da 2009-10 sezonu haricinde hazır girilmediği ve kötü başlangıçlar yapıldığı ortada. Üstelik bu kanaat değil, istatistiklerle de desteklenilebilir bir durum.

Son 5 sezonda ilk yarılarda sırasıyla 33, 37, 33, 35 ve 27 puan toplamış. Sadece 2010-11 sezonunda ikinci yarıda 49 puan (toplamda 82) toplayarak durumu lehine çevirebilmiş. 2009-10 sezonu haricinde de 70 puanın üstüne çıkamamış 34 maçın sonunda.

Yani genel olarak lige kendini hazırlayamayan, iniş çıkışları çok tahmin edilebilir olmayan, ve istisnai durumlar haricinde seri yakalamakta zorlanan bir Fenerbahçe var. Saha içine yansıyan planlama hatalarından daha önce de bahsettik. Gerek yönetimin, gerek teknik ekibin eksik olan noktalarına geçen sezonun değerlendirmesinde de değinmiştim. Bu sezon için transferin kapanmasına 8 gün var ve bizim kadromuz ne yazık ki henüz istenilen şekli almamış durumda.

3 kulvara göre kurulan veya daha doğrusu kurulmaya çalışılan kadro şimdi 2 kulvarda mücadele edeceğine göre bazı şişkinlikler ortaya çıkıyor. Takımın hâlâ ne oynamaya çalıştığı belli değil, Ersun Yanal'ın da kafasında ne olduğunu sanırım bir tek kendisi biliyor. Bugüne kadar oynanan resmi maçlardan ben kendi adıma bir sonuca ulaşamadım en azından. Bu yüzden Ersun Yanal'ın artık önünde mutlak başarıya ulaşması gereken 2 kulvar kalmışken kafasındaki her neyse onun sahaya yansıtılması için elinden geleni yapması gerekiyor.

STRATEJİ

Geçen sezon çoğunluk Aykut Kocaman'ın takımının lig performansını eleştirirken takımın pasif kalması ve rakibi beklemesi temel noktalarımdan birisiydi. Avrupa'da önlem alan takım işlerken, ligde önlem alınan takım olunduğu için kilidi açmakta zorlanan ve biraz baskı yediğinde korkulu anlar yaşayan bir takım vardı.

Türkiye ligi için sık sık dile getirdiğim bir terim var sonuca gitmede etkili olan. Dayak futbolu. Zaten kadro olarak bir kalite farkına sahip olan Fenerbahçe rakiplerinden daha agresif ve arzulu olduğu takdirde her takımı sindirir, her takımı boğar ve bir şekilde de sonucu almayı başarır. Bunun örneklerini 2009-10 sezonunun son 8 haftasında ve 2010-11 sezonunun ikinci yarısında gördük. Rakiplerin tempoya dayanamadığı, fiziksel olarak Fenerbahçe'nin seviyesine erişemediği, tükendiği ve kaderine razı olduğu maçlar izledik.

Şimdi son zamanlarda birçok kişinin çizdiği ve çözüm aradığı diagram faslına gelelim. Önce geçmişten bir örnek vererek başlayalım. Meselenin aslında sadece sistemle ilgili olmadığının, oyuncuların topsuz oyundaki hareketliliğinin ve alan paylaşımının da başarıda kilit olduğunun altını bir daha çizelim. Oyuncuların hareketliliğinin sağladığı esnekliğin ve bu esneklik sayesinde üst düzey olan oyuna katılımın da bize getirdiği neticeleri şöyle bir hatırlayalım.

Şimdi altta iki diagram var. Diagramlar 2009-10 sezonunun son 8 haftasındaki diziliş. Yer yer bazı oyuncuların pozisyonları değişmiş olabilir ama esas alınan düzen ve oyuncu grubu çoğunlukla buydu. Soldaki diagram topsuz oyundaki Fenerbahçe'yi gösterirken, sağdaki diagram da top Fenerbahçe'ye geçtiğinde takımın aldığı şekli gösteriyor.


   


Takımın esas dizilişi 4-4-1-1 iken topa sahip olduğunda bu sıralar fazlaca dillendirdiğimiz 4-1-3-2'ye dönüştüğünü görüyoruz. Bu oyuncu grubunun ne kadar iştahlı olduğunu, nasıl diri kaldığını ve 90 dakika mücadeleden kopmadığını, dehşet bir pres gücüne sahip olduğunu ve topu da bir hayli iyi dolaştırdığını hatırlarsınız. Bunu şimdi burada bırakalım ve şu andaki oyuncu grubumuza dönelim.

ELDEKİ OYUNCU GRUBU VE YAPILANMA 

Kadronun şişkinliğinden bahsettik, ki bu bilinen bir durum. Hâlâ gönderemediğimiz yabancılarımız ve bu sebepten dolayı lisans çıkartamadığımız bir Samuel Holmén var kadroda. Takımın iki sene Avrupa'da mücadele edemeyeceğini, yaş ortalamasının bir hayli yükseldiğini ve buna oranla da maaşların bir hayli yüksek olduğunu göz önünde bulundurunca bazı oyuncuların elden çıkarılması gerektiği gerçeğiyle yüzleşmek gerekiyor.

Ayrıca oyuncu grubumuzun yerlilerinin bir kısmının özellikle son 3 sezonda ciddi şekilde yıprandığını göz önünde bulundurmak gerek. Bunu "Aykut Kocaman arkasında enkaz bıraktı" olarak algılamamak gerek. Oyuncuların bir kısmının dış etkenlerden dolayı kendilerini bir hayli yıprattıkları ve gerek mental, gerekse de fiziksel olarak istenilen düzeyden çok uzakta olduğu gerçeği var. Bir de tabii ki yaş-motivasyon durumu, kendini geliştirme isteği ve oynamaya açlık var. Mental olarak kendisini tüketmiş, yabancı sınırlamasından dolayı forma şansı bulabilen veya alternatif olabilen oyuncularımız var. Bunu kötü niyetle söylemiyorum çünkü hepsinin çok emeği var geçtiğimiz yıllarda ancak futbolda da duygusallığa bu kadar yer yok. Eğer yeniden yapılanma olacaksa bazı oyunculara emekleri için teşekkür edilip yollar ayrılmalı.

Katılırsınız veya katılmazsınız ama ben artık Volkan, Bekir, Yobo, Cristian, Mehmet Topuz, Emre, Krasic ve Meireles'in bu takım için yük veya lüks olduğu düşüncesindeyim. Kaleci Serkan Kırıntılı ve Selçuk Şahin'nin de sırasıyla bu sezon ve önümüzdeki sezon sonunda bitecek olan kontratlarından sonra bu kontratların yenilenmesinden ziyade artık daha genç ve oynamaya aç oyunculara yerlerini bırakmaları, yapılanma için doğru olur. Webo ve Kadlec'in, hatta Kuyt'ın bile "gençleştirme operasyonu" diyerek gelecek planlarının dışında bırakılmasına açıkçası ses çıkartmam.

Takımda şu anda temel taşlardan biri olup kâr ederek satılabileceğini düşündüğüm tek oyuncu ise Sow. Sow da 15 milyon euro ve üstündeki her teklifte satılabilir, zira ortada iyi bir kâr payı var. Yok satmıyorsak da o zaman Sow'a sorumuluk verip, aktif bir şekilde kullanarak kendisinden maksimum fayda sağlamak gerek.

İSKELET

Her takımın bir iskeleti ve bu iskeletin etrafını doldurup istikrar sağladığı bir oyuncu grubu vardır. Bizim iskeletimiz ciddi şekilde yıpranmış ve yorulmuş durumda. Dolayısıyla da bazı hamlelere ihtiyaç var. Benim geleceğe yatırım olarak düşündüğüm iskelet ise Mert-Gökhan-Alves-Topal-Alper-Salih şeklinde. Hemen "Alves yaşlı ama nasıl geleceğe yatırım bu?" sorusunun geleceğini duyar gibiyim, o yüzden cevaplayayım. Alves hem bu takım için iyi bir saha lideri olacak bir oyuncu hem de stoperlerde o yaş olgunluk yaşıdır. Tecrübesiyle takıma seviye atlatabilecek bir oyuncudan siz maksimum faydalanmalısınız. Bu da hemen Kuyt'ı akıllara getiriyor haliyle.

KUYT

Tartışmasız ki bu takımın en çok mücadele eden, en özverili oynayan ve en profesyonel oyuncusu. Bu açıdan baktığınız zaman vazgeçilmez olarak görünüyor ancak bir de işin diğer kısmı var. Kuyt top ayağındayken bu takımın en yetenekli oyuncusu değil, bu bir gerçek. Yine de geçen sezonki istatistikleri ve skora katkısı da bunun aksini kanıtlar cinsten.

Kuyt için birkaç paragraf üstte "gençleştirme operasyonu çerçevesinde gelecek planlarında bulunmamasına ses çıkartmam" cümlesini kurdum. Oyun planı çerçevesinde yer almayacaksa da bu dediğimin arkasındayım. Yok yer alacaksa o zaman kalması ve saha içi liderlerinden biri olmasını tabii ki isterim.

SİSTEM

Fenerbahçe'nin saldırgan, agresif, oyunu ileri iten, rakip kaleye yıkan, presle rakibini boğan, sürekli rahatsız eden, topa sahip olup oyunu karşı yarı alanda oynayan ve domine eden bir yapıda olmasını bekliyoruz hepimiz. Son birkaç yılda birkaç istisna maç dışında böyle bir durum olmadı. Özellikle de geçen sezonda daha çok bekleyen ve rakiplerinin yaptığı hataları cezalandıran bir takım kimliğine büründü Fenerbahçe. Peki neleri değiştirmeli, neleri çıkartmalı, neleri eklemeli?

Fenerbahçe'nin şu kanat oyuncusu eksik yapısıyla 4-3-3 ve varyantlarını oynamaya çalışması garip kaçıyor. Zaten oyuncuların birbirlerine fazla yanaşmadığı, birbirlerinden çok kopuk kaldığı ve hareket etmeye mecalleri yokmuşçasına oyundan silindikleri tablolarla karşılaşıyoruz sezon başından beri. Bunun için de topu sahada ayağına bekleyecek oyuncular yerine topa basacak ve topla ileri gidebilecek oyunculara ihtiyaç var. Bu merkez orta saha bolluğunda da akla diamond 4-4-2 ve varyantları geliyor. Özellikle de herkesin son günlerde fazlaca dillendirdiği 4-1-3-2.

Peki Fenerbahçe 4-1-3-2 oynayabilir mi? Pek tabii oynayabilir. Oyuncu grubu ve bu oyuncuların karakteri buna bir hayli müsait. Birkaç ufak dokunuş ve sistemde ısrarla bu oyun oturtulabilir ve özlediğimiz tabloyu ortaya çıkarabilir bu takım.

Bir iskelet yazdım birkaç paragraf üstte. Şimdi eldeki mevcutla bu iskeletin etrafını dolduralım.


                                   


"Ama bu kanatsız oyun!" diyecekler için hemen sorayım: "Şimdi kanat oyuncularıyla mı oynuyoruz?"  Bu sistemin önerilmesinin de, birçok insan tarafından benimsenmesinin sebebi de eldeki mevcut kadroya tam oturuyor olması. Tabii ki her sistemin delinmeye müsait tarafları var. Onlara da değinelim.

Mesela bu dizilişte sağ iç ve sol iç oyuncularının top rakipteyken kapanarak kanat beklerine destek vermesine, top bizdeyken de kanatlara açılmalarına ve ceza sahasına koşular yapmalarına gereksinim duyacağız. Santraforlardan birinin orta sahaya yanaşarak gerektiğinde merkezde kalabalıklaşmaya yardım etmesi de gerekli. Yani kısaca bir noktaya geliyoruz: Topsuz oyunda hareketlilik!

Sistem ve dizilişten bağımsız olarak Fenerbahçe'nin şu anda en ağır şekilde eleştirilebilecek tarafı oyuncuların topsuz oyundaki hareketsizliği. Forvetlerimiz rakibe basmak veya orta sahaya yanaşmak yerine kendilerini ileri atıp topu bekliyorlar ve bu da plan dahilinde olsa bile, geriden uzun top oynanmasına sebebiyet veriyor. Sonrasında merkez orta saha oyuncularımız top bize geçtiğinde hemen uzun oynamaya hamle ediyorlar. Halbuki topla kat etmeye çalışsalar çok daha fayda sağlayacaklar ama topu hemen ayaklarından çıkarma isteğiyle alelacele oynadıkları uzun toplar da hep rakibe gidiyor ve aradaki mesafeden dolayı sekene hamle etmeye mecalleri kalmıyor bir süre sonra. Daha birçok konuda eleştiri getirilebilir ama temeldeki sıkıntı hareketsizlik.

KADRO MÜHENDİSLİĞİ

Birçok oyuncuyla yolların ayrılması gerektiğini yazdım. Peki bu giden oyuncuların yerini nasıl dolduracağız? Hem altyapıya bakıp özkaynaklarımızı kullanarak, hem de başarıya aç oyuncuları transfer etmeye yönelerek. Önümüzde 2 sene var sistemi ve kadro derinliğini mükemmelleştirmek için. O yüzden bunu hedef olarak koyup buna doğru yürünecekse, o zaman yol üzerinde kaybedilecek birkaç maçın çok büyük önemi olmaz. Fenerbahçe'nin günü kurtarmaktan ziyade geleceği çok ciddi şekilde planlamaya ihtiyacı var ve fırsat ayağa gelmiş durumda.

Altyapıdan yetişen pırıl pırıl gençlerimiz var. Geçen sene az da olsa süre alan Recep ve Beykan var ilk planda. Beykan bu seneyi kiralık geçirecek Karabükspor'da. Recep'in de aynı şekilde kiralanması gerektiğini düşünüyorum ben, ki sürekli oynama fırsatı bulsun, kaybolmasın kadro rotasyonunda. Bu sene A takım kadrosuna dahil ettiğimiz Aziz'in de yer yer forma bulması gerekir.

Bu üçlünün dışında Turgutluspor'a kiraladığımız Oğuz Mataracı ve Gökhan Sazdağı da bu süreç içerisinde gerekli sertliği kazanıp takıma dönecektir. Aynı şekilde Ankaraspor'a kiraladığımız Berkaycan Değirmencioğlu var elde. Geçen sezonu Manisaspor'da geçiren ve bu sezon da Adana Demirspor'da olacak olan Gökay Iravul da zaten birçoğumuzun adını en iyi bildiği altyapı ürünlerinden.

Daha alt kategoriden gelip ileride takımın bir parçası olmalarını beklediğim İbrahim Serdar Aydın, Metincan Cici ve Egemen Zengin'in de geleceklerini şimdiden planlamaya başlamakta fayda var. Bu gençlerimizin de A2 ve kiralık tecrübelerinden sonra ceza bitiminde veya bitimden bir sene sonra A takım kadrosuna yerleşeceklerini umuyorum.

Bunun dışında alternatif eksikliği çektiğimiz diğer pozisyonlar için de gerek yerli, gerek yabancı oyuncuları dikkatli incelemekte fayda var. Bu kadar kısa sürede scouting raporu çıkartamayacağım için o da başka bir yazının konusu olsun.

SONUÇ

Yol üstünde tökezlemek birçok kişinin hoşuna gitmeyecek olsa bile 2 sezon Avrupa'da oynayamayacak bir Fenerbahçe'nin artık yeniden yapılanmasının ve bu esnada da sistemini oturtana kadar tökezlemesinin vakti artık geldi. Zira saha içindeki tablo ortada. Birçok şeyin değişmesi gerek ve ben elimden geldiğince bütün konulara değinmeye çalıştım. 2 sezon hem yapılanmak, hem de istikrar sağlamak için gayet iyi bir süre. Hatta belki gereğinden fazla uzun bir süre.
Devamını oku...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Play-Off: Fenerbahçe - Arsenal: 0-3: Fiyasko






Galatasaray maçındaki 120 dakikalık işkencenin üstüne Konya maçındaki 2-0'dan maç verme rezaletini ekleyince bugün takımın en azından reaksiyon göstereceğini ve işi daha sıkı tutacağını bekledik ve beklentilerimizi mükemmel bir şekilde boşa çıkardı gerek sahadakiler, gerek de Ersun Hoca.

90 dakika futbol adına tek bir olumlu noktanın daha olmadığı bir maçı geride bıraktık. Ben izlerken, yazarken çok üzülüyorum, çok sinirleniyorum, gece uykularım kaçıyor ama görünen o ki sahaya bir şey koymasını beklediğimiz insanlar pek o havada değiller.

Maçın çok fazla analizini yapmaya da gerek yok aslında. Neyin ne olduğu ortada. Sahada yürüyen futbolcular ve doğru hamleleri ne yazık ki yapamayan bir teknik direktör. Sonuç da böyle oluyor haliyle.

İLK YARI

Her halinden ne kafa olarak, ne de fiziksel olarak bu maça hazır olmadığı belli olan bir oyuncu grubu izledik. Geçen sezon da Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarını deneme tahtası gibi kullanmış ve sonuçta acı bir şekilde elenmiştik. İşin kötüsü biz geçen sezondan derslerin çıkarılmasını beklerken bu sene işlerin daha kötüye gittiği gerçeğiyle karşılaştık.

Rakibin topla oynayacağı, iyi bir pas takımı olduğu, kadrosundaki temel pas istasyonu olmamasına rağmen yine de bildiğinden vazgeçmeyeceği bilinen bir şeydi. Yıllardır böyle oynayan bir rakip varken bizim buna önlem almaktan dahi aciz olduğumuz ortaya çıktı.

Konyaspor bile ligin ilk haftasında ceza sahasında ve etrafında topla en çok oynayan takım olmuşken ve bunun işlemediği görülmüşken biz rakibin rahat rahat çıkmasına izin verdik. Birbirinden kopuk hatlarımız sayesinde de Arsenal çok rahat top dolaştırdı, biraz dikine oynayınca da pozisyona girdi. Açıkçası ilk yarıyı 0-0'la geçmemizi ben şans olarak değerlendiriyorum ama şans işte her zaman yanınızda olmaz ve bunu ikinci yarıda acı bir şekilde tecrübe ettik.

0-1

Gol bağıra bağıra geldi zaten. Bu kadar ceza sahasına yakın topla oynayan herhangi bir takım eninde sonunda golü bulur. Konyaspor 15 dakikada 3 tane atmıştı, Arsenal sadece biraz daha zamana yaydı bunu. Geçen sezon sürekli yediğimiz arka direk golünü yine yedik. Laçka olan bir sol kanat, yerini kaybeden savunma oyuncuları, geciken bir sağ bek ve rakibin sol bek/kanat oyuncusunun arka direkte bomboş vurup golü attığı bir pozisyon daha. Geçen senenin hatası bu. Ders hâlâ alınmamış.

0-2

Orta sahadan topla çıkan merkez oyuncusuna sıfır baskı, önünü sanki vursun diye açmak ve Volkan'ın hem topa geç hamle etmesi, hem de üzerine gelen topu içeri tokatlaması. Söyleyecek söz bulamıyorum. Bu kadar göstere göstere gol atmamalı bir rakip Fenerbahçe'ye. Hem de ismi ne olursa olsun.

0-3

Maç başından beri sürekli ne zaman topla buluşsa tehlike yaratan Walcott'a uzun top, Kadlec'in gecikmesi ve yaptığı orantısız müdahale. Haklı bir penaltıyla da 3 farkı yakaladı Arsenal. Sürekli yerini kaybediyor ve ters kademesi etkisiz diye eleştirdiğimiz Hasan Ali'den geri kalmadı Kadlec, maşallahı var.

TERCİH YANLIŞLARI

Bir kere bütün resmi maçlarda sağ bek oynatılan Mehmet Topuz'u kesip Bekir'i oynatmanın mantığını ben henüz çözebilmiş değilim. Tamam Topuz kötüydü oynadığı karşılaşmalarda ama savunma kurgusu takımın en hassas noktasıdır. Hiçbir resmi maçta sağ bek oynamayan Bekir'in çat diye en ciddi rakibe karşı sağ bek başlamasına ben anlam veremiyorum. Her topu ayağına doladı, saçma sapan pas hataları yaptı ve zaten ancak da 45 dakika oyunda kalabildi. Yerine Gökhan'ın oyuna girmesini ise hiç anlamıyorum. Gökhan uzun bir sakatlıktan çıktı ve bilmiyorum açıkçası kaç kez takımla çalışma fırsatı buldu. Hazır olsa zaten ilk 11 başlardı diye düşünüyorum. Böyle bir riskin ne gereği var? Üstelik zaten hazır olmadığı ortadaydı. Bu birinci yanlış.

İkincisi orta saha kurgusuyla ilgili. Cristian Konya maçında rezaletti ve bu maç haklı olarak kesildi, bu tamam. Peki Emre? Emre de çok kötü değil miydi acaba? Formayı hak eden bir Alper varken Emre'nin oynamasını ben hiç anlamadım. Forma adaleti nerede? Orta sahada birazcık kıpırdanan Emre yeterli olmuyor işte, bunu görmüş olmamız gerek ama biz göremedik. Belki de ilk oyundan çıkması gereken oyuncuyken 90 dakikayı tamamladı. Yazık.

Yürüyen Raul Meireles ise tahminen geldiğinden beri en kötü maçını oynadı. Takımın bu kötü haline o da ayak uydurdu diyelim. Ne sertlik gösterebildi, ne o alışık olduğumuz dirençli oyununu oynayabildi, ne de top ayağına gelince topu olumlu kullanabildi. 80 dakika oyunda kalmış olması da apayrı bir durum. Onun sertliği olmayınca Topal'ın artan yükü ve orta sahanın yol geçen hanına dönmesi de kanayan yaralarımızdan bir diğeri. Tam maçında şalteri kapattı Meireles ve suça ortak oldu.

Sonrasında daha geçen hafta "takımdaki en hazır oyuncu" olduğu söylenen Emenike neden ilk 11 değildi o zaman? Hayır iştahlı başlayıp bir gol atıp kontraya yatacak olsak anlardım ama ilk yarı boyunca hiçbir şey yapmamışız, üstüne bu takımın patlama gücü en yüksek ve "en hazır" diye tabir edilen oyuncusu maça başlayamadı! Şimdi diyeceksiniz ki "ama Kuyt-Webo-Sow uyumu var geçen seneden kalma" ve ben de diyceğim ki üçü de yokları oynarken ısrar neden? Yanlışta ısrarla istikrar mı gelir? Olsa olsa kaos çıkar öyle bir durumdan.

Oyuncu değişikliklerine zaten üstte değindim ama biraz daha açmakta fayda var. Takımda hatlar arasındaki mesafe çok açıkken, santrafor Webo ileride yalnızken, Sow ve Kuyt gelip geriden top çıkartmaya çalışırken, Emre ve Meireles top bize geçtiğinde hiç ileri çıkmaya teşebbüs bile etmiyorken, beklerimiz adam gibi bindiremeyip, stoperlerimiz sürekli yüksek top atarak forvetlerimizi ıska geçmeye devam ederken topu yere indirip, rakibi yumuşak karnı olan merkezinden delmeyi hiç akıl edemedik nedense. Alper 80 dakika kenarda beklememeliydi. Keza Caner bu tarz bir rakibe karşı çok etkili olabilecek bir oyuncuydu. Biz faydalanamadık.

Hatlar arasındaki mesafe dedim. Bugün birçok kişinin takım yönetiş tarzını beğenmediği ancak öyle veya böyle bir şekilde sonuca gitmeyi beceren, bu taktiği de yaklaşık 10 sene öncesine dayanan Rafa Benitez'den bir örnek vermek istiyorum. Benitez'in en önemli olayıdır bu, geçen sene Chelsea'yi takip edenler az çok biliyordur durumu. Takımdaki hatlar biraz birbirinden kopar gibi olsun, Benitez hemen kenara gelir ve "compact!" diye bağırır. Takım biraz daha derli toplu bir şekle girer, mesafeyi daraltır ve daha iyi alan parsellemeye başlar. Biz değil alan parsellemek, yaylada yayılır gibi top oynadık. Üstelik Şampiyonlar ligi play-off turunda. İnsan gerçekten hayret ediyor...

ARTILAR

Yobo'nun daha derli toplu görünmesi haricinde artımız yok. Alves ve Topal bu sezon görmeye alışık olduğumuz performanslarını sergilediler. Kuyt da üretememesine rağmen en azından topsuz oyunda alan daraltmaya yardımcı olmaya çalıştı. Şu son cümle bile aslında durumun vahametini ortaya koyuyor. Sağ forvetiniz bir şeyler üretmek yerine geriye gelip sağ iç ve sağ bekinizin açıklarını kapatmaya efor sarfediyor. Yazık.

SONUÇ

Yıllardır sezonlara iyi giremiyoruz dedik. Geçen sezon ilk 6 resmi maçta 4 farklı sistem ve 11 kullanmıştık. Yine o çizgide ilerliyoruz açıkçası. Her teknik direktör gelip aynı hatayı yapmaz. Demek ki sorun başka yerlerde. 09-10 sezonu istisnası dışında hiçbir şekilde sezonlara iyi giremiyorsak kulüpte futbolla ilgilenen herkes şapkasını önüne koyacak ve uzun uzun düşünecek. Faydalı olmadığı sonucunu çıkartıyorsa da görevinden ayrılacak. Bunu teknik adamlar özelinde söylemiyorum. Oyuncular da düşünecek, teknik adam da düşünecek, yönetim de düşünecek ve acı gerçekle yüzleşecek. Çünkü yanlışta ısrarla istikrar değil, kaos yakalarsınız.

Taraftar bu armaya, bu renklere ve çubuklu formaya sırtını dönmez. Bu asla olmaz. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki, bu armaya ve formaya layık olamayan herkese taraftar sırtını dönebilir. Bu da taraftarın verebileceği en ciddi mesajdır. Anlayana.
Devamını oku...

18 Ağustos 2013 Pazar

1. Hafta: Konyaspor - Fenerbahçe: 3-2: Hayal kırıklığı.




Değil lige, sezonlara doğru düzgün giremediğimiz gerçeği var yıllardır. 2009-10 sezonundaki 8'de 8 istisnası dışında lige iyi başlayamadığımız ve ilk yarılarda 35 puandan fazlasını toplayamadığımız da bir diğer gerçek. Böyle bakınca ligin ilk maçındaki kayıp sürpriz olmuyor. Öte yandan camianın beklentileri her zamanki gibi yüksek ve bu beklentilerin yakınından bile geçilememiş olması da büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Hele ki geçen sezonu ligin ilk yarısında kaybettiğimiz gerçeği varken.

Birçok şekilde yenilgiye sebep aranılabilir. Suçlu gösterilebilir. "Bireysel hatalardan dolayı oldu" denilebilir. "Takım gevşedi" denilebilir ve hatta bir adım daha ileri gidip mide bulandırıcı şekilde klişeleşmiş olan "Akıllar Arsenal maçındaydı" gibi bir kılıf dahi uydurulabilir.

Ben bunları yapma taraftarı değilim. Kötü oynayanın kaybetmemesi kadar doğal bir durum yok. Hak etmeyen de kazanmamalıdır futbol biraz adaletli bir oyunsa. Fenerbahçe'nin oynadığı futbol kazanmayı hak eden bir futbol değildi. Bunu söylemekten çekinmemeli kimse. Kötüye kötü demeyi bilmeli.

İLK YARI

Genel olarak sonuç itibariyle çok fazla şikayet edilebilecek bir ilk yarı oynadığımız söylenemez. Özellikle skorun çabuk yaklanmış olması, Emenike'nin ön alandaki hareketliliği ve alan parselleme açısından takımın çok üretken olmasa dahi rakibin üretmesine engel olduğu bir ilk 45 dakika oynandı.

Özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var. Bir takım oyunun her anında üretken olacak diye bir kaide yok. Önemli olan üretilemeyen anlarda rakibin üretmesine engel olmaktır. Bunu Galatasaray maçında 30 dakika gösterebildi Fenerbahçe. Konya deplasmanında ise ilk yarı geneline bunu yaydı denilebilir.

İKİNCİ YARI

Rüzgarın tersine döndüğü ve olumlu tek bir şey söylemenin mümkün olmadığı bir ikinci 45 dakika. Gömülerek Emenike'ye uzun top oynamak bizim skor üstünlüğünü muhafaza etme planımızsa, bazı şeyleri şöyle dikkatlice gözden geçirmekte fayda var demektir.

Nitekim rakibin gelmesine izin verdiğimiz her dakikanın bizim için büyüyen tehlikelerle dolu olduğunu acı bir şekilde tecrübe ettik. 10 kişiyle Galatasaray'a karşı kapanmanın dahi Konya'dan baskı yemekten daha karakterli olduğunu düşünüyorum. Neticede birinde adam eksikliği var ama bu maçtaki ikinci yarı oyunu kabul edilebilir bir durum değil.

"Emenike skor 2-1'ken o pozisyonu atsa bunları konuşmuyor olurduk" diyecekler de çıkacaktır. Futbolda -se/-sa pek kullanılması keyif verici olan ekler değil. Basit bir avuntudan öteye gitmiyor. O pozisyona dair tek olumlu şey ise yıllar sonra takımın kontraya o kadar çabuk kalkmış olması.

1-2

Rakip 4'ü ceza sahası içinde, 1'i de yay üzerinde olmak üzere 5 kişiyle geldiğinde bizim savunmamızın haline bakın. Hasan Ali kendi bölgesini ihmal edip ortaya gidiyor ve boş kalan ters kanattan golü yiyoruz. Çok amatörce bir gol. İlk yarı boyunca iyi alan parselleyen bir takımın ikinci yarıda rakibini üstüne çekerek böyle bir gol yemesi kabul edilebilir değil.

2-2

Tamamen Cristian'ın hatası. Bu kadar laubalilik ciddi şekilde sinir bozucu. Daha geçen hafta oyundan çıktığı için surat asan bir oyuncunun şu hareketi akıl alır gibi değil. Cristian konusunda çok fazla şey yazılabilir ama bu yazılacaklar sadece bu maç özeliyle sınırlı kalmaz. Kendisi hakkındaki fikirlerimi okuyan, takip eden herkes biliyor. Daha fazla bir şey söylemek istemiyorum.

3-2

Hatalar zinciri şeklinde gelişen bir gol. Nasıl geçen sezonki Antalyaspor maçında olduğu gibi hatanın Salih'e yıkılmasına izin vermediysek, bu maçta da aynı şekilde yaklaşmalıyız. Salih hatalı olabilir, ama kademesinde olması gerekirken rakibini izleyen bir savunma hattı varken ben faturayı Salih'e kesmem.

TEKNİK EKİP

Genellikle teknik ekiplere oyuncu değişiklikleri üzerinden saldırmak çok kolaydır. Kime sorsanız Alper-Salih ve Kuyt-Webo değişikliklerinin de bu maçın kaybedilmesinde direkt etkisi olduğunu söyler. Sıkıntı şu ki buna katılmamak elde değil. Pili bitmiş veya umursamaz bir şekilde sahada gezen oyuncular 90 dakikayı tamamlarken Alper'in çıkması birinci sıkıntı mesela.

Kuyt-Webo değişikliği Kuyt'ın sağlık durumundan dolayı anlaşılabilir bir durumken Webo'nun kariyeri boyunca oynadığı merkez forvet yerine sağ kanatta oynamış olmasına ise ben hiç anlam veremiyorum. Tamam, genç oyuncuları tecrübe kazanmaları ve adaptasyon için başka pozisyonlarda denemek normal bir durum ama 30 yaşını geçmiş ve kariyerini merkez santrafor olarak yapmış bir oyuncuyu çizgiye sürmenin mantığını ne yazık ki çözebilmiş değilim.

2-2'den sonra kenar yönetimin donakalması ise düşündürücü. Maçı izleyen Fenerbahçe taraftarı donakalabilir o durumda ama kenardan ateşleyici bir şey yapılmalıdır. Bir hamlenin, bir fırçanın veya en basitinden bir mimiğin dahi birçok şeyi değiştirebildiğini herkes biliyor. Hiçbir şeyin yapılmamış olması ciddi şekilde can sıkıcı.

TERCİH YANLIŞLARI

Kendi adıma değinmek istediğim birkaç nokta var. Oyuncu değişikliklerini doğru bulmadığımı vurguladım ama özellikle de Salih konusunda birkaç şey yazmak farz oldu. Salih'in sezon başı kampı almadığını, sürekli U-bilmemkaç milli takımında oynayarak takımla antreman yapmaktan çok milli takımda vakit geçirdiğini, bunlardan dolayı adam gibi yaz tatili yapamayıp dinlenemediğini ve mental yorgunluğunu üzerinden atamadığı gerçeği var. Salih'i mental olarak biraz rahat bırakıp, fiziksel olarak güçlendirmek gerek. Ufak ufak da forma şansı vererek tekrar kendisini sahaya ısındırmak ve sonrasında yine randımanlı bir şekilde kullanabilmek bence en doğrusu, ama yine de karar Ersun Hoca'nın bu konuda.

Bir diğer şikayetim de Kuyt konusunda. % 100 sağlıklı olmayan hiçbir oyuncunun değil yedek kulübesinde, maç kadrosunda olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kuyt'ın kaşı tam randıman vermesine daha erkenden engel olmaya başlayabilir ve biz mesela 20. dakikada zorunlu bir değişiklik yapmak durumunda kalabilirdik. Geçen sene Emre'nin sakatlık durumu üzerinden eleştirdiğim konuya burada geri dönmek istiyorum. Bu fedakârlık dense de bence hiç profesyonel olmayan bir durum. Tamam, bugün Kuyt durumuna rağmen iyi sayılabilecek bir oyun ortaya koymuş olabilir, ama tam randıman veremeyen bir Kuyt yerine kendisini göstermeye ihtiyacı olan başka bir oyuncuyu sahada görmeyi tercih ederim.

ARSENAL MAÇI ÖNCESİ

Maç seçen ve reaksiyon takımı olarak gördüğüm oyuncu grubumuzun işleri mutlaka daha sıkı tutacağı ve daha fazla motive olacağı bir karşılaşma olacaktır. Tablo karanlık olduğu için bu maçın bir çıkış maçı olarak görüleceği gerçeği de var. Ancak resmi maçlar göz önünde bulundurulduğunda ilk Salzburg maçında 15, ikinci Salzburg maçında 30, Galatasaray maçında yine 30 ve bu maçta da 45 dakika diri görünen bir Fenerbahçe'nin, topla oynamayı seven, baskılı ve atletik bir takım olan Arsenal karşısında daha henüz sezon başında maç boyunca kendi kapasitesinin üstüne çıkması gerek. Bu mümkün mü? Tabii ki mümkün, ama geride kalan maçlara bakıldığında bunun olabileceğini düşünmek biraz fazla pembe tablo çizmek olur. Ha "Arsenal'in çok önemli eksikleri var" diyenler de çıkacaktır. 4 değil 14 oyuncusu da eksik olsa, rakip her sene Şampiyonlar Ligi'nde iyi kötü bir şeyler yapan Arsenal. Bunun farkına vararak yorum yapmakta fayda var.

SONUÇ

Olumlu bir şey göstermenin mümkün olmadığı bir maçtan haklı bir mağlubiyetle ayrıldık. Daha fazla bir şey söylemek mümkün değil. Ersun Hoca'nın hangi oyuncuya hangi şekilde ihtiyacı olduğuna karar vermesi ve kararlarını tereddüt etmeden uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Umarım şans yanında olur ve kötü başlangıca rağmen işleri rayına oturtarak ipi önde göğüsleyebilir.
Devamını oku...

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Süper Kupa: Galatasaray - Fenerbahçe: 1-0: 120 dakikalık işkence





İlk 30'da oyunda üstün olduğumuz, sonrasında 10 kişi kalana kadar üstünlüğü verdiğimiz, 10 kişi kaldıktan geri düşene kadar da kontrolü tamamen kaybettiğimiz bir maç. Yine reaksiyon takımı kimliğinden kurtulamamak ve 120 dakikada planlı programlı bir şekilde oynayabildiğimiz toplamda 30 dakikanın olması. Rakip Galatasaray olunca daha da çok göze batıyor haliyle. Üstelik rakip bu kadar kötü durumdayken bu oyun çok büyük soru işaretleri yaratacaktır.

İLK YARIM SAAT

Benim kafamdaki ideal 11 olmamasına rağmen oyuna iyi başladığımızı söylemek yanlış olmaz. Tempo düşüktü ve oyun bizim alışılmış pas karakterimize çok müsaitti. Bu sürede rakibe çok fazla alan bırakmadık. Daha 30. saniyede Bekir'in, 3. dakikada da Alves'in geriden attığı uzun toplar aşağı yukarı oyun planımızın nasıl gelişeceğinin göstergesiydi. Mehmet Topal'ın bu esnada hep iki stoperin arasına gelmesi ve beklerin oyuna katılımıyla birlikte daha çok bir 3'lü savunma takımı gibiydik. Kuyt ve Sow'un gezgin yardımcı santrafor rolleriyle de 3-4-3'ü andıran bir takım vardı sahada.

Bu süreç içerisinde rakibin bir tek Mehmet Topuz'un bireysel hatasından kaynaklanan bir pozisyonu var. Mert bu pozisyonu mükemmel bir şekilde engelledi ve maç içerisindeki çıkarttığı sayısız kritik toplarda da bu pozisyonun özgüvenini artırdığını söylemek gerek. 4 dakika sonrasında Sow'un ayaklarının birbirine dolanmasıyla da enerjmiz düştü ve seken hiçbir topu alamamaya başladık.

10 KİŞİ KALANA DEK

Oyun anlamında sahaya hiçbir şey koyamadığımız bir bölüm oldu. Merkez orta saha bolluğunda Meireles'in bir maç eksik olması bize bu kadar pahalıya patlıyorsa o zaman aynı sertliği sahaya koyabilecek Holmen'in neden lisansında bu kadar gecikildiğine ve neden eldeki fazla yabancıların gönderilemediğine değinmek gerek. Cristian 30'dan sonra sahadan resmen kayboldu, Emre pres yapmayı bıraktı ve ön alana da atılan her top rakip savunmadan sekip geri geldi. İleri üçlü de arkadan destek gelmeyince sadece uzun toplara koşup kendilerini hırpaladı. Cristian'ın ve ileri üçlümüzün pas tercihlerinde yaptıkları hatalar da baskıya davetiye çıkartan diğer etkenlerden.

Rakip biz çıkmayınca doğal olarak daha çok topla oynayıp, daha çok kalemize gelmeye başladı. Bruno Alves'in kritik müdahaleleri ve Mert'in kurtarışlarıyla hasar görmeden ilk dalgayı atlattık. Alves'in önce amatörce gördüğü ilk sarı, ardından da Emre'nin lüzumsuz bir şekilde 3 kişinin arasına girdiği topta kontrayı kesmek için yaptığı canhıraş müdahaleden gördüğü ikinci sarıyla da gardımız tamamen düştü.

MERT GÜNOK

Volkan'ın yokluğunda kendisine güvenmeyenler, "yerini dolduramaz" diyenlerin yüzünü kara çıkartmakla kalmayıp, kendisine güvenenlere de haklı bir gurur yaşattı. Bugünün belki de takım adına tek ve en büyük kazancı oldu. Benim kişisel görüşüm Volkan'dan çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğu ve sürekli forma şansı verilirse mutlaka formayı alabileceği yönünde. Kendisini hazır tutmuş olması en büyük artısıydı bugün Mert'in. Kocaman bir bravo.

KIRMIZI KARTTAN SONRASI

Genellikle takım bir kişi eksik kalınca teknik direktörler oyuna müdahale etme ihtiyacı duyarlar. Ersun Hoca Alves atıldıktan sonra değişiklik yapmak için bir hayli bekledi. Topal'ı stopere çekerek 4-4-1'e döndük ama bu Emre etkisizken orta sahayı tamamen rakibe teslim etmek anlamına geldi. Kadlec-Webo değişikliğiyle birlikte Topal orta sahaya dönünce nispeten daha etkili olduk ama Kuyt'ın solda, Alper'in sağda olduğu bir düzenin bize pek bir faydası olmadığını ilk Salzburg maçında zaten görmüştük. Caner değişikliğinin gecikmesi ise teknik heyet adına eksi puan. Topla çıkmayı veya yerden oynamayı deneyen tek oyuncu Alper'ken, bir ikincisinin bize çok artısı olurdu.

ARTILAR

Mert'i uzunca yazdım, zira maçın adamıydı kendisi. Bunun dışında atılana kadar Alves'in yine savunma liderliğini eksiksiz yerine getirdiğine değinmek gerek. Hasan Ali'nin sol bek performansı, Kadlec'in de stoperde rahatlıkla görev yapabileceğini göstermesi artılarımız. Alper'in de yanında Meireles sertliğinde bir oyuncu olunca daha dirençli ve rahat bir şekilde ileri çıkışlarını artıracağı gerçeği var. Bunları bir kenara yazıp, üstlerine eğilmek gerek.

EKSİLER

30'dan sonra düşen Emre ve Cristian ve kötü tercihler yapan ileri üçlümüz. Kuyt da Webo da bugün kötü pas tercihleri yaptılar. Sow da tamam pozisyonlara girdi ama onun da maksimum fayda sağladığını söylemek güç. Bir de Mehmet Topuz konusu var ki, o da Kayserispor'da merkez orta saha oynayan bir oyuncu sağ bekte ne kadar iyi oynayabilirse o kadar iyi oynuyor. Alternatifsizlik umarım canımızı yakmaz demiştim ama yaktı ve Gökhan dönene kadar da yakmaya devam edecekmiş gibi görünüyor.

CRISTIAN VE EMRE

Cristian konusunda fikirlerim belli ve hiçbir değişiklik yok bu konuda. Salzburg maçında da 30 dakika oynadı, bugün de ilk 30 dakika biraz oyunda gözüktü. Sanki çok iyi oynuyormuş da adaletsiz bir şekilde oyundan çıkmışçasına koyduğu tavır hiç hoş değil. Başkası yapsa yemediği laf kalmamıştı. Profesyonelliğe yakışan bir durum değil bu. Kendisini toparlamalı, çünkü futbolda, özellikle de saha içinde duygusallığa pek yer yok.

Emre ise sakatlıktan yeni çıkıp oynadığı için yetersiz kalması normal, ama yüzde yüzünü veremeyecekse oynamamasında fayda var. Emre sağlıklıyken takım için faydalı ama kuvveti yerinde değilken de faydadan çok zararı var. Alves'in kırmızısından önce kaptırdığı top ve maç içerisindeki tercih hataları da bunlara örnek. Sağlıklı ve zinde bir Emre zaten formayı kaptırmaz, ama kendisi gibi değilken de yedek kalabilmeli. Hadi bu maç alternatifsizlikler vardı, ama bundan sonrası için bazı şeyleri düşünmek gerek.

TEKNİK EKİP

Ersun Hoca'nın oyuna müdahelelerinin açıkçası bende hayal kırıklığı yaşattığını söylemem gerek. Tamam, bu üçüncü resmi maçıydı ama takımla sürekli çalışan da kendisi. Bazı şeyleri daha net görmesini ve hamle etmesini beklerdim. Umarım bu yenilgiyi ve yenilgi bağıra bağıra gelirken nelerin ters gittiğini dikkatlice gözden geçirir ve bu hatalardan ders alır. Zira oturduğu koltukta her kim oturuyor olursa olsun hata yapma lüksü bildiğiniz gibi pek yoktur.

SONUÇ

Resmen işkence olan bir 120 dakika izledik. Rakip bu kadar kötüyken bizim sadece 30 dakika diri görünmemiz ve hata yapmaya çok müsait olan savunmalarına ancak geriye düştükten sonra yüklenmeyi akıl edebilmemiz düşündürücü. Her şey reaksiyon demek değildir. Maç içinde geri düşüp maçı çevirmek belki kulağa da güzel geliyor olabilir ama biz 3 sezondur ciddi şekilde geriye düşüyoruz ve sadece bir sezonda, onda da çok çok ekstra bir performansla rakibi yakalayıp ipi göğüslemeyi başardık. Hatalardan ne kadar erken dönülürse o kadar bizim yararımıza olur. Belki eksikler dönünce işler rayına girecektir, ama Fenerbahçe'nin böyle etkisiz ve silik bir karakter koymasının bahanesi olamaz, olmamalı.
Devamını oku...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu: RB Salzburg - Fenerbahçe: 1-1: Kronik sezon başı hastalığı




Daha takım kimyası oturmadan atlet ve sezona başlamış bir takımla oynamak değil Ersun Hoca'nın, hiçbir hocanın tercihi olmazdı sanırım. Rakip için "uçana kaçana atlayacaklar, baskılı oynayacaklar ve hızla kaleye inmeye çalışacaklar" demiştik. Bizim oturmuş bir Avrupa düzenimiz vardı ve bu düzenin tamamen dışında bir onbirle sahadaydık. Düzene geri dönüşü yapıp, gol de yedikten sonra rakibin de skor koruma içgüdüsüyle geri çekilmesinin etkisiyle topa hakim olup son dakika penaltısıyla skoru kurtarmayı başardık. 90 dakika genelinde baktığınızda bu oyunla bu skoru alıp İstanbul'a dönüyor olmamız mucize gibi.

İLK YARI

Rakibin de baskısının şiddetiyle tam bir panikle başladık. Young Boys kadar iştahlı, Vaslui kadar iyi alan daraltan ve PAOK kadar sert oynayan bir takım vardı karşımızda. Biz ise daha gevşek göründük. Alper ve Kuyt'ın yerlerini yadırgamaları, Emre'nin silik oyunu, Topuz'un sürekli yerini kaybetmesi, Yobo'nun da ne yaptığını bilmez halleri ciddi anlamda göze battı. Sertliğe cevap verebilen Bruno Alves ve Meireles'in yanı sıra biraz da Mehmet Topal'ın ayakta kaldığı bir ilk yarı geneli izledik.

Rakibin ön alandaki atlet özellikli oyuncularının sürekli bindirmelerine ve 3. bölgede yaptıkları prese bizim topla çıkarken yaptığımız pas hataları eklenince oyun sürekli bizim ceza sahamızın etrafında oynandı. Geriden top çıkartmakta bu kadar zorlanınca adeta her top kalemize tehlike olarak geri döndü.

Kuyt ve Alper'in kanat değiştirmelerinden sonra biraz daha kıpırdandığımız gerçeği var ancak bu yeterli olmadı. Alper'in kanat forvet değil de kanada açılarak oynayan bir merkez orta saha olduğu gerçeği var. Kanatta görev verilince bu sefer ortaya doğru yönelerek oynadı ama ayarını tutturamadı. Yine de oyunda kaldığı süre içerisinde çok da kötü bir performans sergilediğini söyleyemem.

VOLKAN

Geçen sezon boyunca ne kadar eleştirdiysem bu maç özelinde de o kadar övmem gerekir. Alıştığımız ve görmek istediğimiz Volkan gibi oynadı. Fazla kilolarından kurtulmuş ve hamle çevikliğini de geri kazanmış. Tebrikler kendisine. Umarım rövanş maçında kendisine bu kadar iş düşmez.

İKİNCİ YARI

Rakibin baskısının dozu gole kadar artarak devam etti. Hatta bir ara öyle bir hale geldi ki biz yarı sahamızdan topla etkili çıkamadık. Bu esnada Sow-Alper değişikliği oldu ve daha alışık olduğumuz bir düzene geçiş yaptık. Golü yememizin üzerine de Cristian-Emre değişikliği geldi ve daha etkili görünmeye başladık.

Daha etkili görünmeye başlamamızdaki bir diğer etken de Avusturya temsilcisinin skoru korumaya yönelik değişikliği ve içgüdüyle baskının dozunu azaltıp biraz geri çekilmesi oldu. Nitekim planlı değil ama daha çok panikle olan yüklenmeye rağmen açıklar bulmaya başladık. Sow'un direkten dönen topunda Cristian'ın hamle zamanlaması daha iyi olsa o esnada skoru eşitleyip, momentumla 2. golü atmamız dahi mümkündü.

TERCİH YANLIŞLARI

Kadro gelince birçoğumuz 4-1-3-2 dizileceğimiz hissine kapıldı ama öyle olmadı. Alper'den kanat forvet olarak yararlanma planının tutmaması ve Kuyt'ın sol tarafta yerini yadırgamasına rakibin baskısı eklenince Webo'yla takımın geri kalanı arasındaki mesafe açıldı ve kısır bir 4-5-1'e dönüştük. Ersun Hoca'nın takımlarında blokların hep birbirine yakın kaldığı ve mesafenin bu kadar açılmadığı gerçeği vardır. Nitekim hamleler geldikçe takım boyu kısaldı, mesafe daraldı ve biz de topla daha fazla oynayarak daha etkili olduk.

Yobo ve Mehmet Topuz ikilisinin açık vermeye meyilli olacağı maç başlamadan tahmin edilen noktalardan birisiydi. Bu iki oyuncunun da Gökhan ve Egemen iyileşip takıma döndükten sonra forma şansı bulmakta zorlanacaklarını düşünüyorum. Görünen o ki Yobo olası yolcular listesindeki yükselişine devam edecek ve biz de Gökhan'ı yedekleyebilecek bir sağ bek aramak durumunda kalacağız.

Emre'nin fiziksel olarak istenilen seviyede olmadığı PSV maçında gün gibi ortadaydı ve nitekim orta alanda en çok aksayan isim oldu. Meireles'in rakibin sertliğine karşılık vermesine rağmen topla haşır neşir olma konusunda baskıyı yenememiş olması da direncin düşmesinde etkili oldu. Önde baskıyı başlatmasını beklediğimiz Webo ve Kuyt'ın da Sow olmayınca alışık olduğumuz direnci gösteremediğine tanık olduk.

SOW VE CRISTIAN

Sow konusu gayet basit. Ramazan nedeniyle formunu toparlamakta zorlanıyor, bu genel düşünce. Ancak Sow hiç de formu düşükmüş veya yorgunmuş gibi gözükmedi. Aksine çok diri, yıpratıcı ve ciddi şekilde hareketliydi. Direkten dönen şutunun dışında topsuz oyundaki hareketliliği ve Webo'nun etrafında yaptığı koşuları rakip savunmanın dengesini bir hayli bozdu. Bu noktada sormakta fayda var: Madem bu kadar diriydi, neden o kadar süre kenarda bekledi?

Cristian hakkında ise görüşlerim belli. Tek istikrarı istikrarsızlığı olan bir oyuncuya sıcak yaklaşmam mümkün değil ancak kadroda olduğu takdirde geçen sezon da sık sık kulübeden gelerek oyuna etki eden oyuncu olması gerektiğini savunmuştum. Nitekim oyunda kısa süre kalınca çok diri oluyor, kafasını tamamen oyuna veriyor ve skora ulaşmamızı sağlıyor. Bu rolü benimseyip küsmeyecekse takımda kalmasında bir sakınca görmüyorum ama aksi takdirde o bölgedeki şişkinlikten dolayı gitmesine ses çıkartmayacağım oyunculardan olacaktır. Kazanılan penaltıyı gole çevirmesi de bonusu olsun. Tebrikler.

STOCH?

Hazırlık dönemi maçlarındaki en etkili oyuncunun bugün 18'de olmamasını açıkçası yadırgadım, zira sahada olması çok şeyi değiştirebilirdi. Avrupa'da oynayan takımların ilgilendiğini ve transfer görüşmeleri olduğunu varsayarak şimdilik çok deşmiyorum ama formda bir oyuncunun teknik direktör tasarrufu dahi olsa kadroda olmamasına pek anlam verebildiğimi söyleyemem.

MAÇIN ADAMI

Benim gözümde tartışmasız Bruno Alves oldu bu maçın adamı. Hamle zamanlaması üst düzeydi, sertliğinden hiç ödün vermedi ve ciddi anlamda karşısına gelen her rakibi sindirmekle kalmayıp etrafındaki arkadaşlarının da açıklarını kapamaya çalıştı. Bu takımın sakatlık ve ceza durumu dışında banko oyuncusu olacağını bir kez daha bize gösterdi.

TRANSFER

Bu işin sadece forvet transferiyle olmayacağı ortada ama yönetim tarafından yapılan açıklama pek öyle bir hissiyat yaratmadı açıkçası. Zira forvet transferiyle birlikte transferin noktalanacağına dair bir izlenim oluştu bende. Ancak biz ne Topuz'dan, ne de Bekir'den sağ bekte istenilen performansı alamayacağız. Gökhan düzelene kadar orada bize nefes aldıracak bir sağ bekin yanı sıra Yobo gönderildiği takdirde bir de yerli veya yerli statüsünde oynayabilen bir stoper. Bu iki hamlenin yanı sıra bir de sonuca bağlanması beklenilen forvet transferi var. Bugünkü maç özeline baktığımız zaman takımın Cardozo veya Emenike'den birine değil, ikisine birden ihtiyacı varmış gibi göründü açıkçası. Zamanla oyuncuların form tutması ve kimyanın istenilen seviyeye gelmesiyle ileri uçtaki sorun aşılabilir diyelim ve transferi bekleyelim.

RÖVANŞ

Haftaya rövanş var. Bir hafta içerisinde biz mucizevi bir şekilde sistem oturtup yepyeni bir takıma dönüşemeyeceğiz ve rakibimiz de inanılmaz bir şekilde gerilemeyecek. Deplasmanda 1-1 her daim 0-0'dan iyidir ama gömülüp rakibi beklememek gerek. Topla biz daha fazla oynamalıyız ve skoru yakalamak için iştahlı olmalıyız. Avrupa'da öyle veya böyle bizi ileri taşıyan düzenin dışına çıkıp macera aramamak taraftarıyım ama tabii ki karar yine de Ersun Hoca'nın olacaktır.

Benim rövanş için seçeceğim 11 aşağıdaki gibi olur:


                                        


SONUÇ

Çok daha kötü bir şekilde sonuçlanabilecek bu maçtan şanslı sayılabilecek bir skorla ayrıldık. Futbol şansı umarım rövanşta da yanımızda olur ve bu turu kazasız atlatmayı başarırız. Çünkü Fenerbahçe'nin camia olarak şu anda son ihtiyacı olan şey kaos.
Devamını oku...

30 Temmuz 2013 Salı

Ersun Yanal'ın Fenerbahçesi ve resmi maçlar öncesi son durum



Genel olarak hazırlık dönemi esnasında takımın neler yaptığına çok fazla eğilemediğimiz gerçeği var öncelikle. Gerek önce Avrupa'dan men kararı, sonra Tahkim kararı ve gereğinden fazla takıldığımız forvet transferi sebebiyle takım ne çalışıyor, neler değişecek, neler aynı kalacak, yeterince ilgilenemedik demek yanlış olmaz.

Bütün bu kavga gürültüye rağmen takım Avrupa'da mücadele edecek ve ilk resmi maç yarın ve sorulacak da çok soru var. Önce hazırlık döneminde neler yaptık bir üstünden geçelim, sonra da önümüze bakalım.

HAZIRLIK DÖNEMİ VE HAZIRLIK MAÇLARI

İki kolay sayılabilecek maçın üstüne ciddi bir PSV Eindhoven maçı oynadık. Zayıf rakiplerle oynanan maçların takımın kazanma alışkanlığıyla ilgili önemine geçen sezonun değerlendirmesinde değinmiştim. İlk iki maçta da 4 gollü rahat galibiyetler aldık. Rakipleri yürüyerek yendik ve birçok oyuncuyu deneme fırsatı buldu Ersun Hoca.

Birçok kişi yazdı çizdi bugüne kadar. En keskin değişim takımın geçen sezon yer yer 4-2-3-1'i andıran üç santraforlu oyundan tam anlamıyla bir 4-3-3'e geçiş yapması oldu. Daha toplu ve kompakt oynamaya çalışan, presin dozunu artıran bir Fenerbahçe hedeflendiğini görmüş olduk.

Boluspor ve Lankaran maçlarınının sonuçtan çok gösterdiği şeyler önemliydi. Keza PSV maçında da mağlubiyete rağmen takımın gösterdiği istek daha önemliydi benim gözümde. Şu anda Gökhan ve Egemen'in sakatlıkları savunma dörtlüsünde iki as oyuncudan faydalanamıyor olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıya bıraksa da orta sahadaki alternatiflerin bolluğu takımın en azından önde daha şiddetli basarak savunma güvenliğini nispeten de olsa artırabileceğini hissettiriyor.

SİVRİLEN OYUNCULAR

Yeni transferler Bruno Alves ve Alper Potuk hazırlık maçlarında öne çıkan oyuncular kesinlikle. Alves'in forması sakatlık ve ceza durumu haricinde garantiyken, Alper'in de orta saha rotasyonu için çok önemli olacağı kesin ve hatta belki sezon başlamadan formayı alabilme ihtimali var.

Bu ikilinin yanında Mehmet Topal ve Raul Meireles'in de çok zinde ve formda göründüğünü söylememiz yanlış olmaz. Mehmet Topal'ın Fenerbahçe için ne derece önemli bir oyuncu olduğunu geçen sene acı bir şekilde tecrübe etmiştik. Meireles'in ise dalgalı grafikle geçen ilk sezonun ardından daha adapte ve hırslı olduğunu söylemek gerek. Tecrübesi de mutlaka takıma sezon boyunca fayda sağlayacak etkenlerden birisi olacaktır.

STOCH

Tahminen herkesin satılmasına hiç itiraz etmeyeceği oyuncuların başında geliyordu Stoch geçen sezon bittiğinde. Bu sezona çok diri ve istekli girmiş durumda. Kendisini çizgiye atıp top beklemiyor, gelince de hemen sağa çekip vurmayı denemiyor. Sıfıra inmesi, içe kat edip savunmayı yaran ara pasları ve topsuz oyundaki hareketliliğyle göze çarpıyor. Ancak takım için oynamadığını hissettirdiği koca bir sezonu geride bıraktı. Bir de istikrarsızlığı bunun üstüne eklenince yine soru işaretleri beliriyor kendisi hakkında ama bu yine de şu anda hücum hattının en etkili görünen ismi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

BEKLENENİ VEREMEYENLER

Kendi adıma Emre ve Caner'in henüz istenilen seviyeye ulaşamadıkları düşüncesindeyim. Özellikle PSV maçındaki performansları bunda etkili oldu. Emre'nin yeterince diri olmaması, Caner'in de sürekli rakip sağ bekin bindirmelerine seyirci kalmış olması ciddi anlamda düşündürücü. Bu ikilinin dışında geçen sezonun kayıplarından Krasic'in Lankaran maçındaki anlık 1-2 parlamadan fazlasını verememiş olması, Cristian'ın yine istikrarsızlıktaki istikrarı can sıkıcı olan noktalardan. Sow'un Ramazan sebebiyle olduğunu tahmin ettiğimiz formsuzluğu, Webo'nun da geçen sezondan kalan Sow sahada değilken ne yaptığını pek bilmez halleri yine değinilmesi gereken noktalardan.

SAĞ BEK

Gökhan Gönül'ün sakatlığı ve uzunca bir süre oynayamayacak olması en can sıkıcı noktalardan birisi takım adına, zira Gökhan bu takımın temel taşlarından birisi. Onun yerini doldurmaya çalışan Mehmet Topuz ve Bekir'den aynı randımanı alamayacağımız bilinen bir şeydi. Bekir'in stoperdekinden daha güvensiz halleri ve Topuz'un savunma yönündeki eksiklikleri göze çarpan en temel sıkıntılar. Buna sağ önde oynayan Kuyt'ın da henüz kendi standartlarına erişememiş olmasının etkisi olduğu düşüncesindeyim. Umarım şu ana kadar buraya yerli bir alternatif transfer yapmamış olmanın sıkıntısını ileride yaşamayız.

YABANCI SIKINTISI VE OLASI YENİ TRANSFER

Şu anda kadroda 11 yabancımızın olmasından dolayı Holmen için lisans çıkartamadığımız gerçeği var. Bir de Cardozo veya Emenike transferinin olacağı yönetim tarafından dile getirildi. İki yabancımızı elden çıkartmamız demek bu da. Şu andaki form grafikleri ve geçen sezondan kalan istikrarsızlıkları göz önünde bulundurulunca benim seçimlerim Cristian ve Yobo olur ilk planda. Krasic'in de pek üstüne koyamayacağı görüntüsü verdiğini düşünürsek onun da yolcular arasında yerini alması gayet olası. Daha bugün ise Holmen'in kiralık gönderileceği dedikodusu yayıldı. Henüz alınan bir oyuncunun hiç resmi maç oynamadan kiralık verilmesini biraz garipsemiyor değilim. Madem düşünmüyorduk veya eldeki fazla yabancıları elden çıkartamayacaktık, o zaman neden alındığını sorgulamaktan kendimi alamıyorum açıkçası.

CARDOZO MU EMENİKE Mİ?

Bir kere ikisinin de birbirinden farklı oyuncular olduğunu söyleyerek başlayalım. Yani birinin alternatifi öbürü olamaz, olmamalı. Gönül isterdi ki ikisini birden kadromuzda görebilelim. Cardozo bizim ihtiyaç duyduğumuz merkez oyuncu tipi. Orta sahaya yaklaşarak arkasındaki oyuncuların oyuna katılmasını sağlayan, ileride pas istasyonu görevi görebilecek, şut tehdidi olan, hava hakimiyetine sahip ve bitirici vuruşları üst düzey olan bir santrafor. Etkisi ortada. Yaşı ve bonservis bedeli negatifler arasında gösteriliyor bazı kesimlerce. Ben şu anda işin olumsuzundan ziyade Cardozo'nun bu takıma sınıf atlatabilecek oyuncu olduğunu düşündüğüm için kendisini kadroda görmek istiyorum.

Emenike ise bizim daha çok geçen seneki kurguda ihtiyaç duyduğumuz bir oyuncuydu kanımca. Özellikle Benfica deplasmanında diri bir Emenike'den inanılmaz faydalanabilirdik ve bu finale çıkmak, hatta belki de Avrupa Ligi kupasını almak demek olabilirdi. Şu kadro yapılanması itibariyle Emenike'nin kendisine yer bulabileceği pozisyonda Kuyt görev yapıyor. Emenike'nin takıma katılması Kuyt'ın merkeze geçmesi ve dolayısıyla kurguda ufak oynamaların olması demek. Bir de Emenike ismi uzun süredir ortada yokken birden ortaya atıldı. Belki de tamamen Cardozo için fiyat düşürme politikası. Sonuca bağlandığında göreceğiz diyerek bu konuyu da noktalıyorum.

RED BULL SALZBURG EŞLEŞMESİ

3. ön elemede takılma lüksümüz olmadığı gerçeği var. Salzburg acaba bir Young boys olur mu? sorusu var bazı insanların aklında. Benzer karakterde bir takımlar zira. Baskılı, uçana kaçana atlayan, saldıran, iştahlı, 3. bölgede pres yapan, ön alanda hızlıca yer değiştirerek rakip savunmanın dengesini bozan bir oyuncu grubuna sahipler. Takım hakkında güzel bir analiz mevcut isteyenler için bu linkten.

Olası bir kazaya uğramamak için rakibi önde karşılamamız ve agresif olmamız gerektiğini sanırım üç aşağı beş yukarı herkes biliyordur. Bu tarz takımların genellikle savunma zaafiyetleri çok belirgin olur ve biz de ön alandaki becerikli oyuncularımızla bu zaaflardan yararlanıp cezayı kesebiliriz. Alanı daraltmak, sekenlere hamle etmek ve akıllı pres uygulamak çok önemli. Topa sahip olduğumuzda da acele etmemize hiç gerek yok. Tempoyu istediğimiz şekilde ayarlayıp mümkün olduğunda 2 ve 3. bölgede top tutarak da rakibi yormak mümkün.

Benim yarınki maçta kadro tercihim şu şekilde olur form grafikleri ve sakatlıklar göz önünde bulundurulunca:


                                            


SONUÇ

Sezona genel anlamda nasıl hazırlandığımızı görmek adına en ciddi sınavımıza yarın çıkacağız. Umarım alnımızın akıyla deplasmandan iyi bir sonuçla dönmeyi başarabiliriz. İyi bir sonuç alarak turu orada bitirmek mümkün olursa bu baldan tatlı olacaktır. Sezonun stresini tüm şiddetiyle hissetmemize henüz var ve bu turun kazasız atlatılması gerek Süper kupa finali, gerekse de Play-off turu için büyük motivasyon ve özgüven kaynağı olacaktır.

Devamını oku...

30 Haziran 2013 Pazar

Tekrar eden travma, Ersun Yanal ve Gelecek planları





TRAVMA


3 Temmuz 2011'in açtığı o derin yara 25 Ağustos 2011'de durdurulamaz bir şekilde kanamış ve ne pansuman yapsak dahi fayda etmemişti. O sezon içerisinde Lefter'i kaybettik, her gün öldük ve her yeni güne uyandığımızda bir kez daha bizi öldürmek için bekleyenler sıradaydı.

Sonra 12 Mayıs 2012 geldi. Binbir türlü derde rağmen son maça taşıdığımız o sezonu acı verici bir şekilde kaybettik. Geride kalan son bir ayda doğal protesto hakkını kullanmak isteyen vatandaşın uğradığı şiddete Fenerbahçe taraftarı uğradı o gün. Bu günlerin provası 12 Mayıs 2012'de yapıldı demek yanlış olmaz hatta.

Bu noktada sanırım artık herkes kurgunun, oyunun vs adını ne koyuyorsanız işte onun farkındadır. Bu yazı işin o kısmına girmeyecek.

Bu yazıda "x suçlu, y suçsuz, komplo onun eseri, olan biten z yüzünden" demeyeceğim. Tespit yapmak, her şeyi göstermek nispeten daha kolay bir şeyler olup bittikten sonra. Bizim çözüme ihtiyacımız var ve bu yüzden de zaman bence artık önümüze bakma ve ileriyi görme zamanı.

Ha yarın bir gün tahkimden veya zamanında ülke menfaatleri için vazgeçilen CAS'tan bir karar çıkabilir ve bu yazıyı geçersiz kılabilir ama bu şu zamanın konusu değil. Biz en kötüsünü düşünelim, en kötüsüne göre hareket edelim ve ona göre geleceğimizi belirlemeye çalışalım. İhtiyaç budur şu anda.

MODEL VE STRATEJİ

Hep Türkiye'deki davada örnek gösterilen Calciopoli ve o olayın mağduru Juventus geliyor benim aklıma. Birçok Juventus nefreti sahibi İtalyan'ın bile yıllar sonra da olsa "Inter'in yükselişinde direkt etkisi var" dediği Calciopoli'nin kaybedeni Juventus. 05-06 şampiyonluğunu kaybedip, ancak 2011-12 sezonunda tekrar zirveye oturabilen ve bunu göreve getirdiği kulübün çocuğu Antonio Conte ile başaran Juventus.

Juventus'un da Calciopoli olaylarında aslında çok ciddi şekilde bizle benzer yollardan geçtiğini söylemek mümkün. Biraz hafızanızı tazelemek istiyorsanız şu yazıya gitmenizde fayda var.

Haksızlığa uğradığı hissine kapıldığımız Juve'nin ligden düşürülüp ertesi sezon geri dönüşü var ama tekrar zirveye kurulması daha önce belirttiğim gibi 6 yıl aldı. Bu esnada bir de yeni stad yaptılar, bunu da not düşelim.

Juve'nin iyi bir model olduğunu söylemek tabii ki mümkün ancak şöyle de bir nokta var değinilmesi gereken. İlk başta kendilerini Serie A'ya çıkartan Deschamps ile devam etmemeleri ve sürekli teknik direktör değişikliğine gitmeleriyle istikrardan uzaklaştılar. Belki Conte de göreve geldiğinde kredisi sınırlıydı, ama o başarılı olarak bir yol açtı. Üstelik şampiyonluğu elde edip hemen sonraki sezonda yenilenmeye gidecek kadar da cesur davranıldı. Juventus'un ikinci sezonuna eğilen bir yazım olmuştu geçtiğimiz ay içinde. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.





"İyi de Juventus gibi küme düşüp geri gelmeye çalışmıyoruz ki?" sorusunu sormanız tabii ki mümkün. Zaten biz gerçekten şike yapmış olsak, çoktan küme düşürülmüş olmalıydık. Olayın şike olmadığını artık sanıyorum bütün Fenerbahçeliler biliyor. 2010-11 sezonunu da izlemiş olan ve futboldan anlayan herkes de olayın şikeyle uzaktan yakından alakası olmadığının ya farkındadır, ya da konuşarak anlaşılabilir durumdadır.

Benim değinmek istediğim nokta Juve'nin yaşadığı ve bizim de yaşamamızın mümkün olduğu maddi problemler ve onun doğuracağı sıkıntılar. Neticede Juventus da CL'de tepeye oynayacak kadrosunu dağıtmak mecburiyetinde kalmış, Serie A'ya yükseldikten sonra da zengin bir kulüp olmasına rağmen istediği şekilde çok flaş transferler yapamamış ve istikrarı sağlamakta zorlanmıştı.

11-12 sezonunda bir sene Avrupa'dan men edilmenin o sezon ve geçen sezon kulübün elini transfer konusunda nasıl bağladığı ortada. İlk sezon yapılan alelacele transferlerde ve geçen sezon da esas hedeflenen oyuncuların alınamamasınında maddi açıdan yaşadığımız gerilemenin direkt etkisi var.

Önümüzde karar değişmediği takdirde 2 sene Avrupa'ya gidememek ve dolayısıyla gelir kaybına uğramak var. "EL gelirleri CL'nin tırnağı bile olamaz, o yüzden pek bir şey kaybetmiyoruz." diye düşünenler varsa da zaten daha EL'de oynayarak bile sıkıntı yaşadığımızı hatırlatalım. Kadro planlaması CL'ye göre yapılıyor ve o yüzden büyük paralar harcanıyor. CL'ye katılamadığımız her sene de bizim hedeflerimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor. Dahası bu iki senenin Avrupa puanımıza edeceği etki ortada.

Bu yüzden önümüzü iyi görmekte fayda var. Saha dışında çok şey olup biterken ve 2 yıl Avrupa'ya gidememek söz konusuyken şimdi ileride faydalanacağımız özkaynaklarımızı da üst seviye için hazırlamanın tam zamanı. Bunu bir küçülme politikası, bir feda sezonu veya sezonları gibi görmeye gerek yok. Yıpranmış ve yüksek maliyetli bir oyuncu grubuna sahibiz. Bu da gayet normal, zira CL seviyesinde bir kadro kurulmaya uğraşılıyordu. Şimdi kulübün maddi zarara uğrayacağı gerçeği de var. Bu yüzden bazı yabancı oyuncular elden çıkartılacak. Bazı doymuş yerlilerin de kulübeye çekilerek daha genç ve potansiyelli, kendini kanıtlama arzusu olan oyunculara yol verme zamanı.

Yani kısaca bir yeniden yapılanma. Bir çekirdek, bir iskelet oturtma ve etrafını işlemekle başarılabilecek bir durum.

Juventus'un ilk hamledeki başarısı ve daha sonraki başarısızlığını dikkatlice incelemek bu yüzden önemli. Serie A'ya döndükten sonra sırasıyla 3. ve 2. bitirdikleri iki sezondan sonra iki sezon üst üste 7. oldukları gerçeği var. Bunun en büyük sebepleri de yaşadıkları ekonomik sıkıntı, yeni bir stad yapma uğraşı ve teknik ekipte yaşadıkları sıkıntılar oldu. Bizim yeni bir stad yapmaya ihtiyacımız yok. Ekonomik sıkıntı bizi de vuracak o belli ve bu durumda da yapılması gereken belli. Dikkatli transferler ve istikrarlı çalışan bir teknik ekip.

Teknik direktör ve ekibe baktığınızda takımı Serie A'ya yükselten Deschamps'la yolları ayırıp, iki sezon üst üste tepeye oynamasına rağmen şampiyon olamayan Ranieri'yi de göndermiş Juventus yönetimi. Fenerbahçe ve takımı şampiyon yapamayan teknik direktörler konusuna ise sanıyorum girmeme gerek yok, zira herkes biliyor üç aşağı beş yukarı bu durumun nasıl sonuçlandığını. Çünkü söz konusu Fenerbahçe olduğunda sadece adı dahi şampiyonluğa oynayan bir takımı mutlak surette zirvede tutmak zorundasınız.




ERSUN YANAL


Aykut Hoca bıraktığından beri göreve onun geleceği konuşuluyordu. Önceki gün de resmi olarak açıklandı. Öncelikle hayırlı olsun ve Allah yolunu açık etsin. Bu takımı kim çalıştırıyorsa onun arkasında durmak ve desteklemek boynumuzun borcu. Tabii ki yanlışları olursa da eleştireceğiz ama şu an için öncelik kendisine destek olmak ve hep çalışmak istediği camiaya onun kolay ısınmasını sağlamak.

Ersun Hoca'yla ilgili yığınla yazı yazıldı ve paylaşıldı hemen. Az çok herkes de nasıl bir oyun karakterini yansıtmaya çalışacağını biliyor. Zaten Aykut Kocaman'ın takıma bıraktıklarının üstüne daha fazlasını koyabilecek ve bunu kısa vadede yapabilecek az sayıda teknik adamdan birisi kendisi.

KONTRAT, OYUN ANLAYIŞI VE İLERİYE BAKIŞ 

Kontratın 1 yıllık olması herkesin kafasında soru işaretleri yarattı.  Daha hafta içi basın toplantısında Aziz Yıldırım kongre sinyali vermişken normal karşılanabilir. Belki Ersun Hoca yeni yönetimle çalışmak istemeyebilir veya yeni yönetim Ersun Hoca ile çalışmak istemez. Bunu bilemeyiz. İşin bu kısmı tamam, ama bir de diğer tarafı var.

Daha öncesinde Aykut Kocaman da 1 yıllık sözleşmeye imza atmıştı ve bunu tekrar 1 yıllık olarak yenilemişti. Sonrasında kendisine 3 yıllık sözleşme teklif edilmişti ki görev süresini dolduramadı. Aykut Hoca'ya da saldırıldı "Başarısızlıkta kellesi gidecek" diye. Hatta aynı zihniyet Barcelona'da harikalar yaratan Pep Guardiola'ya dahi korkak sıfatını yakıştırmaktan çekinmedi bu yüzden.

Bir de işin oyuncular tarafı var. Fenerbahçe teknik direktörü elinin güçlü olduğunu mutlak surette hissettirmelidir oyunculara. Tamam Ersun Hoca'nın disiplini, takım yönetim tarzı ve oyuncularına kattıkları ortada ama futbolcu zihniyeti bambaşkadır. Eğer teknik direktörün görevde kalamayacağını hissederse oyuncular da kendilerini bırakırlar. Biz bunu Aragones döneminde yaşadık, bunu hatırlayalım.

Dolayısıyla 1 yıllık sözleşmeyi kabul eden bir teknik direktöre durumu açıklayıp tazminatsız 3-4 yıllık sözleşmeyi de kabul ettirmek mümkün olurdu. Üstelik tazminat maddesini kamuoyuna duyurma mecburiyeti de yok. Bu da Ersun Hoca'nın elini güçlendirmek olurdu. Ben söyleyeyim, bu burada dursun. Umarım geri dönüp bu yazının bu kısmından alıntı yapmak durumunda kalmam.

Ersun Hoca'dan beklenenler belli. Fenerbahçe taraftarı, ben dahil, bir hayli memnuniyetsizdir. İyi oyun olursa sonuç ister, sonuç olursa iyi oyun ister. Yani memnun etmek cidden çok zordur. Bunu teknik direktör fark etmeksizin de uygularız taraftar olarak. Zor beğeniriz, her şeyden anlarız, hepsinin en iyisini biz biliriz çünkü genel anlamda.

İkinci kez üst üste Türkiye'deki futbol sisteminden şikayetçi olan, bir şeyleri değiştirmekle uğaraşan bir teknik direktörümüz var. Anlayışı ve yaklaşımı belli. Beklediğimiz agresifliği takıma yerleştireceğine hiç şüphe yok. Toplamda 13-14 oyuncunun eline bakan takımlarla sezonların ikinci yarısında yaşadığı düşüşleri örnek gösterenler de boşa ekmek kapısı arıyorlar. Zira bu sefer kadro derinliği belki de Ersun Hoca'nın hep hayatında istediği seviyede. Alternatifleri hiç elinde olmadığı kadar zengin ve oyuncu kalitesi olarak da hayatındaki en üst düzey oyuncu grubuyla çalışacak.

Ersun Hoca'nın bundan önce akılda kalan teknik direktörlük performanslarında bir temel attığını ancak kısıtlı imkanlar çerçevesinde temelini istediği şekle dönüştüremediğini gördük. Şimdi elde imkanlar mevcut. Öyle veya böyle Türkiye standartlarının üstünde bir kadro var elinde. Tamam bu kadrodan satılacak yabancılar mutlaka var ama Ersun Hoca'nın gençlere de kazandırdığı ivme ve gelişimlerinde sahip olduğu pay da tartışılmaz.

Yazının başında Juventus-Deschamps, Ranieri ve istikrar örneğini verirken değindiğim noktaya geri dönüyoruz. Kontrattaki sıkıntım da biraz buna dayanıyor açıkçası. Bu yüzden dileğim Ersun Hoca'nın başarılı olarak hakkı olan multi-year kontratı alması.

TRANSFERLER

Aslında transfer dönemini ciddi anlamda çok iyi geçirdik şu ana kadar. Bir tek hedef santrafor eksiğimiz var ve o da kapatılacak deniyor. Ülkenin gündemini işgal eden çok daha başka şeyler olduğu için büyük çoğunluğumuz hiçbir transferle doğru düzgün ilgilenemedi bile. Ben yine de belirteyim; En azından alınan oyuncular konusunda içim rahat. Tabii buna bir de göndermemiz gereken ve göndereceğimiz oyuncular eklenince resim esas şeklini almış olacak.

Alper ve Holmen ligin en iyi ribaundçuları. Sekenleri alma konusunda biri ofansif, biri de defansif anlamda lider. Bu da az çok oynayacağımız oyunun nereye doğru evrileceğine işaret ediyor. İç sahadaki Lazio ve Benfica maçlarında izlediğimiz mantalitenin baskın olacağını söylemek yanlış olmaz. Sanırım o maçlardaki futbola da pek itiraz eden yoktu. Zira Avrupa sahnesinde uzun süredir öyle dominant bir futbol oynamamıştık o maçlara gelene kadar. Yani çıkış noktası ve hedef mantıklı.

Bruno Alves'i ne kadar çok istediğimi twitter'da takip edenler biliyor zaten. Hem özlemini çektiğimiz Lugano kadar savaşçı, hem de ondan daha düzgün bir ayağa sahip. Yaşına takılanlar mutlaka olmuştur ama stoper ve kalecileri yaşlarıyla yargılamak biraz komik kaçıyor. Bruno Alves futbolculuğunun olgunluk döneminde ve takıma çok şey verecektir.

Kadlec transferine "Hasan Ali'yi kesecek adam" diye bakmıyorum ben. Birbirleri için iyi alternatif olacaklar ve böylece ne Hasan Ali'yi kulübeye mahkum ederek gelişimini engellemiş olacağız, ne de alternatifimiz Ziegler kadar istikrarsız olacak. Bu da doğru bir hamle. Özellikle Hasan Ali'nin alternatifsizlikten dolayı kaslarında yaşadığı sıkıntıların tekrar etmemesi ve onun yokluğunda da Kadlec'in onu aratmayıp, hatta daha üstün performans göstermesi mümkün.

Bir de santrafor transferi kalıyor geriye. Oscar Cardozo ile ilgilendiğimiz neredeyse bir aydır yazılıyor. Aziz Yıldırım da son basın toplantısında "Fiyatta anlaşılırsa bu transfer gerçekleşecek" diye açıkladı. Katkısı tartışılmaz olacaktır.




BEKLENTİLER


Ersun Hoca'nın twitter adresine giden tweetlere şöyle bir genel bakış attığınızda zaten taraftarın beklentileri ortaya çıkıyor. X gitsin, 4-4-2 oynayalım vs vs diye başlıyor bir liste ve sonu gelmiyor. Tabii ki bunlar tebessüm sebebi ama mutlaka Ersun Hoca'nın kafasında bir plan vardır ve bu planı uygulamaya geçirecektir diye düşünüyorum. Yapılan transferlere bakınca da topa hakim olmayı temel prensip edinen, seken toplara hamle eden, çabuk alan daraltan ve direkt kaleye yönelmeyi hedefleyen bir takım izleyeceğimiz izlenimi var. İşin sistem ve oyuncu tercihleri konusuna başka bir yazıda değinmekte fayda var. Şimdilik sadece oyun karakteri ve temel prensiplere değinip bırakıyorum bu yüzden.

ALTYAPI

Takımın başına kim geçerse geçsin mutlaka gençlere şans vermesi ve alt yapıdan birkaç oyuncuyu A takıma dahil etmesi beklenir. Ersun Hoca'nın gençlere korkusuzca forma verdiği bilinen bir durum ancak şu şartlar altında tek sezon içerisinde bunu yapmazsa dahi anlayışla karşılarım. Çünkü mutlak surette başarı isteyen bir camiayız ve ciddi şekilde ateşten bir gömlek giydi Ersun Hoca. Uzun vadede altyapıdan maksimum faydalanabileceğine inanmakla birlikte sadece bir yıl takımın başında kalırsa bu konuda büyük beklentilere girmemekte fayda görüyorum.

AZİZ YILDIRIM VE YÖNETİM

Taraftar yine ikiye üçe bölünmüş durumda. Bir kısım kesinlikle kalmalı diyor, ne yaparsa yapsın arkasında duruyor. Diğer kısım ise "artık yeter, ama önce bilmediklerimizi anlat, sonra git" diyor. Bir diğer kısım da gerçekten güvenmek istiyor ama Yargıtay sürecinden dolayı hiçbir şeyin açıkça anlatılamayacağının da farkında. Her görüşü anlayışla karşılamakta fayda var. Zira Başkan'ı ve yönetimi istifaya bizim davet etmemiz doğal bir hak, ancak Fenerbahçe ile uzaktan yakından alakası olmayan şahısların "Aziz Yıldırım gitmeli, çünkü..." temalı yazıları ve açıklamaları ise saçmalık.

Anlaşılan o ki Başkan da Yargıtay süreci bitene kadar hiçbir şeyi olduğu gibi söyleyemeyecek ve kulübün başında olacak. Pasif bir Aziz Yıldırım Fenerbahçe için ne kadar faydalı olur, o tartışılır. Benim beklentim ise kulübün ve sporcuların hakkının saha dışında korunuyor olması. Geçen sezon olduğu kadar suskun kalınmaması ve saha içinde dışında hakkımızın yenmesine engel olunması. Bu hem sporcularımıza ve teknik adamlarımıza rahat çalışma ortamı sağlayacaktır, hem de taraftarı bir nebze rahatlatacaktır.

Devamını oku...