18 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir musibet (Krasic) bin nasihatten yeğdir

Sabah radyoda duydum, Diego'nun lisansı henüz çıkmamış ve bunun için 5+3+1 kuralı nedeniyle Krasic, Yobo, Cristian'ın Fenerbahçe ile sözleşme ilişiğinin kesilmeşi gerekliymiş.

Haberde, bu 3 futbolcunun kulüp bulamamaları halinde, Diego'ya çıkartılacak lisansın 8M€'ya malolacağı söyleniyordu.

Sadece Fenerbahçe'de olmayan, moral bozucu bir problem elbette.

Cristian birkaç gündür izinli, sanırım sorunsuz bir şekilde ayrılabilecek. Yobo ve Krasic ise muamma. Kiralık tekliflerin olduğu ama 2 futbolcunun da yüksek maaşlarının karşılanamadığı söyleniyor. Anlaşılan sözleşme tutarlarının belli bir oranını yine Fenerbahçe ödemek zorunda kalacak.

Toplam maaşları yaklaşık 4,5M€ olan Krasic ve Yobo'nun, korkarım, aşağı yukarı 3M€'luk kısmını yine Fenerbahçe karşılayacak. Formaların tüm geliri Fenerbahçe'ye kalsa ve %100'ü kar olsa 67.500 forma ediyor. adidas'ın payı ve maliyet ile vergi göz önüne alındığında, 150.000 forma yeter mi bu bedeli karşılamaya, emin değilim.

Hadi Cristian beğenilsin/beğenilmesin oynadı, katkı verdi bu kulübe. Yobo -kiralık döneminde- hakeza. Ama Krasic'i kabullenmek çok zor.

Her transfer tutacak diye birşey yok biliyorum. 10 transferden 1-2 tanesi tutmayabilir ve zarar edilebilir. Ama bu transferlerin -artık- daha disiplinli planlarla yapılması gerekmez mi?

Kariyerinde dramatik düşüş yaşayan futbolcular, 30'a az kala ciddi sakatlık yaşayan futbolcular ve bu futbolcularla 32 yaş sonrasına uzayacak kontratlara bir tahdit koymalı artık Fenerbahçe.

Bu 2 kriter yetmez transfer disiplinine. Teknik direktör üstü bir konu bu ve bence yönetim kurulunda ele alınarak ciddi bir disiplin/kural haline gelmeli.

Bugün kesemizi zorlayan ve moralimizi bozan bu durumun bir faydası olacaksa, o da gelecek yıllarda aynı hatalara düşmemek olacaktır.

İnşallah. Maşallah. Amin.

    
Devamını oku...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Diego Öncesi & Sonrası

Bekleri çok iyi Fenerbahçe'nin. Stoperleri ortalama üstü. Skorer hücumcuları ve savunma yönü baskın orta saha oyuncuları var. Eldeki malzeme bu. Önceki yıla Emenike ve Alper, geçen yıla da Diego ilavesiyle yeni sezona başlıyoruz.

Geçen yıl oynadığımız formasyonda, toplamda katkı sağlasa da, yerini Webo kadar dolduramadı Emenike. Pas alışverişi, önde baskı gibi noksanları malum. Oysa Dünya Kupası'nda Bosna Hersek maçını 8 (sekiz) dribling ile tamamlamıştı Emenike, kanada açılarak. Kanadı ona mı teslim etmeliyiz peki? Kesinlikle hayır. Çünkü kademesi yok. Peki ne yapacağız?

Diego'nun geçen yıl tempo yaptığımız formasyona muhalif oyun yapısı kaygılandırırken hepimizi, gelişiyle değişecek formasyon, hücum oyuncularının toplam performansını artırabilir.

Ersun Yanal'ın denemelerinden 4-1-2-1-2, yani baklava düzeninde; çift forvetin arkasında Diego, arkasındaki ikilide Meireles ve Emre, stoperlerin önünde de Topal yer almıştı.

Hücum yerleşimi gayet iyi olan bu formasyonda, tahmin edildiği üzere ikili kanat bindirmeleri sorun yaratmıştı.

Pişmiş aşa su katma riski, savunmada olası alan paylaşım zaafı, Kuyt'ın hangi rol ve mevkide olacağı gibi dezavantajların yanında, başarılabilirse, eldeki malzemeye en uygun formasyon bu bence.

Böylece; Emenike'yi gezgin, aktif, açık alanda, yani daha verimli kullanıp, ileri uçta ayağı daha düzgün olan Sow ile geriden gelenlerin pas alışverişi sağlanırken, Diego'nun yaratıcılığı ve bindirmeleri kreması olabilir.

Tabi her seçim bir vazgeçiş. Sow - Emenike - Kuyt ile 3x15'lik gol potansiyelinden birini yedeğe almak, yukarıda bahsettiğim pişmiş aşa su katma riskine giriyor. Ama Diego ile bu hücum üçlüsünü birarada oynatmak daha büyük risk bence.

Diego yokken ne olacağı aşağı yukarı belli. Diego'lu Fenerbahçe ise muamma.
Yaşayarak göreceğiz.


İnşallah. Maşallah. Amin. 
Devamını oku...

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Düğün evini cenaze evine çevirmenin dayanılmaz ustalığı

Hepimiz seviyoruz Fenerbahçe'yi. Hepimiz seviyoruz ona hizmet edenleri. Dolayısıyla Aziz Yıldırım'ı, 16 yıllık katkılarından dolayı. Kimsenin bunları ispatlama zorunluluğu yok. Aziz Yıldırım'ın da savunulmaya ihtiyacı yok. Ve bu paragrafı sabit alıp konuşmak lazım şimdi.

Futbolcular sevmiyormuş: Dünya futbolunda böyle bir gereksinim yok. Teknik direktörün *otoritesi* sarsılmadığı ve performans elde edildiği sürece futbolcular paşa paşa görevlerini yapar. Ha, kulubü/takımı futbolcu reaksiyonları ile yönetirsen de, geçmiş örneklere göz atabilirsin. Ayrıca futbolculardan çok olağan şüpheli muhabirler sevmiyormuş ki, göz göre göre fitnelediler Başkan'a doğru/yanlış ne varsa.

Görüşmemesi gereken kişilerle görüşüyormuş: Eski arkadaşıdır, görüşür. Ola ki o isimler Fenerbahçe'nin hassasiyetlerinden biri olsun, izah edilir, eminim Ersun Yanal Fenerbahçe'nin hassasiyetlerine saygı gösterir.

Fazla izin vermiş, takım kötü oynuyormuş: Bahaneden başka birşey değil. Yapılması gereken tek şey teknik direktör otoritesini kuvvetlendirmek. Öğrenci refleksidir, hoşuna gitmezse, öğretmeninin ayağının altına muz kabuğu koyuverir, hele ki fırsat verirsen.

Özel hayatı: Özel hayatı.

Yazıldı/söylendi mi başka klişe?
Geçiniz.

İstikrar için potansiyel gösteren teknik direktörde ısrar etmek faydalıdır. Ama hadi performans alamadığın gerekçesiyle yollarını ayırdın, bunu anladık. Peki 16 yılda görev alan 14 teknik direktörden kaçını performans yetersizliği nedeniyle gönderdik?

Kaş, göz, bıyık.

Bu kulübe Aziz Yıldırım'dan fazla kimse hizmet etmedi. Ama yaptıklarını yıkmakta ne yazık ki oldukça maharetli.

Ünal Aysal teknik direktörüne *rağmen* Sneijder'i aldı 20 Ocak 2013'te. Daha sonra 24 Eylül 2013'te yollarını ayırdı Fatih Terim'le.

17 Mayıs'ta Diego'yu açıkladık, 9 Ağustos'ta Ersun Yanal istifa etti.

Umarım sonu benzemez ve 4. yıldızı hediye etmeyiz.
Ama herşeyden önemlisi, kaostan bıktı bu taraftar.
Huzur istiyor.


Devamını oku...

7 Ağustos 2014 Perşembe

TAHAKKÜM

Biz taraftarız. Zemin kattayız. Duvarın arkasında olanları görebilmek için açımız yetersiz. Olağanüstü haller dışında fazla meraklı da değiliz.

Medya mensupları 1. katta. Ve ancak; müsaade edilen kadarını görmeye, işe yaramaları için bilmeleri gerekenleri öğrenmeye ve kulaktan dolma bilgi artıklarıyla beslenmeye yetecek bir açıya sahipler.

Medya mensupları 1. katta yalnız değil. Aynı katta, kulüp etrafında; hobi, gönül ya da başka ilişkiler nedeniyle bulunan çok yönlü jokerler de var.

2. katta yöneticiler, idareciler ve Fenerbahçe Ailesi'nin tartışılmaz çınarları var.

Ve 3. katta Başkan. En tepede.

Herkes, bulunduğu kattan, sahip olduğu açıyla görüyor olan biteni. Ve tabii herkes gördüğünü biliyor, bildiğini yorumluyor.

Fakat yukarıda bahsettiğim gibi, 1. katın camları biraz buğulu.

Gelmek istediğim nokta şu: Eminim herkes Fenerbahçe'yi seviyor ve onun için en iyisini istiyor. Ama ne zaman yetki ve sorumluluk sınırları aşılarak, buğulu camlardan görülenler üzerinden *birşeyler* yapılmak isteniyor, işte o zaman işler karışıyor. Bunun adı da *tahakküm* oluyor.

Diyor ki; "Bildiğin gibi değil, bu böyle olmaz". Sonra üç kişi daha biraraya geliyor ve olan oluyor.

Buğulu camdan görünenler, artniyetli üfürükler, şekil kazanıyor ve bu yanlış/eksik/subjektif bilgiler zaman zaman en üst katı, yani Başkan'ı etkiliyor. Kötü senaryo da bu.

Bu kulübü Aziz Yıldırım yönetiyor. 16 yıldır gelinen noktada, iyisiyle kötüsüyle, ama çok daha fazla artısıyla tek sorumlu o.

Yönlendirmeye/yanıltmaya *çalışmaktan*, onun ağzıyla konuşmaktan vazgeçin ve onu özgür bırakın artık.

Yetki ve sorumluluk taşımadan sebep olduklarınız kabak tadı verdi.

Ha, unutmayın; zemin kat herşeyi *görüyor*.

#235
Devamını oku...

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Mazallah

1990'ların başında Amerika'nın Irak'a girmesiyle başladı herşey. Hava/kara harekatları, askeri darbeler ve Arap Baharı ile sivil darbeler izledi Ortadoğu'daki çatışma zincirini.

Yıllardır yazılan/çizilen senaryolara dalıp eşeleyecek değilim. Konuya hakimiyetim de okuduğum kitap ve makaleler kadar. Ama insanın aklına gelmiyor değil.
  • Ukrayna ve Rusya arasında tırmanan ve artık dumanı tütmeye başlayan gerilim.
  • Ermenistan - Azerbaycan sınırındaki -büyümesi muhtemel- çatışmalar.
  • IŞİD'in dağınık, orantısız ve tahmin edilemeyen terörü.
  • İsrail'in Gazze zulmü.
  • Suriye'de yıllardır süren ayaklanmalar.
  • Mısır, Libya, Cezayir ve daha birçok yerde dinmeyen huzursuzluklar.

Çin, Rusya, İran, Suriye ittifakı. Karşısında Amerika ve NATO.
Ve ortasında Türkiye.
Sanki vidalar sıkılıyor.
Mazallah diyelim. Mazallah.
#101
Devamını oku...

5 Ağustos 2014 Salı

Arpanin suyu ile otekilestirilmek

Drogba ve Sneijder transferlerindeki iluzyonun aynisi. Kimse, borcu boyunu gecmis, UEFA'dan FFP (Mali Fair Play) cezasi almis bu 2 takimin hangi kaynak ve yollarla caplarini asan transferler yaptigini sorgulamiyor.

Evet Drogba ve Sneijder transferleri isimleri bakimindan sukse yaratan hamlelerdi. Ama mali yapisi gun gibi ortada olan bir kulubun bu transferleri nasil yaptigi sorgulanmaliydi.

Simdi stad ve borsada neler dondugune tekrar girmeyelim. Bu blogda ve Tirajik.com'da sik sik yazildi.

Ayni sey simdi Trabzonspor icin gecerli. Birkac oyuncu sattilar. Yaklasik 11,2 M€ gelir elde ettiler. Ama zaten mali yukumluluklerini yerine getiremiyorlar ve elde ettikleri bu gelir yaraya merhem olacak nicelikte degil.

Gelin gorun ki simdi 3'er 5'er milyon euroları harcamaya basliyorlar. Mansetleri "Bu arpanin suyu nereden geliyor?" sorusu suslemeliyken, "Fenerbahce'nin alamadigi(?) Cardozo Trabzonspor'da!" iluzyonu sahnede, yine.

Reza Zarrab, Ali Agaoglu, Suat Kilic, Erdogan Bayraktar, Recep Tayyip Erdogan ile verilen fotograflar; Wikileaks'te sizan ortulu odenekler, -kendi beyanlariyla- kaynagi belirsiz toplanan(?) paralar, acik beyanlar vs. Pis kokudan fazlasi var. Ama tabii sasiran yok.

Besleyin, buyutun elinizden geldigi kadar. Herkes aslina, basladigi yere doner gunun sonunda nasil olsa. Bakin, 3 yil eziyet edip 2 dogrudan sampiyonlar ligi katilimini caldiginiz Fenerbahce, ekonomik acidan hala rakiplerinin fersah fersah ilerisinde.

Beslediginiz rakiplerimiz ise *ilginize* muhtac hala.


Ben bunlari yazarken, Cumhurbaskani adayi Demirtas "Trabzonspor otekilestirildi" demis. Destana gerek yok, dogru, otekilestirildiler. Devletin *pilot* takimi oldular. Para, pul, hak, hurriyet, ne ararsan. Tersten ama dogru demis Demirtas.

#229
Devamını oku...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

250 Kelime

Cag degisti.

Bilgi isik hiziyla yayilirken, birbirimize ayirdigimiz zaman azaldi. Daha az okuyoruz. Ya da daha az okuyarak sonuca ulasmayi tercih ediyoruz.

Dolayisiyla uzun yazilar okunmuyor. Yazanin sucu yok. Okunmuyor diye hayiflanmak beyhude. Ama dusuncelerimizi aktarmak icin yazmak, hala en gecerli ifade yontemlerinden biri.

Bunun icin sosyal medyada bircok yenilik ve arayis var.

Ortak amac; bilgi veya dusunceyi, mumkun oldugu kadar fazla kisiye, en hizli ve etkili sekilde iletmek.

Bunun icin ben, yeniliklerden once, mevcudu gelistirmeyi hedefliyorum.

Noavas Blog'daki son 20 yaziya goz attim. Kullanilan kelime ortalamasi 658. Okunma sayisi ortalamasi ise 3180. Tabii ki linki tiklayip blogu acan kisinin yaziyi sonuna kadar okuyup okumadigini bilmiyoruz.

Sadede gelelim.

Sizlere fikirlerimi artik 250 kelimeyi gecmeyecek sekilde iletecegim.

Lafi uzatmadan, daha az ve oz kelime kullanarak.

Ve daha sik yazarak, daha cok paylasarak.

Yeni donem diyelim.
Merhaba.

Noavas.

#136
Devamını oku...

16 Temmuz 2014 Çarşamba

SİYASETİN SON OYUNCAĞI: FUTBOL -I- [GAZİANTEPSPOR]


Ülkemizin her daim sofraya koymaya bayıldığı bir konu siyasetin sporun içine dahil edilmemesi meselesi. Özellikle son yıllarda Gezi Olayları, Ali İsmail Korkmaz’ın tribünlerde anılması, siyasal sloganların hızla artış göstermesi bu tartışmayı siyasilerin tabiri caizse -koz-u haline getiriyor. Oysa geniş açıda durum farklı. Günümüzde siyaset her devirde olduğundan çok daha fazla sporun içinde. Zaten artık hemen hemen herkesin bildiği bu gerçeği kulüpler özelinde incelemenin geniş resmi daha netleştireceği fikrindeyiz.

Bu anlamda Gaziantepspor’a öncelik verme nedenimiz ise öncelikle yakın bir zamanda, Büyükşehir Belediye Başkanı olan o günün Bakanı Fatma Şahin’in soyunma odasında prim vaat etme iddiaları.[1] İkinci olarak ise gözde bir Anadolu kulübü olması. Günümüz futbol endüstrisinin içinde var olma savaşı veren Anadolu kulüplerinin siyasiler için adeta kolay lokma halini alıyor olması.

Gaziantepspor ile ilgili yakın zamanda siyasetin olaylara dahil oluşu 2012 yıllarında Başkan Kızıl’ın ve yakın çevresinin bir operasyon çerçevesinde gözaltına alınmasıyla gün yüzüne çıkıyor.[2] Operasyonun ardından Adalet ve Kalkınma Partisi Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan peş peşe yaptığı açıklamalarla Gaziantepspor’u başkanından ayırmak gerektiği ve ellerinin kulüp üzerinde olduğunu ifade eden açıklamalarla dikkat çekmişlerdir.[3] Sonrasında da ekonomik sorunlar ve sportif nedenlerle dara düşen kulüp kongre sürecine girmiş, yerel gündemde kan değişimi gerekliliği konuşulmaya başlanmıştır.

Bu konuyla ilgili yerel basın incelendiğinde kongre sürecinin oldukça sancılı ve ilgi çekici olduğu görülüyor. Ekonomik meselelerin ön safhada tutulduğu propaganda sürecinde başta iktidar partisi olmak üzere tüm yerel yönetimler ve yerel aktörler olağan üstü bir ilgi göstermiş ve kulübün geleceği hakkında bazı yollar çizilmeye çalışılmış. Bununla birlikte basın demeçlerinden anladığımız kadarıyla muhalefet partileri bu ilgiden rahatsız olmuş ve kulüp üzerinde “eşit” derecede söz sahibi olunması gerektiğini vurgulamışlardır.[4]

Oysa yine yerel basın ve yerel basının yer verdiği vatandaş düşünceleri tüm bu siyasal baskı ve teyakkuz halinden rahatsız bir görüntü vermektedir. Yeterince karışık olan il gündeminde spor ve siyasetin böylesine iç içe geçmesi tepki çekmiştir. Bunlar yetmez gibi yerel bürokrasinin de kulüp üzerinde söz söyleme hakkında kendini unsur kabul etmesi işleri tam da istenildiği gibi karmaşıklaştırmıştır.

Kongre süreci bu şekilde ilerlerken Gaziantepspor ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Spor arasında gerçekleşen rekabetin yalnızca sportif değil aynı zaman bu siyasal unsurların bir taktik tahtası haline geldiğini söylemek çok yanlış olmayacaktır. Özellikle Şamil Tayyar’ın basına verdiği bu iki kulüp arasındaki meseleler konusunda bir uzlaşı gerekliliğini içeren röportaj[5] ve Fatma Şahin’in Gaziantep Büyükşehir Belediye Spor yemeğinde söylediği “bu güzel havayı Gaziantepspor’da yakalayamadık” [6] cümleleri meselenin nasıl geliştiğini göstermektedir.

Bu süreçte Hüseyin Çelik’in Gaziantepspor Başkanı Kızıl’a yönelik kulübün kapılarını herkese açması yönündeki çağrı oldukça dikkat çekicidir. [7]

Kongre sürecinde tüm bu yerel aktifliğe rağmen Başkan Kızıl yeniden adaylığını koymuş ve iktidar partisi saflarından tepki görmüştür. Buna rağmen seçimi kazanan Kızıl’la iktidar partisi unsurlarının arasının pek barışmadığını – verilen sözlerin tutulması – temalı basın demeçlerinden anlayabiliyoruz.[8]

Tüm bu özel örneklerden sıyrılarak bir strateji belirtmemiz gerekirse: günümüzün siyaset ve spor ilişkisi temel bir yol üzerinde ilerlemektedir. Kulüplerin ekonomik koşullarının çeşitli nedenlerle ( buna her türlü nedeni dahil etmemiz mümkün: kötü yönetim, plansızlık, destek alamama, Avrupa’da yarışmama vs.) yönetime imkan bırakmaması, bu durumun akabinde nüfuslu ve zengin ama aynı zamanda siyasal erke yakın iş adamlarının ve kimi zaman siyasal erkin devreye girerek gündemi “taze kan” gerekli manşetleri ile süsletmesi, buna özellikle belirleyici unsur olan taraftarın inandırılması ve tepki koyulmasını sağlamak ( bununla ilgili taraftar gruplarının farklılıklarından yararlanmak) son olarak da bir olağanüstü seçim sonucu spor kulübünün yönetimini elde etmek.

Böylece fikir ve iktidarın arka bahçesi haline gelen spor kulüpleri birer ideoloji yuvası haline gelir ve farklı kimlikteki kitleler –tuttukları takım olan- üst kimlikleri sayesinde kontrol altına alınırlar.

Siyaset kelime manası ile bir at evcilleştirme sanatıdır. Dizginlenemeyen kitleler bazı stratejiler ile evcilleştirilmeye çalışılır ve çoğu zaman başarılır. Tam da bu nedenle spor ve siyaset asla ayrılmayacaktır. Önemli olan kimin neyi hangi zamanda ve niçin yaptığını anlayabilmektir aslında..[9]



[1] “Kamil Ocak’tan ‘Şahin’ Geçti” http://www.telgraf.net/26.11.2013-kamil-ocaktan-sahin-gecti-haberi-19327.html
[2] http://www.ntvmsnbc.com/id/25336904/
[3] http://www.tarsusonline.com/gaziantep/milletvekili-erdogan-dan-gaziantepspor-aciklamasi--h126132.html
[5] http://gaziantep27.net/m/index.php?islem=detay&id=477866
[6] http://www.olaymedya.com/Haber/fatma-sahin-gaziantepspor-gibi-olmayacagiz_1401734703.html
[7] http://www.sporfc.com/futbol/super-lig/gaziantepspor/huseyin-celik-ibrahim-kizila-takimin-sahiplenmesi-noktasinda-kapilari-acmasini-defalarca-soyledik-h9318.html
[9] Gaziantepspor ile ilgili yerel kaynaklara ulaşmamızda yardımcı olan www.telgraf.net , Didem Gözütok ve Selda Göktaş’a teşekkür ederiz.
Devamını oku...

6 Temmuz 2014 Pazar

AİLE ÇATALI -2-

AİLE ÇATALI -2-

3 Ekim 2012'de yazdım birincisini. Alex Vak'asından hemen sonra. Aklımız yetmedi, mani olamadık, sonucu yaz(a)bildik sadece. Tekrarı olmasın niyetiyle.

Aşağıdaki satırları okumadan önce; lütfen, yaklaşık 2 sene önce yazdığım, bakış açısına dair ilk yazıyı okuyunuz: http://noavas.blogspot.com.tr/2012/10/aile-catal.html
Eminim o zaman daha iyi ifade edebileceğim kendimi size.

Yukarıda söylediğim gibi, zarar veren büyük ayrılıklardan bir tanesine engel olamadık 1 Ekim 2012'de. Hikayenin tüm tarafları için "Daha iyi yönetilebilirdi" diyebildik sadece, yutkunurken.

Ders almadığımız, iflah olmadığımız Aykut Kocaman'ın *ani* ayrılığı ile gün yüzüne çıktı. Farkı, tarafların bu kez ağzını açmamasıydı. En azından daha saygılıydı, yutkunurken.

Düğün evine cenaze getirmenin patentini almış olmalıyız ki, aylardır beklediğimiz, söke söke *fizandan* getirdiğimiz yeniden yargılanma coşkusu arasında, yine, yeni bir *Aile çatalı* hamlesiyle karşı karşıya kaldık.

İlkinde, çığ düştü ve sadece sonucu yazabildik. Aynı sorumlulukla, bu kez çığ düşmeden, tepeden kopan kar parçalarını göstermek zorundayım. Aklım yettiğince, dilim döndüğünce, bundan önce olduğu gibi. 

Evet, geçenlerde bir şeyler karaladım Twitter'da. 5 yıldir hiç girmediğim ve girmek istemediğim aile içi konulardı. İlkine yetişemedim, bilemedim, aklım yetmedi. Bu sefer, işte bu yüzden, kötü adam olmayı da göze alarak, kuyuya o taşı atmak zorunda hissediyorum kendimi. Aynı basit oyuna bir daha gelmekten korktuğum için yazıyorum bunları. Bana kızmayın.


Bugüne kadar ne yazdıysam hür iradem ve kişisel bilgi-birikimimle yazdım. Bu da öyle, bundan sonra da öyle olacak. Bunu çok iyi biliyorsun/uz. Yapıştırılacak herhangi bir yaftayı peşinen reddediyorum ve/ama hazırlıklıyım. Ama en azından "Bu deli ne diyor acaba?" diye düşünmenizi umut ederim.

Başlayalım.

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'nin 16 yıllık Başkanı. Futbolun ve ekonomisinin en fazla değişim/gelişim gösterdiği dönemde ateşten gömleği giyen ve yapısal reformların yanına bilimum branşta sportif başarıları eklemiş ve bedelini acı bir şekilde ödemiş tutku abidesi.

O Fenerbahçe'nin dünü ve bugünü.
Aziz Yıldırım için hiçbir zaman "Yeter" demedim. O ne zaman "Yeter" derse, ne zaman Fenerbahçe'ye verebileceklerinin sona erdiğini düşünürse o zamana kadar bir yarından söz etmeyeceğim.

Ama hiç şüphesiz Fenerbahçe'nin bir yarını olacak. Ve özellikle Aziz Yıldırım gibi bir liderden sonra bayrağı taşıyacak kişi/ler, adeta yanan bir gömleği üzerlerine giyecek/ler.

İşte bu yüzden; 3 yıllık buz kesen rüzgarların yerini ılık esintilere bıraktığı şu kritik günlerde, bugünün yarına, yarının da bugüne her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Oradaki köprü, Fenerbahçe'nin aydınlık geleceğine açılan yol. O köprüye; bir sebepten, doğrudan ya da dolaylı olarak yapılan saldırılar ise, hem bugününe, hem de yarınına zarar verecek. Gün gibi aşikar. Bu makul ve bütünleştirici görüşe muhalefet edenlerin ya da edeceklerin, yüksek ego ve kişisel ihtiras şüphesiyle aynaya bakması şart.

Geçen akşam yaptığım serzenişten sonra beni rahatlatmak isteyen büyüklerim oldu. Onlara da söyledim. Vefa, Fenerbahçe'nin can damarı. Kişisel ihtiras, yüksek ego ya da tahmin edemediğimiz başka bir sebepten, bu damar yara alırsa, doğrudan zararların yanına büyük bir vebal ve hatta lanet eklenir. Ben bunu göze alamam. Fenerbahçe'nin bu vebal altında kalmasına göz yumacak olanlara da hayret ederim.

O yüzden; Aziz Yıldırım'ın *bir anlık patlaması* parantezine alınarak meşrulaştırılmaya, *her iş yerinde olur* denilerek sıradanlaştırılmaya çalışılan vak'ayı, Aile Çatalı 1'de yer alan *D4'teki siyah atın, C2'deki beyaz piyonu* yediği hamleye benzetiyorum. Ve bu yüzden önemsiyorum.


Fenerbahçe için bir tuğla taşıyandan Allah bin kere razı olsun, ama; Başkan'a yakınlıklarıyla, pek tabii Fenerbahçe için en iyisini isteme ve bilme özgüveniyle, aile içinde yetki ve sorumluluk gaspı yapılması, iyi ya da kötü niyetli, bilerek ya da istemeden, *prensiplere* aykırı bir durum. Ve prensiplerden ödün verdiğiniz anda bazı olağan semptomlari göze almanız şart. *Bugün sana, yarın bana* bunun adı. Ki kimseye yok bir faydası.

Dört bir tarafı dinledim. Dört bir tarafa da aynı soruları sordum. Dört bir taraf da çok iyi biliyor ki, hepsine eşit uzaklıktayım. Ve bu yazıyı o yüzden ben yazma cesareti gösteriyorum. Bir başkası değil. Günah almaktan da, kanmaktan da korkarım. O yüzden vicdanımla başbaşayım.

Büyük resimde bir vefasızlık var. Akılsızlıkla ve zehirli ego ile bezenmiş. Sözüm manipüle edilmesin ve yazı çarpıtılmasın diye parantez açıyorum, kesinlikle Aziz Yıldırım'dan bahsetmiyorum.

Fenerbahçe büyük ama camia küçük. Demem o ki, herkes birbirini, nerede/ne söylediğini çok iyi biliyor, görüyor. İzaha muhtaç tek bir konu yok. Ama başrolde kimin olduğunu *delillendirmek* için; büyük resimde Fenerbahçe'nin bugünü ile yarını arasındaki köprüye zarar veren silsilenin, en somut örneği olan bu vak'aya dair 2 (iki) kilometre taşı şu anda laboratuarda.

Kafamda açıkça şekillenen kendi kalesine gol pozisyonunu da, laboratuardan çıkacak sonuçlara göre anlatacağım.

Ama şunu bilir şunu söylerim: Bugün Fenerbahçe'nin en büyük ihtiyacı sevgi. Camia içinde *güvenilir* tüm Fenerbahçeliler'in el ele sevgi zinciri kurması lazım davanın sembol ismi Aziz Yıldırım çevresinde. Bugün en son ihtiyacımız ayrılıklar, kopmalar, bölünmeler, moral bozuklukları, hayal kırıklıkları ve doğurdukları. Bugün her zamankinden fazla *sorumlu* davranmamız gereken günler. 

Hiçbir şey anlamayan okuyuculardan özür diliyorum.
Ve bu yazı için gelecek tüm *okuyucu* eleştirilerini peşinen kabul ediyorum.

Saygılar.

Devamını oku...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

WHY DID GALATASARAY NOT TAKE THE FIELD ON THE FINAL DAY? WHAT IS THEIR BIG PLAN?

I shared some notes during the final series on Twitter. In this article, I am going to compile these notes and also I am going to try explaining Galatasaray’s plan and show the whole picture. 


LET’S START FROM THE DATE OF 17 JANUARY 2014, NOT FROM “JUNE 17th ATTITUDE” PROPAGANDA

Galatasaray had published a declaration on their official web site on 17 January 2014. Then they removed it because of their fans’ reaction. In this declaration following information were written:   

We are disappointed to saw our supporters who were chanting offensive remarks in Galatasaray Liv Hospital – Lokomotiv Kuban basketball game. In addition, these negative behaviours have continued for a while.
Who are these groups? What are their purposes?
Our fans have great pride in them and because of these groups and with their ill mannered behavior, this has caused a  bad feeling within, along with an unfriendly environment. We stand against this rude behavior and will not tolerate it. For the last year these 'fans' have received warning and requests that this is unacceptable behavior. We have warned that if this continues
we will close our Basketball Branch
we will close our Basketball Branch. Galatasaray Sports Club

This declaration published and *removed* by Galatasaray, which didn’t take the field for the 7th match of the final series for security reasons, means to two main things to us;  

1- Security problems and swearing occurred in Abdi Ipekci.
2- Galatasaray planned and thought about downsizing in basketball branch approximately 6 months ago.


GALATASARAY WAS PUNISHED BY UEFA FOR NOT OBEYING TO FINANCIAL FAIR PLAY RULES

As you know, Galatasaray was punished by UEFA for not obeying to Financial Fair Play Rules. As to this penalty; (see http://www.sporekonomi.com/2014/05/galatasarayn-aldg-ffp-cezas-sonras.html)

Galatasaray have to make 62.3 million euro profit next season because of FFP penalties.

Every club can only spend specific money identified in FFP Rules. UEFA declared that Galatasaray exceeded 9.4 million Euros the budget. Today, as to the declaration made by Galatasaray from the company, this exceeding quantity was calculated as 4.3 million Euro.
In the light of this information, Galatasaray reached an agreement with UEFA for the next 2 seasons (2014-15 and 2015-16) As to this agreement: 
  • The company accepted that, it will provide the breakeven compatibility to the end of the 2015-2016 monitoring period.
  • This means that Galatasaray’s breakeven results of 2012-2013, 2013-2014 and 2014-2015 reporting periods have to remain within acceptable deviation.
  • Thus, Galatasaray cannot make more than 30 million Euro loss in these three- year period (for details see http://www.sporekonomi.com/2014/02/uefa-financial-fair-play-kurallar-ve.html)
  • Galatasaray's net loss in 2012/13 season is 99.9 million Tl (equals to 42.3 million Euro), their net loss in 2013/14 season is approximately 151 million TL (equals to approximately 50 million Euro). For these calculations their two-year net loss is approximately 92.3 million Euro. In the light of this information, Galatasaray has to profit 62.3 million Euro profit in next season (without exceptions). In the contrary case, UEFA can impose a new penalty to Galatasaray.
  • On the other hand, Galatasaray gave another important commitment to UEFA; they cannot increase the wages of their employee (including football players) during these two seasons.
  • 200,000 Euro will be purchased by UEFA from two-year total UEFA incomes of Galatasaray.
  • Galatasaray has to file the UEFA Financial Control Institution about their progress report and inform UEFA about their financial progress in every six months.  
It seems pretty obvious that Galatasaray cannot stand economically despite the stadium they constitute with government’s helps and profiteering that they did with government’s tolerances. Also they have a lot of tax and other debts. In these conditions, how can they afford the costs of basketball branch? What are the costs of basketball branch for Galatasaray? Let’s talk about that.


WHAT ARE THE COSTS OF BASKETBALL BRANCH FOR GALATASARAY?

Our source is Sporekonomi.com again. (It’s a economy blog that gives information about news, which cannot be argued technically only from PUBLIC DISCLOSURE PLATFORM and clubs’ official resources)

Details of Galatasaray Sports Club’s activity report:http://www.sporekonomi.com/2014/04/galatasaray-spor-kulubu-basketbol.html?m=1

In brief; only in 2013, basketball branch’s cost to is 61.1 Million TL. Even free tickets given to Galatasaray by Turkish Basketball Association in the final match – Proven by the words of Turkish Basketball Association president- this branch’s total income is 21.9 Million TL.
So, the loss of the branch is 39.2 Million TL in 2013. This amount is approximately 15 Million Euro.

In other words, can Galatasaray spend 15 Million Euro to their basketball branch while they have to file the UEFA Financial Control Institution about their progress report and inform UEFA about their financial progress in every six months and also profit 62.3 million Euro profit in next season (without exceptions). Please think about that.


WHAT HAPPENED IN FINAL SERIES?

I wrote it before but I am writing it again:
Just forget the previous events for a second. Let’s talk it from the middle. You used violence in Women’s Final Series. You sent administrators of Fenerbahçe to the top of Abdi İpekçi on the grounds that you scared of *cannot protect* them from your supporters. And you couldn’t protect them. One of your supporters slapped our administrator in the face. You became champions and you acted like nothing was happened. And all of these got away with you.  Then Men’s Final Series started. Contrary to you, Fenerbahçe hosted your administrators in a lodge in the first two matches. They did it at the risk of losing their fans’ support. Fenerbahçe wanted “peace”. They didn’t want any revenge of your acts in Women’s final series.
But you didn’t want that “peace”. You asked for it. In two home games, you tied series in 2-2 with the help of the referee decisions and violence. To make matters worse, you affronted Fenerbahçe through a script written on the score board. You got a “playing without spectators” penalty from Turkish Basketball Association because of 3 warning announcements made during the 4th game due to abusive cheering. But 33 announcements should have been made instead of 3. Then Fenerbahçe held a press conference. They told abovementioned situations respectively.
Fenerbahçe outscored in the 5th match. Supporters of Fenerbahçe were more aggressive than first two games but comparing with Galatasaray fans in Abdi İpekçi, they acted very calmly.
Only 1 announce made in 5th match even though your incitements. But this wasn’t enough for you. You took support from police lineup. Events went in your favor, but you burned your boats of which reason cannot be understood by anyone. You ignored your players’ labors. Though, you don't know anything about labor.
As to your decision, you will not take the field. It’s your choice.
You have a really good ability of lying. Please, in addition to field, will not go out anywhere outside.
You damage and poison the Turkey’s sports quality.


CONCLUSION

  • Fenerbahçe’s sportive and economical role wanted to be *assigned* to Galatasaray with July the 3rd plot (Named Match-Fixing Trial. In real it was a judicial plot. All the things relevant is there: http://noavas.blogspot.com.tr/2014/04/how-was-right-to-fair-trial-violated-in.html). For doing this, the government structured a stadium for Galatasaray. Moreover, Galatasaray has a lot of tax debts. Their players played in matches even they were shown red card in previous matches. When analyzed, we understand that they became champions 2 years row in a very comfortable condition. But shameless government kid didn’t content with them.
  • Galatasaray must have thought that the 3rd July plot would continue for 100 years. They proceeded on their way with becoming indebted. They haven’t improved their economical conditions. Hence, they got away from heavy penalties with just 200.000 Euro. But, if they cannot make 62 Million Euro profit next season, they cannot get away with such light penalties.
  • In men’s final series, they played their role that they started in Women’s final. They created a tension on purpose and even Fenerbahçe didn’t respond to them, they followed their plan and didn’t take the field. Their purpose was, killing four birds with one stone. They sacrificed their Basketball branch and labors of players to their insidious plans. What were these 4 birds?

  1. Without using their supporter’s hates to Fenerbahçe, they cannot decide to go downsizing. Even there are some Galatasaray supporters who don’t believe this excuse, many of them have believed this. In the short term, their plan is working. They will go downsizing because of *Fenerbahçe*. But we don’t believe this excuse.
  2. There is a crisis. They do not sink alone. They want to sink Turkish sports organizations. Because of that, they exercised power over Ülker, sponsor of Fenerbahçe. They want to remove the sponsors. They can get dangerous easily. This is our arch rival.
  3. Retrial decisions for 3rd July plot will be decided by both 13th High Criminal Court and Constitutional Court. This will be militating in favor of Fenerbahçe in their relations with UEFA. And Galatasaray knows that. If Fenerbahçe go directly to the Champions League, Galatasaray will has to play knock out games for enterin Champions League and this means that they will miss a really good chance. Hence, they aren’t talking about basketball in their theater play named “June 17th Attitude”. They are threatening component authority in public with their words.  They implied that if retrial decisions are decided, they will withdraw from the football league. But anybody asks that question: The main topic was basketball, why you are talking about football Ünal Aysal? (The president of Galatasaray SK.)
  4. Also a decision will be decided by Switzerland Federal Court. This decision will not include any thing about match fixing. Federal Court will research the procedure of the case and maybe it makes a decision to halt the execution of Fenerbahçe. In last 3 years, we have watched a theater. In this game all of the roles have been against to us. With the decisions decided by 13th High Criminal Court, Constitutional Court and Switzerland Federal Court something can change on behalf of I am not joking, as in final series of Men’s league, our football team can withdraw from football league”. He threatens competent authorities. 

Killing 4 birds with one stone. As I always say; they are devil. They lie to you even you ask them a simple question.

Rising the bait and believing the artificial agenda are up to you.
My words are directed to Fenerbahçe mangement.


Devamını oku...

22 Haziran 2014 Pazar

GALATASARAY FİNAL MAÇINA NEDEN ÇIKMADI? MAKRO PLANI NE?

Final serisi boyunca Twitter'da bazı notlar aktarmıştım. Şimdi bu yazıda onları derlerken, büyük resmi ve Galatasaray'ın 1 taşla 4 kuş vurma planını gözler önüne sermeye çalışacağım.


*17 HAZİRAN DURUŞU* PROPAGANDASI DEĞİL, 17 OCAK 2014 TARİHi İLE BAŞLAYALIM

Galatasaray'ın 17 Ocak 2014 tarihinde resmi sitesinden yaptığı, sonra taraftarından gelen "Böyle uyduruk bahanelerle hedef mi küçültülür!" tepkileri nedeniyle yayından kaldırdığı açıklama şu şekilde:
Dün oynanan Galatasaray Liv Hospital – Lokomotiv Kuban maçında bir grup seyircimizin Galatasaraylılığa hiç ama hiç yakışmayan çirkin tezahüratları tüm camiamızda derin bir üzüntü yaratmıştır.
Ancak bu yakışıksız davranışlar ne yazık ki bir süredir var olan bir sürecin bardağı taşıran son damlası niteliğindedir.
Kimdir bu gruplar? Amaçları nedir? Salon sporlarımıza bulaşan bu seviyesiz ve provokatif davranış tarzı yıllardır iftihar ettiğimiz taraftar duruşumuza nasıl sızmıştır? Hangi hakla Galatasaray’ı bu duruma düşürmeye cesaret edebilmişlerdir? 
Bu davranışın arkasında kimler vardır? Galatasaray’ı temsil etmenin gerektirdiği sorumluluğunu nasıl unutabilmişlerdir? Davranışlarını Galatasaray terbiyesi ile nasıl bağdaştırmaktadırlar? Bu çirkin tezahürata karşı duran hocamız Ergin Ataman’a yapılan terbiyesizlik nasıl açıklanabilir? Kendimizden başka bir dostumuzun olmadığı bir ortamda, bu davranışların sonuç olarak Galatasaray’ı içerden vurmak anlamına geleceği ne zaman anlaşılacak? Bugün bu sorular bizim için kaçırılmış bir galibiyetten çok daha önemlidir.
Bu davranışlara alet olanların bilmeleri gerekir ki, bu ülkeye pek çok spor branşını olduğu gibi basketbolu da Galatasaray tanıştırmış, gelişmesi için yaklaşık 90 yıldır emek vermiştir. Galatasaray tarihinin en önemli destanları basketbolda yazılmıştır.Dünkü olayları unutmak istiyoruz ama ne kadar unutmak istesek de bir zaman alacağı kesin.
Bu nedenle tüm taraftarımıza bu davranışların bize yakışmadığını ve yaklaşık bir senedir yapmış olduğumuz uyarı ve temennileri bir kez daha hatırlatmak istiyoruz ve devam etmesi halinde gerekirse bu gurur duyduğumuz branşımızda hedef küçültmek veya bir süre mücadeleye ara vermek için ilk Genel Kurulumuzdan yetki istemeye gidecek kadar kararlılık içinde olduğumuzu üzülerek belirtiriz.
Galatasaray Spor Kulübü 
Serinin 7. maçına can güvenliğini bahane ederek çıkmayan Galatasaray'ın, tepkiler nedeniyle *sildiği*yukarıdaki açıklaması 2 şey söylüyor bize.

1- Can güvenliği ve küfür Abdi İpekçi'de.
2- Galatasaray basketbolda hedef küçültmeyi 6 ay önce dillendirmiş, yani planlamış.


GALATASARAY UEFA'DAN MALİ FAIR PLAY CEZASI ALDI 

Biliyorsunuz Galatasaray UEFA'dan Financial Fair Play cezası aldı. Buna göre; (Sporekonomi.com'dan aynen aktarıyorum: http://www.sporekonomi.com/2014/05/galatasarayn-aldg-ffp-cezas-sonras.html)

Galatasaray'ın aldığı FFP cezası sonrası önümüzdeki sezon 62.3 mn Euro kar elde etmesi gerekecek.

Galatasaray'ın daha önce UEFA FFP başabaş sınırını 9.4 mn Euro aştığı açıklanmıştı. Bugün şirketten yapılan açıklamaya göre aşım miktarı bazı istisnalar gözönüne alınarak 4.3 mn Euro olarak belirlendi. 
Buna göre Galatasaray UEFA ile önümüzdeki iki sezon için (2014-15 ve 2015-16) bugün bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Buna göre: 
  • Şirket 2015-2016 izleme periodu sonuna kadar başa-baş uyumluluğunu sağlamayı kabul etti 
  • Bu, Galatasaray'ın 2012-2013, 2013-2014 ve 2014-2015 raporlama periyotlarına ait 3 sezon sonunda toplam başa baş sonucu  kabul edilebilir sapmalar içinde kalacak anlamına geliyor
  • Bu ne demek, 3 yıllık toplam verilebilecek zarar miktarı (başabaş açığı) toplam 30 mn Euro'yu geçemeyecek (ekli yazıda detaylar bulunuyor http://www.sporekonomi.com/2014/02/uefa-financial-fair-play-kurallar-ve.html)
  • Galatasaray'ın 2012/13 sezonu net zararı 99.9 mn Tl, o yıl için ortalama kur 2.36 alınırsa yaklaşık 42.3 mn Euro, 2013/14 zararı ise (9 aylık rakamın artmadığını varsaysak 151 mn TL zarar) yaklaşık 50 mn Euro kabul edersek, iki yıllık toplam zarar 92.3 mn Euro. Yani Galatasaray'ın önümüzdeki sezon yaklaşık olarak 62.3 mn Euro kar elde etmesi gerekecek (istisnalar hesaba katılmadan). Aksi takdirde UEFA'dan yeni bir ceza gelebilecek. 
  • Öte yandan diğer önemli taahhüt, çalışanlara ödenecek ücretler bu iki sezon süresince artırılamayacak. 
  • 2 yıllık toplam UEFA gelirlerinden 200,000 Euro UEFA tarafından ceza olarak kesilecek.
  • Galatasaray, her altı ayda bir UEFA Kulüp Finansal Kontrol Kurulu'na ilerleme raporu sunarak finansal gelişmelerini bildirmek durumunda olacak. 
Tablo ortada. Galatasaray, devletin yaptığı stad ve müsamahasıyla yaptığı borsa vurgununa rağmen mali olarak ayakta duramıyor. Vergi borçları ve cezası da cabası. Hal böyleyken basketbol şubesinin maliyetlerini nasıl karşılayabilir? Peki basketbolun Galatasaray'a maliyeti nedir? Bir göz atalım mı?

BASKETBOL ŞUBESİNİN GALATASARAY'A MALİYETİ NE?

Kaynağımız yine Sporekonomi.com. (Sadece KAP ve kulüp resmi kaynakları verileri üzerinden, teknik olarak tartışılamayacak nitelikte haber/bilgiler geçen ekonomi blogu.)

Galatasaray Spor Kulübü'nün faaliyet raporunda yer alan detaylar burada: http://www.sporekonomi.com/2014/04/galatasaray-spor-kulubu-basketbol.html?m=1

Özetle; sadece 2013 yılında şubenin Galatasaray'a maliyeti 61.1 Milyon TL. Final maçında bile -TBF Başkanı beyanıyla sabittir- bedava bilet verdikleri içindir ki, şubenin toplam geliri 21.9 Milyon TL.
Yani şube sadece 2013 yılında 39.2 Milyon TL zarar etmiş durumda. Yaklaşık 15 Milyon Euro.

Yani, UEFA FFP kuralları gereği önümüzdeki sezon 62.3 milyon Euro kar elde etmesi gereken, olumlu gelişmeleri de 6 ayda bir UEFA'ya bildirmekle yükümlü olan Galatasaray'ın, minimum 15 milyon euro'yu basketbola ayırma lüksü var mı, aranızda tartışın.

PEKİ FİNAL SERİSİNDE NE OLDU?

Edit: Seri başlamadan önce, kendisine sorulan "Fenerbahçeli yöneticilerin Abdi İpekçi'ye gelmeleri halinde kadınlar finalinde yaşananlar tekrarlanır mı?" sorusuna Ünal Aysal'ın verdiği cevap:


İnsan ne kadar çabuk unutuyor. Koruyamazlarmış. Öyle söylüyor. Ve bu adamlar can güvenliği bahanesiyle deplasmana gelmiyor. Oysa Abdi İpekçi'de can güvenliği olmadığını seri başlamadan itiraf ediyor. Söyleyecek birşey yok. Devam edelim.

Yazmıştım, burada bir kez daha paylaşıyorum:
Gecmis bir kenarda dursun.
Orta yerinden konusalim.
Kadinlar finalinde salon siddeti uyguladiniz. Fenerbahceli yoneticileri *koruyamayacaginiz* gerekcesiyle protokole almayip taraftarlarin arasina, tepeye gonderdiniz.
Ve koruyamadiniz. Tokat ya da makas, taraftariniz Fenerbahce yoneticisine acik eylemde bulundu.
Sampiyon oldunuz. Hicbir sey olmamis gibi tavir sergilediniz. Yaptiginiz organize eylemler yaniniza kâr kaldi.
Erkekler finali geldi catti.
Ilk 2 mac taraftarini da karsisina alma pahasina Fenerbahce tarafindan locada agirlandiniz. Rovans degil baris dedi ezeli rakibiniz.
Ama yok. Siz azdiniz. Iki Abdi Ipekci macinda hakem kararlari ve salon siddeti zorbaligiyla seriyi 2-2'ye getirdiniz. Bir de ustune skorboarda "Koyduk mu?" yazdiniz.
33 anons yapilmasi gerekirken 3 anonsla sahaniz kapandi.
Fenerbahce basin toplantisi yapti. Yukaridakileri bir bir anlatti.
5. macta ilk 2 mactan daha sert ama Abdi Ipekci'deki 2 mactan cok daha yumusak bir deplasmanda fark yediniz.
Tahrikleriniz sadece 1 anonsluk etki yaratti. Doymadiniz. Polis kordonu ve sapkasina sigindiniz.
Kadin ve cocuklarin onunde kazandiniz.
Saha icinde isler lehinize donmusken, federasyondan hangi gerekceyle oldugu mechul bir beklentiye karsilik bulamayinca gemileri yaktiniz. Oyuncularinizin emegini de hice saydiniz. Gerci siz emekten ne anlarsiniz..
Sahaya cikmayacakmissiniz. Cikmayin.
Sizde bu yuzsuzluk, bu arsizlik, bu gozumuzun icine baka baka yalan soyleme yetenegi varken, sokaga da cikmayin.
Sahi, siz sokaga cikmayin.
Hem suclu, hem guclu, hem magdur olmaya calisan, ulke sporuna zehir sacan ve artik mide bulandiran bu tavrinizla siz, en iyisi sokaga cikmayin. 

SONUÇ

  • 3 Temmuz kumpası ile Fenerbahçe'nin sportif ve ekonomik rolü Galatasaray'a *devredilmek* istendi. Bunun için devletin yaptığı stad yetmedi ve borsa vurgunu, ödenmeyen vergiler, 2 yıl üst üste kırmızı kart alan futbolcularının ertesi hafta oynayabildiği konforda gelen şampiyonluklar. Ancak arsız şımarık devlet çocuğuna bunlar yetmedi.
  • Galatasaray; 3 Temmuz ile başlayan kumpas 100 yıl sürecek sanmış olmalı ki, içmeye ayranı yokken tuvalete tahtırevan ile gitti ve uçağın burnu bir türlü düzelmedi. Nitekim, daha ağır cezalar alması, hatta UEFA lisansı alamaması gerekirken, UEFA'dan 200.000.-Euro ceza ile yırttı ancak gelecek yıl yaklaşık 62.- Milyon Euro kar edemezse bu sefer kolay yırtamayacak.
  • Nitekim final serisi geldi çattı. Yukarıda ayan beyan anlatıldığı gibi, kadınlar finali ile beraber tezgah yürürlüğe girdi. Bilerek gerdiler, bekledikleri karşılığı görmemelerine rağmen, planlarına uyup 7. maçtan çekildiler. Amaçları 1 taşla 4 kuş vurmak idi. Basketbol şubesini, sporcularının emeğini sinsi planlarına meze ettiler. Neydi bu 4 kuş peki?

  1. Taraftarının Fenerbahçe nefreti dışında hiçbir sebep/bahane ile küçülmeye gidemezlerdi. Bunu yemeyen ve yakın gelecekte uyanacak taraftarları olsa da, sıcağı sıcağına Galatasaray taraftarının uyuduğunu görüyoruz. Kısa vadede bu planları tutmuş oldu. *Fenerbahçe yüzünden* hedef küçültecekler. Yerseniz efendim.
  2. Ortada bir kriz var. Gemileri hızla su alırken, tek başlarına batmaya niyetleri yok. Galatasaray krizini Türk sporu kaosuna dönüştürüp, "Benden sonrası tufan" düsturuyla zararı yaymak istiyorlar. Fenerbahçe'nin sponsoru Ülker'e saldırma sebepleri de bundan. Sponsorları kaçırmayı hedefliyorlar. Ne kadar çirkinleşebiliyorlar görüyorsunuz. Ezeli rakibimiz bu işte bizim.
  3. Hem 13. Ağır Ceza Mahkemesi hem de Anayasa Mahkemesi'nden Fenerbahçe'ye yapılan 3 Temmuz kumpası için yeniden yargılama kararı gelmek üzere. Bu Fenerbahçe lehine UEFA'ya da sıçrayacak bir gelişme. Ve Galatasaray bunun farkında. Fenerbahçe'nin hakkı olan şampiyonlar ligi direk katılımı, Galatasaray'ın ön eleme oyanarak büyük balığı kaçırması demek. İşte bu yüzden 17 Haziran Duruşu adlı tiyatroda basketbol konuşmuyorlar. Seçtikleri sözcükler bilinçli ve alenen Türkiye'nin yetkili makamlarını tehdit içeriyor. Yeniden yargılama gelir ve elimizdekiler giderse ligden çekiliriz alt mesajı sızmaya başladı. Kimse de sormuyor: Konu basketboldu, ne zaman futbola geldi Ünal Aysal?
  4. İsviçre Federal Mahkemesi'nden 3 vakte yanıt gelecek. Şike var/yok demeyecek elbette, usülen inceleme yapacak ve belki de Fenerbahçe'nin men cezasına yürütmeyi durdurma kararı verecek. 3 yıldır önceden dizilmiş domino taşlarının tek tek üstümüze düşmesini izliyoruz. 13. ACM, AYM ve İsviçre Federal Mahkemeleri'nin vereceği kararlarla domino taşları bu sefer Galatasaray'ın üstüne düşebilir. İşte tam da bu yüzden; "Şaka yapmıyorum, bakın final maçında basketbol takımımı çektim, aleyhimizie bir durum olursa futbol takımımı da çekerim, treni raydan çıkarırım" diyor Ünal Aysal. Hem tehdit ediyor hem zemin hazırlıyor. 3 yıldır cendere altında bir kez bile yapmaya tenezzül etmediğimiz ve bunun için yönetim/lere hep hayıflandığımız treni raydan çıkarma planı, avucunun içine verilenler geri alınacağı için Galatasaray tarafından yapılıyor alenen.

1 taşla 4 kuş. Hep diyorum. Şeytan bunlar. Saati sorsanız *bir hesaptan* yalan söylerler, ağızlarına yuva yapmış yalan. Siz diyin genetik miras, ben diyim soysuz ağaç.

Oyuna gelmek ve suni gündeme kapılmak herkesin kendi tercihi bundan kelli.
Sözüm Fenerbahçe yönetimine.
Devamını oku...