22 Haziran 2014 Pazar

GALATASARAY FİNAL MAÇINA NEDEN ÇIKMADI? MAKRO PLANI NE?

Final serisi boyunca Twitter'da bazı notlar aktarmıştım. Şimdi bu yazıda onları derlerken, büyük resmi ve Galatasaray'ın 1 taşla 4 kuş vurma planını gözler önüne sermeye çalışacağım.


*17 HAZİRAN DURUŞU* PROPAGANDASI DEĞİL, 17 OCAK 2014 TARİHi İLE BAŞLAYALIM

Galatasaray'ın 17 Ocak 2014 tarihinde resmi sitesinden yaptığı, sonra taraftarından gelen "Böyle uyduruk bahanelerle hedef mi küçültülür!" tepkileri nedeniyle yayından kaldırdığı açıklama şu şekilde:
Dün oynanan Galatasaray Liv Hospital – Lokomotiv Kuban maçında bir grup seyircimizin Galatasaraylılığa hiç ama hiç yakışmayan çirkin tezahüratları tüm camiamızda derin bir üzüntü yaratmıştır.
Ancak bu yakışıksız davranışlar ne yazık ki bir süredir var olan bir sürecin bardağı taşıran son damlası niteliğindedir.
Kimdir bu gruplar? Amaçları nedir? Salon sporlarımıza bulaşan bu seviyesiz ve provokatif davranış tarzı yıllardır iftihar ettiğimiz taraftar duruşumuza nasıl sızmıştır? Hangi hakla Galatasaray’ı bu duruma düşürmeye cesaret edebilmişlerdir? 
Bu davranışın arkasında kimler vardır? Galatasaray’ı temsil etmenin gerektirdiği sorumluluğunu nasıl unutabilmişlerdir? Davranışlarını Galatasaray terbiyesi ile nasıl bağdaştırmaktadırlar? Bu çirkin tezahürata karşı duran hocamız Ergin Ataman’a yapılan terbiyesizlik nasıl açıklanabilir? Kendimizden başka bir dostumuzun olmadığı bir ortamda, bu davranışların sonuç olarak Galatasaray’ı içerden vurmak anlamına geleceği ne zaman anlaşılacak? Bugün bu sorular bizim için kaçırılmış bir galibiyetten çok daha önemlidir.
Bu davranışlara alet olanların bilmeleri gerekir ki, bu ülkeye pek çok spor branşını olduğu gibi basketbolu da Galatasaray tanıştırmış, gelişmesi için yaklaşık 90 yıldır emek vermiştir. Galatasaray tarihinin en önemli destanları basketbolda yazılmıştır.Dünkü olayları unutmak istiyoruz ama ne kadar unutmak istesek de bir zaman alacağı kesin.
Bu nedenle tüm taraftarımıza bu davranışların bize yakışmadığını ve yaklaşık bir senedir yapmış olduğumuz uyarı ve temennileri bir kez daha hatırlatmak istiyoruz ve devam etmesi halinde gerekirse bu gurur duyduğumuz branşımızda hedef küçültmek veya bir süre mücadeleye ara vermek için ilk Genel Kurulumuzdan yetki istemeye gidecek kadar kararlılık içinde olduğumuzu üzülerek belirtiriz.
Galatasaray Spor Kulübü 
Serinin 7. maçına can güvenliğini bahane ederek çıkmayan Galatasaray'ın, tepkiler nedeniyle *sildiği*yukarıdaki açıklaması 2 şey söylüyor bize.

1- Can güvenliği ve küfür Abdi İpekçi'de.
2- Galatasaray basketbolda hedef küçültmeyi 6 ay önce dillendirmiş, yani planlamış.


GALATASARAY UEFA'DAN MALİ FAIR PLAY CEZASI ALDI 

Biliyorsunuz Galatasaray UEFA'dan Financial Fair Play cezası aldı. Buna göre; (Sporekonomi.com'dan aynen aktarıyorum: http://www.sporekonomi.com/2014/05/galatasarayn-aldg-ffp-cezas-sonras.html)

Galatasaray'ın aldığı FFP cezası sonrası önümüzdeki sezon 62.3 mn Euro kar elde etmesi gerekecek.

Galatasaray'ın daha önce UEFA FFP başabaş sınırını 9.4 mn Euro aştığı açıklanmıştı. Bugün şirketten yapılan açıklamaya göre aşım miktarı bazı istisnalar gözönüne alınarak 4.3 mn Euro olarak belirlendi. 
Buna göre Galatasaray UEFA ile önümüzdeki iki sezon için (2014-15 ve 2015-16) bugün bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Buna göre: 
  • Şirket 2015-2016 izleme periodu sonuna kadar başa-baş uyumluluğunu sağlamayı kabul etti 
  • Bu, Galatasaray'ın 2012-2013, 2013-2014 ve 2014-2015 raporlama periyotlarına ait 3 sezon sonunda toplam başa baş sonucu  kabul edilebilir sapmalar içinde kalacak anlamına geliyor
  • Bu ne demek, 3 yıllık toplam verilebilecek zarar miktarı (başabaş açığı) toplam 30 mn Euro'yu geçemeyecek (ekli yazıda detaylar bulunuyor http://www.sporekonomi.com/2014/02/uefa-financial-fair-play-kurallar-ve.html)
  • Galatasaray'ın 2012/13 sezonu net zararı 99.9 mn Tl, o yıl için ortalama kur 2.36 alınırsa yaklaşık 42.3 mn Euro, 2013/14 zararı ise (9 aylık rakamın artmadığını varsaysak 151 mn TL zarar) yaklaşık 50 mn Euro kabul edersek, iki yıllık toplam zarar 92.3 mn Euro. Yani Galatasaray'ın önümüzdeki sezon yaklaşık olarak 62.3 mn Euro kar elde etmesi gerekecek (istisnalar hesaba katılmadan). Aksi takdirde UEFA'dan yeni bir ceza gelebilecek. 
  • Öte yandan diğer önemli taahhüt, çalışanlara ödenecek ücretler bu iki sezon süresince artırılamayacak. 
  • 2 yıllık toplam UEFA gelirlerinden 200,000 Euro UEFA tarafından ceza olarak kesilecek.
  • Galatasaray, her altı ayda bir UEFA Kulüp Finansal Kontrol Kurulu'na ilerleme raporu sunarak finansal gelişmelerini bildirmek durumunda olacak. 
Tablo ortada. Galatasaray, devletin yaptığı stad ve müsamahasıyla yaptığı borsa vurgununa rağmen mali olarak ayakta duramıyor. Vergi borçları ve cezası da cabası. Hal böyleyken basketbol şubesinin maliyetlerini nasıl karşılayabilir? Peki basketbolun Galatasaray'a maliyeti nedir? Bir göz atalım mı?

BASKETBOL ŞUBESİNİN GALATASARAY'A MALİYETİ NE?

Kaynağımız yine Sporekonomi.com. (Sadece KAP ve kulüp resmi kaynakları verileri üzerinden, teknik olarak tartışılamayacak nitelikte haber/bilgiler geçen ekonomi blogu.)

Galatasaray Spor Kulübü'nün faaliyet raporunda yer alan detaylar burada: http://www.sporekonomi.com/2014/04/galatasaray-spor-kulubu-basketbol.html?m=1

Özetle; sadece 2013 yılında şubenin Galatasaray'a maliyeti 61.1 Milyon TL. Final maçında bile -TBF Başkanı beyanıyla sabittir- bedava bilet verdikleri içindir ki, şubenin toplam geliri 21.9 Milyon TL.
Yani şube sadece 2013 yılında 39.2 Milyon TL zarar etmiş durumda. Yaklaşık 15 Milyon Euro.

Yani, UEFA FFP kuralları gereği önümüzdeki sezon 62.3 milyon Euro kar elde etmesi gereken, olumlu gelişmeleri de 6 ayda bir UEFA'ya bildirmekle yükümlü olan Galatasaray'ın, minimum 15 milyon euro'yu basketbola ayırma lüksü var mı, aranızda tartışın.

PEKİ FİNAL SERİSİNDE NE OLDU?

Edit: Seri başlamadan önce, kendisine sorulan "Fenerbahçeli yöneticilerin Abdi İpekçi'ye gelmeleri halinde kadınlar finalinde yaşananlar tekrarlanır mı?" sorusuna Ünal Aysal'ın verdiği cevap:


İnsan ne kadar çabuk unutuyor. Koruyamazlarmış. Öyle söylüyor. Ve bu adamlar can güvenliği bahanesiyle deplasmana gelmiyor. Oysa Abdi İpekçi'de can güvenliği olmadığını seri başlamadan itiraf ediyor. Söyleyecek birşey yok. Devam edelim.

Yazmıştım, burada bir kez daha paylaşıyorum:
Gecmis bir kenarda dursun.
Orta yerinden konusalim.
Kadinlar finalinde salon siddeti uyguladiniz. Fenerbahceli yoneticileri *koruyamayacaginiz* gerekcesiyle protokole almayip taraftarlarin arasina, tepeye gonderdiniz.
Ve koruyamadiniz. Tokat ya da makas, taraftariniz Fenerbahce yoneticisine acik eylemde bulundu.
Sampiyon oldunuz. Hicbir sey olmamis gibi tavir sergilediniz. Yaptiginiz organize eylemler yaniniza kâr kaldi.
Erkekler finali geldi catti.
Ilk 2 mac taraftarini da karsisina alma pahasina Fenerbahce tarafindan locada agirlandiniz. Rovans degil baris dedi ezeli rakibiniz.
Ama yok. Siz azdiniz. Iki Abdi Ipekci macinda hakem kararlari ve salon siddeti zorbaligiyla seriyi 2-2'ye getirdiniz. Bir de ustune skorboarda "Koyduk mu?" yazdiniz.
33 anons yapilmasi gerekirken 3 anonsla sahaniz kapandi.
Fenerbahce basin toplantisi yapti. Yukaridakileri bir bir anlatti.
5. macta ilk 2 mactan daha sert ama Abdi Ipekci'deki 2 mactan cok daha yumusak bir deplasmanda fark yediniz.
Tahrikleriniz sadece 1 anonsluk etki yaratti. Doymadiniz. Polis kordonu ve sapkasina sigindiniz.
Kadin ve cocuklarin onunde kazandiniz.
Saha icinde isler lehinize donmusken, federasyondan hangi gerekceyle oldugu mechul bir beklentiye karsilik bulamayinca gemileri yaktiniz. Oyuncularinizin emegini de hice saydiniz. Gerci siz emekten ne anlarsiniz..
Sahaya cikmayacakmissiniz. Cikmayin.
Sizde bu yuzsuzluk, bu arsizlik, bu gozumuzun icine baka baka yalan soyleme yetenegi varken, sokaga da cikmayin.
Sahi, siz sokaga cikmayin.
Hem suclu, hem guclu, hem magdur olmaya calisan, ulke sporuna zehir sacan ve artik mide bulandiran bu tavrinizla siz, en iyisi sokaga cikmayin. 

SONUÇ

  • 3 Temmuz kumpası ile Fenerbahçe'nin sportif ve ekonomik rolü Galatasaray'a *devredilmek* istendi. Bunun için devletin yaptığı stad yetmedi ve borsa vurgunu, ödenmeyen vergiler, 2 yıl üst üste kırmızı kart alan futbolcularının ertesi hafta oynayabildiği konforda gelen şampiyonluklar. Ancak arsız şımarık devlet çocuğuna bunlar yetmedi.
  • Galatasaray; 3 Temmuz ile başlayan kumpas 100 yıl sürecek sanmış olmalı ki, içmeye ayranı yokken tuvalete tahtırevan ile gitti ve uçağın burnu bir türlü düzelmedi. Nitekim, daha ağır cezalar alması, hatta UEFA lisansı alamaması gerekirken, UEFA'dan 200.000.-Euro ceza ile yırttı ancak gelecek yıl yaklaşık 62.- Milyon Euro kar edemezse bu sefer kolay yırtamayacak.
  • Nitekim final serisi geldi çattı. Yukarıda ayan beyan anlatıldığı gibi, kadınlar finali ile beraber tezgah yürürlüğe girdi. Bilerek gerdiler, bekledikleri karşılığı görmemelerine rağmen, planlarına uyup 7. maçtan çekildiler. Amaçları 1 taşla 4 kuş vurmak idi. Basketbol şubesini, sporcularının emeğini sinsi planlarına meze ettiler. Neydi bu 4 kuş peki?

  1. Taraftarının Fenerbahçe nefreti dışında hiçbir sebep/bahane ile küçülmeye gidemezlerdi. Bunu yemeyen ve yakın gelecekte uyanacak taraftarları olsa da, sıcağı sıcağına Galatasaray taraftarının uyuduğunu görüyoruz. Kısa vadede bu planları tutmuş oldu. *Fenerbahçe yüzünden* hedef küçültecekler. Yerseniz efendim.
  2. Ortada bir kriz var. Gemileri hızla su alırken, tek başlarına batmaya niyetleri yok. Galatasaray krizini Türk sporu kaosuna dönüştürüp, "Benden sonrası tufan" düsturuyla zararı yaymak istiyorlar. Fenerbahçe'nin sponsoru Ülker'e saldırma sebepleri de bundan. Sponsorları kaçırmayı hedefliyorlar. Ne kadar çirkinleşebiliyorlar görüyorsunuz. Ezeli rakibimiz bu işte bizim.
  3. Hem 13. Ağır Ceza Mahkemesi hem de Anayasa Mahkemesi'nden Fenerbahçe'ye yapılan 3 Temmuz kumpası için yeniden yargılama kararı gelmek üzere. Bu Fenerbahçe lehine UEFA'ya da sıçrayacak bir gelişme. Ve Galatasaray bunun farkında. Fenerbahçe'nin hakkı olan şampiyonlar ligi direk katılımı, Galatasaray'ın ön eleme oyanarak büyük balığı kaçırması demek. İşte bu yüzden 17 Haziran Duruşu adlı tiyatroda basketbol konuşmuyorlar. Seçtikleri sözcükler bilinçli ve alenen Türkiye'nin yetkili makamlarını tehdit içeriyor. Yeniden yargılama gelir ve elimizdekiler giderse ligden çekiliriz alt mesajı sızmaya başladı. Kimse de sormuyor: Konu basketboldu, ne zaman futbola geldi Ünal Aysal?
  4. İsviçre Federal Mahkemesi'nden 3 vakte yanıt gelecek. Şike var/yok demeyecek elbette, usülen inceleme yapacak ve belki de Fenerbahçe'nin men cezasına yürütmeyi durdurma kararı verecek. 3 yıldır önceden dizilmiş domino taşlarının tek tek üstümüze düşmesini izliyoruz. 13. ACM, AYM ve İsviçre Federal Mahkemeleri'nin vereceği kararlarla domino taşları bu sefer Galatasaray'ın üstüne düşebilir. İşte tam da bu yüzden; "Şaka yapmıyorum, bakın final maçında basketbol takımımı çektim, aleyhimizie bir durum olursa futbol takımımı da çekerim, treni raydan çıkarırım" diyor Ünal Aysal. Hem tehdit ediyor hem zemin hazırlıyor. 3 yıldır cendere altında bir kez bile yapmaya tenezzül etmediğimiz ve bunun için yönetim/lere hep hayıflandığımız treni raydan çıkarma planı, avucunun içine verilenler geri alınacağı için Galatasaray tarafından yapılıyor alenen.

1 taşla 4 kuş. Hep diyorum. Şeytan bunlar. Saati sorsanız *bir hesaptan* yalan söylerler, ağızlarına yuva yapmış yalan. Siz diyin genetik miras, ben diyim soysuz ağaç.

Oyuna gelmek ve suni gündeme kapılmak herkesin kendi tercihi bundan kelli.
Sözüm Fenerbahçe yönetimine.
Devamını oku...

12 Nisan 2014 Cumartesi

Wie wurde im angeblichen Manipulationsskandal im Türkischen Fußball "das Recht auf faires Justizverfahren" übertreten?

Was sagen wir Fenerbahceanhänger seit dem 3. Juli 2011? Wie das Wasser ist naß, Manipulationsskandal ist eine Lüge. Dies ist eine politische Operation, gemeinsam durchgeführt von allen daraus profitierenden Parteilen.

Heutzutage wird das Vollstreckungsurteil des Obersten Gerichts erwartet. Anschließend wird unsere Beschwerde beim Verfassungsgericht erfolgen. Seit 3 Jahren schreien wir. Die Justiz wurde für politische Zwecke und Eigeninteressen vergewaltigt. Während des gesamten Gerichtsverfahrens wurde die Justiz offen manipuliert. Es gibt nicht den winzigsten Beweis gegen uns. Aber alle Eure
Gesetzlosigkeiten sind erwiesen.

Unser Marsch für Gerechtigkeit wird wenns sein muß bis in alle Ewigkeiten weitergehen
Bis wir unser faires Justizverfahren bekommen.

Ich werde mich nicht lang befassen. Werde kein Prosa schreiben. Wie man zwar aus den Wörtern „Land und Arbeitern“ Manipulationen beweisen kann, aber die Wörter “Eisenprofil, Fisch und Gebet" noch nicht mal angezweifelt werden, werde ich auch nicht eingehen. Denn dieser Gerichtsprozeß ist nichts als Matsch.

Kurz gesagt ist das eine billige Farce wie wenn ein korrupter Beamter einen ehrlichen Beamten beschuldigt, dieser sei eine Gefahr für die Allgemeinheit, da er ja Korrupt sei.

Daher werde ich von den wiederholt mit Füßen getretenen Artikeln des Grundgesetzes nach dem 3. Juli und dem Justizskandal lediglich 10 Extrem-Beispiele auflisten:

DURCH DAS SONDERGERICHT (ÖYM) VERURTEILTE  OPFER DES ANGEBLICHEN MANIPULATIONSSKANDALS UND DEREN FORDERUNGEN NACH EINHALTUNG FOLGENDER ARTIKEL DES GRUNDGESETZES 

Artikel 9) Die Gesetzgebung erfolgt im Namen des türkischen Volkes durch unabhängige Gerichte.

Artikel 36) Recht auf Rechtersuchen : jeder Bürger auch mit Zuhilfenahme  durch gesetzlich Beauftragte das Recht als Kläger oder Ankläger vor dem Gericht auf ein faires Gerichtsverfahren.

Artikel 38) C Strafprozess und Beweise : Für alle widerrechtlich ermittelten Beweise gilt das Beweisverwertungsverbot.

Artikel 40) XV Schutz des Grundrechts auf Freiheit : jeder, der an der Ausübung seiner Grundrechte gehindert wird, ist der umgehende Zugang an die zuständigen Behörden zu ermöglichen.

Zusammengefaßt: Was sagt die Türkische Verfassung? Gerichte sind unabhängig, Gerichtsverfahren fair, Beweise müssen gültig sein. Wenn nicht, also wenn diese Rechte übertreten wurden hat jeder Bürger das Recht auf erneute faire Gerichtsverfahren. Das sind genau unsere Erwartungen vom Verfassungsgericht.


10 Beispiele wie im angeblichen Manipulationsskandal das Recht auf faires Verfahren mißachtet wurde

1) Telefongespräche des Fenerbahce Präsidenten Aziz Yildirim wurde illegal und ohne gesetzliche Grundlage abgehört und aufgezeichnet. Diese Aufzeichnungen wurden trotz verfassungsrechtlicher Urteile selbst vom Obersten Gericht als Beweise anerkannt. Allein dieser Vorgang ist ein Beweis, daß das gesamte Verfahren nicht gesetzeskonform ist. Der Vorgang erfolgte wie folgt: Aziz Yildirims Telefone wurde wegen seiner Telefonate mit dem damaligen Präsidenten des Türkischen Fußballverbandes Mahmut Özgener am 7-8-10-13 Februar 2011 abgehört. Die richterliche Erlaubnis zur Telefonabhörung wurde jedoch am 17.02.2011 eingeholt. Als die richterliche Erlaubnis eingeholt wurden, waren die Telefongespräche nicht protokolliert. Die Protokollierung der Telefonate erfolgte am 13.04.2011. Als also die Akte beim Richter ankam, gibt’s keine Gesprächsprotokolle. Mit welcher Begründung wurde der Antrag auf  Telefonabhörung gestellt? Mit einem Polizeibericht vom 16.02.2011 , welcher vom damaligen Polizeichef Nazmi Ardic unterschrieben war. Eben dieser Nazmi Ardic wurde jedoch mit der  Säuberungswelle in der Polizei nach dem 17.12.2013 von seinen Ämtern entbunden unter dem Vorwand dieser würde der Parallelwelt dienen. Die Telefonate des Aziz Yildirim, Mahmut Özgener (Damaliger Fußballverbandschef) und Oguz Sarvan (damaliger Chef der Schiedsrichterkommission des Fußballverbandes)  wurden unter dem Vorwand der Bildung einer kriminellen Vereinigung abgehört. Jedoch wurde die Verfolgung der anderen beiden Namen eingestellt .Die Absicht war hier sehr offensichtlich.

2) Eine weitere illegale Abhörmaßnahme nicht im Sinne des § 135  Strafprozeßordnung siehe  
Anklageschrift Seite 21 Grund der Abhörung des Mecnun Odyakmaz (Präsident des 1. Ligisten Sivasspor) zu 100% ungesetzliche Absichtsprognostizierung.
Also mit dem Vorwand jemand könnte  in der Zukunft eine Strafe begehen!

3) Im gesamten Verfahren wurden die Genehmigung über die Abhörungen, der Antrag auf U-Haftnahme und die Urteilsverkündung mitunter eines Richters vorgenommen . Das ist jedoch mit dem Strafprozeß Artikel 23 nicht vereinbar Quelle http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=5361]

4) Die Ermittlungen wurden mit außergewöhnlichem Einsatz der Beweisaufnahme begonnen. Bei Betrachtung der Akte nach dem Strafrecht § 135 und 140 hat man den Eindruck, daß obwohl die gesetzliche Vorgaben nicht vorlagen , trotzdem mit außergewöhnlichen Ermittlungen begonnen wurde. Mit dem Befehl am 01.10.2010 wurde die Eröffnung des Ermittlungsverfahrens eingeleitet. Im Anschluß erfolgte nicht die normale gewöhnliche  Beweisaufnahme sondern direkt außergewöhnliche Beweisermittlung

5) Gemäß den Vorgaben des fairen Verfahrens kann kein Angeklagter ohne Inhaftierung nicht wie ein Verbrecher behandelt werden. Selbst die Inhaftierung ist nicht der Beweis für die Schuld. Außerdem dürfen Polizei und Justizbehörden mit ihren Veröffentlichungen zu dem Stand der Ermittlungen im laufenden Verfahren die Gerichte  nicht beeinflussen . In diesem Fall hat jedoch die Polizei Details aus den Ermittlungen veröffentlicht und Statements über baldige Inhaftierung der Angeklagten abgegeben . Das offizielle Statement der Istanbuler Polizei „ wir haben in 19 Spielen Manipulationen festgestellt“ und die voreilige Eintragung des Gefängnisses Metris als Wohnort des Aziz Yildirim ( obwohl dieser dem Haftrichter noch überhaupt nicht vorgeführt wurde ) sind 2 Beispiele dafür.

6) Das Oberste Gericht hat trotz Hinweis auf  ihren Presseveröffentlichungen ihre ausführliche schriftliche Urteilsbegründungen teilweise weder den Angeklagten noch ihren Rechtsvertretern zukommen lassen. Das ist gegen die Regeln des Strafrechts § 297/3 nach fairem Verfahren. Eigentlich hätte das  Obersten Gericht selbst, ihre 5. Strafkammer auffordern müssen,  für die Zustellung der Urteile zu sorgen. Allein dieser Vorgang ist ein rechtswidriger Grund für ein neues faires Verfahren

7) Während des Prozesses wurde festgestellt, daß der Diebstahl der Fragen zur (vom Türkischen Fußballverband durchgeführten) Prüfung der Spieler-Manager absichtlich mit diesem Verfahren zusanmmengefaßt wurde. Hier gibt’s offenbar das Gesprächsprotokoll 2703 zwischen Mahmut Özgener (damaliger Verbandspräsident) und Senes Erzik (Uefa-Vize). Im besagten Telefongespräch hat Mahmut Özgener Senes Erzik mitgeteilt, welcher Verbandsangehöriger die Fragen der o.g. Prüfung an die Teilnehmer im Vorfeld übergeben hat. Obwohl  dieser Diebstahl wichtiger Bestandteil des Verfahrens war und es diesbezüglich Verurteilungen gab, wurde der Inhalt weder vor Gericht vorgelesen noch wurden diese beiden Personen vorgeladen. Durch diesen Verzicht
Des Gerichts wurden die beiden Beteiligten quasi von allen anderen Angeklagten fluchtartig ferngehalten. [Quelle: http://i.imgur.com/W5r8qVh.jpg]

8) Bei einem weiterem Telefonat laut Protokoll Nummer 2488 zwischen Lütfi Aribogan (damaliger Vize –Verbandschef) und Levent Kizil (Präsident des 1.Ligisten Bursaspor )  zur vom Verband durchgeführten Manager-Prüfungen wurden diese Beteiligten nicht im normalen Verhandlungstag, sondern auf besonderen Wunsch an einem verhandlungsfreien Tag vom Gericht vernommen. Mit  dieser Sonderbehandlung  entgingen die beiden Beteiligten jeglichen Fragen der Verteidigung der Angeklagten, die mit ihren Fragen an den für die Prüfung verantwortlichen Verbandsvizechef  einige Unklarheiten für die Angeklagten zugunsten oder zuungunsten hätten klären können.

9) In einem gewöhnlichen Verfahren wird zunächst festgestellt, welche Personen als Angeklagte bzw. als Zeugen vorgeladen werden. Aber im angeblichen Manipulationsskandal wurden nur Eigene Vorteilnahmen und politische Grundsätze berücksichtigt.
Als Beispiel wurde bis zum 18.11.2011 gegen den damaligen Präsidenten des 1. Ligisten IBBSpor Göksel Gümüsdag nicht ermittelt. Nach jenem Tag –was auch passiert  gewesen sein mag- wurden seine Telefonate plötzlich als Protokolle veröffentlicht. ( inhaltlich geht es um das Gesetz 6222 Verhinderung von Manipulation  im Sport. Die an den Ermittlungen Beteiligten streiten sich über die Anwendbarkeit des Paragrafen 6222 . durch die Aussage „so haben wir das nicht besprochen „ sorgt ein Beteiligter dafür, daß sein mit ihm kooperiender Verwandter mit in der Anklageschrift auftaucht. Nach 2 Jahren geben beide Seiten zu, daß ihre Wege sich an der Anwendung des Paragrafen 6222 getrennt haben.

10) Durch die Anerkennung der ungesetzlich ermittelten Beweise im Gerichtsverfahren wurden Artikel 13,22,36 und 38/6 des Türkischen Grundgesetzes sowie Artikel 6 und 8 der Europäischen Menschenrechtskonvention gebrochen.

Resümierend wurde die Justiz in 5 Schritten manipuliert: 

  1. Manipulation durch Verlegung : Verlegung der Akte von Giresun nach Istanbul
  2. Manipulation durch  Ermittlung: Abhörung des Aziz Yildirim und vielen anderen ohne rechtliche Grundlage
  3. Manipulation durch Vorgehen: Abwarten bis 6222 beschlossen wird. Aber dennoch Beweisaufnahme und Abhörung vor  Inkrafttreten des Gesetzes
  4. Manipulation durch Verhandlung :keine Aufnahme von Beweisen zugunsten der Angeklagten, heimliche Anhörung der Zeugen, keine Anhörung der von den Angeklagten benannten Zeugen
  5. Manipulation durch die Justiz: Entscheidung des Obersten Gerichts, trotz verfassungsrechtlicher Urteile, daß gesetzeswidrig ermittelte Beweise nicht anerkannt werden dürfen… und das bloße Telefonate allein keine Begründung für eine Verurteilung sein darf. Sammelprozeß mit 92 Angeklagten wurde in 26 Verhandlungstagen übereilt entschieden. Die Entscheidung des Obersten Gerichts ist eine Kopie der Entscheidung des Sondergerichts

All das hier genannte ist eine kurze Zusammenfassung über die wiederholt genannten Justizopfer der letzten 3 Jahre in kurzen Worten

Die seit dem 3 Juli 2011 durch die Angeklagten/Verurteilten argumentierte Manipulation der Justiz und ungesetzliches Verfahren werden nun seit dem 17.12.2013 auch von der gesamten Regierungsebene argumentiert und  auf die Einhaltung der im Grundgesetz verankerten Artikel 9, 36, 38 und 40 bestanden.

Am 21.02.2014 wurde die endgültige Schließung der Sondergerichte, die auch das sogenannten Manipulationsskandal  urteilten, durch das türkische Parlament beschlossen, mit der Begründung diese Sondergerichte hätten gesetzeswidrig geurteilt. Durch neue Gesetzesordnungen wurde anschließend erneut  beschlossen, daß abgehörte Telefonate allein nicht als Beweise ausreichen, mit der Folge, daß alle Inhaftierten des 17.12.2013 freigelassen wurden.

Außerdem wurden alle mit dem sogenannten Manipulationsskandal beauftragen hochrangigen Beamten Polizeichef Nazmi Ardic, späterer Staatsanwalt Mehmet Berk , vorheriger Staatsanwalt Zekeriya Öz und der Richter Mehmet Ekinci für die gesetzeswidrigen Verfahren vor dem Sondergericht in niedrigere Ämter teils in die Provinz versetzt.

Man muß sich vorstellen, ein Trojanisches Pferd nistet sich in die unabhängige türkische Justiz ein, richtet mit ihren „ Soldaten“ urteilsmäßig Schaden an, wird enttarnt und anschließend zersprengt aber durch die Entscheidungen, die sie zusammen mit kooperierenden Organismen gefällt haben , bringen weiterhin Schaden und Leid an die Opfer.

So etwas kann weder durch die türkische Verfassung noch durch das Grundprinzip eines rechtstaatlichen Strafverfahrens noch durch das Gewissen der Allgemeinheit akzeptiert werden.

Die unabhängige Türkische Justiz muß diesen schwarzen Schandfleck reinigen und das Theater um 3. Juli 2011 beenden.


Es darf jetzt nur noch Bühne frei für die unabhängige türkische Gerichte heissen.
Devamını oku...

How was the ‘Right to a Fair Trial’ violated in the trial on alleged match-fixing?

What have we, the supporters of Fenerbahçe, been saying for the past three years? The match-fixing is a lie, that this is a political operation and a joint product of the coalition founded by ‘beneficiaries.’

These are the days where the execution of the ruling of the Supreme Court  is being expected. The same days when our appeal is waiting at the Constitutional Court. For three years we have been crying out. You deceived the law for your politics and your interests. In all levels of justice, you ‘match-fixed’ as eyes looked on and testified. Your slander has no evidence, but the acts of unlawfulness you committed are well-attested. Our march for justice - if necessary - will continue until the end and will gain our right to a fair trial.

I will not write at length. I will not talk in prose. I will not come to find such language as “shape,” “fish” or “prayer” as suspect while one is convinced of the match-fixing allegations by pulling away from “farm hand” or “worker” words for the principal of the job. Because this is the slime which you know as the trial. The basis of this trial is a cheap script where public officials who take bribes accuse officials who don’t with accepting bribes on account of the fact that they have threatened the *established order.*

Because of this, I have put in order just ten striking examples of the articles of the constitution disregarded on and after the 3rd of July, and the *hundreds* of violations of the right to a fair trial carried out during the trial.

The articles of the constitution which the victims of the Specially Authorized Court (ÖYM) requested from Constitutional Court for their defence:


Article 9: Jurisdiction is used on behalf of the Turkish Nation by independent courts.

Article 36 - Right to Legal Remedies: Everyone has the right of litigation either as plaintiff or defendant and the right to a fair trial before the courts through legitimate means and procedures.

Article 38 - Principles relating to offences and penalties: Findings obtained through illegal methods shall not be considered evidence.

Article 40 - Protection of fundamental rights and freedoms: - Everyone whose constitutional rights and freedoms have been violated has the right to request prompt access to the competent authorities.

In brief, what does the Constitution of the Republic of Turkey say? Courts will be independent, trials will be fair, evidence will be formal. If not, so to say if these rights are violated, a citizen has the right to apply for a *fair* retrial. Today, what we expect from the Constitutional Court is this.

Ten examples of evidence that fair trial was violated in the trial of alledged match-fixing:


1- Aziz Yıldırım was listened in to through illegal means in a manner which went against the law, and these recordings were accepted as evidence by all bodies including the supreme court despite the ruling of the Constitutional Court. This issue alone is proof that the trial in its entirety was unlawful. The event took place in this manner: The discussions of Aziz Yıldırım with Mahmut Özgener dated the 7th, 8th, 10th and 13th of February 2011 were recorded. However the decision to record these was made on the 17th of February 2011. When the decision to record the discussions was taken the tapes had not been transcribed. The date the tapes were transcribed was the 13th of April 2011. As so, when the dossier came in front of the judge, there was no tape. So for what reason did the request for surveillance come in front of the judge? Through a police report dated the 16th February 2011. Signed by police chief Nazmi Ardıç, whose name came to prominence after the 17th of December operation on the grounds that he had served the parallel construct inside the police department.

Aziz Yıldırım, together with Mahmut Özgener and Oğuz Sarvan were recorded over claims relating to an illegal organization, however the two names beside Yıldırım eluded a trial. The aim is very very clear.

2- Another example on the unlawful surveillance decision which was not made to be based on law is the clear contradiction with this to article 135 of the Code of Criminal Procedure. Page 21 of the accusation is the justification to listen in to Mecnun Odyakmaz. It is a 100% violation of the law and fabrication of intent. A precaution had been carried out under the foresight that a person was going to commit a crime in the future. [Source 1: http://i.imgur.com/n0OETd0.jpg Source 2:  http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=5720]

3- One of the people in the investigation who gave the decisions for surveillance, for arrest and detention, and finally gave the court rulings is the same judge. This clearly opposes article 23 of the Code of Criminal Procedure.

4- In the investigation, the first task was the application for the procedure to obtain unusual evidence. When the case dossier was examined, the impression was given that one had applied for unusual precautions by evoking articles 135 and 140 of the Code of Criminal Procedure despite them not comprising of legal requirements. In the investigation which was commenced on the 1st of December 2010, it is seen that no usual procedures for the collecting of evidence were applied for, and that extraordinary means were directly applied for. [Sources: http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=5725]

5- The need for the principle of a fair trial cannot be shown as being suspect without a suspect court making a decision for arrest. Moreover, even the ruling for detention is not demonstration of guilt. Furthermore, they cannot be found in opinions or statements which will affect the trial on the investigation on law-enforcement officers. However, police overstepped their duty in this dossier and had declared their opinions and views prior in advance concerning the limitation of peoples’ liberty. The announcement of the İstanbul Police Department that “We established cases of match-fixing in 19 matches” and the showing of the address of Aziz Yıldırım as outwork are the two most striking examples of this.

6- The Supreme Court of Appeals prosecutor's office did not share the letter of notification with the defendants or their proxies despite publishing this letter of notification and presenting this as a base in the ruling in countenance to the legal consideration on some defendants. This case is a violation of a fair trial according to article 297/3 of the Code of Criminal Procedure. Against this violation, it would have been necessary for the Supreme Court 5th Punishment Bureau to demand the removal of this shortcoming. On its own, even this is a violation against a fair trial which will necessitate the giving of the right to a fair retrial. [Source 1: http://i.imgur.com/KRn4Xlk.jpg Source 2: http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=6153]

7- While it was necessary for an application to be made on statements in the presence of the court relying on meetings in the telephone surveillance recordings numbered 2703 belonging to Mahmut Özgener and Şenes Erzik related to the stealing of managerial exam questions, accepted after the investigation was deliberately combined, this did not occur. In the tape whose number was mentioned, Mahmut Özgener told Şenes Erzik that he had found the person who had leaked the questions. However such significant information and persons were merely missed by the court where the defendants of the crime and defence council sat. [Source: http://i.imgur.com/W5r8qVh.jpg]

8- An application for witness statements was not made not during the hearing based on the 2488-numbered telephone surveillance recording of the talk between Lütfi Arıboğan and Levent Kızıl on the football representatives exam but by opening private hearings against these people and in fact by avoiding the defendants and their defence council. Yet the bringing out of a situation both for and against by answers Lütfi Arıboğan will give to the questions to be asked by the people who were tried and their defence council for reason that there is information on the events discussed in the trial will become the point for discussion. [Source: http://i.imgur.com/KCzSzcO.jpg]

9- In an event which came in front of the judicial authority, it must first of all be clear during the investigation as to whether or not a person is a defendant and whether or not one applied for information. However this necessity was in the trial on alleged match-fixing found a place inside the political and beneficiary order. For example, the telephone conversations of İstanbul BB Sports Club chairman Göksel Gümüşdağ, on which no action was taken up until the 18th of November 2011 in relation to this investigation dossier, were after this date - which event had taken place - recorded on tape. [The allegation here is this: The allies of the 3rd of July operation clashed over the issue of the modification of law number 6222. The side which said “We had not discussed it like this” is threatening their ally by putting their relations on the criminal charges. After two years, the two sides are conceding that they have separated over the question of modifying law number 6222.]

10- The result of illegal evidence being used in the trial is the issue of articles 13, 22, 36, and 38/6 of the Constitution together with articles 6 and 8 of the European Convention on Human Rights being violated.

In summary, jurisdiction was manipulated in five stages:


1.     Operation Game-fix: The dossier being taken from Giresun to İstanbul.
2.     Investigation Game-fix: The illegal recording of Aziz Yıldırım and a large number of trial victimsç
3.     Prosecution Game-fix: The expectation from law number 6222, and the listening in over match-fixing claims despite it not being legal.
4.     Trial Game-fix: The lack of collection of evidence. The secret monitoring of witnesses. The lack of listening to the testimony of witnesses for the defence.
5.     Legal Game-fix: The Supreme Court stage. The acceptance of illegal recordings alone as evidence despite the ruling of the Constitutional Court. The tying of the dossiers of 92 defendants to the fairly haste ruling in just 26 work days. The Supreme Court’s decision being a copy of the Special Authorized Court’s justified decision.

All of what has been written above is just a small summary of the unjust treatment which has been voiced numerous times over the last three years. Just ten chosen from the many hundreds of examples.

The unlawful hearings against which all defendants and/or those convicted have protested against repeatedly have after the 17th of December 2013 been voiced by almost all senior state officials and have unfolded in incontestable opposition to articles 9, 36, 38, and 40 of the Constitution.

On the 21st February 2014, the official de facto closing of the Specially Authorized Courts which had overseen the trial on alleged match-fixing was accepted in parliament due to the illegalities coming out in rulings they gave, and new regulations came to the fore. With the new regulations, it was once again stated in a more clear manner that telephone recordings could not be used as evidence alone, and in fact that the defendants of the 17th of December Operation were released on account of this principal.

Furthermore, the aces of the trial on alleged match-fixing, police chief Nazmi Ardıç, Prosecutor Mehmet Berk, Prosecutor Zekeriya Öz, and Judge Mehmet Ekinci, were stripped of rank and assigned to different positions to due to the unlawful operations they directed through the Specially Authorized Courts.

Think about such a scenario; a wooden horse of Troy which infiltrated the Turkish Independent Judiciary is bringing about a series of rulings and results, and following that, the decisions taken by this organism which has been disclosed and liquidated and their components are continuing to create unjust treatment.

Neither the Constitution of the Republic of Turkey, nor universal law or the conscience of the public will accept this.

The Turkish Independent Judiciary must clean off the dark stain it has on it, and must end the 3rd of July theatre. The stage must be that of independent Turkish courts where the fair trials will take place.


Devamını oku...

7 Nisan 2014 Pazartesi

Sözde Şike Davası'nda *Adil Yargılanma Hakkı* nasıl ihlal edildi?

Biz Fenerbahçeliler 3 yıldır ne söylüyoruz? Su ıslak, şike yalan. Bu siyasi bir operasyon ve menfaatdarları ile kurulan koalisyonun ortak ürünü.

Yargıtay kararının infazı bekleniyor şu günlerde. Anayasa Mahkemesi'nde başvurularımız bekliyor aynı tarihlerde. 3 yıldır haykırıyoruz. Hukuğu siyaset ve menfaatleriniz uğruna iğfal ettiniz. Yargının tüm aşamalarında göz göre göre, göstere göstere *şike* yaptınız. Çamurunuzun delili yok ama yaptığınız hukuksuzlukların tamamı ispatlı. Adalet yürüyüşümüz -gerekirse- sonsuza dek sürecek ve adil yargılanma hakkımızı alacağız.

Uzun uzun yazmayacağım. Edebiyat yapmayacağım. İşin esasına, yani tarla ve işçi kelimelerinden yola çıkılarak şikeye kanaat getirirken; demir profil, balık ve dua gibi sözcüklerin şüpheli dahi bulunmamasına girmeyeceğim. Çünkü bu davanın esası bildiğin balçık. Bu davanın esası; rüşvet yiyen memurun, yemeyen memuru *düzeni* tehdit ettiği gerekçesiyle rüşvet yemekle suçladığı ucuz bir senaryo.

Bu yüzden ben, 3 Temmuz ve sonrasında paspas olan anayasa maddelerini ve dava boyunca yapılan *yüzlerce* adil yargılama ihlalinden 10 çarpıcı örneği sıralayacağım sadece.



Sözde Şike Davası'nda Özel Yetkili Mahkeme (ÖYM) mağdurlarının Anayasa Mahkemesi'nden korunmasını talep ettiği Anayasa maddeleri:


9. Madde: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.


36. Madde - Hak arama hürriyeti: Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile ADİL yargılanma hakkına sahiptir.

38. Madde C. Bendi Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar: Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

40. Madde XV. Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması: Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Özetle ne diyor Türkiye Cumhuriyeti Anayasası? Mahkemeler bağımsız, yargılama adil, deliller usule uygun olacak. Değilse, yani bu haklar ihlal edilmişse, vatandaş yeniden *adil* yargılanma başvuru hakkına sahiptir. Bugün Anayasa Mahkemesi'nden beklentimiz de budur.



Sözde Şike davasında adil yargılamanın ihlal edildiğine delil 10 örnek:

1- Aziz Yıldırım illegal yollarla, hukuğa aykırı bir şekilde dinlenmiş, bu dinlemeler Yargıtay dahil tüm birimlerde Anayasa Mahkemesi kararına rağmen delil olarak kabul edilmiştir. Sadece bu konu bile davanın bütünüyle hukuksuz olduğunun ispatıdır. Olay şu şekilde cereyan etmiştir: Aziz Yıldırım 7-8-10-13 Şubat 2011 tarihli Mahmut Özgener konuşmaları sebebiyle dinlemeye alınmıştır. Ancak dinleme kararı 17 Şubat 2011'dir. Dinleme kararı alındığında tapeler yazılmamıştır. Tapelerin yazılma tarihi 13 Nisan 2011'dir. Yani dosya hakim önüne gittiğinde henüz tape yoktur. Peki dinleme talebi ne ile gitmiştir hakim önüne? 16 Şubat 2011 tarihli polis raporu ile. 17 Aralık operasyonu sonrası Emniyet Müdürlüğü içerisinde paralel yapıya hizmet ettiği gerekçesiyle sürülen Polis Şefi Nazmi Ardıç'ın imzasıyla.
Aziz Yıldırım, Mahmut Özgener ve Oğuz Sarvan ile birlikte örgüt iddiası ile dinlemeye alınmıştır ancak Yıldırım dışındaki 2 isim davadan sıyrılmışlardır. Amaç çok ama çok açıktır.

2- Bir usulsüz ve hukuğa dayandırılmayan dinleme kararı örneği daha, CMK 135’e açıkça aykırılık. İddianame Sayfa 21, Mecnun Odyakmaz dinleme kararı gerekçesi. % 100 hukuğa aykırı ve niyet okumacılığı. Bir kişinin ileride suç işleyebileceği öngörüsü altında tedbir uygulanmıştır. [Kaynak 1: http://i.imgur.com/n0OETd0.jpg Kaynak 2: http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=5720]

3- Soruşturmada dinleme kararlarını, gözaltı ve tutuklama kararlarını ve en son mahkeme kararını veren kişilerden biri aynı hakimdir. Bu durum CMK 23. maddeye açıkça muhalefet etmektedir. [Kaynak: http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=5361]

4- Soruşturmada ilk iş olarak olağandışı delil elde edilme yöntemlerine başvurulmuştur. Dosya incelendiğinde, CMK 135 ve CMK 140 uyarınca başvurulan olağandışı tedbirlere, yasal koşulları oluşmadığı halde başvurulduğu izlenimi verilmiştir. 01.12.2010 günlü emirle başlatılan soruşturmada, hiçbir olağan delil toplama yöntemine başvurulmadan, doğrudan olağanüstü yollara başvurulduğu görünmektedir. [Kaynak: http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=5725]

5- Adil yargılanma ilkesi gereği, bir şüpheli mahkeme tutuklama kararı vermeden suçluymuş gibi gösterilemez. Kaldı ki, tutuklama kararı bile suçluluğun ispatı değildir. Ayrıca kolluk kuvvetleri yapmış oldukları soruşturmayla ilgili olarak yargılamayı etkileyecek fikir ve beyanlarda bulunamazlar. Ancak, polis bu dosyada görev aşımı yapmış ve kişilerin hürriyetinin kısıtlanması noktasında önceden fikir ve görüş beyan etmişlerdir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün "19 Maçta şike tespit ettik" açıklaması ve Aziz Yıldırım'ın adresinin Metris olarak gösterilmesi bunun en çarpıcı iki örneğidir.

6- Yargıtay Başsavcılığı; bazı sanıklar hakkında mütalaası aksine tebliğname yayınlamasına ve kararda buna dayanak göstermesine rağmen, bu tebliğnameyi sanık ve vekilleri ile paylaşmamıştır. Bu durum CMK 297/3’e göre adil yargılamanın ihlalidir. Bu ihlal karşısında Yargıtay 5. ceza dairesi bu usülü eksikliği giderilmesini talep etmesi gerekirdi. Tek başına bu bile yeniden yargılanma hakkının verilmesini gerektirecek bir adil yargılanma ihlalidir. [Kaynak 1: http://i.imgur.com/KRn4Xlk.jpg Kaynak 2: http://www.turkhukuksitesi.com/mevzuat.php?mid=6153]

7- Soruşturmanın; maksatlı birleştirildiği sonradan anlaşılan, menajerlik sınavı sorularının çalınmasına dair Mahmut Özgener ve Şenes Erzik’e ait 2703 nolu telefon dinleme kaydındaki görüşmelerine istinaden mahkeme huzurunda ifadelerine başvurulması gerekirken bu gerçekleşmemiştir. Numarası verilen tapede, Mahmut Özgener Şenes Erzik'e soruları sızdıran kişiyi bulduklarını söylemiştir. Ancak böylesine kaydedeğer bir bilgi ve kişi, ilgili suçun sanıklarının ve müdafiilerinin de bulunduğu mahkemeden adeta kaçırılmışlardır. [Kaynak: http://i.imgur.com/W5r8qVh.jpg]

8- Lütfi Arıboğan ve Levent Kızıl’ın futbol temsilcisi sınavı ile ilgili olarak yaptıkları görüşmenin 2488 nolu telefon dinleme kaydına istinaden duruşma sırasında değil, kişiye özel duruşma açılarak, adeta sanık ve müdafiilerinden kaçırılarak tanıklık bilgisine başvurulmuştur. Oysa ki yargılanan kişilerin ve müdafilerinin Lütfi Arıboğan'a, yargılamaya konu olan olaylar hakkında bilgisinin olduğu gerekçesiyle soracağı sorular karşısında, Lütfi Arıboğan'ın vereceği cevapların lehe veya aleyhe bir durum çıkarması sözkonusu olacaktır. [Kaynak: http://i.imgur.com/KCzSzcO.jpg] 

9- Adli makamların önüne gelen bir olayda; ilk olarak soruşturma sırasında herhangi bir kişinin sanık olup olmayacağı, bilgisine başvurulup başvurulmayacağı belli olmalıdır. Ancak bu gereklilik Sözde Şike Davası dosyasında siyasi ve menfaat düzeni içinde yer bulmuştur. Örneğin; bu soruşturma dosyası ile ilgili olarak 18.11.2011 tarihine kadar hakkında herhangi bir işlem yapılmayan İBB Spor Kulübü Başkanı Göksel Gümüşdağ; bu tarihten sonra, -hangi olay meydana gelmiştir ki- telefon görüşmeleri tape haline getirilmiştir. [Buradaki iddia şu: Operasyonun müttefikleri 6222 nolu yasanın tadili konusunda fikir ayrılığına düşüyorlar. "Böyle konuşmamıştık" diyen taraf akrabasını iddianameye sokarak müttefiğini tehdit ediyor. Aradan 2 yıl geçtikten sonra iki taraf da yollarının 6222 nolu yasanın tadili meselesinde ayrıldığını itiraf ediyor.]

10- Hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılması sonucu, Anayasa madde 13, 22, 36 ve 38/6 ile Avrupa İnsan Hakları Sözeşmesi madde 6 ve 8 hükümlerinin ihlal edilmesi söz konusudur.


Özetle, Yargı 5 adımda manipüle edilmiştir:


  1. Operasyon Şikesi: Dosyanın Giresun'dan İstanbul'a alınması.
  2. Soruşturma Şikesi: Aziz Yıldırım ve daha birçok mağdurun illegal bir şekilde dinlemeye alınması.
  3. Kovuşturma Şikesi: 6222 nolu yasanın beklenmesi, yasa olmadığı halde şike iddiası ile dinlenmesi.
  4. Yargılama Şikesi: Delillerin toplanmaması. Şahitlerin gizli dinlenmesi. Savunma şahitlerinin hiç dinlenmemesi.
  5. Hukuk Şikesi: Yargıtay aşaması. Anayasa Mahkemesi kararına rağmen hukuka aykırı ve tek başına dinlemelerin delil kabul edilmesi. 92 sanıklı dosyanın 26 iş günü içerisinde, adeta alelacele karara bağlanması. Yargıtay kararının, ÖYM gerekçeli kararın bir kopyası olması.

Tüm bu yukarıda yazılanlar, 3 yıllık süreçte defalarca anlatılan mağduriyetlerin özetinin özeti. Örnekler yüzlercesinin arasından seçilen 10 tanesi.


3 Temmuz 2011’den bu yana tüm sanık ve/veya hükümlülerin defaatle beyan ve itiraz ettiği hukuksuz yargılamalar; 17 Aralık 2013 sonrası neredeyse tüm devlet erkanı tarafından da dile getirilmiş ve Anayasa’nın 9, 36, 38 ile 40. maddelerine muhalefet tartışmasız bir şekilde gözler önüne serilmiştir.

21 Şubat 2014’de Sözde Şike Davası’nın da görüldüğü Özel Yetkili Mahkemelerin, verdiği kararlarda hukuk dışına çıktığı gerekçesiyle resmen ve fiilen kapatılması TBMM’de kabul edilmiştir ve yeni düzenlemeler meydana gelmiştir. Yeni düzenleme ile telefon dinlemelerinin tek başına delil olamayacağı bir kez daha net bir şekilde belirtilmiş ve hatta bu esasa dayanarak 17 Aralık Operasyonu sanıkları tahliye edilmiştir.

Ayrıca; Sözde Şike Davası'nın kare ası Polis Şefi Nazmi Ardıç, Savcı Mehmet Berk, Savcı Zekeriya Öz ve Hakim Mehmet Ekinci ÖYM'ler vasıtasıyla yürüttükleri hukuksuz faaliyetler sebebiyle tenzili rütbe ile farklı yerlerde görevlendirilmişlerdir.

Öyle bir senaryo düşünün ki; Türk Bağımsız Yargısı'na sızmış bir Truva atı, içindeki *askerleriyle* bir kararlar silsilesine/sonuçlarına sebep oluyor ve ardından ifşa ve tasfiye olan bu organizma ile bileşenlerinin aldıkları kararlar mağduriyet yaratmaya devam ediyor.

Bunu ne Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ne evrensel hukuk ne de kamuoyu vicdanı kabul eder.

Bağımsız Türk Yargısı, üzerindeki bu kara lekeyi temizlemeli ve 3 Temmuz tiyatrosuna son vermelidir. Sahne artık adil yargılamanın yapılacağı bağımsız Türk mahkemelerinin olmalıdır.

Devamını oku...

18 Mart 2014 Salı

Yaşadığımız adalet yoksunluğunun adı: Simülasyon

Öyle zamanlar ki: “gerçeklik” kavramı yerleyeksan.

Gördüklerimiz, duyduklarımız, okuduklarımız, dinlediklerimiz tanımladığımız gerçeklik kavramına uzak, uzak olduğu kadar da yakın. Böyle bir zamanda ortaya atılan sıradışı teoriler ile yaşanılanların uygunluğu daha da yatıyor akla.

Adaletin ve düzenin tüm anlamlarının kaybolduğu şu günlerin en iyi tanımını Jean Baudrillard yapıyor sanırım. Onun deyimi ile bir “simülasyonun” içinde yaşıyoruz biz. Çok uzun süredir böyle bu durum. Her olayda ve her durumda yapay bir şekilde yeniden üretilen bir simülasyon bu. Kimi için uzun yıllar önce başlayan bu yapay düzen, Fenerbahçeliler için 3 Temmuz 2011’den beri her gün yeniden üretildi. Her an ve her yeni durumda, bu düzenin tasarlayıcıları tarafından gerçek olmayan bir görünüm yaratılıyor, yeniden yeniden ve yeniden üretiliyor.

Dikkat edilmesi gereken nokta şu ki: bu tasarlayıcı/lar bir olayı gizlemiyor, değiştirmiyor. Onlar “yok olana” inandırıyor. Olmayanı var ediyor, üretiyor ve inandırıyor. Ne yazık ki toplumun her kesimi bu simülasyonun içinde kaybolmuş, üretilen her oyunun peşine takılmış bir halde dönüp duruyor.
Ortaya çıkan her varolmayan gerçeğe(!) inanmaya hazırız çünkü gerçeklik kavramımızı yok ettiler.

Bunu bilerek, bu simülasyonun bir başlangıcı olarak yaptılar.
Önce “gerçek” kavramını yok ettiler,
Sonra “varolmayan gerçekleri” ortaya attılar,
Sonunda da gerçeğin yalnızca onların gösterdikleri olduğuna inandırdılar.

Yaşadığımız hayat öylesine anlamın kaybolduğu, gördüklerimiz ile sınırlı olan bir yokluk dünyası ki, tüm bunlar olurken biz hep başka yerlerde başka tartışmaların içinde olduk.

Tüm bunları ne ile yaptıklarına gelince: bu oyunun kodlarını imgeler oluşturuyor ne yazık ki. Gerçeğin hiçbir çeşidiyle ilişkisi olmayıp, yalnızca kendi kendinin simülarkı (bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünüm) olan imgeler.

Günler, olaylar hatta bu oyunu hazırlayanlar değişse de içinde bulunduğumuz bu düzen değişmedi. Hala görünmesi istenenleri görüp, duyulması istenenleri duyuyoruz. Hiçbirinin gerçek olmadığı bu yanılgılar düzeninde yapılabilecek tek bir şey var:

Her birimizin Matrix filmini izlemişliği vardır. Orada olan bir sahne tam da bu oyunun çözümü üzerine kuruludur. Kahramanımızın iki seçeneği vardır. Kırmızı-mavi haplardan yalnızca birini seçmek. Biri ona yaşadığı yanılgı düzenini geri getirecektir, diğeri ise gerçek olan dünyayı.

Aynı seçim şimdi bizlerin önünde. Ya bu haplardan bize altın tepside verileni, yani “gösterilmek isteneni” alıp hayata geri dönecek ve gitmemizi istedikleri yolda gideceğiz ya da gerçeğin yani adaletin peşinden koşacağız.

Öyle ki “adalet” kavramının olmadığı bir düzende önce adaleti bulup, sonra “adalete Fener yakacağız.”

Şimdi seçim bizim.
Hangisinin peşinden gideceğiz?

@Gagseren yazdı.
Devamını oku...

5 Mart 2014 Çarşamba

Ey Fenerbahçe'nin Aydınlık Geleceği, şu anda ne yapıyorsun?

"Kaderinden kaçamazsın" derdi rahmetli Babanneciğim. Gerçekten de öyle, hayır ya da şer, farkında olmadan kaderine koşuyor insan.

107 yıllık çınar diyoruz ya Fenerbahçe'ye. Ne badireler atlattı, ne sevinçler yaşattı nicelerine. Ama tutku bu, terketmiyor sevdayı ve belki de acılar derinleştiriyor kaderimizi.

Futbol ekseninden göz atarsak, aslında 2006'da atıldı ilk çentik. Kırıldı kalpler. Sonra 2010. Ve ardından 3 Temmuz. Her "Başımıza daha ne gelecek?" dediğimizde, kaderimiz kötü şakalar yaptı bize. Güldürdü de elbette. 2008'de çeyrek final, 2013'de yarı final ağzımızda unutulmayacak bir tad bıraktı. Gel gelelim 3 yıllık mücadeleye. Hiçbir detayına girmek istemiyorum. Yapılan işkence, onanmaz yaralar açtı ciğerlerimizde. Kalpler yorgun ve ama sağlam. Akıllar dalgın ve ama olgun şimdi.

Hasarı tespit eden çok olur böyle günlerde; ben Polyanna'nın uzaktan akrabası olma sorumluluğuyla, olumlu yanlarına -da- bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bu tuzak ve işkence, hiçbir şey yapmadıysa bile eksiklerimizi gösterdi ve bağışıklığımızı kuvvetlendirdi. Ki herkese nasip olmayacak bir madendir dipteki. Ama tabi bakmasını bilmeli.

Aziz Yıldırım'ın 16 yıllık başkanlık serüveni, bugün nefret edeni dahil kabul görmüştür ki, Fenerbahçe'ye yapısal ve ekonomik anlamda çağ atlattı. Sadece Fenerbahçe'ye değil, Türk sporu adına bir devrim örneği teşkil etti. Evet Fenerbahçe'nin potansiyeli her zaman vardı ama tabiri caizse dağdaki suyu köye Aziz Yıldırım getirdi. Barajlar, sulama kanalları yaptı. Burası tartışılmaz. Bu yapısal açıdan kuvvetlenmiş ekonomik gücün yeşil sahalara ve salonlara yansıması ise elbette tartışılabilir. Ki öyle de oluyor zaten. Eksileriyle artılarıyla, taşıdığı her tuğla ve cesareti için sonsuz teşekkür ediyorum kendisine.

Aziz Yıldırım'ın başkanlık görevi kendisinin de belirttiği gibi bir gün son bulacak. Tüm Fenerbahçeliler'in temennisi bunun kendi rızası veya kongre kararıyla olması elbette. Ama biliyoruz ki bu devrin bir sonu var. Ve bu yüzden diyebiliriz ki, Fenerbahçe'yi ama 3 gün, ama 3 ay, ama 3 yıla yeni bir dönem bekliyor. Peki Fenerbahçe bu yeni döneme hazır mı? Ne kadar?

Daha önce aday olmuş, olası 2015 kongresinde aday olmayı düşünen bir çok Fenerbahçeli var, buna eminim. Hepsine -biri hariç- sonsuz saygı duyuyorum. Ve zaten, ezelden ebediyete, iyi günde kötü günde, Fenerbahçe için bir tuğla taşıyandan Allah razı olsun. Fakat emin olmadığım birşey var. 2015 ve/veya yakın gelecekte Fenerbahçe'nin yeni dönemine liderlik etmeyi düşünen kahramanların bir planı olduğundan şüpheliyim. Daha önemlisi kaygılıyım.

Fenerbahçe tuzak ve işkence ile taarruz altında bile saha içinde ve dışında gücünü, potansiyelini ispat etti yedi düvele. Dolayısıyla artık kongreden 3 gün önce netleşen listelerin oluşturacağı kadrolarla yönetilemez boyutta.

Fenerbahçe'nin adaya, adaylara ihtiyacı var. Bu adayların bir politikaya ve dahilinde bir plana ihtiyacı var. Lokomotif futbol ve diğer branşlarda radikal, kalıcı, istikrarlı kalkınma hamleleri, ekonomi, iletişim, medya, algı yönetimi, yeni nesillerin kazanılması ve sair konularda bugünden başlaması gereken planlamalara ihtiyacımız var.

"İntikam alacağız" diyoruz ya, nasıl olacak bu? Hakimimiz, savcımız yok bizim, Kurtuluş Savaşı'nda cepheye taşıdığımız emanetler haricinde silahımız da olmadı çok şükür. Tek şansımız var intikam almak daha da önemlisi Fenerbahçe'nin hakkını vermek için; tüm dünyada saha içinde ve dışında örnek alınan bir kulüp olmak. Bu uçuk bir dilek, ütopik bir hedef değil kesinlikle. Potansiyelimizin hâla farkına varamamış olanlar çıktıkları yoldan bir an evvel dönsün ya da bir oturup düşünsün.

3 Temmuz bize çok şey gösterdi. Başta geçmişten kalan defolarımızı, bugün eksik kalan yanlarımızı, Fenerbahçeli bildiklerimizin iç yüzünü ve rakiplerimizin yol/yordamlarını. "Krizden fırsat doğar" sözü ne kadar klişeyse de o kadar gerçektir. Yüzleştiğimiz gerçekler, dipte yüzümüzü sürdüğümüz maden, aydınlık geleceğimizin atom çekirdeği olacak.

Ey Fenerbahçe'nin aydınlık geleceği sana söylüyorum. Kaderinden kaçamazsın. Fenerbahçe davası seni çağırdığında orada olmak zorundasın. Bu, kalbinden söküp atamadığın aşka, damarlarında gezen tutkuya karşı bir mecburiyet. Ömür boyu yakana yapışacak bir borç, alın yazısı. Önce bir karar vermelisin. Karar verdiğin gün huzura ereceksin. Ama Fenerbahçe'nin Aydınlık Geleceği adlı film tam da o zaman başlayacak.

"Kongreye daha çok var, kim öle kim kala" diyecek zaman değil. Karar verme zamanı. Politika belirleme zamanı. Plan yapma zamanı. Aydınlık bir gelecekten bahsetmek için bu üçünü vakit kaybetmeden yapmak zorundasın. Çünkü çok iş var.

Klişe değil gerçeğin ta kendisi: Daha yeni başlıyor.


Devamını oku...

3 Mart 2014 Pazartesi

Cüneyt Özdemir'in *şike* uzmanı: Uğur Meleke

Her ikisi hakkında da Hocaefendileri'ne sempatiden öte duygular besledikleri rivayet edilir. Öyledir veya değildir bizi ilgilendirmez ama iş Sözde Şike Davası'na geldiğinde tercih edilen ilk konuğun *daima futbol yazan* Uğur Meleke olması elbette herkes için manidar.

İlki 30 Mart 2012'de, Başbakan'ın "Gerekirse 5 yıl Avrupa'ya gitmeyiz" sözünü değerlendirirken, ince ince:


İkincisi 8 ay sonra, 29 Kasım 2012'de, PFDK'nın Sözde Şike kararlarının ertesinde, ince ince:


Ve Uğur Meleke, Cüneyt Özdemir'in 3 Temmuz uzmanı oluveriyor, Başbakan'ın ses kayıtlarının hemen ertesinde, yine ince ince:


Bu akşamki son programdan satır başları ise aşağıda:

Uğur Meleke:

Bütün kulüplerin yönetim yapısı mafyatikdir, futbol federasyonu dahil olmak üzere.

Aziz Yıldırım, şike konusunda çok muğlak konuşuyor. Yapanlar var, biz en temizi. Yaptın mı yapmadın mı, buna cevap ver.

Sayın Başbakan Fenerbahçe'yi yönetmek istiyorsa Başbakanlıktan istifa Etsin, seçime girsin Fenerbahçe Genel Kurulu'nda.

Ses kayıtları ile ilgili Başbakana sorulmalı: Hesabınıza menfaat sağladınız mı, sağlamadınız mı? Bir kulübün iç işlerine müdahele ettiniz mi, etmediniz mi?

"Bu tapelere bakınca Trabzonspor'a haksızlık yapıldığını sonucu çıkar mı?" Sorusu üzerine:

Eğer bu konuşmalar doğru ise endirekt olarak Fenerbahçe'den kupanın alınması ve Trabzon'a verilmesi gerektiği sonucu da çıkabilir.

Cemaatin Fenerbahçe'yi ele geçirmek istediğini düşünmüyorum, eline ne geçecek bir spor kulübünü ele geçirince cemaatin? Ayrıca cemaatin o kadar güçlü bir yapı olduğunu da sanmıyorum.

***

Yorum sizin. Akşam ekranının en civcivli saatinde, konu şikeye geldiğinde, her kritik dönemeçte, bugünlere futbol yazarak gelmiş Uğur Meleke'nin Cüneyt Özdemir'e konuk olması tesadüf ve hayatın olağan akışına uygun diyorsanız sorun yok.

Bence öyle değil. Aman boşverin. Cemaat Başbakan'ı deviriyor ya, halay çekin siz. Bize de bir elma şekeri verir belki ha, ne dersiniz? (İroniyi anlamayacaklar için parantez açalım. O elma şekerini *bile* vermeyecekler.)
Devamını oku...

2 Mart 2014 Pazar

TFF'den jeneriklere girecek *kendi kalesine gol*

17 Aralık'tan 12 gün sonra, Fenerbahçe - Kayserispor maçında tribünler "Hırsız Tayyip Erdoğan" tezahüratları ile inledi. Rivayete göre Erdoğan'ın ailesinden bir kişi Fenerbahçe yönetimine peşi sıra haber saldı ve tezahüratları engellemelerini talep(?) etti. Aleyhinde istifa, küfür kıyamete engel ol(a)mayan Aziz Yıldırım pek tabii kılını kıpırdatmadı. Başbakan'ın ve eşrafının ise ikna olmadığı açıktı. Birçok kaynak Başbakan'ın "O stadı kapatın!" minvalinde haykırdığını doğruluyor.

Sonra ne oldu? Özerk(?) TFF bir anda küfüre savaş açıp ligin 2. yarısı başlamadan yönetmelik değiştirdi.
Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 21.01.2013 tarih ve 37 sayılı toplantısında aldığı karar ile Futbol Disiplin Talimatı'nın 52. maddesinin 1. fıkrasında değişikliğe gitti.
          Değiştirilen hüküm şöyle:
MADDE 52 - ÇİRKİN ve KÖTÜ TEZAHÜRAT
(1) Stadyumlarda topluluk halinde söz veya hareketlerle ya da benzeri araçlar ile aşağılayıcı, tahrik veya taciz edici nitelikte tezahüratta bulunulması, devamlılık kıstası uygulanmaksızın yasaktır.
Sonrasını biliyorsunuz. Yönetmeliğin değişme sebebini tartışanlar *basbakanlik.gov.tr* ile mutlu yarınlara yelken açabilir. Biz, zihni ile dili bir olanlarla devam edelim.

Değişen yönetmelikten sonra Fenerbahçe -yanılıyorsam düzeltin lütfen- 1 maç hariç her maçta ceza aldı. Şimdi, sezon ortası değişiklik zaten saçma ama velev ki iyi niyetli, tüm takımlara eşit uygulansa sesimizi çıkarmayacağız. Saçma ve hukuksuz bulabiliriz ama en azından adil diyebiliriz. Ama öyle mi?

Tabii ki değil. Konya Torku ve Kasımpaşa maçlarında 18:30'dan itibaren staddaydım. Ceza almış olmamız, insanın adalete olan inancını sarsar nitelikte. Ama diyorlar ki "Küfür var." Tamam,  o zaman meseleyi bir dalga ileri taşıyalım.

Dün, muhtemelen Fenerbahçe kaynaklı bir rapor sızdı, Kasımpaşa maçı gözlemci tespit tutanağına istinaden PFDK'ye sevkedildiğimize dair. Peşinen söyleyim, bu sızdırmaların aleyhimizde defalarca kullanılmasından mağdur bir takımın taraftarı olarak, lehimize kullanılmasına da karşıyım.

Raporun sızan kısmı, "Olaylar ve ihlaller" üst başlığı, Takım ve seyirci olayları ardından "Diğer statü ve talimat ihlalleri" alt başlığıyla şöyleydi:


Hemen ardından, dezenformasyona müsaade etmek istemeyen TFF; Fenerbahçe'ye ceza verme sebeplerinin *Mustafa Kemal'in askerleriyiz!* tezahüratı olmadığını ispatlamak için raporun tamamını/aslını yayınladı. Bunu her zaman yapsalar keşke. Ceza almamıza sebep olan, yine "Olaylar ve ihlaller" üst başlığı, "Seyirci olayları" altbaşlığı şöyle.


Jeneriklere girecek bir *kendi kalesine gol* bu. Tarihi gaf. Görülmemiş şapşallık. Neden mi?


  1. PFDK sevk raporunda "Olaylar ve ihlaller" üst başlığı var. Altında da Takım Olayları, Seyirci olayları ve Diğer ihlaller. Evet Fenerbahçe'ye cezayı "Diğer ihlaller" alt başlığındaki *Mustafa Kemal'in askerleriyiz!* tezahüratından ötürü vermediniz. Ama bunun bir ihlal olduğunu, TFF'nin resmi bir evrağında açıkça beyan ettiniz. Yani kendimi savunayım derken tarihi gaf yaptınız. Şimdi zekamızla dalga geçip, "O tezahüratları ihlal olduğu gerekçesiyle rapora yazmadık." demeyi lütfen. Bu bir sevk raporu ve farklı alanlardaki ihlaller listelenmiş. Fethiyespor Vak'asında kılık kıyafet yönetmeliği ile sıyırdınız ama bu sefer kaçışınız yok.
  2. Fenerbahçe'ye ceza verme gerekçenize gelelim. 3 ihlal listelemişsiniz. Biri Volkan Demirel tribünlere yumruk şov için çağrılırken, diğeri alalade bir tezahuratta *Koy şu ibnelere...* dediğimiz için, sonuncusu ve -birbirimizi kandırmayalım- en önemlisi *Hırsız Tayyip Erdoğan* tzahüratları için. Bakın, saydığım ilk 2 ihlalin gerçekleşmediği stad varsa, kendimi Boğaz Köprüsü'nden atacağım. Dürüst olun, "Stadınızda toplam 12 saniye Başbakanımıza hakaret edildi, ceza o yüzden." diyin, bilelim. Hoş bilmiyoruz sanki. Maksadınız yine ahlaki kuralları siper alıp Başbakanınıza yalakalık yapmak. Birlikte gidersiniz, sorun değil.
  3. Velev ki ilk iki ihlale ceza verdiniz. Bakın, akıl sağlığımızla oynuyorsunuz, biz Galatasaray maçlarını da izliyoruz ve oradakiler de Türk, "salak, manyak, kaka, pis" diye hakaret etmiyorlar. Ve duyuyoruz zaten. Özünde ceza almayı gerektirmeyecek kadar ama en az Fenerbahçe tribünleri kadar küfür orada da var. Kutsuyorsunuz ama. Trabzonspor'dan hiç bahsetmiyorum. Gerçekten. Her kelime ziyan.
Özet yapalım. Başbakan aleyhinde 1 dakikayı geçmeyen tezahüratlar yüzünden talimat değiştirildi. Ve küfür siper alınıp güdümlü gözlemciler vasıtasıyla *O stadı kapatın* talimatı uygulandı. Kurunun yanında yaşlar da yandı. Ama Galatasaray yaştan da ıslaktı. Bu talimattan pek tabii muaf tutuldu.

"Ama biz de küfür etmişiz işte" diyen objektiflik hastalarına da iki çift laf edelim. Yukarıda 2. maddede yazan tezahüratlardan ceza almışız (güya). Etmeyelim küfür. Kabul. Ama bu mu? Ceza kesmeye yemin etmiş trafik polisinden bahsediyoruz, cezasız kurtulabileceğine inanıyor musun? Bence o cezayı yiyeceksin, çünkü polis seni sevmedi.





Devamını oku...