14 Eylül 2012 Cuma

George Soros botoks yaptırırsa?


Lafı uzatmadan, hemen, herkesin anlayabileceği şekilde, kısa kısa/madde madde yazmaya çalışacağım "Bir şirket"in borsada yaptığı yolsuzluğu ve buna izin veren Spica'yı.

1. Dalga


  1. İddiaya göre "X" Sportif A.Ş. hisseleri yüksek fiyattan satarken, cazip göstermek için stadyum gelirleri Sportif A.Ş.'nin dedi.
  2. Sonra tarihte görülmemiş, abartılı bir bedelli sermaye oranı açıkladı.
  3. Sermaye artırımı doğal hak ve normal bir prosedür. Ancak bunun için tüm hisse sahiplerinin - % 55 "X Şirketi" ve  % 45 yatırımcılar - şirket kasasına "Reel" nakit sokması gerekmekte.
  4. Spica; "Soyguna karşı değiliz ama kepçeyi küçültüyormuş gibi yap" diyince bedelli sermaye oranını Kaf Dağı'ndan Everest'e indirdi, güya "Bir şirket".
  5. % 55 pay sahibi "X Şirketi"; sermaye artırımında kasaya nakit koymadı. Zaten hiç yoktu. Bunun yerine; 1. maddede belirtildiği gibi, daha önce satılırken zaten Sportif A.Ş. gelir kalemlerinden biri olarak görünen stad gelirlerini, Sportif A.Ş'ye yeni devrediyormuş gibi yaptı.
  6. Spica; 5. maddeye müsaade etti. Şimdi yatırımcı, elindeki hissenin payı küçülmesin diye, rüçhan hakkını kaybetmemek için, elindeki hisse oranınca, abartılı bir şekilde yeniden ödeme yapmak zorunda kaldı Sportif A.Ş.'ye.
  7. Bu parayı öde(ye)meyenler, rüçhan haklarını kaybetti ve; tavandan sattığı hisseyi, tabandan yatırımcının elinden aldı "X Şirketi".
  8. Kasasına bu cambazlık ile para koyarken, yatırımcıların elinden tabandan aldığı hisseleri de, yabancı fonlara sattı "O şirket".
  9. Bu şekilde 278 Milyon TL gelir elde ettiği söyleniyor.
  10. Taban yapan hisseleri yükseltmek, cazip göstermek için de; ellerindeki medya ile iştah artırdı "X Şirketi". Bunu yaparken de yeni bir bedelli olmayacak dedi, diğer yalanları gibi.

2. Dalga 


  1. 1. Dalga yetmedi/kesmedi "X Şirketi"ni. Teknik iflastan kurtulmak için; bir cambazlık daha lazımdı, belki başkaları da.
  2. Önce, borçlu olduğu bankanın, yan kuruluşuna değerleme yaptırdı bunun için. Hile 1.
  3. Sonra; 2030 yılına kadar doğabilecek muhtemel gelirlerin beklenen değerini, şirkete reel gelir olarak gösterdi "O şirket". Hile 2.
  4.  Bu şekilde, doğmamış çocuğa don biçerek, 2016 yılına kadar temlik altında bulunan yayın ve stad gelirleri ortada nal gibi dururken, tüm dünyada uzun vade geleceğe dönük bütçe gelirlerinin bugünden reailze edilmesinin doğurduğu finansal krizler ortadayken; özkaynaklarını artıya geçirdi "X Şirketi". Tüm bunlara göz yumdu Spica. Hile 3.
  5. Zemin hazırlandı. 2. Dalga bedelli sermaye artırımı için çanlar çaldı. Özkaynaklarını evrensel ekonomi ölçeğinde irrasyonel şekilde değerleme ve geleceğe dönük realizasyon ile artıya geçiren "X Şirketi"; % 300 bedelli sermaye artırımını duyurdu.
  6. Şimdi yatırımcı; 1. dalgada tavandan alıp, tabandan sattığı ve/veya tavandan alıp, tabandan yeniden sermaye koyduğu "X Şirketi" Sportif A.Ş hisselerine; 2. dalga ile yeniden sermaye koymak durumunda ya da yine tabandan "O Şirkett"e satmak durumunda. Hile 4.
  7. "X Şirketi" nin bu şekilde 188,2 Milyon nakit elde edeceği söyleniyor. "X Şirketi"nin borcu kapanmaz, bitmez. Ama icad ettikleri hortum ve buna müsamaha gösteren Spica yordamıyla, kısa vade finansal borçlardan yırttıkları aşikar.
  8. Özetle ne yapıyor "X Şirketi"? Otobüs biletini en yüksek fiyattan satıyor. Sonra o bileti sattığı yolcuya diyor ki: Sen bu bileti istiyor musun? Eğer istiyorsan bize şu kadar daha ödemelisin. İstemiyorsan, bileti sana sattığım rakamın yarı fiyatına alır, başkasına satarım.
  9. Evet; aynı bileti şu ana kadar 2 farklı yolcuya sattı "O şirket". Bu yolla kayda değer gelir de elde etti. Buna Spica, apaçık şekilde müsamaha gösterdi.
  10. Şimdi sorular: 
  • İlk dalgada sessiz kalan yatırımcı, bu 2. dalgada ne yapacak?
  • Başbakanlığa ve Spica'ya yapılan şikayetler ne sonuç verecek?
  • "X Şirketi" kaç bedelli sermaye artırımı daha yapacak?
  • Bu uygulamayı İMKB'de "O Şirket"ten başka ilk kim deneyecek?
  • Spica, bu uygulamayı yapacak diğer şirketlere ne söyleyecek?
  • Bu uygulamayı herkesin yapması durumunda; İMKB'nin hem yurt için hem yurt dışı düşen itibarini kim yükseltecek?
  • "X Şirketi"ni kurtarmak için yapılanlarla, yatırımcıyı borsadan kaçırma pahasına yapılanlara kim dur diyecek?
  • Ve tüm bunlar, medyada ne kadar yer bulacak?

Nam-ı diğer Soros, Arsen Lupen'in "O Şirket"teki ve Türkiye ile ilgili geçmişi ortadayken; neden "X Şirketi"nin Başkanı olduğunu ve hikayenin sonunu artık herkes anlayabiliyordur sanırım?

Başka sözüm de, sorum da yok.
Yukarıda Allah var.
Devamını oku...

13 Eylül 2012 Perşembe

Stoch/Slovakya Lichtenstein'a karşı


İlk golde atağı sağa çeviren isim, ikince golde gol/asist karışımı.
Hocası da maçtan sonra övgüyle bahsetmiş.

Ne dersiniz; zamanı gelmedi mi?

Devamını oku...

Hasan Ali Kaldırım'ın Asistleri



Son zamanların belki de en önemli ve kritik yatırımı Hasan Ali Kaldırım.
Fenerbahçe ve Milli Takım için çok kıymetli bir cevher.

Bek, bilhassa sol bek kuraklığında kazanmamız gereken bir yetenek.

İyi başladı sezona, inşallah devamı gelecek.

Biz de; biraz daha göstermek için neler yaptığını, koleksiyon yapalım dedik skora katkılarını.

Buyrun:


1) 25 Ağustos 2012 | Fenerbahçe 3 - Gaziantepspor 0
Asist: Hasan Ali Kaldırım | Gol: Kuyt





2) 11 Eylül 2012 | Türkiye 3 - Estonya 0
Asist: Hasan Ali Kaldırım | Gol: Selçuk İnan







3) 21 Eylül 2012 | Fenerbahçe 2 - Marsilya 2
Asist: Hasan Ali Kaldırım | Gol: Caner Erkin




Devam edecek.
Devamını oku...

12 Eylül 2012 Çarşamba

Anket Sonucu: Sizce; Twitter ile bu denli içli dışlı olmak, bir futbolcunun aklını karıştırır mı?


Pazartesi akşamı başlayıp, salı akşamı biten bir anket düzenlemiştim Twitter/Polldaddy aracılığıyla.

Soru: Sizce; Twitter ile bu denli içli dışlı olmak, bir futbolcunun aklını karıştırır mı?

Sorunun sebebi açık. 

Alex'in tweetleri.

Malum; artık yazdığı her kelime, bir yerlere çekilerek haber yapılıyor.

Gerçek ve fake kullanıcılardan akıl almaz sorulara maruz kalıyor Alex.

Sonuç aşağıda:


256 kişi oy kullanmış; 

Bunlardan 185'i % 72'lik bir oranla "Evet",
71'i % 28'lik bir oranla "Hayır" yanıtı vermiş.

Büyük bir örneklem olmasa da; farkı aralıklara duyurusu yapılmış bu ankette çoğunluk, Twitter ile bu denli içli dışlı olmanın, bir futbolcunun aklını karıştıracağını düşünüyor.

Bu sorunun net ve kesin bir yanıtı olmayabilir.

Ancak soru ve cevaplar ortada.

Yorumlar da şu adreste: http://tr.polldaddy.com/poll/6524969/


Bu anketin sonucunu da, daha sonra yorumlamak üzere, not olarak bırakıyor ve yorumlarınızı bekliyorum.

Devamını oku...

9 Eylül 2012 Pazar

Aykut Kocaman ne dedi?


Dün akşam Maraton Özel'de Şansal Büyüka'nın konuğuydu Aykut Kocaman.
Yaklaşık 3 saat, dolu dolu konuştu.

Beğenin, beğenmeyin,
Sevin, sevmeyin,
Yine; doğru bildiğini, eğilip bükülmeden, kimseye yaranmaya veya populizm yapmaya çalışmadan söyledi Aykut Kocaman.

Özelde Fenerbahçe'ye, genelde Türk futboluna dair, eminim herkesin hemfikir olacağı tespitler yaptı.

Ben anladıklarımı aşağıya madde madde not ediyorum. Katılan ve katılmayanların yorumuna açık.

Ama önce, avukatı bilmeyin beni diye "Hatalar Zinciri" adlı yazıda, Hoca'ya atfettiğim hataları aşağıda tekrarlıyorum:



  • Bir kadro planlaması muhakkak vardı. Ama anlaşılan tutmadı. Müdahil olanları ya da engelleri bertaraf etmeliydi. Ya da kalkan olmamalıydı, transfer konusunda mesela. Egemen ve Krasic'i Aykut Hoca mı aldı acaba?
  • Belki de, kronik hastalığımız bu denli aşikarken, sezona daha erken başlamalı ve ciddi rakiplerle test etmeliydi, planındaki tüm şablon ve dizilişleri.
  • Attığı her adımda kararlı olmalıydı. Öyleydiyse, takıma yansıtmalıydı.
  • Duygusallık. Üzgün Hoca. Üzülebilir ama hakkı yok buna. Herkes ağzına bakarken, kaya gibi durmak zorunda.
  • Saha içinde direksiyonu alamadı eline hiç. Tabiri caizse proaktif rol alamadı. Örneğin; 3 kez 10 kişi takımlara mücadele ederken, bir kez bile 3'lü savunmaya dönüp, taşları yerinden oynatmadı.
  • Hazır futbolcuyu oynatma sevdasına, olmayacak duaya amin dedi sıkça. Mesela; Topal-Selçuk olmaz, olamaz yan yana. 
  • Emre ve Alex konuları. İkisinde de prensip olarak haklı buluyorum. Ama her ikisini de daha iyi yönetebilirdi Hoca.


  • Gelelim dün akşam söylediklerine ve benim anladıklarıma;

    10 madde ile fotoğrafını çekmeye çalıştım, buyrun:

    1. Koşu mesafesi ve sprint:

    "Futbolculuğundaki Aykut Kocaman, bugün kadromda oynayamazdı."

    Bu konuya kesinlikle Alex ile ilgili sorularda girmediğini belirtmeliyim. Zira mevzuu takımın toplam koşu mesafesi ile ilgili. Alex, dün olduğu gibi bugün de takım arkadaşlarından az koşabilir, bunu Kocaman da biliyor. Ancak kaleci hariç 10 kişinin belli bir ortalamanın üzerine çıkması; yıllardır izleyegeldiğimiz gibi, Alex'i daha da parlatacaktır.


    Evet, takımının daha çok koşan, mesafe kat eden ve sprint ile boş alana kaçan bir takım olmasını istiyor Kocaman. Kötü birşey mi bu? Anlamsızca taraf tutanlardan, "Koşmak" kelimesi telaffuz edildiğinde, Alex havliyle üzerlerine alındığını görüyorum zira. Sanki "Koşmak" dediğinde Alex'e laf sokuyormuş gibi. Önce bu garabetten kurtulalım isterseniz.

    Diyor ki; Şampiyonlar Ligi seviyesindeki üst düzey takımlar, Fenerbahçe'ye eşit ve/veya üzerinde oyuncu kalitesine sahipken, Fenerbahçe'den fazla koşuyorlar. Biz asgari olarak rakibimiz kadar koşmalıyız. Çünkü hiçbirşeyi beceremesek/yapamasak bile, bu temel olguyu gerçekleştirebiliriz.

    Haksız mı? Real Madrid; en uçtaki oyuncusundan, en geridekine; Spartacus filminden çıkmışçasına kuvvetli "Los Galacticos" bile bu denli koşarken, Fenerbahçe'nin plaj futbolu oynama şansı var mı?

    İşin kolayına kaçmayın lütfen, bu konu Alex'den bağımsız. Toplam 125-130 km koşu mesafelerine ulaşmak istiyor Hoca. Bir futbolcu bu toplamı en fazla birkaç kilometre etkileyebilir. En fazla birkaç da sprint az olur. Ama Alex, o açığı diğer meziyetleriyle zaten doldurur.

    Özetle, Hoca'nın Alex ile bir derdi yok. Takımı taşımak istediği seviye ile sorunu var.

    2. Merak edilen konu, Alex meselesi:

    Sezon başlarken bir tasarrufu olmadığını, üstüne basa basa söyledi. Ne demek bu?
    Son 2 sezon olduğu gibi, Alex; sahip olduğu rol ile bu takımın değişmez oyuncularından biri, demek.
    Bir not da düştü Hoca; Alex, yaşı ilerlemesine rağmen en iyi istatistiklerine onun zamanında ulaştı. 

    Haksız mı Hoca?

    Hazırlık maçları ve ilk resmi maçlarda hep görev verdi 10'a. Spartak Moskova maçına verdiği aşırı önem sebebiyle, deplasmanda oynatmayacağını da Alex'e maçtan 10 gün önce vurguladığını söyledi.


    Buraya kadar hiçbir problem yoktu.

    Zaten 50-55 maçlık maratonda, Alex'in sadece 1 maçta oynamaması neden problem olsundu?

    Hoca'nın, Alex'e gücendiği ortada. Ama bugün hala takımdaysa Alex; onu tek suçlu olarak görmediği de muhakkak. İki kere üzerine bastığı için söylüyorum, günahını almak istemem; bir tercüme hatası ya da manipülasyona kurban gitmiş olabilir ilişkileri. Alex'in çevresi de göz önüne alındığında, ortada bir fitne olduğuna şüphe yok kanımca.

    Gaziantepspor maçındaki "Aykut söyle, Alex nerede?" tezahüratı için ise, herkesin kurabileceği basit bir mantıkla, organize olabileceğini belirtti Aykut Hoca. Maç başlamadan 40-50 kişilik bir gruptan duyduğunda şaşırdığını ve 70. dk.'dan sonra, tüm stada yayıldığını söyledi. Haksız mı?

    Bundan sonrası için de, sezon sonuna kadar Alex'ten faydalanacağını belirtti Hoca. Hatta bana kalırsa, birçok maçta yine ilk 11 oynayacak Alex. Başka bir fitne kopmazsa.

    3. Fenerbahçe bir değişim içerisinde:

    "Hoca 3 sezondur takımın başında, neden hala istediği/miz seviyede değiliz." eleştirileri malum.
    İlk teknik direktörlük senesinde şampiyon oldu. Özellikle ligin 2. yarısında modern futboldan çok güzel örnekler sunarak hem de.

    Ertesi yıl, yaptığı ve yapacağı transferlerle üzerine koyacakken 17'de 16'nın, "Darbe" oldu.
    İlk 11'in değişmez oyuncularını kaybettik. Son dakika transferleri yaptık. Değişmek zorunda kaldık, plansız bir değişim.

    Geçen yıl, eldekilerle, karga tulumba ilerledik. Ona rağmen neler elde ettik?
    Ve bu yıl başa sarmak zorunda kaldık. 3 yıl öncesine gittik.

    Sow, Egemen, Kuyt, Krasic, Topal, Meireles, Hasan Ali; ilk 11'de 7 yeni oyuncu, takımın kaleci hariç % 70'i.

    Keyfinden mi?

    Lugano, Andre Santos, Niang, Emenike gitmeseydi; bugün bu 4 oyuncunun katkısının üzerine yapılacak 1-2 takviyeyle, takım bu seviyede mi olurdu?

    Elinizi vicdanınıza koyun, bu zorunlu değişimden Aykut Kocaman mı sorumlu?

    Özetle; dün akşam birkez daha çürüdü bu "Hoca 3 sezondur takımın başında, neden hala istediği/miz seviyede değiliz." martavalı.

    4. Yalancı fırtına/bombardıman:

    Haksız mı?
    Vira bismillah, hazırlık maçlarıyla birlikte başladı Kocaman'a yaylım ateş.

    Ortada henüz hiçbirşey yokken, yeni transferlerin takıma uyum sağlama süreci aşikarken, bir bardak suda fırtına koptu, koparıldı.

    Taraftar her ne kadar medyadan etkilenmediğini söylese de; Aykut Kocaman masaya getirildikçe yalama oldu pozisyonu.

    Üzerine Alex balonu.

    Oysa henüz hiçbir kayıp yoktu.

    Ve Alex krizi patlamayıp konsantrasyon dağılmasa, belki Spartak Moskova da geride kalacaktı.

    Haksız mı?


    5. Hazır oyuncular / Rotasyon:

    Benim de sıkça yaptığım eleştirilerden biriydi. Ama Hoca'nın cevabı tatmin ediciydi.
    Yukarıda saydığımız adette ve oranda zorunlu değişiklik var takımda.

    Eski oyunculardan form durumu yukarıda olanları, oyunun akışını bozmamak için kullanmak istiyor Hoca. Yeni katılanları da yavaş yavaş ısındırmak.

    Mesela "Krasic neden solda?" sorusuna cevabı gayet anlaşılırdı. Topuz formda ve sağ kanadın oyuncusu. Takımın oyun alışkanlığını bozmadan, Krasic'i ısındırmak ve ısındırırken de enerjisinden yararlanmak için, işleyen yapıyı bozmadan, pekala oynayabileceği sol kanatta oynattı Krasic'i Hoca.

    Ve denemeler yaptığını, belki kısa bir süre daha bu denemeleri yapmak zorunda olduğunu belirtti.

    Benim için de ilginç birşey oldu yayında. Geçen hafta Twitter'da paylaştığım aşağıdaki "İdeal kadro" Hasan Çetinkaya vasıtasıyla iletilmiş Hoca'ya. Hoşuna gitmiş sanırım. Kimi oynatsa, oynatmadığı oyuncu soruluyor zira.


    6. Cristian, Topuz, Krasic, Topal, Meireles, Sezer, Stoch üzerine söyledikleri:

    Antremanlarda yeni kullanmaya başlanılan "Çip" ile, kimin kaytarıp, kimin çalıştığı artık daha net çıkıyor ortaya. İlk Fenerbahçe kullanmaya başladı bu sistemi yanılmıyorsam. Galatasaray'ın da kullanacağı yazıldı bu hafta basında.

    Cristian: Sezona kötü başlamasından belliydi "kaytardığı". Ama o bile Hoca'nın aleyhinde kullanıldı, speküle edildi; ki başarısını ve Fenerbahçe'deki günlerini borçlu olduğu kişi Aykut Kocaman'dı.

    Topuz: Hoca'nın istediği futbolcu tipi. Takımı, kendisinin önünde gören, iki yönlü futbolcu. Topuz'a bu sebeple özel bir teşekkürü olduğunu da belirtti Kocaman. Bence vazgeçilmezi, ki bence de vazgeçmemeli.

    Krasic: Daha önce yazmıştım, Hoca'nın belirlediği ilk rotada yoktu Krasic. Uygun maliyetle alınma durumu ortaya çıkınca, kaçırılmamış, tahmin ettiğimiz gibi. Kalitesinden şüphesi yok, kullanacak ve umarım faydalanacak Krasic'ten.

    Topal: Formunun giderek yükseldiğinden bahsetti. Valencia'da oynadığı 2 yılda, takımın en fazla forma şansı bulan oyuncusu olduğunu açıkladı. Beğeniyor, güveniyor. O da değişmezleri arasında demek ki.

    Meireles: Elenince alınanlar kervanından olmadığını gayet net açıkladı. 1 hafta önce alınsa da çok fazla birşey değişmeyeceğini belirtti. Haksız mı? Bu bilgisayar oyunu değil ki.

    Meireles'e güveniyor. İki ceza sahası arasında her rolü layıkıyla yürütebilceğini düşünüyor. Sahada önemli ve kritik bir rol vereceği açık.

    Sezer: Taraftarın haklı olarak en çok sorduğu isimlerdendi. Kesinlikle bir sorunu yok Hoca'nın. Ağır sakatlık sonrası, yeni yeni yükseliyor form durumu. Ve sanırım "Çip" iyi şeyler söylüyor ki, önümüzdeki haftadan itibaren rotasyona gireceğinin işaretini verdi.

    Stoch: Direk olarak girilmedi bu konuya. Ama kadroya solda onu oturtmaya çalıştıklarını, satır arasında ifade etti. Bu da benim için yeterli.


    7. Teknik direktör takımı olmak:

    Zurnanın zırt dediği yer.

    O kadar güzel birşey söyledi ki;

    "Gelecekte Alex de, Emre de burada teknik direktör olduklarında; özgür ve kararlılıkla işlerini yapabilecekleri bir ortam yaratma amacındayım."

    Ortalama 25 kişilik oyuncu kadrolarına sahip futbol takımlarında; takımın kaderini teknik direktörler çizmeli. Ya da şöyle söyleyelim; 2000'li yıllarda, kulüpler ve milli takımlar düzeyinde başarılı olan takımların neredeyse tamamı "Teknik direktör takımı".

    Bu ne demek?

    Bir oyuncunun varlığıyla ya da yokluğuyla gel-gitler yaşamayan; sistemi, rolleri, kimyası ve akışı belirgin bir takım.

    Bireysellikten uzak, kollektif olgunluğu üst düzey bir takım.

    Haksız mı?

    8. "Gruptan çıkarsak, ilerleyebiliriz":

    Şu ana kadar ki Avrupa karnesi soruldu Hoca'ya.
    Kıvırmadan, başarısız buldu.
    Ama, gelecek maçlarla bu istatistiğin düzeleceğini ve belli bir ortalamaya ulaşacağını umduğunu söyledi.

    Bu bağlamda; Marsilya, Gladbach ve Limasol'ün arasından yukarı çıkabilirsek; ki bu süreçte takım da oturacak, arzu ettiği seviyeye gelecektir, kaliteli oyuncu grubumuzla UEFA'da üst turlara ilerleyebileceğimize inandığını söyledi Aykut Hoca.

    Avrupa hedeflerinin olduğunu, Başkan'ın da, futbolcuların da bu konuda amaç birliği içinde olduğunu belirtti.

    9. Emre:

    Emre'yi zedelememek için, neden gittiğini anlatmadı Hoca.
    Soyunma odasında yaşananlar artık malum. Hoca, kibarca pas geçti bu konuyu. Emre'yi ateşe atmadı.
    Haksız mı?

    10. 3 Temmuz Darbesi:

    Hiç telaffuz etmedi Aykut Kocaman 3 Temmuz'u.
    Süreci herkesin bildiğini düşünerek, etrafından dolaştı hep.

    Geçen yılın nasıl bir yıl olduğunu, herkesin kendi içinde değerlendirmesi gerektiğini söylerken haksız mıydı?

    Bunu da mı söylemesin Hoca?

    Fenerbahçe'nin ve Aykut Kocaman'ın başına gelen/getirilen onca şey; çok merak ediyorum Fatih Terim'in başına gelse, Terim'i ne hallerde, neler söylerken görürdük kim bilir.

    Öyle de olmadı mı zaten?

    Şımarık imparatorun, buhar olmuş suda kopardığı fırtınaları izlemedik mi geçen sene.
    Hala konuşacak asilzade değil mi?


    Sonuç olarak;

    Ben, yaptığı tüm açıklamalardan tatmin oldum.
    Fenerbahçe'nin kulüp ve takım olarak gelmesi gereken yere, bizi Aykut Kocaman'ın götüreceğine olan inancım tam.
    Fenerbahçe menfaatlerini herkesten fazla düşündüğü ortada; yararlı olamayacağını düşündüğü an görevi devredecek kadar da dürüst, dobra.

    Ama;

    Konuşulan herşey teoriden ibaret. Umuyor ve diliyorum ki; hepimizin katıldığı yukarıdaki bu düşünceler, pratiğe dönüşebilsin, kararlılıkla uygulansın.

    Ancak bunun için tüm teknik direktörler gibi, özgür bir çalışma ortamına ihtiyacı var Hoca'nın.

    Destek olur, sabredersek; Fenerbahçe'yi çok güzel bir geleceğe taşıyacağına eminim.

    Hoca söyledi, sırasını savdı.

    E artık sıra bizde.

    Haksız mıyım?




    Devamını oku...

    5 Eylül 2012 Çarşamba

    Anket Sonucu: Siz olsaydınız, Stoch'a yapılan 12 Milyon Euro'luk teklifi kabul eder miydiniz?



    Stoch ile ilgili 3 Eylül akşamı başlayıp 4 Eylül akşamı sona eren bir anket yaptım Twitter/Polldaddy aracılığıyla.

    Anket sorusunda herhangi bir kriter belirtmedim özellikle. Teklifin geldiği tarih, Stoch'un form durumu gibi değişkenler yanıtları etkileyebilirdi. Ama asıl merak ettiğim başka birşeydi.

    Sonuç aşağıda:



    Toplam 615 oy kullanılmış.
    369 kişi ( % 60 ) Evet,
    246 kişi ( % 40 ) Hayır yanıtı vermiş.

    Görüldüğü gibi ezici bir üstünlük yok seçenekler arasında. Ama yine de, 12 Milyon Euro'luk teklifi çoğunluk yeterli bulmuş Stoch için.

    Anket sayfasına gelen yorumlara şu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz: http://poll.fm/3vhst-tr


    Gelelim anket üzerinden, birlikte yanıtlamak üzere çıkardığım 5 soruya:

    1. İsim, yaş ve takım için öneminden bağımsız; futbolcunun kulübe maliyetinin, hatırı sayılır şekilde üzerinde yapılan teklifleri kabul etmeli miyiz?
    2. Bir şekilde bu sirkülasyonu yapabilmek; bize ne kazandırır, ne kaybettirir?
    3. Oyuncu satmaya yetenekli ve istekli bir kulüp/futbol ülkesi değiliz. Tersi olsa, neler değişebilirdi?
    4. Stoch, geçen sezon fantastik goller attı. 23 yaşındaki bu yeteneğin aldığı 12 Milyon Euro'luk teklif Rusya'dandı. Stoch, bu performansı Bundesliga'da göstermiş olsaydı; Bayern ya da diğer Avrupa büyükleri Stoch'a ne kadar verirdi?
    5. Başta Fenerbahçe olmak üzere, Türkiye Süper Ligi'nde; yerli/yabancı hangi futbolcular yurtdışına maliyetinin üzerinde satılabilir meziyette? Peki ya bu futbolcular Bunesliga'da olsalardı?

    Soruları bir başka yazı ile yanıtlayacağım kendi adıma. Sizlerden ise yorum bekliyorum.

    Katılım için teşekkürler.






    Devamını oku...

    2 Eylül 2012 Pazar

    Gollerden sonra "Hababam Güm Güm Güm!"



    Kadıköy'deki Vaslui maçında yapılan "Vefa" dan sonra aklıma gelmişti.
    Yazmıştım da Twitter'da.
    Yüzlerce olumlu tepki gelmişti.
    Kaynamasın, unutulmasın diye buraya da taşımak istedim.


    Son 10 yılda birkaç farklı melodi çaldı gollerimizden sonra Kadıköy'de.
    Hepsi güzel, hepsi coşkuluydu.
    Zaten önemli olan goldü.


    Şimdi;

    Önce, yukarıdaki videoyu bi' çalıştırın, çalsın müzik.
    Sonra şöyle bir arkanıza yaslanıp düşünün;

    Gollerden sonra "Hababam Sınıfı Melodisi" çalıyor Şükrü Saracoğlu'nda.

    Türkiye'ye mâl olmuş, kayıtsız şartsız herkesin, her neslin sevgi, saygı ve takdirini kazanmış ve ama Fenerbahçe ile özdeşleşmiş Hababam Sınıfı.

    Okuldan kaçıp, "Fener'in maçına" gidenlerin ruhu.
    Futbolun temiz, Fenerbahçe'nin tüm yurtta en çok sevildiği dönemlerin sembolü.
    Hababam Sınıfı.


    Coşkusu, neşesi, enerjisi, rengi çok anlamlı ve özel bir melodi.
    Rahmetli Melih Kibar'ın bizlere hediyesi.

    Bir de Fenerbahçe'nin attığı golden sonra düşünün bu melodiyi;

    Tribünlerdeki kucaklaşmayı hayal edin.
    Olması gerektiği gibi, özü sevgiden gelen bir coşku,
    Ruhu tutkudan oluşan bir enerji.


    Hababam Sınıfı Fenerbahçelidir,
    Fenerbahçe halkın takımıdır.

    diyorsak eğer;


    • Saha içi/dışı, Türk futbol kamuoyunda yaratacağı olumlu etki,
    • Normalleşme sürecinde yaratacağı değişim ve sinerji,
    • Geçmişle geleceğin bir sembolde birleşmesi
    adına,

    Gollerden sonra Hababam Sınıfı Melodisi ve sonunda "Hababam Güm Güm Güm!"



    Bir tek beni mi heyecanlandırıyor?


    Devamını oku...

    1 Eylül 2012 Cumartesi

    Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki "Tarihi Fark"


    GİRİŞ:


    Kim söyleyebilir artık futbolda ekonominin rolü/payı minördür diye?
    Altyapısından bilmem kaç tane futbolcu çıkaran Barcelona bile borç içinde yüzerken hem de.
    Kalıcı başarılar ve seviye atlamak için yeter ve gerek şart, maalesef para artık.

    Türkiye'de; son 10 yılda maddi durumu en iyi kulüp bilindiği üzere Fenerbahçe.

    Galatasaray 40 kere iflasın eşiğinden döndü.
    Beşiktaş Avrupa'dan men edildi, küçüldü.
    Trabzonspor'un hali ortada.

    Ama gelinen noktada Galatasaray'ın, anormal derecede yüksek borcu ve borç-alacak farkı mevcutken, bunca harcadığı paradan sonra hala Çilek, Kaka muhabbetlerinin dönmesi irrasyonel.

    Fenerbahçe bile; Galatasaray'dan neredeyse bir sıfır daha az borca sahip olmasına rağmen, Financial Fair Play derdine adımlarını korkarak atarken, Galatasaray'ın neye güvendiğini anlamak zor. Altında hile hurda aramak ise bir o kadar kolay ve tabii.

    Bu girizgahtan sonra, bir soruyla devam edelim:

    Para, bu denli önemli bir role sahip olduysa futbolda; futbol takımlarının geleceğini belirleyen en önemli unsur ekonomileri değil midir?

    Cevabı basit sanırım.

    O halde gelin Fenerbahçe ile Galatasaray'ın "geleceklerini" bu yönüyle ele alalım.


    GELİŞME:



    Nedir gelir kalemleri bu 2 kulübün?


    1. TSL yayın gelirleri ve ödüller
    2. UEFA müsabakaları yayın gelirleri ve ödüller
    3. Forma, ürün gelirleri
    4. Stadyum gelirleri
    5. Sponsorluk gelirleri
    6. Maç günü gelirleri
    7. Diğer
    Bunlar operasyonel futbol gelirleri.
    Tabi bir de sermaye yapısını etkileyen/belirleyen kalemler var. Borsada işlem gören hisseler mesela.

    Yazının anafikri olmadığı için, bilançolara girmeden özet bilgiler vereceğim.



    • Toplam Borç: Güncel rakamlar her iki kulüp için de daha az olabilir ancak burada aslolan şey, iki kulübün mukayesesi ve bu anlamda oranları.
    • Yükümlülük: Borç harici, geleceğe dönük sözleşme yükümlülükleri. Son transferlerle ufak değişiklikler olabilir.
    • Borç + Yükümlülük: Henüz borç kaydedilmemiş geleceğe dönük yükümlülükler ile, borçların toplamı.
    • Dernek + A.Ş. Konsolide Borç: 2 kulüp de dolar cinsiden açıklıyor. Yukarıdaki rakamlar her iki kulübün Sportif A.Ş. değerleri. Bu kalemde ise, Toplam borçlara, dernek borçlarının eklenmiş hali bulunmakta. Bu anlamda; Galatasaray'ın konsolide borç ve yükümlülükleri toplamı 1 Milyar TL'ye oldukça yakın seyretmekte.
    • Özkaynak: Görüldüğü gibi Fenerbahçe'de artıda, Galatasaray'da ekside.
    • Yıllık ortalama gelir: Yukarıdaki rakamlar 2011 futbol operasyon gelirleridir. Burada Galatasaray, Şampiyonlar Ligi geliri ile Fenerbahçe'ye yaklaşacaktır.
    • Halka açıklık: Sportif A.Ş.'lerin halka açıklık oranlarıdır. Yani; Fenerbahçe, kendi şirketinin % 85'ine, Galatasaray ise % 55'ine sahiptir.

    Tablo ortada. Rakamlar 3 aşağı 5 yukarı değişiklik gösterebilir ama çap bu.

    Galatasaray, SPK'nın kıyağı ile küçük yatırımcısına madik attı ama ancak 90 Milyon TL gelir elde edebildi. Bir dalga daha bedelli sermaye artırımı yapacağı konuşuluyor ama nakit koyamayacak Galatasaray, bu sefer hangi izafi/hayal ürünü gelirini sermaye olarak gösterecek, meçhul.

    Bu tabloda; Galatasaray, şapkadan tavşan çıkarsa dahi borçları buhar olup uçmayacak.
    Ha ama irili ufaklı kalemlerle gelirlerini artırabilir ve en iyi ihtimalle Fenerbahçe'nin gelirlerine yaklaşabilir.

    Ya da diyelim ki; arkalarına aldıkları rüzgar ile Türkiye ve Avrupa'da elde edecekleri başarılarını realize ederek, Fenerbahçe'nin gelirlerini geçebilirler.


    SONUÇ:

    Mevcut gelirler, giderler, borçlar-alacaklar bir kenara;
    Gelelim "Tarihi farkı" yaratacak 2 konuya.

    • Halka açıklık - Borsa
    • Halka açıklık - Kongre

    Halka Açıklık - Borsa

    Galatasaray'ın halka açıklık oranı % 45, Fenerbahçe'nin % 15.

    Fenerbahçe'nin halka açıklık oranının da % 45'e geldiğini varsayalım. Yani Fenerbahçe'nin % 30'luk bir halka arz işlemi yaptığını farzedelim. Bunu % 10'luk arzlarla 3 aşamada yapsa ya da, son dönemde % 0,6 için 8,5M .-TL topladığı gibi, "dinamik" olarak satsa, elde edeceği minimum rakam 368.- Milyon TL.

    Bu rakam Fenerbahçe'nin neredeyse tüm borç ve yükümlülüklerini sıfırlamaya yetecek bir tutar.
    Galatasaray'ın ise artık arz yapabileceğini sanmıyorum. Yapsalar yapsalar, zorunlu bedelli sermaye artışında, rüçhan hakkını ödemeyen hissedarların paylarını düşük fiyatla geri alıp, yukarıdan, yabancılara satarlar. 

    Koyun cebe.


    Halka Açıklık - Kongre

    Zurnanın zırt dediği yeri sona sakladım.

    Başkan Aziz Yıldırım'ın ufak ufak dillendirmeye başladığı ve Eylül ayında açıklayacağı 1 Milyon Fenerbahçe Kongre Üyesi Projesi.

    İlk adımlarını Fenerbahçe Kart ile atmıştı Aziz Yıldırım. 
    300.000'leri geçti, çok basit imtiyazlar sağlayan ve esasen fazla bir vasfı olmayan Taraftar Kart.

    Fenerbahçe bir zümre takımı değil, halk takımı.
    Ve bu sefer, gerçekten halka açılıyor Fenerbahçe.

    10.000 seviyesindeki kongre üyesi genel kurulunu, 1 Milyon seviyesine çıkartmak için yola çıkıyor.

    İçeriğini yakında hepimizin öğreneceği bu proje ile;

    Yüzbinlerce Fenerbahçeli; kulübüne kongre üyesi olabilecek, oy hakkına sahip olacak, başkan seçilebilecek, yönetime girebilecek.

    Mevcut Kongre Üyelerinin mertebelerine muhtemelen belli bir süre sonunda geçilecek bu sistemde, Fenerbahçeli'nin en büyük hayali gerçek olacak.

    Mevcut sistemde Kongre Üyelik bedeli 10.000.-TL. Yıllık aidat ise 50.-TL.
    Sistemde 10.600 kongre üyesi var. Görüleceği gibi aidat geliri pek de kayda değer değil bugün kü haliyle.

    Projede giriş bedeli henüz bilinmiyor, aidat hakeza.

    Gelin biz çok basit bir simülasyon yapalım:

    Giriş Bedeli 1000.-TL olsa, aidat da 100.-TL

    Her 100.000 giriş için kulüp/dernek kasasına 100 Milyon .-TL koyacaktır.
    Ayrıca her 100.000 üyenin kulübe yıllık aidat getirisi 10 Milyon .-TL olur.

    Hedef 1 Milyon; gerçekleşirse, Başkan Divan Kurulu'nda söylediği gibi 1 Milyar TL'yi Fenerbahçe kasasına koyar. Yıllık aidat geliri de 100 Milyon .-TL'yi bulur.


    Kongre üyeliği, en az taraftar kart kadar "satsa"; 300 Milyon .-TL'yi kasasına koyar Fenerbahçe, yıllık 30 Milyon TL'lik aidat geliri de cabası.

    Rakamlar, adetler değişebilir. Ama yine, çap bu.



    Peki ya Galatasaray?

    İşte Galatasaray'ın Fenerbahçe ile rekabet edemeyeceği bir mecra. Galatasaray, Galatasaray Lisesi'nin takımıdır ve kongre üyeliği şartları aşağıdaki gibidir:

    Giriş bedelleri:
    • Galatasaray Lisesi Mezunları 600 TL,
    • Aile Bireyleri 2.500 TL;
    • Bu Kategoriler Dışındaki Müracaatlar 10.000 TL,
    • Sporculuktan Üye Olanlar 1.250 TL.

    Üyelik şartları/kontenjanları:

    • A Grubu - Galatasaray Lisesi’nde en az iki yıl okumuş olanlar.
    • B Grubu- Kulüp Başkanının önerisi ile takvim yılı başına en fazla 15 (on beş) kişi, başka bir kayıt aranmaksızın üye olabilir.
    • C Grubu- En az 5 (beş) yıl süre ile amatör veya profesyonel olarak  Kulüp adına yarışmalara katılmış, spor yaşamını Kulüpte tamamlamış, bu hususu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü veya ilgili federasyondan alınan yazılı belge ile kanıtlamış ve spor yaşamını tamamladıktan sonra 5 (beş) yıl içinde üyeliğe başvuran sporcular. (Kulüp menfaatleri doğrultusunda transferi gerçekleşen sporcular Yönetim Kurulu kararı ile spor yaşamını Kulüpte tamamlamış olma koşulundan muaf tutulabilirler)
    • D Grubu- En az 5 (beş) yıllık üyelerin çocukları ve eşleri.
    • E Grubu- Yukarıdaki grupların dışında kalanlar.

    Daha fazla birşey eklemeye gerek yok sanırım.
    Galatasaray'da; istisnalar hariç, Galatasaray Lisesi mezunları kongre üyesi, yönetici, başkan olur ve/veya oy hakkına sahiptir.

    Yani; Galatasaray borsada halka açılabilir ama Fenerbahçe gibi, kongrede açılamaz.
    Ve işte "tarihi fark" da buradan gelir.


    Not: Galatasaraylılar muhtemelen taşınmazlarını öne sürerek zenginlik gösterisi yapacaklardır. Ancak Riva ve Su Ada'yı kısa ya da uzun vadede sat(a)mayacaklarını çok iyi biliyor olmaları lazım. Buralardan ciddi oranda yüksek gelirler elde edebilecekleri şartlar ise henüz yok. Gelecekte olur mu meçhul.  






    Devamını oku...

    Ben olsa(ydı)m



    Olmuşla ölmüşe çare yok derler.
    Gelenekleri "gereği" bir sezona daha kötü başladı Fenerbahçe, hatalar zinciriyle.

    Ağlasak da, zırlasak da hayat devam ediyor, edecek.

    Başta Yönetim ve Teknik Kadro'nun, ardından futbolcuların ayağa kalkması, silkinmesi şart.
    Taraftar zaten bir kıvılcıma bakıyor, hazır kıta.

    Daha önceki yazılarda hep planlama ve kararlılıktan bahsettim. Teknik detaylara girmedim.
    Bugünün ve yarının şablonunu ve hatta ekolünü belirlemeli Hoca ve uygulamalı kararlılıkla.

    "Peki senin fikrin ne, şablon/ekol ve kadroya dair?" derseniz; izah edeyim aklımdan geçenleri.


    Öncelikle;


    • Çift forvet oynardım. Rol dağılımlı 4-4-2 ile. Bugün ile geleceği bir potada eritmek için.
    • Alex, minimum 20 maç ilk 11 oynar ve diğer maçlarda duruma göre sonradan oyuna girerdi.

    Ve elimizdeki mevcutlarla kuracağım takım 2 alternatif ile şöyle olurdu.

    Alternatif 1:



    Madde madde izah edeyim.

    1. Bu kadro, bu dizilişle oynar mı? : İlk başta ben de olmaz diyenlerdendim. Ancak derinlemesine kafa yorduğumda gayet başarılı olabileceğine kanaat getirdim. Bazılarınız bu 4-2-4, kevgire döneriz diyebilir. Müsaade edin açıklayayım. Krasic kademe yapan, hatta yer yer hücum preste rol alabilen bir kanat oyuncusu. Kuyt, en az bir orta saha kadar koşuyor ve alan kapatıyor. Yukarıdaki 11'de, Topuz, o bölgede zaten hem alan kapatacak, hem pres yapacak. Stoch, geçen yıl bir ara yapmaya karar verdiği kademeyi yapar ise; özetle, herkes dersine iyi çalışır ve defans ile forvet ipleri koparmazsa, bu oyun pekala mümkün görünüyor. En azından benim kantarımda.
    2. Neden Serdar? : Egemen, sanıldığı gibi, bir Lugano değil. Bekir de potansiyeli mevcuduyla eşdeğer, hatta geçen sene, mevcudunun üzerine çıkmış bir stoper. Gördük/göreceğiz ki Egemen de, Bekir de o bölgede hatalarla oynuyorlar. Üstelik, kesiciliklerinin yanına katabildikleri hiçbir şey yok ne yazık ki. Egemen oynadığından beri, defanstan ileri top şişirir olduk, bu bize ters. Serdar da oynadığı maçlarda hata yaptı. Oynarsa, o da hata yapacaktır. Ama bir fark var. Serdar, stoperlerin olgunluk yaşına henüz gelmemiş bir futbolcu. Altyapısının üzerine hala koymakta olan, gelişim çağındaki bir stoper. Üstelik kesiciliğinin yanında meziyetleri var, diğerlerinin aksine. Ayağı düzgün Serdar'ın. Pas kabiliyeti 4 stoper arasında en yüksek seviyede. Yobo ile oynadığı müddet, Yobo'nun da sahada yaptığı öğretmenlik ile, üzerine koyacaktır muhakkak. Geçen yıl yaptığımız önemli yatırımlardan, milli takıma yükselmiş bir stoper. Kesinlikle Egemen ve Bekir'in arkasında bekleyecek bir futbolcu değil.
    3. Neden Topuz? : Kayserispor'daki günlerini arayanlar çok oldu. Ama ben şahsen Daum ve Kocaman ile o sezonların 2. yarılarında oynadığı futbolu beğenenlerdenim. Bir kere; Topuz, rakibinizde oynasa, enerjisi ve fiziğiyle kesinlikle isteyeceğiniz bir futbolcu. Yani bugün; Topuz yine Kayserispor'da olsa,  meşhur orta saha transferimiz o olurdu muhtemelen. Pas kabiliyeti ve oyun görüşü eksik olabilir. Dribblingi yer yer kötü olabilir ama bunların tümünü oynadıkça ve bölgesine alıştıkça geliştirebilir Topuz. Sert, gidip gelen, şut atabilen bir orta saha istiyoruz ama elimizdeki cevheri kullanmıyoruz, bence.
    4. Hasan Ali: Sorun daha çok ikamesinin olmaması. Bu stres yaratıyor Hasan'da. Ama kesinlikle geleceği var. Serdar'da olduğu gibi, sabredip, üzerine yatırım yapmamız gereken oyunculardan. Temposu oldukça iyi. Sezon boyu oynadığı maç sayısı daima yukarıda. İki yönü de üst düzey olmasa da, var. Ve Serdar gibi, yerli.
    5. Yerli-Yabancı rotasyonu :   Malum, seneye ilk 11'deki yabancı sayısı 5'e inecek. Mevcut sistemde de, 6 ile çıktığınızda, oyuncu değişikliğinde eliniz kolunuz bağlanabiliyor zaman zaman. Hatta 1 oyuncu değiştirmek için 2 değişiklik yapmak durumunda kalabiliyorsunuz çoğu zaman. Öyleyse; Serdar, Hasan, Topal, Topuz, Gökhan çok önemli. Fenerbahçe; kalecilerinin hatalarına sabrederek geliştirdiği yerli kaleci geleneğini, stoper ve sol beki için de yapabilirse, çok daha fazlasını kazanabilir.
    6. Hücum : Oyun kurucunuz Topuz olacak. İlk bakışta ve başlarda güven vermeyebilir ama eminim uyum sağlayacak, geliştirecektir. Kayserispor'da bunu Topuz yapıyordu zira, iyi de yapıyordu. Bu anlamda, Topuz ile Stoch, Sow, Kuyt ve Krasic arasındaki bağı oluşturmak çok önemli. Gökhan'ın sağdan oyun kurma özelliği zaten bir nebze rahatlatacaktır. Hakeza Serdar'ın zaman zaman yaptığı çıkışlar ve Kuyt'a direk indireceği paslar ile. Kuyt zaten hem Sow'u, hem de kanatları besleyebilecek kapasitede. Ve tehlikeli bölgede, Stoch çok daha önemli rollere soyunabilir. Ona bu ortamın hazırlanması gerekir. Farklı kombinasyonlarda, onlarca hücum seti çizebilirsiniz bu diziliş ve kadro ile.
    7. Savunma : En zor tarafı. İş Sow ile Yobo'ya düşüyor. Birbirlerine yaklaşmaları lazım. Koordinasyon elzem. Stoch ve Sow'dan öyle hücum pres beklediğim yok ama kademelerini kusursuz yapmak zorundalar. Zaten Sow alanını doğru kapatırsa, Kuyt'ın yapacağı ön baskı rakip savunmayı rahatsız etmeye yetecektir. Ve Topal. Defansın arasına girmemeli. Girecekse de karar versin, 3-5-2 oynayalım, bu dertler bitsin. Topuz'a yaklaşmalı Topal. Adaşlar, ikiz gibi oynamalı.
    Özetle;

    Bir maçla yukarıdakilerin hepsini yapamayabilirsiniz. Ama her maç üzerine koyduğunuzda ve en yüksek form düzeyine geldiğinizde, elinizde çok iyi işleyen bir makina olacaktır. Sabrederseniz.



    Alternatif 2:





    Yine madde madde.

    1. Gökhan Stoper: Aragones göstermişti bize, Gökhan stoperde. Evet onun oyun alanı sağ kulvar, en etkili ve verimli olduğu yer de. Ancak üstün kademe kabiliyeti, çevik ve çabuk fiziği, Otamendi ve Puyol'dan sadece 4 cm. kısa boyu ile hem defans çizgisinde, hem de önündeki kulvarda 2 yönlü katkı verebilir takıma. Gökhan-Yobo ile sert, kademesi iyi ve ayakları düzgün bir defans hattınız olabilir. Üstelik açılan oyunda onu yine ileri sürebilir, yerinde Topal'ı bırakabilirsiniz.
    2. Topuz Sağbek: Görüldüğü üzere, tüm alternatiflerimde oynayacak futbolcu Topuz. O fizik ve enerji başka bir futbolcumuzda yok çünkü. Ve eğer orta sahamızda oynamayacaksa ve Gökhan-Yobo tandemine meylettiysek, sağbekte Orhan değil, Topuz oynar. Tüm özellikleri bunu yapmaya müsait Topuz'un. Üstelik yanında/arkasında yine Gökhan olacak.
    3. Cristian/Transfer Ortasaha: Geri 4'lüyü yukarıdaki gibi kurduğunuz taktirde, iyi bir Cristian ve/veya transfer edilecek orta saha ile orta saha kurgusu da şekillenir. Ki Süper Final'in MVP'si Cristian, yükselebilirse bu işi yapabilir.
    4. Hücum : Alternatif 1'den fazla fark yok. Krasic'i çizgide, Stoch'u sol içte, Kuyt'u 3. bölgenin tamamında, Cristian'ı arkalarında ve Sow'u en önde, doğru ve verimli kullanabilirsek bu iş olur.


    Bir özet daha yapalım;

    1. Volkan, Topuz, Topal, Kuyt, Krasic, Stoch, Sow, Yobo, Gökhan, Hasan Ali; bu takımın hem bugünü, hem de yarını için ilk 11'de öyle ya da böyle, olması gereken futbolcular. 1 kişilik yer kaldı. İster yukarıdaki 2 alternatife bakarsınız, ister yapacağımız orta saha transferini oraya koyarsınız.
    2. Fenerbahçe'nin; kalecilerine gösterdiği sabrı, diğer yerli futbolcularına da göstermesi gerek. Bir Serdar, Hasan Ali'yi kazanmak, gelecek için çok fark yaratabilecek.
    3. 40 kere yazmaya gerek yok;  Alex hayranıyım. Ve ben olsam onu bugün ve geleceği bir arada düşünerek, rotasyonda kullanırdım. Burada anlaşamayacağımız Fenerbahçeliler'e saygı duyuyorum.
    4. Sow'un yeteneklerini ve özelliklerini henüz verimli kullanmadığımızı düşünüyorum. Önüne/ayağına pas istiyor Sow ve verildiğinde neler yapabileceğini gösteriyor, her defasında.
    5. Yobo ile Sow arasındaki mesafe. Ana konu bu belki de. Ben olsam antremanlarda, ip bağlarım bellerine, mesafeyi korumayı öğrenmeleri için. O derece. Bu durum orta saha oyuncuları için de geçerli.
    6. Stoch'u da, Sow gibi, kullanamıyoruz. Dribblingi olan, şut çeken, hareketli ve neresinden bakarsanız bakın, yetenekli bir oyuncu Stoch. Henüz çok genç ve elinizde büyük bir silaha dönüşebilir. Hoca'ya en çok Stoch konusunda iş düşüyor zannımca. Ümid ediyorum ki, o da bunun farkında.
    7. Kritik konulardan biri de koşu mesafeleri ve pas alma arzusu. Oyun olarak rakibin gerisine düştüğümüz dönemlerde, reaksiyon gösterip daha fazla koşmamız gerekirken, biz de tersi oluyor.  Çekingenlik, adeta ayaklara pranga oluyor. Bir futbolcunun, saha içinde gösterebileceği en temel ve basit reaksiyon, koşmaktır. Hele ki iyi ya da kötü oynarken, artan koşu mesafelerine pas alma arzusunu eklerseniz, zaten kendiliğinden işleyen bir takım kimyasına sahip olabilirsiniz. Pas alma arzusu konusunda da, stresten ötürü, ileri seviyede kırılganız. Oyun olarak sindiğimiz maçların belki de en önemli sebebi.

    Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.
    Bunlar da benim fikirlerim.

    Devamını oku...

    30 Ağustos 2012 Perşembe

    Hatalar zincirini kırmak


    Sonucu eleştirmek kolay. Ancak benim tarzım mümkün olduğunca isimlere odaklanmadan, fikri/zihniyeti yorumlamak.

    Balık baştan kokar. Biz de oradan balayalım.

    Başkan, Aziz Yıldırım:

    Yargıtay süreci ve şirketleri üzerindeki baskılardan ötürü; kulübe, özellikle futbol takımına fazla odaklanamadığını belirtelim önce.

    İşleri daha çok kardeşi Ali Yıldırım'a devretti bu nedenle.
    Transfer sezonunu düşünürsek, iyi mi yaptı, kötü mü, karar sizin.

    Ancak Başkan'ın tahliye olduktan sonraki faaliyetlerinden ziyade, 3 Temmuz 2011 öncesi yaptıklarına bakmak lazım. Zira, bugün kimi yerde o tohumların kötü meyvelerini de yemekteyiz.

    Hoca, Aykut Kocaman:

    Madde madde yazalım bunu.


    • Bir kadro planlaması muhakkak vardı. Ama anlaşılan tutmadı. Müdahil olanları ya da engelleri bertaraf etmeliydi. Ya da kalkan olmamalıydı, transfer konusunda mesela. Egemen ve Krasic'i Aykut Hoca mı aldı acaba?
    • Belki de, kronik hastalığımız bu denli aşikarken, sezona daha erken başlamalı ve ciddi rakiplerle test etmeliydi, planındaki tüm şablon ve dizilişleri.
    • Attığı her adımda kararlı olmalıydı. Öyleydiyse, takıma yansıtmalıydı.
    • Duygusallık. Üzgün Hoca. Üzülebilir ama hakkı yok buna. Herkes ağzına bakarken, kaya gibi durmak zorunda.
    • Saha içinde direksiyonu alamadı eline hiç. Tabiri caizse proaktif rol alamadı. Örneğin; 3 kez 10 kişi takımlara mücadele ederken, bir kez bile 3'lü savunmaya dönüp, taşları yerinden oynatmadı.
    • Hazır futbolcuyu oynatma sevdasına, olmayacak duaya amin dedi sıkça. Mesela; Topal-Selçuk olmaz, olamaz yan yana. 
    • Emre ve Alex konuları. İkisinde de prensip olarak haklı buluyorum. Ama her ikisini de daha iyi yönetebilirdi Hoca.
    Uzatmayalım daha fazla, detaylara girmiyorum zaten. Yukarıdaki başlıklar çok daha önemli bence.

    Kaptan, Alex de Souza:

    Son kahramanım. Futbol ilahı. Benim gözlerimin gördüğü en büyük futbolcu.
    Son 8 yılda, bilhassa finallerde ve final süreçlerinde daha fazla itekleyebilirdi takımı saha içinde. 

    Ve son olayda, örnek olması gerekirdi; sebebi ne olursa olsun, susmalıydı. Bırakın bir futbolcunun hiyerarşideki rolünü, o, tüm takıma örnek olacak bir kaptan, bir idoldü.

    Vereceği en ufak tepkinin, asacağı suratın, takım içinde nelere sebep olabileceğini hesap etmesi gerekirdi.

    Özetle; haklıysa bile, bu şekilde haksız duruma düşmemeliydi.

    Fenerbahçe taraftarı:

    Türkiye'de birçok açıdan eşi benzeri yok.
    Tutkusu, tutkunun yurda dağılımı ve yoğunluğu en üst düzeyde olan taraftar grubu.

    Ama işte o tutku; bir darbeye bile karşı koyabilirken, aynı oranda takımına da zarar verebiliyor.

    Örnek mi? Vaslui maçı 15. dk. Yeni transfer Mehmet Topal'ın ilk ya da ikinci pas hatasında "Höööleyen" tribünler.

    Takım kötü oynayabilir. Ama şu bir gerçek ki tribünlerin homurdanması, takımı iyiye değil, kötüye götürecektir.

    Yani maç raporunda, negatif etkenlerden biri konumuna düşecektir taraftar.

    Ayrıca son dönemde Başkan, Hoca ve bazı oyuncular üzerinde merhamet ve şefkatten uzak yorumlar yapıldı.
    Bu hangi oyuncu/yönetici grubuna iyi gelebilir ki?

    Kimsenin Fenerbahçeliliği'ni sorgulamak bana düşmez, kulübü için neler yaptığını, yapacağını ve ne kadar sevdiğini.
    Ancak bir gerçek var;

    Saha içi ve dışı negatif enerji, bir spor kulübüne, hele hele Fenerbahçe'ye iyi gelmez.

    Ha bu nasıl bertaraf edilebilirdi?
    Burada da yönetime iş düşmez miydi derseniz, haklısınız.

    Bu gibi durumlarda bir lider arar gözler, yürekler.

    Maalesef yoktu.

    Ama bizde de otokontrol yoktu, kabul edelim.

    Ve Futbolcular:

    Tüm dış etkenler, ne kadar negatif olursa olsun; sahadaki futbolcunun bireysel sorumluluğu, olumsuzluklara direnç göstermek ve bulunduğu o psikolojik durumdan çıkmaktır.

    Şunu demek istiyorum; 

    Süper Kupa maçı örneğin. Rakip önde bastı ve orta sahayı geçemedik bir süre.
    Takım sindi.
    Bocaladı.
    Eli ayapına dolaştı.

    Buna hakkı yok.
    Profesyonel bir futbolcunun, düştüğü her şart ve durumdan kendisine ve takımına bir çıkış yolu bulması gerekir, biçare elleri belinde kaderini bekleyemez.

    Bu durum, Kadıköy'de tribünler homurdadığında da geçerli. Her ne kadar tribünlerin homurdanmaması gerekse de, futbolcunun da o atmosferin yarattığı olumsuz psikolojiden kendini çıkarması gerekir. 

    Zira, profesyonellik sadece antreman ve maç yapmaktan ibaret değil.


    Görüldüğü gibi; 

    Gelinen noktada benim, sizin, onların,
    Herkesin yanlışları var.

    Bir hatalar zinciri.
    Baştan sona,
    Büyükten küçüğe.

    Ne zaman hep beraber bu hatalar zincirini kırmaya and içeriz, o zaman bahar gelir.

    Tabi, bence.



    Devamını oku...

    Kronik hastalık: Açılış ve kapanış galaları


    2000 sonrası yakın tarihten birkaç örnek:

    Açılış Galaları: Feyenoord, Dinamo Kiev, Young Boys, PAOK, Spartak Moskova.
    Kapanış Galaları: Denizli (2006), Trabzon (2010), Galatasaray (2012)

    5 açılış galası ile 4 Şampiyonlar Ligi, 1 UEFA kaçırmışız.
    3 kapanış galası/final ile 3 şampiyonluk, dolayısıyla 3 direkt Şampiyonlar Ligi katılımını kaçırmışız.
    Doğal ve dolaylı olarak gelirlerini de.


    Yukarıdaki 8 maçta 4 farklı Hoca var. Werner Lorant, Zico, Aykut Kocaman, Daum.

    Ayrıca Avrupa mücadeleleri dışında, yukarıdaki hocalara ek olarak; Hiddink, Aragones, Rıdvan Dilmen ve daha niceleri ile de sezona çok kötü başladığımız günler oldu.


    Görüyor ve anlıyoruz ki; Fenerbahçe'nin sezon açılışlarında, bariz ve korkarım kronik bir sorun var.
    Hakeza 2000 sonrası oynadığı finalleri kaybetmesi de, önce fobi oldu, şimdiyse kronik olma yolunda.

    Tüm bu hocaların tabii ki hataları var.
    Bu döneme başkanlık yapmış Aziz Yıldırım'ın da elbette.
    Tüm bunları koyalım cebe.


    Farklı hocalar, farklı oyuncular.
    Aynı sonuçlar, aynı hayal kırıklıkları.


    • Hocaların yanlış planlamaları,
    • Sezon hazırlıklarının geç başlaması,
    • Transferlerin yetişmemesi,
    • Yanlış transferler,
    • Sakatlıklar vs. ile başlayan sezonlar.



    • Rakiplerin medya üzerinden yarattığı linç,
    • Hocaların tercihlerinden doğan kimi olumsuz sonuçlar,
    • Oyuncuların yeterli psikolojik direnci gösterememeleri,
    • Stres,
    • Hakemler vs. ile biten sezonlar.



    Yıllardır isimler üzerinden övdük ya da yerdik.
    Ancak yukarıdaki tabloya bakıldığında görülüyor ki, bu işin tek başına isimlerle alakası yok.

    Bir gelenek, bir kültür, bir fobi.
    Kronik bir rahatsızlık.

    Sorun ortada.
    Çözümü ne peki?
    Ayrı bir yazı konusu bu, ama ilk aklıma gelenleri sıralayacağım.


    • Planlama
    • Zamanlama
    • Kararlılık
    • Özgüven
    • Soğukkanlılık
    • Motivasyon
    Hiçbiri futbol terimi değil di mi?
    Yani transfer, taktik, antrenman demiyorum.

    Zira; dün akşam oynanan maçta, 2 devre arasındaki gece ile gündüz farkını, futbol terimleriyle değil, yukarıda saydıklarımla açıklayabilirsiniz.

    Demek ki; Fenerbahçe'nin "transfer" etmesi gereken "şey" ortasahadan önce, yukarıdaki 6 maddelik "karakter".

    Bu da, ne tek başına Başkan ile, ne de tek başına Teknik Direktör ile olur.

    Fenerbahçe'nin bir devrime, kusursuz bir karakter geni aşısına ihtiyacı var.
    Benim, senin, onun,
    Hepimizin.

    Olur mu?
    Olur.















    Devamını oku...

    29 Ağustos 2012 Çarşamba

    Futbol teknik ekibine basketbol koçu


    Teknik direktör.
    Menajer.
    Antrenör.
    Kaleci antrenörü.
    Fitness koçu.
    Bireysel oyuncu antrenörü.
    Analist.
    Vs.

    Tamamı futboldan gelme.
    Futbol dinamiklerine aşina.
    Başı, sonu; önü, arkası futbol hepsinin.

    Şahit oldukları futbolun çapı kadar futbol bilgileri, görgüleri, vizyonları.

    "Ben Teknik Direktör olsam" diye başlayım o halde;

    Teknik kadromda mutlaka bir basketbol koçu bulundururum!

    Neden mi?


    1. Hücum seti
    2. Savunma planı
    3. Duran top organizasyonu
    4. Duran top savunması
    desem yeter sanırım.

    Hücum seti:

    Elbette mevcut direktör ve antrenörler de hücum varyasyonları üzerine çalışıyor ve plan yapıyorlar. Ancak basketbol koçları; çok daha küçük bir alanda, daha az oyuncuyla, çok daha isabetli ve sonuca ulaşan hücum setleri uygulama vizyonuna ve pratiğine sahipler.

    Kanat, göbek, uzun top ve kontraatak varyetelerini; rakiplerin savunma yetenek ve donanımlarıyla karşılaştırarak çizeceği hücum setleri, idealler yerine geldiğinde makina düzeni sağlayabilir.

    Savunma planı:

    Bilhassa, savunmanın altın kuralı alan paylaşımı konusunda vizyon katacaklarına eminim. Ayrıca rakibin mevcut hücum varyetelerine tespit edip, onlara karşı çok daha başarılı savunma planı çizeceklerinden de şüphem yok.

    Duran top organizasyonu:

    Sanırım en faydalı olacakları alan. Kornerler, kenar ortalar, fake'li frikikler vb. aksiyonlarda, neler yapabileceklerini hayal ettiğimde heyecana kapılıyorum. 

    Başarılı bir "Box out"un bile yüksek toplarda takıma nasıl katkı sağlayacağını düşünün.
    Gerisi zaten çorap söküğü.

    Duran top savunması:

    Kah adam paylaşımlı, kah alan paylaşımlı duran top savunması; bir basketbol koçunun fark yaratabileceği başka bir aksiyon.


    Ben teknik direktör olsam diye başladım ya söze. 
    Öyle birşey elbette olmayacak ama fikir, hiçbir şey yapmazsa zihin açar.

    Benden söylemesi;)



    Devamını oku...

    25 Ağustos 2012 Cumartesi

    "Orta saha" transferi: Kararlılık




    Dün Twitter'da 20 adet 140 karakter ile anlatmaya çalışmıştım dilim döndüğünce, bloga da taşımak istedim, üzerinden gideriz belki de.


    1. Ozan İpek'in Batalla'ya attırdığı golden istiyorum/bekliyorum bir kanat organizasyonundan. Dün akşam ikisi de muhteşemdi.
    2. Ertuğrul Sağlam; efektif ve modern bir şablonu, iyi ve uygun oyuncularla oynatıyor. Bu sene yeniden çıkış yapabilirler.
    3. Solda Ozan, sağda Sestak, ilerde Pinto ve arkasında Batalla ideal bir hücum 4'lüsü. Ayrıca ortada N'Diaye bu sene üzerine koyacağa benzer.
    4. Kısaca, Bursaspor'u çok beğendim. Serdar Aziz'in sakatlığı şanssızlık oldu onlar için. Avrupa'da yolları açık olsun.
    5. Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam üzerinden Fenerbahçe'ye gelelim. Bursaspor'da varolan optimum şablon ve uygun futbolcular, henüz bizde yok.
    6. "Orta saha transferi" meselesine takılıp kaldı geleceğimiz ama hep söylediğim gibi, öncelikli sorun o değil. Şablon ve seçenekler net değil.
    7. Bıkmadan, usanmadan aynı şeyi söyleyeceğim. Hoca'ya birçok açıdan güvenim tam. Ama şablon ile seçeneklere karar vermeli ve artık uygulamalı.
    8. Takımdaki her futbolcu rolünü bilmeli. Ne zaman ne yapması gerektiğini, hangi konuda kendini geliştirmesi gerektiğini bilmeli.
    9. Bunun için takımın "algoritmasının" nal gibi ortada olması gerek. Sürpriz yok, makina gibi. Ancak bu şekilde oyun kendi içinde gelişir.
    10. Aksi halde, şablon ve uygun futbolcuları ararken, üstüne koyamadan sezonu tamamlarsın.
    11. Bursa'da Ozan, Sestak, Batalla ve Pinto var. Kurgu, roller ve yedekleri belli. Bizde? Sow, Kuyt, Krasic, Alex, Stoch. 5'i nasıl oynar?
    12. Tabii ki 5'i bir arada oynayamaz. 3 şablon alternatifin var bu durumda. Seçecek, bedellerine katlanacak ve kararlılıkla uygulayacaksın.
    13. Alex, Sow, Krasic, Kuyt, Stoch; herhangi bir takımda ilk 11 futbolcuları. Hatta o takımın yıldız kontenjanları. Rotasyon oyuncuları değil.
    14. Kuyt her sistemin bankosu şu anda. Alex tabu ise, Sow, Krasic, Stoch'dan 1 veya 2'si rotasyon olur. Yatırım ve potansiyel açısından tezat.
    15. Yok Alex yaşı itibariyle rotasyon oyuncusu olacak derseniz; yatırım yaptığınız ve potansiyeli olan kalan 4'lüyü oynatırsınız.
    16. Ama bunu artık net bir şekilde, tüm kadroya anlatmanız, rolleri en kısa sürede dağıtmanız lazım. Bu, hazırlık kampında yapılmalıydı.
    17. Fatih Terim misal; geçen sezon devre arası 4-4-2'ye döndü. Hücum ve savunma hattı belirgin bir kadro kurdu ve geliştirdi. Asıl transfer bu.
    18. Krasic transferi yapılana kadar Alex'li standart şablon ile devam edeceğini düşünmüş ve tüm hamleleri doğru/yerinde bulmuştum.
    19. Ancak Krasic'in de gelmesiyle, biraz evvel yazdığım sorun hasıl oldu. İşte burada liderlik gerekiyor, kararlılık. Çıkış yolumuz burası.
    20. Önümüz/yolumuz kesinlikle açık. Var olan tüm sorunları çözecek şey, Aykut Hoca'nın göstereceği ve takıma yansıtacağı kararlılık.
    Devamını oku...

    16 Ağustos 2012 Perşembe

    3 Temmuz'u neden unutmamalıyız?


    13,5 ay oldu.
    Unut desem de unutamazsınız.
    13,5 yıl geçse bile.

    Sıkılanlar var.
    Haklılar.
    "3 Temmuz" ile başlayan cümlelere kafa çeviren Fenerbahçeliler var.

    Futbolu sevdiği için Fenerbahçe'yi sevenler var.
    Bir de Fenerbahçe'yi sevdiği için futbolu sevenler.
    İkisinin bir arada olduğu durumlar da var, ayrıştığı noktalar da.

    Öfkesini gollere boğmak isteyenler var.
    "Yüce" mahkemeye konsantre olanlar da.

    Bazen yan yana,
    Bazen karşı karşıya,
    Hepsi var.

    Ama hiçbirinin Fenerbahçeliliğinden şüphem yok.
    Biri zaferlerine aşık oldu bu takımın,
    Diğeri hayal kırıklıklarına.
    Hepsi var.


    Ama hiçbirinin Fenerbahçeliliğinden şüphem yok.


    Ama, fakat, lakin;

    Tek mevzii saha değil.
    Tek mevzuu da.

    "Özel" parantezine alınmış "Kutsal İttifak"
    Durmadı, durmayacak.

    Sen unutmaya çalıştıkça, onlar hatırlatacak.

    Hesap sorması gereken, sen iken;
    Onlar tepende tef çalacak.

    Kalabalıklar, çok kalabalıklar.
    Örgütlüler, gevşek de değil üstelik.
    Sistemliler, Nazi subayları gibi.
    İştahlılar, çöl aslanı gibi.

    Ve,
    Şeytanlar, cennetten yeni kovulmuş gibi.

    Unut, unutabilirsen şimdi.






    Devamını oku...

    14 Ağustos 2012 Salı

    Kör, ölmeden; badem gözlü olamaz mı?


    Galatasaray'da yasanan Melo ve daha nice krizler ile yansimalari.

    Fenerbahce'de yasanan Emre ve diger krizler ile yansimalari.

    Dogruluktan, etik ve ahlaktan sasmayalim tabii ki, ama bilhassa yasadigimiz darbe sonrasi skorlar bu denli onemliyken; degerlerimizi daha fazla, her gunkunden fazla desteklememiz, sahip cikmamiz, koruyup kollamamiz gerekmez mi?

    Bakin; Emre-Zokora mevzuunda Emre'ye sahip cikanlar ile artik istemeyenler neredeyse yari yariyaydi.

    Belki de saflari yeterince sıklastiramadigimiz icin aldi o cezayi ve en kritik maclarda mahrum kaldik Emre'den.

    Ya Melo?
    Emre'nin yapip yapmadigi bile net olmayan hareket ile kiyaslanamayacak bir vukuata sebep oldu. Takim arkadasini odaya kitleyip tarumar etti.
    Sonuc?
    Tabii ki binbir tiyatro ile, oynatti Galatasaray en kritik maclarda.

    Melo oynamasa belki sampiyon Fenerbahce olacakti.

    Ya da Emre oynasa.

    Hareket dogru veya yanlis, bunu tartismiyorum.

    İki olay ozelinden genel bir mana cikarmaya calisiyorum sadece.

    Rakiplerinle esit sartlarda yarismadigin bir oyunda, dogruluk pesinde kostugun oranda geride kalacaksin; zira oyunun hem dogasi, hem de geldigi nokta tum makyavel semptomlara acik.

    Evet; Galatasaray'in liseden gelen bir "Kol kirilir, yen icinde kalir" kulturu var. Ve mukafatini aldigi bir gercek.

    Omurgasiz, karaktersiz, kaypak olalim demiyorum; bizi biz yapan degerlere sahip ciksak yeter, fazla birsey istemiyorum.

    Yol uzun.
    Rakip yokus asagi,
    Biz yokus yukari mucadele ediyoruz, edecegiz.

    Oyleyse arkadan iteklememiz lazim.
    Oyle ya da boyle.

    Bence.

    Devamını oku...

    13 Ağustos 2012 Pazartesi

    Aziz Yıldırım'ın yerinde olmak


    Malum, muhtelif sebeplerden ördüler başına bir çorap.
    Direndi.
    Pes etmedi.

    Neo işkence yollarıyla itibarsızlaştırdılar,
    "Fener"inden uzak tuttular,
    Elinden almak istediler.
    Vazgeçmedi.

    Evlatlarının topunu kesmekle tehdit ettiler,
    Ve 12 Mayıs'ta o topu da kestiler.

    2 Temmuz'da kalbinde saatli bir bombayla serbest bıraktılar.

    Fezleke,
    İddianame,
    Mütalaa,
    Gerekçeli karar.

    Gerekçeli karar.
    Mütalaa.
    İddianame.
    Fezleke.

    Baştan sona,
    Sondan başa,
    Yazdılar, çizdiler, oynadılar.

    1. sezonun finali tahliye ile bitti.

    Ve 3 Temmuz Darbesi'nin 2. Sezonu göz açıp kapayana kadar başlayıverdi.

    Bu sezon hedefleri belli.
    Realizasyon.

    Birden fazla mevzii ile saldırıya devam ediyorlar;
    O'na ve evlatlarına.

    Harıl harıl yeni bir hastalığa virüs yetiştiriyorlar.
    Yeni bir zehir şehir sularına.

    Zalim muktedir; saha, banka, mahkeme, maliye ve elindeki tüm silahlarla mermi taşırken cepheye, hala;
    O, kollarını sıvıyor.

    Tek başına,
    Ama yalnız değil.

    Güçlü,
    Ama yenilmez değil.

    İlk sezon çetin ve çetrefilliydi;
    Ama asıl film, 2. sezonda kopacak.

    Ve şimdi; hem O'nun, hem de evlatlarının desteğe ihtiyacı var.
    Geçen sezondan fazla,
    Çok daha fazla!

    Daha yeni başlıyor, zira!



    Devamını oku...

    Etekteki Taşlar




    Hazırlık maçlarının ardından 3 resmi maç yaptık.
    3. ön elemeyi geçsek de pek tad vermedik.
    Süper Kupa'da ise, kelimenin tam anlamıyla rezalettik.
    Bekir'in son dakika golü, Volkan'ın kurtardığı penaltı ve dün akşam yediğimiz son dakika penaltısı.
    3 maç, 3 kırılma anı; 2 bize, 1 rakibe.

    Ben, şahsen olumlu taraftar profili çizenlerdenim; ki bunu saklamam, kabul ederim.
    Daha korumacı, sahiplenen, kıyamayan, romantik serseri olabilirim.

    Ama bu, gözle görünen yanlışlardan kaçmak anlamına gelmemeli.

    Genel olarak Aykut Hoca geldiğinden beri, takımın genel yapısı ve transfer politikalarından oldukça memnunum. Belli dönemlerde, özellikle ligin ikinci yarılarında oynattığı futboldan da ziyadesiyle.
    Bu sezonun transfer başlangıcından ve oluşturulmaya çalışılan omurgadan da memnuniyetimi müteakip defalar yazdım.
    Uzun vadede hala yanılmış sayılmam ama kısa vade için, en azından bugün için bazı soru işaretlerini yazalım alt alta.


    1. Klişe. Orta saha. Transferin ötesinde sorun olan bölge. 4'lü orta sahada Cris-Topal olmaz, olmuyor, mümkün değil. 3'lü orta sahada ise tevekkeli adam eksik. İlk 11'i geçtim, sezon boyu rotasyon için transfer, evet şart. Ve eminim, olacak.
    2. Defans. Lugano-Yobo'dan; geçen yıl önce Serdar-Yobo'ya, olmayınca Bekir-Yobo'ya döndük. Bekir yükseldi ama ilk 11 için değil, rotasyon için idealdi. Yobo-Egemen mi olacak şimdi? Lugano-Yobo'nun oldukça gerisinde, değil mi?
    3. Sol bek. Hasan Ali'den mutlu ve umutluyum. Üzerine koyarak yükselecek, inanıyorum. Ama yedeği yok. Yük omuzlarında, stres yapma riski çok.
    4. Hücum. Yıldızlarını say deseler kimleri sayarsın? Alex, Kuyt, Sow, Stoch, Krasic değil mi? Bu 5'ini aynı anda oynatamayacağın aşikar. 4'üne razıyım, 3'ü ile çıkabilecek misin peki?
    5. İdeal diziliş & kadro. Başarılı ve büyük takımların daima ideal bir dizilişleri ve 11'leri olur. Başarıyı getiren ana faktörlerden biri bu. En azından 2. bir şablon olur; sanıyorum en büyük sorunumuz bu. Şu an Alex'li standardımız olan 4-4-1-1 ile devam ediyoruz. Ama bu dizilişte, yukarıdaki 5 yıldızından en fazla 3'ünü kullanabilirsin. Sow'u oynatmak, Kuyt'u kullanmak zorundasın. Stoch ve Krasic'e yatırım yaptın. Bu durumda yola nasıl devam edeceğine artık karar vermeli ve taşları yerine oturtmalısın, aşikar. Orta saha transferinden bile elzem bence.

    Uzatmadan 5 ana maddede topladım etekteki taşları.
    Maliyetlere burada girmedim. Bir başka yazıda değineceğim.

    Teknik direktör olsam, öncelik sıram şöyle olurdu:

    1. Öncelikle, olmayacak duaya amin dememeli artık. İlk iş bu. Kararlılık.
    2. Birincil şablona karar vermek.
    3. Taşları oturtmak.
    4. Eksik/sırıtan bölgeye takım içi çözüm bulmak.
    5. Takım içinden çözemeyeceğin eksikliğe takviye yapmak.

    Aykut Hoca'nın tüm bunları düşündüğüne eminim ve sonuna kadar güveniyorum kendisine.
    Ancak kazanarak devam etmek zorunda, yukarıdaki tüm sorunlarla baş etmeye çalışırken; zira, görülüyor ki tribünlerdeki beklenti ve aynı oranda gerginlik, had safhada.

    Şans onun ve tüm Fenerbahçeliler'in yanında olur umarım.




    Devamını oku...

    7 Haziran 2012 Perşembe

    Trabzonspor tele takipten nasıl kaçtı?



    Karadenizliler zekidir.
    Yöntem eski ve zahmetsiz; daha önemlisi risk yok.

    Modern iletişim aracı telefon yerine; civar illere güvercin ile, deniz aşırı illere ise şişe içinde haber göndermişler sezon boyu.
    Aksi takdirde; Bursa, Antep, Beşiktaş, Galatasaray, Belediye, Gençlerbirliği maçları da takılırdı değil mi tele takibe.
    Hasır altı edecek değillerdi ya?
    Devamını oku...

    5 Haziran 2012 Salı

    Eski Federasyon yasayı neden oldu bittiye getirdi?


    Dün Zaman Gazetesi'nde Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile yapılan bir röportaja yer verildi.
    Dün bu röportajla ilgili başka çıkarsamalar da yapmıştık, daha önemlisi bugün dikkatimi çekti.

    İlgili kısım şöyle:


    "Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un çıkmasında hükümetten ziyade eski Türkiye Futbol Federasyonu'ndan (TFF) talep geldiğini belirten Bakan Suat Kılıç, dönemin Federasyon Başkanı Mahmut Özgener'in hem muhalefet partileri hem de komisyonlarca ciddi bir kulis çalışması yaptığını söyledi. Kanunun çok sert olduğunu ve genel cezai müeyyideler açısından sonuçlarının ağır olacağı bilgisinin TFF yönetimiyle paylaşıldığını kaydeden Bakan Kılıç, şöyle devam etti: "Ancak TFF 'biz kararlıyız. Kulüpler kanunun çıkması için ısrar ediyor. Bu kanunun çıkması için yardımınızı istiyoruz' dediler. Ben ise 'Seçim kararı çıktı. Meclis'i bu kadar kısa zamanda çalıştıramayız' dedim. Ancak kendileri muhalefete giderek ikna ettiler. 'İki haftada çıkmaz' denilen kanunun mecliste iki saatte çıkmasını sağladılar." Yasanın değişmesi noktasında herhangi bir talebin gelmediğini vurgulayan Kılıç, hükümetin gündeminde de benzer bir adımın olmadığını bildirdi.""

    3 Temmuz'un bariz bir rant operasyonu olduğunun ispatı adeta.
    Neden mi?

    Bakanın söylediğine göre, TFF'nin bastırmasıyla 2 haftada çıkacak karar 2 saatte çıkıverdi. Hem de Bakanlığın, çok ağır müeyyideler var demesine rağmen. TFF'ye göre Kulüpler bastırıyordu.
    Yasa, Resmi Gazete'de 17 Nisan'da yayınlandı. Alelacele olduğu halde..
    Maksat neydi peki?

    "Aman lig bitmeden, şu yasayı çıkartalım ki, lig sonunda telefon trafikleri artar, kapsam içinde kalsın" mı yoksa?

    Bakan Suat Kılıç'ın söylemiyle, yasanın yürürlüğe girmesi için bastırılmasa ve normal akışında çıksa büyük ihtimalle lig bitecekti.

    Ve bir çuval incir berbat olacaktı. 3 Temmuz'da anlatageldiğimiz sebeplerle organize edilen bu rant operasyonu suya düşecekti.

    Yasa imdada yetişti.

    2 haftada çıkacak karar 2 saatte çıktı.
    Bu yasa için en büyük mesaiyi kim verdi peki?
    Gazete gazete, televizyon televizyon kim gezdi, PR yaptı?
    TFF Hukuktan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Egemenoğlu.
    Nerede şimdi?
    Halen Türkiye Futbol Federasyonu Hukuktan sorumlu Üye.

    Yazışmaları kim yapıyor diye merak ediyorduk ya hep hani..
    İşte eyle..


    Adeta ligin sonuna ağır müeyyidelerle apar topar yetiştirilmiş bir yasa.
    Değişen savcı.
    Değişen Federasyon Başkanı.
    Değişmeyen üyeler.
    Hey yavrum hey!..

    Devamını oku...

    Bülent Ataman'ı gören oldu mu?



    Kahraman Trabzonlu'nun hiç sesi soluğu çıkmıyor.
    Halbuki hava şartları tam ona göre.
    Güvercinle haberleşiyorlardı herhalde o dönemde, tapeleri çıkmadığına göre..

    Gencecik masum Korcan içerde ve bu kaşar maşa dışarda ya;

    Başka sözüm yok Hakim Bey Amca..
    Devamını oku...