12 Ağustos 2013 Pazartesi

Süper Kupa: Galatasaray - Fenerbahçe: 1-0: 120 dakikalık işkence





İlk 30'da oyunda üstün olduğumuz, sonrasında 10 kişi kalana kadar üstünlüğü verdiğimiz, 10 kişi kaldıktan geri düşene kadar da kontrolü tamamen kaybettiğimiz bir maç. Yine reaksiyon takımı kimliğinden kurtulamamak ve 120 dakikada planlı programlı bir şekilde oynayabildiğimiz toplamda 30 dakikanın olması. Rakip Galatasaray olunca daha da çok göze batıyor haliyle. Üstelik rakip bu kadar kötü durumdayken bu oyun çok büyük soru işaretleri yaratacaktır.

İLK YARIM SAAT

Benim kafamdaki ideal 11 olmamasına rağmen oyuna iyi başladığımızı söylemek yanlış olmaz. Tempo düşüktü ve oyun bizim alışılmış pas karakterimize çok müsaitti. Bu sürede rakibe çok fazla alan bırakmadık. Daha 30. saniyede Bekir'in, 3. dakikada da Alves'in geriden attığı uzun toplar aşağı yukarı oyun planımızın nasıl gelişeceğinin göstergesiydi. Mehmet Topal'ın bu esnada hep iki stoperin arasına gelmesi ve beklerin oyuna katılımıyla birlikte daha çok bir 3'lü savunma takımı gibiydik. Kuyt ve Sow'un gezgin yardımcı santrafor rolleriyle de 3-4-3'ü andıran bir takım vardı sahada.

Bu süreç içerisinde rakibin bir tek Mehmet Topuz'un bireysel hatasından kaynaklanan bir pozisyonu var. Mert bu pozisyonu mükemmel bir şekilde engelledi ve maç içerisindeki çıkarttığı sayısız kritik toplarda da bu pozisyonun özgüvenini artırdığını söylemek gerek. 4 dakika sonrasında Sow'un ayaklarının birbirine dolanmasıyla da enerjmiz düştü ve seken hiçbir topu alamamaya başladık.

10 KİŞİ KALANA DEK

Oyun anlamında sahaya hiçbir şey koyamadığımız bir bölüm oldu. Merkez orta saha bolluğunda Meireles'in bir maç eksik olması bize bu kadar pahalıya patlıyorsa o zaman aynı sertliği sahaya koyabilecek Holmen'in neden lisansında bu kadar gecikildiğine ve neden eldeki fazla yabancıların gönderilemediğine değinmek gerek. Cristian 30'dan sonra sahadan resmen kayboldu, Emre pres yapmayı bıraktı ve ön alana da atılan her top rakip savunmadan sekip geri geldi. İleri üçlü de arkadan destek gelmeyince sadece uzun toplara koşup kendilerini hırpaladı. Cristian'ın ve ileri üçlümüzün pas tercihlerinde yaptıkları hatalar da baskıya davetiye çıkartan diğer etkenlerden.

Rakip biz çıkmayınca doğal olarak daha çok topla oynayıp, daha çok kalemize gelmeye başladı. Bruno Alves'in kritik müdahaleleri ve Mert'in kurtarışlarıyla hasar görmeden ilk dalgayı atlattık. Alves'in önce amatörce gördüğü ilk sarı, ardından da Emre'nin lüzumsuz bir şekilde 3 kişinin arasına girdiği topta kontrayı kesmek için yaptığı canhıraş müdahaleden gördüğü ikinci sarıyla da gardımız tamamen düştü.

MERT GÜNOK

Volkan'ın yokluğunda kendisine güvenmeyenler, "yerini dolduramaz" diyenlerin yüzünü kara çıkartmakla kalmayıp, kendisine güvenenlere de haklı bir gurur yaşattı. Bugünün belki de takım adına tek ve en büyük kazancı oldu. Benim kişisel görüşüm Volkan'dan çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğu ve sürekli forma şansı verilirse mutlaka formayı alabileceği yönünde. Kendisini hazır tutmuş olması en büyük artısıydı bugün Mert'in. Kocaman bir bravo.

KIRMIZI KARTTAN SONRASI

Genellikle takım bir kişi eksik kalınca teknik direktörler oyuna müdahale etme ihtiyacı duyarlar. Ersun Hoca Alves atıldıktan sonra değişiklik yapmak için bir hayli bekledi. Topal'ı stopere çekerek 4-4-1'e döndük ama bu Emre etkisizken orta sahayı tamamen rakibe teslim etmek anlamına geldi. Kadlec-Webo değişikliğiyle birlikte Topal orta sahaya dönünce nispeten daha etkili olduk ama Kuyt'ın solda, Alper'in sağda olduğu bir düzenin bize pek bir faydası olmadığını ilk Salzburg maçında zaten görmüştük. Caner değişikliğinin gecikmesi ise teknik heyet adına eksi puan. Topla çıkmayı veya yerden oynamayı deneyen tek oyuncu Alper'ken, bir ikincisinin bize çok artısı olurdu.

ARTILAR

Mert'i uzunca yazdım, zira maçın adamıydı kendisi. Bunun dışında atılana kadar Alves'in yine savunma liderliğini eksiksiz yerine getirdiğine değinmek gerek. Hasan Ali'nin sol bek performansı, Kadlec'in de stoperde rahatlıkla görev yapabileceğini göstermesi artılarımız. Alper'in de yanında Meireles sertliğinde bir oyuncu olunca daha dirençli ve rahat bir şekilde ileri çıkışlarını artıracağı gerçeği var. Bunları bir kenara yazıp, üstlerine eğilmek gerek.

EKSİLER

30'dan sonra düşen Emre ve Cristian ve kötü tercihler yapan ileri üçlümüz. Kuyt da Webo da bugün kötü pas tercihleri yaptılar. Sow da tamam pozisyonlara girdi ama onun da maksimum fayda sağladığını söylemek güç. Bir de Mehmet Topuz konusu var ki, o da Kayserispor'da merkez orta saha oynayan bir oyuncu sağ bekte ne kadar iyi oynayabilirse o kadar iyi oynuyor. Alternatifsizlik umarım canımızı yakmaz demiştim ama yaktı ve Gökhan dönene kadar da yakmaya devam edecekmiş gibi görünüyor.

CRISTIAN VE EMRE

Cristian konusunda fikirlerim belli ve hiçbir değişiklik yok bu konuda. Salzburg maçında da 30 dakika oynadı, bugün de ilk 30 dakika biraz oyunda gözüktü. Sanki çok iyi oynuyormuş da adaletsiz bir şekilde oyundan çıkmışçasına koyduğu tavır hiç hoş değil. Başkası yapsa yemediği laf kalmamıştı. Profesyonelliğe yakışan bir durum değil bu. Kendisini toparlamalı, çünkü futbolda, özellikle de saha içinde duygusallığa pek yer yok.

Emre ise sakatlıktan yeni çıkıp oynadığı için yetersiz kalması normal, ama yüzde yüzünü veremeyecekse oynamamasında fayda var. Emre sağlıklıyken takım için faydalı ama kuvveti yerinde değilken de faydadan çok zararı var. Alves'in kırmızısından önce kaptırdığı top ve maç içerisindeki tercih hataları da bunlara örnek. Sağlıklı ve zinde bir Emre zaten formayı kaptırmaz, ama kendisi gibi değilken de yedek kalabilmeli. Hadi bu maç alternatifsizlikler vardı, ama bundan sonrası için bazı şeyleri düşünmek gerek.

TEKNİK EKİP

Ersun Hoca'nın oyuna müdahelelerinin açıkçası bende hayal kırıklığı yaşattığını söylemem gerek. Tamam, bu üçüncü resmi maçıydı ama takımla sürekli çalışan da kendisi. Bazı şeyleri daha net görmesini ve hamle etmesini beklerdim. Umarım bu yenilgiyi ve yenilgi bağıra bağıra gelirken nelerin ters gittiğini dikkatlice gözden geçirir ve bu hatalardan ders alır. Zira oturduğu koltukta her kim oturuyor olursa olsun hata yapma lüksü bildiğiniz gibi pek yoktur.

SONUÇ

Resmen işkence olan bir 120 dakika izledik. Rakip bu kadar kötüyken bizim sadece 30 dakika diri görünmemiz ve hata yapmaya çok müsait olan savunmalarına ancak geriye düştükten sonra yüklenmeyi akıl edebilmemiz düşündürücü. Her şey reaksiyon demek değildir. Maç içinde geri düşüp maçı çevirmek belki kulağa da güzel geliyor olabilir ama biz 3 sezondur ciddi şekilde geriye düşüyoruz ve sadece bir sezonda, onda da çok çok ekstra bir performansla rakibi yakalayıp ipi göğüslemeyi başardık. Hatalardan ne kadar erken dönülürse o kadar bizim yararımıza olur. Belki eksikler dönünce işler rayına girecektir, ama Fenerbahçe'nin böyle etkisiz ve silik bir karakter koymasının bahanesi olamaz, olmamalı.

6 yorum:

  1. Türkiye'de bazı futbol gerçekleri değişmedi ve değişmeyecek gibi görünüyor. Çok kısa kesicem çünkü yazılanların ve bilinenlerin bir faydası olmayacak ne yazık ki. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz'da yaşadıklarından sonra bir taraftar olarak hiçbir zaman sesimi çıkarmadım anlık reaksiyonlar dışında. Çünkü dağtılmış bir takım, bozulmuş kadro ve niye böyle bir duruma maruz bırakıldığı belli olmayan bir takımdı. 2011-2012 sezonuyla başlayan savunma mantığı artık beni isyan noktasına getirdi. Bu sezon süreçteki 4. sezon ve Fenerbahçe hala saha içinde savunma mantığından kurtulamadı.

    Fenerbahçe'nin son 3 sezondur savunarak kazandığı tek bir şey gösterebilir misiniz bana? Bırakın Fenerbahçe'yi, dünya futbolunda Yunanistan'ın 2004 senesinde kazandığı Avrupa Şampiyonluğu'ndan başka, savunmayla kazanılan tek bir şey gösterin bana, sadece bir şey...

    Dün akşamki maç için söylenenilecek çok şey var. Mesela orta sahası iyi işleyen rakibe karşı hele ki Meireles yoksa kadronda Alperle başlamak gibi. Topu daha iyi kullanan ve hızlı çıkabilen bi adam olması açısından. Yada Salih tercihi. Bunlar genişletilip konuşulabilir.

    Ama bunların dışındaki en önemli gerçek savunma konusu. Ben, dediğim gibi 2 sezonun arkasından 3. sezonda da hala birşeyleri savunma gayretine düşmüş bir Fenerbahçe'yi artık kabul edemiyorum. Kafa savunma kafası olmasaydı Fenerbahçe'nin elinde şu anda bir UEFA kupası yok muydu sizce? Yada geçen 2011-2012 şampiyonluğu dünkü maçta kupa gelmez miydi sizce?

    Fenerbahçe dün 10 kişi kalmış olabilir evet sahanın en iyisi olan Alves'in atılması etkiler tabi ki ama mantık savunma mantığı olduktan sonra ne değişir bana söyler misiniz? 10 kişi kaldıktan sonra ceza yayının orada beklerseniz ne kadar dayanabilir siniz, ne kadar daha gol yemezsiniz ki. Fenerbahçe eksikleri olmasına rağmen dün eğer topu kullanıp işin savunma kısmını orta sahayla sağlasaydı kesinlikle kupa bizdeydi. Savunma demek ceza sahasının önünde beklemek değildir. Bunu ne zaman anlıycaz merak ediyorum.

    Rakibini orta sahada karşılamayıp şuursuzca üzerine gelmesini beklersen ne kadar dayanabilirsin ki. Birinin kapıdan içeri girmesini kapının eşiğinde durarak engelleyemesiniz. Onu kapıdan uzaklaştırarak engelleyebilirsiniz. Fenerbahçe'nin 3 senedir durumu ne yazık ki bu. Savunmanın nasıl yapıldığını bilmeyenler 2008 yılındaki Chelsea-Fenerbahçe maçını izlesinler. 5. dakikada Ballack bize golü attıktan sonra chelsea tam 85 dakika bize savunma yaptı. Peki Fenerbahçe'nin bu 85 dakikada bir tane bile pozisyonu var mıydı? Hayır. Çünkü savunma demek 10 kişiyle kapanmak demek değildir. Önce rakibini orta sahada karşılayıp mümkün olduğunca kaleden uzak tutmaktır, topu kullanmak ve rakibi sindirmektir.

    Fenerbahçe 2 sezon önce 2-0'dan 2-2'ye gelen gs maçını neden ve nasıl kazanamadı. Geçen yılki süper kupa maçında 10 kişi kalan gs mi savunma yaptı yoksa Fenerbahçe mi? Konuşulacak çok şey var ama Fenerbahçe'nin artık kronik hastalığını bırakması için daha ne olması lazım bilmiyorum.

    Artık yeter diye feryat noktasına geldim. O kadar basit ki aslında. Tekrar söylüyorum Fenerbahçe son 3 yıldır bir şeyleri savunarak ne kazandı bana söyler misiniz?

    YanıtlaSil
  2. sonuç olarak yılların geneleği sezona hazır başlamama sıkıntısı yine devam etmekte. geçen sene hatırlarsanız lige kuyt çok iyi başlamıştı, daha öncelerde roberto carlos ve stoch için de bunu söyleyebiliriz, aynı şekilde bu yılda bruno alves takımda ki diğer oyunculara göre daha formda keza kadlec de iyi durumda, neden çünkü avrupada aldıkları kondisyon ve oyun anlayışına sahipler çok değil 1 aya kalmaz formları biraz aşağı düşer takımın geri kalanıda biraz yükselir türkiye ligine göre iyi bir duruma gelirler ama avrupa için kesinlikle yeterli olmazlar. bu Fenerbahçe nin yıllardır görmediği gerçeği! özellikle Türk hocalar kendi egolarındanmıdır nedir taktik idamnlarla takımı hazırlamaya çalışıyorlar ve yıllardır nezamn bi derbi oynayacak olsak yada geçen yıl yarı final gibi takımın yarısı ya cezalı yada sakat! yeni transferlerde çok değil 1 aya diğerlerine ayak uydururlar! şimdiden zamana ihtiyacımız var lafları başladı bile! dün akşam sahada geçen yıldan sadece alves değişikti o da iyi yönde bir değişik ama maşallah sanki yeni tanışıyorlar, hepsi bir yorgun bir korkak! yine aynı tas aynı hamam gibi geldi bana ama tabi çok net birşey söyemek için yine de çok erken fakat görünen durum bence iyi değil!
    takıma liderlik yapmasını beklediğimiz 33 yaşında ki,üst düzey milli takım ve avrupa deneyimi olan emre 3 kişinin arasına mal gibi dalıp topu kaptırıp arkadaşının kart görmesine neden oluyor, kuyt her topu eziyor! hele ki mehmet topalın son dakikalarda bom boş kuyt a atamayıp auta attığı bir pas! var ki komedi!
    Fenerbahçeye hiç yakışmıyorlar, bana sorarsan o topu orda salih kaptırsın, alper o pası atamasın, recep kaçırsın penaltıyı çünkü artık cidden yeter, bu sene şampiyon olmamız lazım diyoruz süper kupayı yne gs ye teslim ederek lige başlıyoruz. ersun yanal'ın işi çok zor baroni'yi,krasic'i,yobo'yu hatta kuyt'u bu takımda tutan aklı seveyim. saygıar

    YanıtlaSil
  3. Hepimizin istediği oyun karakteri olarak "saldırgan" bir takım. Bize sunulan ise (sezonlardır) genellikle "sakin" gerektiğinde "saldırgan" bir oyun şekli.
    Bunu şuna bağlıyorum; takım kurulurken (bu sezon veya önceki sezonlar değil, benim bildiği pareira'dan beri) oyuncu tercihleri çok önemli.
    Saldırgan bir takım istiyorsanız, takımı oluşturan oyuncuların önemli bir kısmının oyun karakteri "saldırgan" olmalı. 11 kişilik takımda (ilk 18 veya 24 kişilik toplulukta da geçerli) 3,4,5 saldırgan 6,7,8 sakin adam varsa ortaya çıkan takın "sakin" bir takımdır. oyunun genelini sakin oynamaya, gerektiğinde (uygun koşullar uluştuğunda, misal rakip skor elde edip geri çekildiğinde) saldıran takım ortaya çıkar.
    Bu durum da sezonlardır gözlemlediğimiz fikstürün ilk yarısı veya maçların ilk yarısının heba olmasına neden olur. Çünkü;

    Eğer takım karakteri "saldırgan" veya "sakin" oyuncuların baskın kişiliğini yansıtmıyorsa. Öne geçmek kolay olmuyor (Ancak; Misal Alex'li Fenerbahçe: takımın neredeyse bütünü sakin, Alex durur durur atar-attırır bi tane, skoru elde edersin, sonra müsaitleşince saldırırsın ya da savunmaya çekilirsin)
    sakin/saldırgan oyuncuların takım çerisindeki "DENGE"si (Fenerbahçe'de olan durum) oyun şablonunun, veya takımın oturmasının gecikmesine neden oluyor...
    Saldırgan oyuncularımız: Volkan,Bruno, Gökhan, Caner, Potuk, Emre, Kuyt, Egemen, Emenike, Krasic

    Sakin oyuncularımız: Yobo, Serdar, Bekir, Topal, Baroni, Salih, Kadlec, Selçuk, Sow, Raul, Semih,

    Değişik adamlar: Hasanali, Topuz, Webo

    Olay aslında çok basit; bu oyun karakterine sahip oyuncularla takım kurduğunuzda, maçın bir anında Caner topla gidiyor... peki bu durumda Baroni, Raul, topal, selçuk, ne yapar? pozisyon müsaitse destek verir, Yani destek vererek (içten, iştahla) pozisyonu müsait hale getirmez. Farketmez Kuyt topla gidiyor... Sow eğer keyif alacaksa, destek veriyor, örneğin sow'a faul yapılınca dikkat edin kaç kez itiraz eder? peki Drogba? bahsettiğim karakter bu.

    Evet Sorun da burada başlıyor: TD'lerimiz bu değişik karakterdeki oyucuları bir araya getirirken zorlanıyorlar, aslında "herşeyi" yapan bir takım yaratma hevesindeler, ama zor oluyor.

    Oysa Misal Terim, genellikle "saldıran" oyuncu karakterini tercih ediyor (sabri bile!!!) sonra taktik vs.. ama oyuncuları sahaya çıktığında "hedefe kilitli"ler. Burak, Umut, Drogba, Sneider vd..... Balta, Zan, Semih hariç...

    meramım buydu. :)

    YanıtlaSil
  4. klasik olacak ama,aynı maçı mı seyrettik acaba diye düşünüyor insan.korner dahi kullanamadan bitirdiği 90 dakikanın ilk 30 dakikasında üstünmüş fenerbahçe.hımmm...

    keşke bahsettiğiniz o ilk dakikanın topla oynama yüzdeleri ve kaleye atılan şut rakamlarını da yazsaydınız.ya da o ilk 30 dakikanın genel olarak hangi takımın yarı sahasında geçtiğini yazsaydınız mesela.

    harika olurdu.

    iki sene önce fatih terim'in imza attıktan 1 ay sonra çıktığı gs-real madrid maçını bi seyret.gs o maçta ne oynadıysa 2 senedir aynı futbolu oynuyor ve 2 senedir ziraat dışında her kupayı aldı.

    bu rekabet,seksenli yıllardan beri her zaman daha fazlasını isteyenlerle,acizliğini istikrar paravanıyla kapatmaya çalışan yetersizlerin tiyatrosu olageldi.


    bu tiyatroda dram rolünü sürekli hangi taraf oynuyor,öğrenmek istiyorsan dün geceye bak.epey faydası olur.

    YanıtlaSil
  5. İlk yoruma ek olarak;

    Tekrar tekrar söylemekte fayda var. Fenerbahçe tarihinin en başarılı teknik direktörü Aykut Kocaman'dır. O süreçte yaşananlara rağmen 3 kupa kazanmış olması yadsınamaz. Ama ne yazık ki en küçük bi eleştiriye bile tahammül edemiyor olmamız bizi bu noktalara sürükledi. Evet başarılıdır ancak savunma futbolunu yerleştirerek bence hiç de iyi birşey yapmamıştır.

    Fenerbahçe 3 senedir öne geçip ceza yayının orada bekleme hastalığından kurtulmadığı sürece kalıcı bir başarıdan söz edilemez. Bağırarak söylemek istiyorum; savunma futbolu rakibi orta sahada karşılamakla başlar. Göbeğin orada rakibi karşılayıp hızlı çıkmasını engelleyerek paldır küldür üzerinize gelmesine engel olmazsanız neticede golü yer-si-niz.

    Fenerbahçe'nin saha içindeki bütün konulardan önce baş etmesi gereken sorunu budur. Emin olun ki budur. Dediğim gibi, Alperle başlanması Salih'in 10 kişi kalınmasından sonra değerlendirilmesi gerekirdi VS... Ama sorun şu ki, Fenerbahçe eğer rakibiyle orta sahada baş edebilmeyi deneseydi, Topal'ın stopere çekilmesine gerek kalmaz, 4'lü orta saha da yeterli olurdu. Lütfen lütfen lütfen birileri ses versin. Fenerbahçe takımı Türkiye'deki en iyi ve en alternatifli orta sahaya sahip olmasına rağmen dün akşam neden orta sahada yokları oynadı? Çünkü orta sahayı kullanmayı unutmuş durumda. Savunma mantığından sıyrılıp, savunma yapması gereken anlık zamanlarda (maç boyunca değil) orta sahasını kullanmalı. Kadronuzda Iniesta'lar, Diarra'lar, Alonso'lar olsa da yayın orada beklerseniz, korktuğunuz başınıza gelir. Sadece dün akşamdan bahsetmiyorum. Dün akşam hiç işlemeyen kanatları mı saymak gerek yoksa ikili mücadelelerin hepsinde yerde kalanları mı? Fenerbahçe'de bir kondisyon problemi de çok aşikar bir şekilde kendini belli etti.

    Ama ilk halledilmesi gereken kesinlikle ve kesinlikle mantığını değişmesi gerektiğidir. Savunma kafasından sıy-rıl-ma-lı-dır.

    YanıtlaSil
  6. 32 yaşındayım ve 20 senedir Fenerbahçe'yi yakından takip ediyorum. temel bazı yanlışlar var hiç değişmeyen bunların en başında da vurdumduymazlık meselesi geliyor. bu durumu sahaya yansıttığımızda ise ortaya yazınızda da belirtiğiniz gibi "reaksiyon" takımı olma durumu ortaya çıkıyor. İşi sıkı tutup sahaya kendini her şeyiyle veren bir takım görmedim 20 senelik Fenerbahçelilik ömrümde... Hep kolay şartların takımı olduk rakip çok sert olmayınca taraftar baskısı olmayınca oynayan filan... bu durumun dışına çıkan bireysel performnaslar oldu ; ama sadece o kadar... topyekün böyle bir takım görüntüsü hiç vermedik... bize gelen futbocuların hep kendilerini bu camiaya karşı haklı ve alacaklı hissetmelerini anlamıyorum hiç... kötü bile oynasalar çıkmalarını kabul etmeyişlerini sonradan oyuna girdiklerinde kendilerinin vermeyişlerini... bir iki takımı üstüste yendiklerinde hemen havaya girip yetinip çok yorulduk biraz ense yapmaya hakmız var diye düşünmeye meyyal oluşlarını... aykut hoca'nın takım tertibi, oyun felsefesine dair katılmadığım çok yer vardı ; ama onu sırf yukarda işaret ettiğim şeyleri görüp bu durumu "futbolcuya dayalı düzenden kurtumalıyız" mottasıyla ortaya koyduğu yolda canı gönülden destekliyordum. ama olmadı şartlar onu bu yoldan ayırdı... gerçi bu büyük sorunu bir kişi halledebilir miydi o da büyük bir soru işareti... camia olarak böyle bir tespiti ne kadar anladık ve ona bu yolda destek verdik... biz taraftarlar da kolay beğenip bireysel egoları şişirmeye dönük hareketlerin içinde olduk hep... futbolcunun kendini hep haklı hissetmesini sağladık... taraftar olarak söylemlerimizi ve tutumlarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor... çünkü Fenerbahçemizin sorunları teknik direktör takım tertibi vs. gibi sorunların çok ötesinde daha derinlerde...

    YanıtlaSil