7 Haziran 2012 Perşembe

Trabzonspor tele takipten nasıl kaçtı?



Karadenizliler zekidir.
Yöntem eski ve zahmetsiz; daha önemlisi risk yok.

Modern iletişim aracı telefon yerine; civar illere güvercin ile, deniz aşırı illere ise şişe içinde haber göndermişler sezon boyu.
Aksi takdirde; Bursa, Antep, Beşiktaş, Galatasaray, Belediye, Gençlerbirliği maçları da takılırdı değil mi tele takibe.
Hasır altı edecek değillerdi ya?
Devamını oku...

5 Haziran 2012 Salı

Eski Federasyon yasayı neden oldu bittiye getirdi?


Dün Zaman Gazetesi'nde Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile yapılan bir röportaja yer verildi.
Dün bu röportajla ilgili başka çıkarsamalar da yapmıştık, daha önemlisi bugün dikkatimi çekti.

İlgili kısım şöyle:


"Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un çıkmasında hükümetten ziyade eski Türkiye Futbol Federasyonu'ndan (TFF) talep geldiğini belirten Bakan Suat Kılıç, dönemin Federasyon Başkanı Mahmut Özgener'in hem muhalefet partileri hem de komisyonlarca ciddi bir kulis çalışması yaptığını söyledi. Kanunun çok sert olduğunu ve genel cezai müeyyideler açısından sonuçlarının ağır olacağı bilgisinin TFF yönetimiyle paylaşıldığını kaydeden Bakan Kılıç, şöyle devam etti: "Ancak TFF 'biz kararlıyız. Kulüpler kanunun çıkması için ısrar ediyor. Bu kanunun çıkması için yardımınızı istiyoruz' dediler. Ben ise 'Seçim kararı çıktı. Meclis'i bu kadar kısa zamanda çalıştıramayız' dedim. Ancak kendileri muhalefete giderek ikna ettiler. 'İki haftada çıkmaz' denilen kanunun mecliste iki saatte çıkmasını sağladılar." Yasanın değişmesi noktasında herhangi bir talebin gelmediğini vurgulayan Kılıç, hükümetin gündeminde de benzer bir adımın olmadığını bildirdi.""

3 Temmuz'un bariz bir rant operasyonu olduğunun ispatı adeta.
Neden mi?

Bakanın söylediğine göre, TFF'nin bastırmasıyla 2 haftada çıkacak karar 2 saatte çıkıverdi. Hem de Bakanlığın, çok ağır müeyyideler var demesine rağmen. TFF'ye göre Kulüpler bastırıyordu.
Yasa, Resmi Gazete'de 17 Nisan'da yayınlandı. Alelacele olduğu halde..
Maksat neydi peki?

"Aman lig bitmeden, şu yasayı çıkartalım ki, lig sonunda telefon trafikleri artar, kapsam içinde kalsın" mı yoksa?

Bakan Suat Kılıç'ın söylemiyle, yasanın yürürlüğe girmesi için bastırılmasa ve normal akışında çıksa büyük ihtimalle lig bitecekti.

Ve bir çuval incir berbat olacaktı. 3 Temmuz'da anlatageldiğimiz sebeplerle organize edilen bu rant operasyonu suya düşecekti.

Yasa imdada yetişti.

2 haftada çıkacak karar 2 saatte çıktı.
Bu yasa için en büyük mesaiyi kim verdi peki?
Gazete gazete, televizyon televizyon kim gezdi, PR yaptı?
TFF Hukuktan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Egemenoğlu.
Nerede şimdi?
Halen Türkiye Futbol Federasyonu Hukuktan sorumlu Üye.

Yazışmaları kim yapıyor diye merak ediyorduk ya hep hani..
İşte eyle..


Adeta ligin sonuna ağır müeyyidelerle apar topar yetiştirilmiş bir yasa.
Değişen savcı.
Değişen Federasyon Başkanı.
Değişmeyen üyeler.
Hey yavrum hey!..

Devamını oku...

Bülent Ataman'ı gören oldu mu?



Kahraman Trabzonlu'nun hiç sesi soluğu çıkmıyor.
Halbuki hava şartları tam ona göre.
Güvercinle haberleşiyorlardı herhalde o dönemde, tapeleri çıkmadığına göre..

Gencecik masum Korcan içerde ve bu kaşar maşa dışarda ya;

Başka sözüm yok Hakim Bey Amca..
Devamını oku...

1 Şubat 2012 Çarşamba

Sarı Kırmızı Propaganda!



Önce kurguladılar.
İlmik ilmik ördüler belayı.

Sonra kurgulanmış şüpheler yığınına ceza kesmeye çalıştılar.

Menşei ve maksadı belli olan liselimedya 'nın bilinçli manipülasyon, provakasyon ve dezenformasyon dolu propagandasıyla; 8 takımın adının geçtiği soruşturmada, okları sadece Fenerbahçe üzerine çevirdiler ve kamuoyu önünde suçlu ilan ettiler.

Nadir esen Fenerbahçe lehine rüzgarları görmezden geldiler.
Mütemadiyen fırtına, kasırga uyarıları ile korkakları kaçırdılar.
Kalan cesur yürekleri yaftalarla bastırmaya çalıştılar.

Ama Kalamış'tan esen o cesur, ılık rüzgar; koca fırtınaya karşı tek başına mücadele etti.
Yetmedi, jurnal yaptılar.
Yetmedi evrak sızdırdılar.
Yetmedi evrak sakladılar.

Küme düşmenin mümkün olmadığını, yeterli delilin olmadığını hatta suçun olmadığını bildikleri için; ağızları başka, elleri başka oynadı.
Kendileri dürüstlük piyesini berbat bir oyunculukla sahnelerken, pilot takımları üzerinden puan silme formülasyonu yayınladılar.

Hiçbir şey yüreklerindeki ihanet ateşini söndürmeye yetmedi.

Mehmet Ali Aydınlar'ı salladılar.
Karar vermesi için üzerinde baskı kurdular.
UEFA sopası, FIFA sopası icad ettiler.

26 Ocak'ta genel kurul onay verseydi, puanları silip, filmi bitireceklerdi ama beceremediler!

Aziz Yıldırım'ın genel kurul üyelerine gönderdiği "Pandora Kutusu" nun fotoğrafı, mum etti tüm bukalemunları.

Red verdiler.

Kurgu bozuldu. Kalamış'ın rüzgarı heybetini artırdı.

Ve B Planı.

Galatasaray Liseli bir CAS Hakimi, malumu bir kez daha ilan etti.
Aydınlar, Ali Koç tüm bunları bas bas bağırmamış gibi, güya bu sebepten, istifa etti.
Ama Fenerbahçe'yi düşürmeye kıyamamıştır, di mi?

Adnan Öztürk'ün emir erleri; Lütfi Arıboğan, İlhan Helvacı ve Ebru Köksal, Fenerbahçeli Başkan'ın altındaki Galatasaraylı kurul başkanları, deşifre oldu.
Tezgah Galatasaray'ın üzerine kalmadan, anında kıvırıverdiler, omurgalarında kalan son kemikle.
Bir anda, Galatasaray Divanı'nın önemli isimleri 4 Temmuz'da yapılması gerekeni yaptı.
Fenerbahçe'nin söylediklerini söyledi, 7 ay sonra!

Ve makas değişti.

Şimdi yeni bir plan var muhtemelen.
Bir kasırga daha gelecek ardından.

100 yıldır siyaseti kullanan güç mü siyasetin oyuncağı oldu yoksa tersi mi?
Yoksa bir Kutsal İttifak da burada mı kuruldu?

Şimdi hiçbir şey olmamış gibi;

Galatasaray etik.
Galatasaray dürüst.
Galatasaray objektif diyecekler.

Ve evet, utanmayacaklar!

Şimdi herkes 4 Temmuz'dan beri Fenerbahçe'nin söylediklerini tekrarlıyor.
Hani şu biz söylediğimizde fanatik, onlar söyleyince objektif olunan..

Merak etmeyin, henüz dilimizdeki tüy bitmedi, filmin sonunda da bizim söylediklerimizi tekrarlayacaksınız!


Bu arada en iyisi siz gelin, ayık kalmak için Goebbels'in propaganda tekniklerini tekrar tekrar okuyalım, çünkü vazgeçmeyecekler!

  • Halkı her zaman ateşle. Asla soğumasına izin verme.
  • Hatalı olduğunu veya yanlış yaptığını asla kabul etme.
  • Asla rakibinin üstün bir yanı olduğunu kabul etme.
  • Asla kendinden başka bir seçeneğe hareket alanı bırakma.
  • Asla kabahat üstlenme.
  • Sadece bir rakibine odaklan ve kötü giden herşeyin suçunu onun üzerine yık.
  • Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.
  • Bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan, halk eninde sonunda ona inanır.

Nokta!

Devamını oku...

27 Ocak 2012 Cuma

Acı yok!




Efsane Rocky serisini izlemeyen yoktur.
Büyük bir Amerika propagandası olsa da; inancın, azmin zaferini daha iyi anlatan bir film yoktur herhalde.

Rocky IV ise serinin içinde özel bir anlama sahiptir, bence.

Rakip bu sefer bir Rus devi, Ivan Drago'dur. Rocky'nin, Ağır Siklet Dünya Boks Şampiyonluğunu elinden aldığı Apollo Creed, Ivan Drago tarafından ringde öldürülünce Rocky intikam için Rus Dev ile Moskova'da karşılaşır.

İki boksöre baktığınızda Rocky'nin Drago'yu, üstelik Sovyet Rusyası'nda, Moskova'da yenmesi imkansızdır.

Maç öngörüldüğü gibi başlar. İnsandan çok dev bir robota benzeyen Drago muhtemelen Rocky'i de öldürecektir ringde.
Rocky adeta dayak yemeye çıkmıştır Drago'nun karşısına. Defalarca knock-out 'un eşiğinden döner, gözleri kararır, çok ağır yaralar alır..
Ama pes etmez!
Drago'dan yediği yumrukların tesiriyle gördüğü halisülasyonlarda "Acı yok" der ona "Mickey" hatıralarında.

Tekrar ayağa kalkar ve kaşını açar Rus Devi'nin. Ivan Drago'nun bir Amerikalı'yı katletmesini seyretmeye gelmiş azgın Rus tribünlerinde bir sessizlik olur önce.

Karşısındakinin de bir insan olduğu ortaya çıkınca, Rocky daha da cesaretlenir ve sazı alır eline.

Ringde konuşan Rocky olur artık. Drago da, tribünler de şaşkındır.
Ve ringde Amerikalı kanı görmek için oraya gelmiş binlerce Rus, Rocky diye bağırmaya başlar bir anda.

Sovyet Rusyası'nda, Moskova'da, tribünler bir Amerikalı'nın adını haykırır.
Vazgeçmeyen, pes etmeyen, kendisinden çok daha güçlü bir deve karşı azmin çığlığı olan bir Amerikalı'nın adını, Rocky'i!

Ve yukarıda tamamını altyazılı olarak izleyebileceğiniz o efsane maç sonu konuşması:

"Bugün burada, benden nefret eden bir kalabalık gördüm..""Bu dövüş sırasında çok şeyin değiştiğini gördüm; sizin hissettikleriniz ve benim hissettiklerim..""Burada birbirini öldüren iki insan vardı, 20 milyonun birbirini öldürmesinden iyidir..""Söylemeye çalıştığım; ben değişebiliyorsam ve siz değişebiliyorsanız, herkes değişebilir!"

Ve bu filmden tam 26 yıl sonra.

3 Temmuz'dan beri linç edilen, dayak yiyen bir Fenerbahçe.
Hergün, her sabah, her akşam; maksadı ve görevi belli azgın çevrelerin provakasyon, manipülasyon ve dezenformasyonlarla katletmeye çalıştığı Şanlı Fenerbahçe!

Geçmişiyle, bugünüyle, 
İnanmaktan vazgeçmeyen, 
Saldırılardan korkmayan,
Provakasyonlara göğüs geren,
Manipülasyonları tek tek savuşturan,
Liderini satmayan,
Tüm hainliklere karşı, rüyasında Lefter'i gören ve "Acı yok!" diyerek direnen Yalnız Fenerbahçe!

Dün, "Drago'nun kaşı açıldı"
Azgın seyirciler şaşkın.

Dövüş bitmedi.
Daha çok savuşturulacak kroşe,
Daha çok kırılacak çene var!

Ama ayağa kalktı Fenerbahçe!

Şimdi "Final Konuşması" nı hayal ediyorum.
Fenerbahçe düşmanlığı, anne sevgilerinden fazla olan azgın seyircilerin, Yaşa Fenerbahçe diye haykırdığı ve Aziz Yıldırım'ın onları bağışladığı, 
Final Konuşmasını!

"Ben değişebiliyorsam ve siz değişebiliyorsanız, herkes değişebilir!"





Devamını oku...

16 Ocak 2012 Pazartesi

1 Taşla 40 Kuş!



Öncelik sırasıyla;


Amaç, TSK ile ticari işbirliğinin aktörlerini değiştirmek miydi?  

Amaç, Aziz Yıldırım üzerinden Fenerbahçe ve Türk Futbolu'nu ele geçirmek miydi?

Amaç, şehirlerin en güzide yerlerindeki büyük stad arazilerini TOKİ marifeti ve yeni stad hayalleriyle istimlak etmek miydi?

Amaç, futbol dünyası üzerinden akan suyu, istenilen kanala dökmek miydi?

Amaç, Trabzonspor üzerinden HES'lere rıza almak mıydı?

Amaç, futbolun popülaritesi üzerinden siyasi rant elde etmek miydi?

Amaç, 2020 Olimpiyatlarını ya da 2020 Avrupa Şampiyonası'nı ne pahasına olursa olsun almak için, "Duble yol" argümanına benzer bir "Arenalar" projesi miydi?

Daha fazlası mı?

Bir tanesi mi?

Birkaç tanesi mi?

Ya da hepsi mi?
Bilmem ama, maşallah, tıkır tıkır işliyor.
1 Taşla 40 kuş misali!



Bakalım Olimpiyat Ateşi'ni kimler taşıyacak?
Şimdi..



   
Devamını oku...

"Şike" Algoritması



Devamını oku...

6 Ocak 2012 Cuma

5 Ocak 2012 Perşembe

Saraydan Masallar


11 yıldır bir masal dinliyoruz.
Herrrr ama heeeer konunun sonunda: "Bizim UEFA kupamız var. Ve tabii bir de Süper Kupamız!."


Allah daha çok versin, gözümüz yok.
Yiyene yedirirsiniz.


Sarayın yeni masalı da malum, şike.


"Hakem hatası!" diyoruz.
"Siz önce kendi pisliğinizi temizleyin!" diyorlar.


"PFDK!" diyoruz.
"Sus len, şikeci" diyorlar.


"Emir'e 3 maç mı, yuh!" diyoruz.
"Şikeci, şikeci!" diye alçalıyorlar.


"2 maç saha kapama mı, peki; oldu, anladık!" diyoruz.
Film bitiyor, başa sarıyorlar.


Yeni bir masal, aynı kısır döngü.


E peki; her boku yiyin siz, sorun yok, anladık biz.


Sizin UEFA kupanız var, biz de şikeciyiz.
Lafı uzatmayalım,
Siz üzerinizdeki insanlık gömleğini çıkarın!


İyi uykular!

Devamını oku...

Emre'nin ağzı!


Evet hırçın.
Evet gergin.
Evet hatalar yaptı.

Sevmeyebilirsiniz. Ki biz de sevmezdik.

Hepsini anlıyorum.

Peki ya açık aramak, maden bulmak, aleyhte kullanmak için; çok açık bir şekilde maksatlı olarak her pozisyon sonunda Emre'nin ağzına saniyelerce zoom yapmak nedir?

Ne istiyorsunuz?
Ne bekliyorsunuz?
Şöyle okkalı bir şekilde ecdadınıza sövmesini mi?

Emre'ye de kızıyorum, sövse ya keşke!


Lig TV, Şansal Büyüka, Musa Çözen;

Bu yapılanın içindeki iyi niyet kaç gramdır?
Peki kalbiniz?
Kaldı mı hiç?


Devamını oku...

Şeytana pabucunu ters giydirenler


"Aziz Yıldırım'ı kurtarma" kapsamında, türlü yaygara ve propagandayla 6222 değişti, diğerleri çıktı, Yıldırım kaldı.


"Fenerbahçe'yi kurtarma" kapsamında, türlü yaygara ve propagandayla 58. madde kongreye geliyor, muhtemeldir ki değişecek ve Fenerbahçe olabilecek belki de en kötü senaryo ile kamuoyunun gözünden düşecek. Diğerleri ise yine işin içinden sıyrılacak.


Ne kadar güzel değil mi?
Doğrudan ve dolaylı olarak kendi menfaatleri için yaptıkları icraatları, yegane düşmanları, filmin şeytan rolündeki aktörü Fenerbahçe üzerine yıkıp, aradan sıyrılıyorlar.


Zavallı Fenerbahçe de anlamsızca savunmaya çalışıyor kendisini.


Kulüpler Birliği Başkanı Yıldırım Demirören camiasından baskı yiyor şu aralar, 58. maddenin değişmesine karşı beyanat vermesi yönünde. 


Bu yazıyı yazdığım dakikalarda Kulüpler Birliği adına açıklama yapılıyor. Dinlemiyor, izlemiyorum. Ben Demirören'in ilk açıklamalarını yorumlayacağım.


Diyor ki Demirören: "Şike yapan düşsün ama teşebbüs edenin puanı silinsin."


58. madde ne diyor peki?: Şike yapan, teşvik veren ve/veya teşebüs eden küme düşer.


3 Temmuz'da haykırdık ya hani; bu, Fenerbahçe üzerinden yapılan bir Aziz Yıldırım operasyonudur diye.


Anlamayan kaldı mı hala?
Anlayıp da kabul etmeyen peki?
Kabul edip de söylemeyen ya da?


Satır arasında diyor ki Büyük Beşiktaş'ın Büyük Başkanı: Bu iddianame bokunda biz de varız, Fenerbahçe zaten linçten kurtulamayacak, düştü; biz bu işten sıyrılalım bari.


58. madde üzerindeki tadilatın ya da affın tek sebebi bu.
Fenerbahçe zaten 4 Temmuz sabahı idam edildi.


Mahkeme kararını beklemeye cesaretleri yok. Küme düşürmeye yetecek tek bir gerçek delil yok.


E ne yapacaklar?


Biraz tadilat, biraz siyaset;


Ölümü gösterip sıtmaya razı edecekler, gibi!


Delilin varsa düşür, hepsini; yoksa bekle mahkemeyi!
Değilse otur, üfle bacağının arasındaki ateşi!


Bok sineği!





Devamını oku...

3 Ocak 2012 Salı

29 Aralık 2011 Perşembe


3 Temmuz'da ne dedik?


"Fenerbahçe şike yapmadı, biz temiziz. 
Aziz Yıldırım'ı sahadan silmek için kendisinin ve çevresinin yaptığı telefon görüşmelerine şüphe sosu döküldü ve paketlendi."


Siz ne dediniz?


"Fenerbahçe şikecidir, Aziz Yıldırım şeytandır."
Tabii siz bunu hep söylediniz. Söylettiler size.











Devamını oku...

26 Aralık 2011 Pazartesi

Kaybedenler Kulübü!


Sorduk; 3 Temmuz'dan bu yana, malum konunun muhattapları mı daha çok beyanat vermiştir yoksa fırsatçı Galatasaray yöneticileri mi diye?


Kanaat getirdik sonra; Galatasaray'ını bırakıp 7/24 Fenerbahçe'yi konuşanların, Fenerbahçe nefreti ya da kompleksi, bırakın Galatasaray aşkını, anne sevgisinden bile büyük.


Hadi üşenmeyin, herhangi bir haber sitesinin arşivini günbegün kontrol edin. Adnan Öztürk ya da Ünal Aysal'ın, doğrudan ya da dolaylı olarak Fenerbahçe aleyhinde beyanat vermediği gün var mı?


Bir de öylesine intizamlılar ki maşallah, tahteravalli gibi, bir Öztürk, bir Aysal konuşuyor. Kesinlikle sırayı bozmak yok. Bu lise geleneği mi yoksa?


Hadi Ünal Aysal Başkan, o kadar botoks yaptırmış, göstermek için bile geçer kamera karşısına, Adnan Öztürk'e ne oluyor arkadaş?


Bir de itiraf edercesine inkar ettiği "Biz fırsatçı değiliz!" söylemi yok mu? Kim sordu sana ki "Biz fırsatçı değiliz!" diyorsun. Unutma liseli, sormadan yapılan fazladan inkar, itiraf sayılır.


Sadri Şener bile bu liseliler kadar konuşmadı yahu, hele ki adamcağızın kupasını vermiyorlar(!)


Benim anlamadığım; Fenerbahçe'nin düştüğü/düşeceği kötü durumdan mı kıvanç duyacaksınız yoksa Galatasaray'ınızın zaferlerinden mi?


Her Allah'ın günü birinizin şike soruşturması hakkında verdiği beyanatları okuyunca, sanki Galatasaray pek de umurunuzda değilmiş gibi de o yüzden soruyorum yanlış anlamayın.


Haa, size bir de tavsiye;


Bir radyo programı yapın siz, ikiniz. Ağzınız boş kalmasın!
İsmi de hazır, hediyem olsun: Kaybedenler Kulübü!!!







Devamını oku...

25 Aralık 2011 Pazar

Şikeli isim tamlamaları ve Rahmetli Goebbels!



Şike Depremi
Şike Operasyonu
Şike Soruşturması
Şike Davası ile başladı;


Şike Örgütü
Şike Yasası
Şikenin Resmi
Transfer Şikesi
Yargıda Şike ile sulandı.


Şikenin Merkez Üssü ile taçlandı,


Ve


Şike Mitingi ile zirveye çıktı.




Dümendeki eksik olmasın buyur etmiş; propaganda yapın, şikeyi daima cümle içinde kullanın ki halkın beynine kazınsın demiş; ki Kaptan pek de haksız sayılmaz. 
Çok eski numaradır bu propaganda; Nazi Subayı, rahmetli Joseph Goebbels'in bugünün pazarlama dünyasında dahi hala kullanılagelen propaganda tarzıdır bizatihi.


Tabii Rahmetli görse bugün yapılan Şike Propagandasını, kemikleri sızlardı ve şöyle derdi:


"Lan oğlum çok belli ediyonuz lan!"




Velhasıl, Goebbels diyor ki:



  • Halkı her zaman ateşle. Asla soğumasına izin verme.
  • Hatalı olduğunu veya yanlış yaptığını asla kabul etme.
  • Asla rakibinin üstün bir yanı olduğunu kabul etme.
  • Asla kendinden başka bir seçeneğe hareket alanı bırakma.
  • Asla kabahat üstlenme.
  • Sadece bir rakibine odaklan ve kötü giden herşeyin suçunu onun üzerine yık.
  • Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.
  • Bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan, halk eninde sonunda ona inanır.
  • Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar. Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır.

Ne dersiniz, tanıdık geliyor mu?
Yok canım?

O kadar da değil, di mi?
Fenerbahçeliyiz ya, komplo teorisi bunlar, safsata öyle değil mi?


11 Eylül'ün ardından Bush ve Sevgili Savunma Bakanı, ulusa seslenirken dakikada kaç kere "Terrorism" kelimesini kullandı biliyor musunuz peki?




Neyse, uyandırmayım, uykunuzu bölmeyim Sevgili Yurttaşlarım.
Uyusun da büyüsün niiiiinnni...








Devamını oku...

Yorumsuz kareler #46

Devamını oku...

23 Aralık 2011 Cuma

Biz soykırım da yapmadık şike de; ya siz?


Sözde Ermeni Soykırımının reddedilmesini suç sayan yasa tasarısı Fransa meclisinde onaylandı. Film koptu. Kılıçlar çekildi.


Ne diyoruz biz?
Biz soykırım yapmadık!


Peki itirazımızı konuyla alakadar olan hangi ülke kabul ediyor?
Maalesef hiçbiri.


Yanımızda kim var?
Maalesef hiç kimse.


Bu iddiaların menşei neresi?
Ermenistan.


En büyük destekçisi ve propaganda kaynağı?
Fransa.


Avrupa Birliği'nde yürüyen lobi faaliyetleri, Amerika'nın iki tarafı da karşısına almak istemeyen tavrı ama % 51 de olsa Ermenistan tarafında olması.


Sözün özü tek başımızayız bu hiçbir faydası olmayan geçmişi aklama serüveninde.


Tıpkı Fenerbahçe gibi.
Tıpkı Fenerbahçe'nin aleyhinde yürüyen iddiaların menşei ve propaganda kaynağı gibi.


Hangi modda şu anda Türkiye? 
"Biz soykırım yapmadık!"
"Fransa önce Cezayir'de ve diğer Afrika ülkelerinde yaptıklarına baksın!"
"Sömürgeci Fransa!"
Vs..


Hangi modda şu anda Fenerbahçe?
"Biz şike yapmadık!"
"Trabzonspor şikenin alasını yaptı ama dinlenmedi ve/veya hasır altı edildi!"
"Amaç Aziz Yıldırım'ı bitirmek!"
Vs..


Gördüğünüz gibi, propaganda her yerde.
Maruz kalanlar ve dümeni tutanlar.
Eskiden silahla yapılan koltuk/para/toprak kavgaları artık siyasetle medya üzerinden yürüyor. Ve tüm aktörler bu oyuna alet oluyor. 


Her propaganda bir amaç uğruna.
Her birinin sonunda bir kurban daha.


Fenerbahçe'yi bir kalemde silen Türkiye, kendini nasıl savunacak bakalım şimdi!
Benim/bizim içim/içimiz rahat.


Soykırım da yapmadık şike de!





































Devamını oku...

21 Aralık 2011 Çarşamba

"Hoşgeldin Rasim!"



Mehmet Ali Aydınlar; Acıbadem Hastaneleri Sahibi. Fenerbahçe ve Futbol Federasyonu yöneticilikleri yapmış spor adamı.
Yukarıdaki kimlikten tabiri caizse bir "kalite" bekleriz herhalde değil mi?
Aşağıdaki notu okuyalım bi önce:

"Geçen Cuma Beyaz TV’de Dinamit var, Kütahyalı ve Ümit Zileli… Ortada Kütahyalı yok, Zileli konuşuyor… Bi 1 saat geç geldi… Yurtdışındaymış, gecikmiş..
 Girdi, bi 10 dakka oldu telefonu çaldı… Arayan Mehmet Ali Aydınlar… ”Saolun başkanım, teşekkür ederim, hoş bulduk… Şu an canlı yayındayım” vs… Meğer freeshopta bi kadın yardımcı olmuş Kütahyalı'ya… O da Aydınlar'ın eşi çıkmış, öyle haberdar olmuş Aydınlar.. Hoşgeldin demek için aramış…
 Bu adamın bir hastaneler zinciri sahibi olması trajikomedi…"


Kütahyalı 30 yaşında.
Ne olduğu, nasıl popülarite kazandığı ve hangi amaca hizmet ettiği ortada.
"Özgürlüğün çarpıntısı" yazıyor web sayfasında.


Aydınlar ise hastaneler sahibi, profili oldukça yüksek bir iş adamı. Bir dönem Fenerbahçe'de yöneticilik ve sponsorluk yapmış Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı.


Sami Çölgeçen mevzuu için canlı yayında Kütahyalı'yı aramasını yadırgamıştık. Ama yukarıda anlatılan anektod içler acısı.


Tabii öncelikle akıllara Kütahyalı ile Aydınlar'ı bu kadar birleştiren, hal hatırdan öteye götüren şey nedir sorusu geliyor.


Bilemeyiz. Yorum yapmayalım.


Ama biz şu kısmı pekala yorumlayabilliriz.


Aydınlar gibi bir adamın Kütahyalı ile ne işi olur?
Cep telefonunda numarasının olması bile garip karşılanabilecekken, canlı yayınlarda araması, Türkiye'ye hoş geldin yağlaması ne içindir?


Yükseldikçe alçalırmış bazen insanlar.
Bu kadar kolay mı?


Neyi temsil ediyor bu 30 yaşındaki "Özgürlüğün Çarpıntısı" ?










Devamını oku...